21 Ekim 2017 Cumartesi

VAAZ ve DUA

VAAZ ve DUA
M.Uysal
Misafir vaiz gelmiş bu cuma... 
Vaazın sonunda şöyle dua etti: "Allah'ım, zorda olan kardeşlerimize yardım et, zulme uğrayan kardeşlerimizi kurtar, savaşlarda ezilen Müslüman kardeşlerimize yardım et. Bize sağlık ve afiyet ver." (Cümle tam böyle değildi belki ama bundan daha havalıydı ve tam bu anlamdaydı.) Herkes amin dedi, ben güldüm.
Bu vaiz Kur'an okumuştur muhakkak ama unutmuş olmalı. Zira Kur'an bize mazlum kardeşlerinize yardım edin, diyor. Zalimlere karşı durun diyor ve afiyette olma garantisi de vermiyor. Şehadet, zorluk vb. şeylere de katlanmamızı istiyor. Vaiz ise bütün işleri Allah'a yükledi sonra bize de sağlık, afiyet istedi ve bitirdi.
Bunu bilerek yaptığını düşünmek istemiyorum. Lakin bu bir alt bilinç ve artık bundan kurtulmamız lazım. Allah'ın bize yap dediği ne kadar şey varsa biz tekrar Allah'a havale ediyoruz sürekli. Allah'ım olmayanlara da ver, derken biz Allah, size verdiğim rızıktan olmayanlara verin, diyor.
Ne demek lazım? Şöylesi daha uygun sanki: Allah'ım bizi güçlü bir ümmet eyle. Zulüm gören kardeşlerimize yardım edecek kuvvet ve cesareti bize bahşet. Biz azmettik onlara yardım etmeye kalplerimize güven ver. Bizi alan el değil veren el yap. Bizi yük olanlardan değil yük alanlardan eyle...
Hayır, bir gün sesli güleceğim camide başıma iş gelecek bir an evvel düzeltmek lazım.

Mehmet Akif'in şu şiiri de tam bu konuyu anlatıyor aslında.
VAİZ KÜRSÜDE

( Salât ü selâmdan sonra )

...................

O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da, 
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında? 
"Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru: 
Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu. 
Talep nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar, 
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var? 
"Çalış!" dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun, 
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun! 
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya, 
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya! 
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden, 
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken! 
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini, 
Birer birer oku tekmîl edince defterini; 
Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir... 
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir! 
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak... 
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak! 
Onun hazîne-i in'âmı kendi veznendir! 
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir! 
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O; 
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O! 
Çekip kumandası altında ordu ordu melek, 
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek! 
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin: 
"Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızr'ı göndersin! 
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak; 
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak. 
Demek ki: her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın o; 
Çoluk çocuk O'na âid; lalan, bacın, dadın O; 
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O; 
Alış seninse de, mesûl olan verişten O; 
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O; 
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O; 
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O; 
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı o. 
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! 
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu! 
Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; 
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha? 

.......... 

Mehmet Akif Ersoy
(1873 - 1936)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...