deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2017

HIZIR HAKKINDA SORULAR


HIZIR HAKKINDA SORULAR
M.Uysal


1- Bizi Allah mı yarattı, Hızır mı?
Allah yarattı.

2- Allah'ın yardımcıya ihtiyacı var mı?
Yok.

3- Allah'ın ortağı var mı?
Yok

4- Başımız dara düştüğünde Allah'tan mı yardım isteyeceğiz, Hızır'dan mı?
Allah'tan.

5- Her yerde hazır ve nazır olan yani bizi sürekli görüp gözeten ve her an her yerde olabilen Allah mı Hızır mı?
Elbette Allah.

6- Allah son Rasül olarak Hz. Muhammed'i gönderdi ve O'nun getirdiklerinden sorulacağız. Hızır bize bir şey getirdi mi, bundan hesaba çekilecek miyiz?
Elbette hayır.

7- Hızır'ın bir cenneti veya cehennemi var mı?
Yok.

8- Allah ve Rasulü bize Hızır'la ilgili bir sorumluluk yükledi mi?
Hayır.

9- Vahiy bize Hızır ile ilgili bir bilgi ve sorumluluk verir mi?
Asla.

10- Hızır sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarabilir mi?
Bunu sadece Kur'an yapabilir.

11- Hızır size hidayet verebilir mi?
Bunu sadece Allah yapabilir.

12- Hızır sizin yaşamınız ve ölümünüzle ilgilenir mi?
Hayır.

13- Hızır size bir vaatte bulunabilir mi?
Hayır, sadece Allah vaadine sadıktır.

14- Hızır’ın sizin başınıza gelecek olan şeylerden haberi var mıdır?
Hayır, bunu sadece Allah bilir.

15- Bize örnek olarak Rasülullah mı gönderildi Hızır mı?
Elbette Rasülullah.

16- Kulunu her daim gören ve her daim yardımına hazır olan kimdir?
Allah.

17- Bizim dostumuz (Mevla) ve yardımcımız kimdir?
Al-i İmran suresine göre Allah’tır.

18- Fatiha suresinde “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” Dediğimiz kimdir?
Allah.

19- Allah’a ve Rasulüne itaat emreden ayetlerde Hızır’a itaat var mıdır?
Yok.

20- Hızır’ın kutsal olduğunu Allah mı Rasulü mü söylemiştir?
Kimse söylemedi.

21- Allah, benimle birlikte Hızır’a ve evliyalara da dua edip yalvarın, dedi mi? Hatta Rasülullah’a yalvarıp O’ndan yardım isteyin, dedi mi?
Asla demedi.

22- Allah’ın bize verdiği haberlere mi inanalım yoksa atalarımızın yazdığı kitapların verdiği bilgilere mi?
Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?

Bütün bunlara rağmen sevgili kardeşim sen bu kutsallaştırmayı hangi delile dayanarak yaptın ve neye göre kim olduğu bile belli olmayan muhayyel bir şahsı kutsal ilan ettin?

Sevgili kardeşim Allah seni Hızır ile ilgili asla sorumlu tutmayacak ve bunu imanın da ahlakın da konusu yapmayacak. Yalnız, sen Allah’ın hakkında delil indirmediği bir muhayyel şahsı tanrı seviyesinde kutsallaştırır ve ondan yardım umarsan yahut en azından bu insanüstü güçlerin onda var olduğuna inanırsan sana fena bir hesap sorulur mu? Evet…

******
30 Mart 2020 Tarihinde ekleme.
Alıntı: 
Osman Çavuş
HIZIR(AS)'IN HAYATTA OLMADIĞINA DAİR FLOOD [DELİLLERİYLE] Halk arasında her ne kadar Hızır(as) hakkında bir takım rüyalar, rivayetler anlatılsa ya da olaylar yaşandığı iddia edilse de Buhârî, İbn Hacer, İbnü'l-Cevzî vs. hadîs alimlerinin ekserisine göre Hızır(as) YAŞAMAMAKTADIR!
Hadîs alimleri bu konuyu dört ana başlık altında incelemiştir. 1. Kur'an-ı Kerim'e Muhalefet 2. Sahîh Sünnete (Rivayetlere) Muhalefet 3. Muhakkik Ulemânın Ekserisine Muhalefet 4. Akla Muhalefet Uyarı: Keşif, rüya, zuhurat ya da hayallerin hiçbirisi dinde delil değildir.
Giriş: Hızır(as)'ın ismi, babasının ismi, nesebi, ömrü ve peygamber olup olmadığı hakkında birçok tartışma vardır, bizim konumuz bu değil. Buhâri ve Müslim başta olmak üzere birçok hadîs kitabında Kehf Suresi'ndeki "ilim öğretilen kulun" Hızır(as) olduğu geçmektedir.
Hızır(as)' hakkında Ehl-i kitaptan gelen nakiller ve uydurulan birçok rivayet vardır. Bu sebepten dolayı insanlarımızın birçoğu buna inandırılmıştır. Hızır(as)'ın ölümsüzlük suyu(âb-ı hayat) içtiğine dair rivayetler bizim kitaplarımızda geçmeyen, isrâiliyat olan rivayetlerdir.
1- Kur'an'a Muhalif Olması "Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?" (Enbiya Suresi 34) Bu ayette de görüldüğü üzere hiçbir kimseye ölümsüzlük verilmemiştir. İstisnası varsa bile elimizde hiçbir makbul rivayet yoktur.
2- Sahîh Sünnete (Rivayetlere) Muhalefet *Rasûlullah(sav): Yüzüncü sene başında, sizden yaşayan hiçbir canlı kalmayacaktır. (Buhârî) *Rasûlullah(sav): Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene sonra ölmemiş olsun. (Müslim) *Musa yaşasa bana tâbi olurdu.(Ahmed)
Ebû’t-Tufeyl isimli sahabî, hicretin 3.senesinde doğduğu kabul edilmektedir ve bu hadîslerde de söylendiği gibi yüzüncü senenin başlarında ölmüştür. Ebû’t-Tufeyl ölen son sahabî olarak kabul edilir. Hadîslerin hiçbirisinde Hızır(as) istisna edilmemektedir.
Ayrıca Hızır'ın Efendimiz(sav) ile görüştüğü, tabi olduğu ya da savaşlara katıldığına dair hiçbir rivayet bulunmamaktadır. Zira Bedir savaşına katılanların tamamının adı bilinmektedir. Öyle ise Hızır(as)'ın adı nerededir? Hızır yaşasaydı Efendimiz'e tabi olması bilinmez miydi?
3- Muhakkik Ulemânın Ekserisine Muhalefet *Buhârî'ye Hızır(as)'ın yaşamı hakkında sorulunca "Yüzüncü sene başında, sizden yaşayan hiçbir canlı kalmayacaktır." hadisini okumuş ve yaşamadığını söylemiştir.
*Ebû Hayyân da eğer yaşasa Efendimiz'e ittiba ederdi diyerek inkar etmiş ve cumhurun öldüğü görüşünü kabul ettiğini aktarmıştır *İbnü'l-Cevzî, İbrahim el-Harbî, Ebû Bekir b. el-Arabî, İbn Hacer eğer yaşasaydı Efendimiz'e tabi olmak zorundaydı diyerek yaşadığını inkar etmiştir.
İbn Hacer, buna karşı çıkmıştır ve bunun doğru olmadığını söylemiştir. el-İsâbe'de rivayetlerin tamamını inceleyen İbn Hacer, rivayetlerde hataların ve bazı yalancı ravilerin bulunduğunu dolayısıyla delil olamayacağını söylemiştir.
4- Akla Muhalefet *Yuhanna'da geçtiğine göre bugün 6000-7000 yaşlarında olması gerekir ki bu Sünnetullah'a da muhaliftir. *İlk insanların boylarının çok uzun olması ve günümüzde bu boyların gittikçe kısalması. *Nuh(as)'dan önce yaşadıysa gemiye bindiğinin aktarılmaması.
*Böyle mucizevi bir yaşamın Kur'an'da geçmemesi. *Efendimiz(sav)'in bundan haber vermemesi. *Hızır(as) hakkında anlatılanların sadece hikayeler olması. Son olarak İbrahim el-Harbî'nin şu sözü ile bitiriyorum: "Bu fitneyi insanların arasına ancak şeytan atmıştır!"
Mevzûat kitaplarında Hızır(as) hakkında -Hıdırellez gibi-uydurulan birçok rivayet bulunmasına rağmen meselenin iyice anlaşıldığını varsayarak onları aktarmıyorum. DİNİMİZDE HÜKÜMLER, rüya, zuhurat, keşif ve hayaller ile değil, AYET VE HADİSLER İLE SABİT OLUR! velhamdülilâh...


31 Mayıs 2016

Yaz Tatili ve Çocuklar

Yaz Tatili ve Çocuklar
M.Uysal
Yaz gelince herkeste bir telaş...
Bazı aileler çocuklarının dini eğitim alabilmesi için neler yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu aileler çoğunlukta. Hükümet bu yönde adımlar atılmasını istiyor. Bütün dernek ve vakıflar deli gibi çırpınıyor. Diyanet dört koldan yalvarırcasına çocukları çekmeye çalışıyor. Helal olsun.
Hedef ne? Çocuklara yaz boyunca dini eğitim verebilmek ve onlara hoşça tatil yaptırabilmek, sıkmadan.
Diğer yanda neler oluyor bakalım...
Belediyeler devreye giriyor ve derneklerin, vakıfların, Diyanet'in vb. yerlerin dini eğitimleri gibi faaliyetlerinin karşısına çocuklar için daha cazip etkinlikler ile çıkıyor.(Yerelde değil geneldeki uygulamalara bakınız.)
Siz çocuk olsanız, Belediyelerin alafranga ve son derece çekici olan etkinliklerine mi gidersiniz yoksa diğerlerinin din eğitimine mi?
STK'lar ve Diyanet ne yapsın şimdi? Bale kursu da mı açsın, yüzme eğitimi için havuz mu kiralasın, tenis kortu mu yaptırsınlar, belediyeler gibi yatırımlara mı girsinler?
Yok canım... 
Belediyeler bunları yapmasınlar mı peki? 
Yapsınlar tabi. Benim derdim belediyelerin hükümetin program ve hedeflerine uzak kalmaları değil. Derdim, ailelerin tercihi.
Bilmiyorum, kimin hangi şey umrundadır. Tercih yapacaksınız ve bu tercihleriniz geleceğiniz olacak. Siz bilirsiniz. Ben olsam çocuğumu skydive ve sörf takımına yazdırırdım. Hatta hafta sonralarında golf ve bocce takımlarına katılması için destek olurdum. 
Ailelere tavsiyem...
Çocuklarınızı kesinlikle dinden soğutmayın yeter. (Çocuk nasıl dinden soğutulur eğitimi var.)
Namazı ve Kur'an'ı siz severseniz onlar da sevecektir. Gerisi boş. 
Yaz için yaptığınız programların arasında 10 dakika Kur'an ve namaz sevgisi de ekleyin gerisi gelecektir. 

25 Nisan 2016

FOTOĞRAF SORUMLULUKTUR

Fotoğraf Sorumluluktur
M.Uysal
Artık çok fazla fotoğraf çekiyoruz. Herkes her yerde fotoğraf çekiyor. Bu işin bir sorumluluğu olmalı. Bilinçle yapılmazsa sorun olarak büyüyebilir.
  • Dijital veriler silinmez. 
Sabit diskinizde, telefon hafızasında veya hafıza kartınızda bulunan görüntüler de dijital verilerdir. Siz silseniz bile geri getirilebilir. En iyisi çekmekmektir.
  • Başkasının görmesini istemediğiniz fotoğrafı asla çekmeyin!
    Fotoğraf çekildikten sonra kaydedilecek, belki istemediğiniz birinin eline geçecek, belki paylaşılacak... Fotoğrafın gidişatını artık dijital dünya belirleyecek.
    • Paylaştığınız fotoğrafın kimlere ulaşacağını siz belirleyemezsiniz.
    Siz sadece 3 arkadaşınız için paylaşsanız bile kopyalama yöntemi ile milyon kişiye de ulaştırılabilir.
    • Fotoğraf yok edilemez.
    Dijital olarak kaydettiğiniz fotoğrafı özellikle de internete yüklediyseniz yok edemezsiniz. 100 yıl sonra bile hiç eskimeden durur. (Yani yaşınız ilerleyince utanacağınız şeylere dikkat edin.)
    • Fotoğraf değiştirilebilir, üzerinde oynama yapılabilir.
    Photoshop vb. programlar ile fotoğrafınız o hale getirilebilir ki, siz bile inanırsınız montaja.
    • Fotoğraf bağlamına göre anlam kazanır.
    O yüzden kafanıza esen her şekilde poz vermeyin. Sizin yüklediğiniz anlamın dışında da anlamlar yüklenebilir bunu siz engelleyemezsiniz.
    • Fotoğraf çekilirken girdiğiniz şekil her yerde aynı anlama gelmiyor. 
    Zira dünya ergenlerden veya sizin kabileden

    12 Nisan 2016

    ÖLMEYECEK OLAN ALLAH'TIR

    ÖLMEYECEK OLAN ALLAH'TIR
    M.Uysal
    F.Gülen, A.Kuytul ve daha nice tasavvuf falan filanı...
    Ve siz!
    Rasulullahın ölmediğine inanıyorsunuz.
    Onun hâlâ bu dünyaya tasarruf ettiğini düşünüyorsunuz.
    Kiminiz olimpiyata çağırıyor, kiminiz mitinge getiriyor, kiminiz günde 70 kez görüşüyor, kiminiz savaşa getiriyor, kiminiz fazladan tabak koyuyor sofrasına.
    Müslümanların kafasını asıl karıştıranlar sizsiniz. Allah, Kur'an ile rasulünün de öleceğini bildiriyor, sahabe öldüğüne kani, hatta hiç müdahale etmemiş ilk 100 sene... Sonra ne olduysa (İslam tarihi felfese ile tanışma ve siyasi ihtiraslar) piyasaya sizin dedeleriniz/atalarınız çıktı. Dediler ki, o ölmedi amellerimiz rasüle arz ediliyor. Salavatlar ona arz ediliyor... Siz bu işleri ona gördürürken diğerleri olimpiyata getiriyor işte. Ne var bunda şaşacak? Mitinge getiren ne kadar sapkınsa ölmediğine inanıp savaşa getiren ve tanrılar konseyine imam yapan da aynı. Sofrasına fazladan tabak koyan nasıl sapkınsa konser salonuna geldiğini söyeyen de aynı.
    Siz bir tek olimpiyata ve mitinge gelmesine mi şaşıyorsunuz? Bence dönüp peygamber ve tanrı bilginizi gözden geçirin.
    Kur'an'a iman edenler için söylüyorum: Rasulullah öldü. O da bizim gibi bir beşer ve ölümlü. Onun nurdan tanrı nurundan kopup geldiğini (yaratılma değil) dolayısıyla nur olduğunu falan bir kenara koyun bu yalanı Plotinus ve takipçileri düşünsün. O da bizim gibi diriltilecek ve hesaba dahil olacak. Muhakkak onun hesabı bizimki gibi çetin olmayacak zira o vahye muhatap oldu ve üstün bir ahlak sahibiydi. Birileri peygamber tasavvurunuz ile oynayıp size dilediği gibi yöne veriyor. Buna izin vermeyin. Madem kutsal ilan ettiğiniz bir hafta bile var bu vesile ile Rasulullah'ı da Kur'an'dan öğrenmeye başlamalıyız.


    • Âl-i İmrân  144 
       (Medenî 89)     Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.
    • A’râf  6 
       (Mekkî 39)     Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
    • Mâide  109 
       (Medenî 112)     Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
    • Kehf  110 
       (Mekkî 69)     De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlah'ınızın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.

    07 Mart 2016

    Teşekkür Yazısı

    Teşekkür Yazısı
    Teşekkür ile başlayalım...
    Yazılarıma epey ara vermiştim kişisel sebeplerden dolayı. Tekrar başlayalım.
    Teşekkür ile başlayalım.
    Tavşanlı Belediyesi son dönemde epey güzel iş yapıyor. Yaptığı güzel işler için teşekkür ediyorum. Sayın vekilimize de teşekkür ediyorum şehrimize katkılarından dolayı.
    Özellikle son konser vesilesiyle yazıyorum bu yazıyı. Konser, şef İbrahim Harmancıklıoğlu tarafından sunuldu. Muhteşemdi. Emeği geçen herkesi kutluyorum. Bu tür çalışmaların devamı gerekiyor. Yeşilçam şarkıları ile çıktılar karşımıza ve çok da profesyonelce yaptılar işlerini. Sonrasında türküler olur, başka şeyler olur bu tür güzel konserlerin devamını bekliyoruz. Belediyemizin nihayet kültür müdürlüğünün kurulmuş olması çok dikkate değer. KÜLTÜR VE SOSYAL İŞLER MÜDÜRÜLÜĞÜ Tavşanlı'ya çok büyük hizmetler yapacaktır. Aziz Solmaz Beyin şahsında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyorum. Ben belediyelerin bütçelerinin en azında binde yedisini bu işlere ayırması gerektiğini düşünüyorum. (70 milyonun binde yedisi 490 bin eder.)
    Ada Mahallesi ve İstasyon Mahallesi sakinlerinin ve Tavşanlılıların büyük çilesi olan tren yolu hemzemin geçidinin de ele alınması gayet yerinde. Umarım çabuk biter.
    Suyun kaynağından alınması da öyle. Kaynak suyu içmek için gün sayıyoruz.
    Arıtma tesisi ile temiz bir çevreye büyük katkı sağlayacağız.
    Hepsi için teşekkür ederim.
    Bu kadar yeter.
    Sadece eleştirmek için yazılmaz ama sadece övmek ve teşekkür etmek için de yazılmaz.
    Bundan sonra yazacaklarım bu teşekkür yazısı ile değerlenlendirilsin isterim. (Tarzımı bilenler ne yapacağımı kestireceklerdir.)
    Şehrimize yapılması planlanan 3 adet anıtla ilgili de söyleyeceklerim var. Sonraki yazıya saklıyorum. 

    09 Ocak 2016

    DİYANET ATALAR DİNİNİN KURBANI OLDU

    DİYANET ATALAR DİNİNİN KURBANI OLDU

    Mustafa Uysal
    Bu soruya gerçekten Diyanet cevap verseydi, şöyle demeliydi: Kardeşim, git bir tedavi ol ve Allah ile bağını kontrol et, imanını yenile!
    Ama, hayır. Biz atalarımızın kurduğu dini hükümleri dondurduk ve artık aklımızı kullanmayacağız. Allah da bizi böyle pislik içinde rezil bir şekilde bırakacak. Kanun böyle, aklını kullanmayan pislik içinde kalır.
    Mehmet Akif gibi,
    “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,
    Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı”
    Diyemediğimiz için ve eskileri neredeyse sorgulanamaz rabler ilan ettiğimiz için başımıza daha terörün her türlüsü ile böyle rezaletler gelmeye devam edecek.
    Diyanet, korumaya çalıştığım veya beğendiğim bir kurum falan değil. Dini tekeline alan bir yapı. Elbette devleti kurup her şeyi tekel altına alanlar tarafından icat edildi. Diyanet'in halini biraz düzeltmiş olması,

    27 Aralık 2015

    BİR RÜYA VESİLESİ İLE

    BİR RÜYA VESİLESİ İLE
    Mustafa Uysal
    Tayyar-ı Tutî Hazretleri anlatıyor...
    Hadis kitaplarını sıkça okur idim. Yine bir gün okumaya başladığım Nevevi'nin bir hadis derlemesi vesilesi ile günlerimi geçiriyor idim. (Riyazüs-Salihin) Hocalarımdan işittiğim bir şey hep aklımı kurcalıyordu. En çok hadis rivayet eden ravilerimizden Ebu Hureyre'nin durumu epey aklıma takılıyordu. Kendisinin rivayet ettiği hadisler hep dikkatimi çekiyor ve üzerlerine haşiyeler yazıyor, işaretler koyuyordum. Rivayet ettiği hadisler genellikle ya hepten büyük vaatler içeriyor yahut tümden büyük cezalar içeriyordu. Üstelik vaat ettiği büyük mükafatlar karşılığı ya minik bir hayır oluyor ve vaat ettiği büyük cezalar da küçük bir günah karşılığı oluyordu. Bu durum diğer ravilerde pek sık görülen bir durum değildi. Ebu Hureyre'nin, Allah'ın rasulü ile az bir müddet kalmış olması, Hz. Ömer'in kendisine rivayet yasağı getirmesi hatta darp ettiği

    22 Aralık 2015

    MUTLU ÖLÜM, KUTLU DOĞUM

    MUTLU ÖLÜM(!), KUTLU DOĞUM
    Mustafa Uysal

    Daha birkaç gün önce bir ölümü andık. (Bazıları kutlama diyor, zira şeb-i arus. Gelin gecesi, düğün gecesi.) Bugünlerde bir doğumu kutluyoruz. (Peygamberimizin doğumu.)

    Basit soruyu soralım: Celaleddin-i Rumi’nin ölümünü anıyoruz da Peygamberimizin ölümünü niye anmıyoruz?

    Bu soruyu hemen geçiniz, üzerinde durmayınız. Zira mesele bu değil.

    İki ölümü kıyas edelim şimdi…

    Mevlana ölümünü şeb-i arus yani gelin gecesi ilan etmiştir. Kendinden son derece emindir. Rabbi onu güzel karşılayacaktır(!) Ölüm, hayatı boyunca beklediği mutlu son olacaktır. Böyle kocaman bir umut ve iddia vardır ortada. (Havf ve reca sadece biz avam içindir sanki.)

    Peygamberimiz son demlerini yaşamaktadır. Son sözleri nedir peki? Şahadet parmağını yukarı kaldırdı; “Yüce Dosta" dedi ve ruhunu teslim etti. Evet, birçok rivayet bu şekilde… Kelime-i tevhit falan yok. Bazıları rivayetlere dahil etmeye çalışmış ama olmamış. Onun hayatının tamamı şahit zaten. Son anında değil bütün hayatında istenen bir şey tevhit ve şahadet. Ki, biz şahidiz onun hayatı Allah içindir. Bazıları son anda şahadet ile ölme garantisi ister dualarında. Oysa Allah bütün hayatınızı şahit tutmanızı ister.

    Mevlana bütün insanların (Sadece Müslümanların değil, hemen bütün insanların.) gözünde değerli biridir. Peygamberimiz sadece

    11 Aralık 2015

    YORUM FARKI

    YORUM FARKI
    Mustafa Uysal
    "Mümin mescitte sudaki balık gibidir. Sudaki balık gibi zevk içindedir, camiden çıkmayı istemez. Mesciddeki münafık da kafesin içine sıkışan kuş gibi, kaçmaya çalışır." Hadis
    Müftü Bey vaazda bu hadisi okudu ve yorumladı...
    Konu nereden oraya geldi hatırlamıyorum ama vaazın sonlarına doğru bu hadisi okudu ve okurken epey yorumladı. Mescitlerde rahatsız olanlar kalplerinde hastalık bulunan ve tedavi olması gereken kişilermiş ve inşallah tedavi olurlarmış. Amin.
    Buraya kadar bir şey yok. Yalnız Müftü Bey öyle bir yorumladı ki konuyu neredeyse imamların dokunulmazlığı ve asla eleştirilemezliğine kadar getirdi. Verdiği örnek aynen şöyle: Yok imam uzattıydı yok şunu dedi falan bunun gibi şeylerden rahatsızlık duymayın. Hatırımda kalanlar kelime kelime değil elbet ama bu minvaldeydi. Birden kendimi hastalıklı bir münafık gibi mi hissetmeliydim acaba? Zira bu yorumdan çok rahatsız oldum. Mescitlerde gayet rahatım ve ferahladığımı hissederim. Burada sorun yok. İyi peki, sorun nedir? Sorun şu ki, imamlardan rahatsız olursam münafık ve kalbi hastalıklı mı olacağım bu durumda? Elbette hayır. Keşke bu hadisi yorumlarken araya birçok alakasız koruma kalkanı girmeseydi. 
    Medrese eğitimi almadım ama bu hadisin imamın eleştirilmezliğine bağlanamayacağını gayet iyi biliyorum. Zira Hz. Ömer bile, cuma hutbesinde üstelik, eleştirilmiştir.
    Müftü Bey bu hadisi yorumlarken, bu hadisin ana konusunun münafıkları ilgilendirdiğini ve mescitten değil de imamdan rahatsız olmanın bu kapsama girmediğini biliyor. Hüsn-ü zan ile biliyorum ki, tamamen alakasız olan bir konuya başka bir şeyi ifade etmek için girmiştir. Ancak sonuç itibariyle rahatsızlık verici bir yorumla sonuçlandı.
    Bu vesileyle imamların illa eleştirilmesi gerektiğini söylemiyorum. Gerekirse eleştiri hakkımı saklı tutuyorum ve bu hakkın beni münafık tabiatlı yapmayacağını da gayet iyi biliyorum. Mescitlerde bulunmaktan rahatsızlık başkadır mescitlerde olan şeylerden rahatsızlık duymak başka şeydir. İki konuyu harmanlamak haksızlıklıktır.

    27 Ekim 2015

    Muhalefet Liderlerine Açık Mektup

    Muhalefet Liderlerine Açık Mektup
    Mustafa Uysal
    Sevgili muhalefet partilerinin liderleri...
    Demokrasimizin artık gelişmişlik düzeyini hemen hemen yakaladığı bu zaman diliminde sizden çok şey bekliyoruz. Özellikle demokrasimize verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ediyoruz. Siz sayın muhalefet partileri liderlerine çok ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz aynı zamanda. Ülke yönetimlerinin daha iyi, daha doğru ve hızlı çalışabilmesi için muhalefete her zaman ihtiyaç olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere teşkilatlanıp çalışmak her türlü takdirin ötesindedir.

    Demokrasimiz ve cumhuriyetimiz aynı yaşta değildir kuşkusuz. O yüzden çok fazla geçmişi kurcalamak da istemiyorum. Bugün muhalefet olmanın değer ve erdemlerini sıralayacak da değilim. Sizlerden beklediklerimizi aktarabilmek için bu mektubu yazdım ve

    06 Ekim 2015

    BUHARİ ÜZERİNDEN MANTIKSAL ÇIKARIMLAR

    BUHARİ ÜZERİNDEN MANTIKSAL ÇIKARIMLAR
    Mustafa Uysal


    “Buhari çökerse İslam çöker…” İhsan Şenocak ve onun gibi düşünen bütün hocalar ve onlara inananlar.

    Mantıksal çıkarım için bir hüküm cümlesinin olması yeterlidir.
    Bakalım bu hüküm cümlesi aslında ne demek istiyor? Bakalım bu hüküm cümlesinin içinden başka hangi hükümler çıkarılabilir?

    1- Buhari çökerse İslam çöker, öyleyse İslam Buhari ile var olmuştur.
    2- Buhari çökünce İslam da çökerse İslam’ın varlığı Buhari’ye dayanmaktadır.
    3- Buhari çökünce çökecek olan bir İslam ancak Buhari ile var olacağına göre Buhari olmasaydı İslam olmayacaktı.
    4- Buhari olmasaydı İslam diye bir din olmayacaktı.
    5- İslam kendiliğinden çökerse Buhari de göçmüş sayılmaz. Bu durumda

    SAVAŞIMI ÇALDIN BARIŞ İSTEME BENDEN!

    SAVAŞIMI ÇALDIN BARIŞ İSTEME BENDEN!
    Mustafa Uysal
    Benden barış isteme artık…

    Bende olmayanı sana veremem.

    Bende barış yok, barış sende zira sensin beni vuran!

    Benden artık asla barış isteme! Her barış istediğinde senin bana yaptığın gibi canına kastedeceğim. Benden her barış istediğinde seni tarihin bile değil çöplüğün kenarına gömmek için elimden geleni yapacağım.

    Buraya kadarmış. Bana barış masallarını buraya kadar anlatacaksın. Barış diye diye beni soyup soğana çevirdiğin, ezip rezil ettiğin buraya kadar! Barış için yalvaracaksın ama ben veremeyeceği çünkü bu bende olmayan bir şey. O senin. Barış senin unuttun mu? O masal senin unuttun mu? Benim yurdum sadece burası değil, hem doğduğum yerde hem de bütün dünyada ölüm benim, barış senin. Sen artık benden barış falan isteme, benden ölüm iste. Beni yenebilirsen işte o zaman barışı da üzerime kusarsın ve çeker gidersin. Yenemezsen ama… Ama yenemezsen seni o barışınla birlikte gömerim.

    Gözümün içine baka baka evladımı öldüreceksin, coğrafyamı kan gölüne çevireceksin, ekonomimi yerlerde süründüreceksin, etrafıma ateş çemberi çekeceksin ve benden barış isteyeceksin! Alçak, namussuz sen değil sahibin gelsin onun eline vereceğim barışı! Sırtımızda bir koca devlet yıkıp yine sırtımızda bir küçük

    02 Ekim 2015

    Ne Verirsen Ver

    'Ne verirsen ver'in fiyatı?
    Mustafa Uysal
    Çoğunlukla iyi niyetin, önemsizliğin bir göstergesi gibi durur; değildir. Zulümdür. Ne verirsen ver, sözü bir zulüm ve aşağılamadır. Aslında işi yapan, yaptığı işin çok da önemli olmadığını, para da istemediğini belli etmeye çalışır. Yine de yani biraz para verilse iyi olur, anlamındadır. Tam çözümlemesi şöyle: Ne verirsen... Sonuçta ver de ne olduğu önemli değil. Son kelime "Ver!" şeklindedir. Sonuç olarak kesinlikle bir istek vardır. Vereceksin ama bedeli sen belirleyeceksin. İntikam alır gibi...
    Borcumuz ne kadar, sorusundan sonra gelir bu cevap çoğunlukla. Zaten biz, yapılan işin ne değerde olduğunu bilsek doğrudan ödeme yaparız yahut o işin değerini öğrenebileceğimiz bir çare ararız. Yapılan

    21 Eylül 2015

    KİTAP, RADYO VE KUŞLAR

    KİTAP, RADYO VE KUŞLAR
    Mustafa Uysal
    Bir kitap aşığı olarak Mehmet Aydoğan’dan bahsetmek istiyorum size…

    Hayatında radyo, kitap, dergi ve aile var. Bütün gündemini bunlar belirliyor.

    Aile üzerine sürekli araştırmalar yapıyor ve okumalarını son zamanlarda bu konuya teksif etmiş durumda. Kendisiyle tanışalı epey oldu. Arada görüşüyoruz ama her görüştüğümüzde derin bir iz bırakıyor bende. Geçen günkü görüşmemizde yine okuduklarından bahsetti. Aile ile ilgili o kadar geniş bir arşivi var ki… Bu konu üzerinde toplamadığı kaynak kalmamış neredeyse. Hayatı okuyarak ve radyo

    16 Eylül 2015

    Başlıksız

    Başlıksız
    Mustafa Uysal
    Daha önce yazdım ve Tavşanlı'nın âlî menfaatlerine dokunduğunu falan söylediler...
    (Bu sitede var yazdıklarım. 2011 yılı Kasım ayına ait arşiv bölümünde.)
    Bakalım bu kez bu âlî menfaatlerin üstüne kusmadan diyeceklerimi ifade edebilecek miyim...

    Bugün, bir arkadaşımla birlikte, olumlu yahut olumsuz bir cevap beklemediğimiz, iki dakikalık (120 sn.) bir görüşme için oraya gittik. Gerekli şeyleri zaten yapmıştı arkadaşım, sadece kendisini göreceklerdi.

    Güvenlik aradı, yok. Aradı, beklesinler cevabı geldi. (Sebep belirtilmedi.) Yarım saat geçti. Aradı, beklesinler... Bir saate yaklaştı. Biz gidiyoruz, çok da önemli değil, dedik öfkeli ve hoşnutsuz... Kibar adamlar kapıdakiler. Bir daha aradılar, gelsinler, dendi. Kimlikleri veriyorduk ki, hemen ardından, gelmesinler, dendi.

    13 Eylül 2015

    KAVGA ETMEK İÇİN TANIŞMAYA GEREK YOK!

    KAVGA ETMEK İÇİN TANIŞMAYA GEREK YOK!

    Mustafa Uysal
    Kutsal bilimlerinizin bizi yükselttiği zirvede (!) daha önceki insanların dışkılarından başka bir şey bulamadık.

    Dışgrup homojenliği yanılgısını yazacağım Türk-Kürt üzerinden…

    Gel gelelim ben de o gruplardan birindeyim.

    Nitekim bilim insanı nesnelliği diye bir şey var!

    Değil, insan var ancak.

    Bu zorluğu göze alarak yazıyorum…

    Dışgrup homojenliği, “biz” ve “onlar” diye algıladığımız dünyayı “onlar” açısından tamamen birbirinin aynı olarak görmemizdir. Yani bütün Kürtler şöyledir, kalıp yargısı gibi. Oysa bütün Kürtler öyle değil.

    Her açıdan homojen değil heterojen bir grup “onlar” da.

    Her neyse bu kalıpyargılar bizim dünyayı algılamamızda ve hızlı hareket etmemizde çok işe yararlar ancak her zaman değil.

    Bazen hızlı değil akıllı hareket

    07 Eylül 2015

    AKDENİZ’DE ÖLME AYLAN!

    AKDENİZ’DE ÖLME AYLAN!
    Mustafa Uysal
    Bir çocuk ölüyor...Binlercesi öldü.
    Çocuk denizde ölüyor...
    Deniz ceset dolu...
    Cesetler karada olduğu sürece sorun yok kardeşim. Yeter ki, denizde olmasın.
    Kırmızı tişörtlü Aylan denizde öldü ve Bodrum kıyılarına attı onu deniz.
    Aylan denizde öldüğü ve gözümüzün önüne kadar geldiği için çok içerledik ölümüne.
    Deniz bir çocuğu nasıl olur da öldürürdü? Deniz katil miydi?
    Elbette değildi. O zaman her birimiz durduğumuz yere göre katil tayin ettik.
    Herkes, katilini karşısında durduğu yerden seçti.

    Kırmızı tişörtlü, kısa pantolonlu, ıslak saçlı, kumsalda yatan Aylan! Aylan uyan, Aylan orada ölme, lütfen burada ölme Aylan!
    Aylan, Akdeniz'de ölme lütfen! Aylan lütfen Suriye'de varil bombalarıyla parçalan, kimyasal gazla boğul, şebbiha bıçağı ile doğran, uçak ve helikopterlerden devletinin sana ayırdığı ölüm ile öl ama Aylan lütfen Akdeniz'de ölme!
    Biz çok ağlıyoruz Aylan! Ölme Akdeniz'de Aylan, çok ağlıyoruz seni görünce. Seni görünce yüreğimizden parçalar gidiyor Aylan. Akdeniz'de ölme lütfen, kıyılarımız var ve tatil

    30 Ağustos 2015

    VUR ULAN, SAĞLAM VUR!

    VUR ULAN, SAĞLAM VUR!
    Mustafa Uysal
    Vur bakalım, vur PKK…


    Vur ki, bir daha bu kadar namussuzu bir arada bulamazsın destek için.

    Her vurduğunda, yancıların suçu başkalarına yüklüyor vur aslanım, sağlam vur(!)

    Vur bakalım, durma vur zira tarih senden yanadır, dünya senden yana, muhalefet senden yana, cemaati, tarikati, partisi, gazetesi, televizyonu, hocası, hacısı, gevşeği, zevzeği… Hatta boş kadehini şimdi masaya vuran ayyaş bile senden yana.

    Bomba senden yana, mermi senden yana, füze senden yana, susturucu senden yana, havai fişek, molotof senden yana hatta matbaa makineleri senden yana…

    Belediyeler senindir, muhalefet partileri senin, kendi emrindeki memurlarını

    25 Ağustos 2015

    MAYMUN ORDUSUNUN KOMUTANI 
    Mustafa Uysal
    Bir video vardı, bilmem hatırlar mısınız? Ormanda Afrikalı askerler, yanlarında bulunan maymuna kalaşnikof veriyorlar. Gerisini biliyorsunuz, maymun tetiği buluyor ve rastgele ateş ediyor.
    Aydın Doğan medyasının eğitim yöntemi bu.
    Hiç abartısız söylüyorum böyle. Yeni işe aldıkları kişileri böyle eğitiyorlar. Seçtikleri de zaten eğitilebilir oluyor. Tetiğin yerini kendileri buluyorlar ve bir süre kendi hallerine bırakıyorlar. Kendileri bir süre kurşunların mesafesinden çekilip maymunun ateş etmesini bekliyorlar. Maymun elindeki silahın ne kadar değerli olduğunu anlıyor. Yaptığı haberlerin ne kadar etkili olduğunu anlıyor.
    Videoya geri dönelim…
    Bu maymunların sahiden eğitilebildiğini düşünün yani gösterilen istikametlere ateş edebildiğini, nişan alması önemli değil. Maymun ordusu kurabilirsiniz rahatlıkla. Bir çarpışmada kaç maymunun telef olduğu önemli olur mu? Baş maymunu bile rahatlıkla

    20 Ağustos 2015

    İngiltere’nin İstanbul’u Fethi ve 2023

    İngiltere’nin İstanbul’u Fethi ve 2023
    Mustafa Uysal
    Dün bir arkadaşım aynen şu ifadeyi kullanmıştı: “Benim anladığım kadarıyla, AKP olmasa herkes birbiriyle
    Bu cümle üzerinde düşünmeye değer.
    Artan terör olayları ve ülkemizdeki karışıklıklar üzerine yazılmış bir cümle bu. Ardından Murat Karayılan açıklama yaptı: “Aslında biz tekçi, faşist, sömürgeci devletin yönetim sistemini aşmayı hedefliyoruz. Yeni paradigmamıza göre yaklaşıldığında ordu bizim öncelikli hedefimiz değildir. Ancak AKP kendi çıkarları için herkesi kullanıyor; orduyu da kullanmaktadır. Demokratik Ulus-Demokratik Özerklik perspektifiyle Türkiye'de demokratik bir dönüşümü hedefleyen hareketimizin esas olarak orduyu hedeflemek gibi bir sorunu yoktur. Fakat AKP orduyu önümüze sürüyor ve böylece çatışmalar başlamış bulunuyor.” Buradan anlaşıldığına göre PKK’nın da hedefinde aynı parti var. Gezi süreci, 17-25 Aralık girişimi ve daha benzer olaylar… Hepsinin hedefi aynı parti. Teke indirgersek: Erdoğan.

    Dün Cemil Ertem, 12 Eylül öncesi olayları hatırlatarak sordu: “Ben şimdi şunu soruyorum, tarihten çıkardığım bu dersle, Avrupa’da gerici Alman sermayesinin, İngiltere’de ve ABD’de savaştan ve 20. yüzyıldan kalma “gerici” sektörlerden nemalanan finans oligarşisinin istediği bir hükümet kurulursa
    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...