27 Şubat 2017 Pazartesi

Şehir Merkezi ve Tuvalet İhtiyacı

Şehir Merkezi ve Tuvalet İhtiyacı
M.Uysal

Tuvalet çok önemlidir.

Tuvalet yoksa pislik ve barbarlık vardır.

Bir sabah namazında şehrin camilerinin tuvaletleri kapalıysa bu daha vahimdir.

Cami tuvaletleri konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl tedbirler aldı bilmiyorum, orası ayrı konu. Bir sabah namazı sonrası veya öncesi cami tuvaletleri kapalıysa ve sebebi orada gece vakti kötü şeyler olması ise konu daha da vahim.

Yaşadığım şey şu: Sabah namazında arkadaşım tuvalet için ayrıldı. Camilerin tuvaletleri kapalı maalesef ve polis karakoluna girmek zorunda kaldı. Ne kadar acayip değil mi?

Avrupa şehirlerinde durum nasıl acaba?

Onlar da şehir merkezlerinde tuvalet ihtiyacı için kilise tuvaletine mi gidiyorlar yoksa belediyeler umumi tuvaletler mi inşa ediyor?

Sanırım burada belediyenin de sorumluluğu olmalı.

Gece vakti çok yaşadık bunu değil mi? Şehir merkezindesiniz ve tuvaletler kapalı. Ne yapacaksınız?

Kendi kulaklarımla birinden duydum, şehir merkezinde gece vakti maalesef açık tuvalet olmadığı için altına yapmak zorunda kalmış.

Tuvalet işini camilere yüklemekle belediyeye yüklemek arasında kalmıyorum. Burada belediye cami tuvaletlerini epey elden geçirdi.

Sorun şu: Gece vakti yahut sabah namazında tuvaletler kapalı.

Sorunun kaynağı şu: Tuvaletler kötü maksatla kullanılıyor gece vakti.

Yani? Bu durumda yapılması gereken tuvaletleri kapatmak mıdır?

Ne kadar kolay ve kökten çözüm(!)

Bu konuda sağlam adımlar atılmalı. Bugün benim yaşadığımı daha sonra siz yaşarsınız.

Tuvaletler medeniyetin göstergesidir.

Cami tuvaletleri ise “Temizlik imandandır.” Diyen o dinin mensuplarının ne durumda olduğunu haber verir. Bu konuda imamlara bir şey demek istemiyorum. Cemaat de sorumludur. Tuvalet temizlemek pis bir iş değildir. Temiz bir iştir. Bu yönüyle bakın. Temizlemezsek daha da kirleniriz. Açık tutmazsak başka yerleri de kirletiriz.

Belediye ve müftülük bu konuda ne düşünüyor, nasıl bir çözüm düşünüyorsunuz?

16 Şubat 2017 Perşembe

Aslan Ölmeden Postu Kapma Telaşı

Aslan Ölmeden Postu Kapma Telaşı


M.Uysal
Araplarda ve doğal olarak diğer insanlarda bir hırs var ve şuna benzetilmiş: Aslanı öldürmeden postunu paylaşma kavgasına tutuşmak.
Dediğimi anlıyor musun Ankara ve dediğimi çok iyi anlıyor musun Tavşanlı (yerel)?
Eski dönemi hatırlıyorum, STK dediğimiz yapılar etraflarına bile bakacak durumda değildiler...
Şimdi bir sürecin kapısındayız.
Anayasa değişecek.
Sanırım bu bahsi geçen STK'lar arasında ve üyeleri arasında bir tek bir bile hayır tercihi kullanacak yoktur.
İyi, güzel.
STK'lar siyasete de bulaşmadıklarını söylerler genelde.
Bulaşsalar iyi olur bana göre bazı zamanlar.
Aslında çok zaman tam içindedirler ki, "Her neyse." ile geçiyorum burasını.

Ülkemizin geleceği için çok önemli olduğuna inandığımız (Öyle olduğuna inanıyoruz değil mi?) bir gelişme var önümüzde ve hiç kimseden kuvvetli bir ses çıkmıyor. Hayır diyenlerin linç edildiği falan yok, hayır demek çok kolay. Muhalif olmak emin olun suça bulaşmadıktan sonra çok gözde bu ülkede. Evet demek ise çok riskli. Bir taraftan hayırcıların lincine ve baskısına maruz kalırsınız bir yandan dostlarınızın sessizliğine.
Evet, gelelim STK'lara...
Parti kanadı umurumda değil, parti işini bilir, nasıl yürüteceğine karışmak benim haddime değil.
STK'ların sessiz kalması asıl beni ilgilendiren.
Niye sessizlik var?
Bu değişikliği olumlu bulmuyor da kerhen mi destekliyorsunuz?
İçinize sinmeyen bir şey mi var?
Böyle bir değişiklik olmazsa ve eski dönemler gelirse daha mı rahat hareket edeceksiniz?
Allah'ın rızasında ve vaadinde mi bir cayma var?
Yoksa amaçlarınız kapsamına giren şeylerde mi bir sapma oldu?
Çok ağır ithamlar olarak düşünmeyin lütfen, hiç öyle değil.
Benzetme belki olmayacak ama Tebük seferi için kayıtsızca hazırlık yapıp sefere katılmayan üç kişiyi de hatırlıyorum bu arada. Bir de bu var. Bu kadar kayıtsız kalacaksınız da ya peki sizin aylarca dökecek göz yaşınız var mı? Ya, Endülüs için sonradan ağlayan prensin göz yaşları... Hangisi?
Lütfen, artık önce kafanızda, kalbinizde bir hareketlenme ardından dilinizde ve elinizde bir etki meydana gelsin.
Ha, baştaki aslana dönelim...
Allah ve tarih şahit ki, aslanı öldürmeden postunu paylaşmaya kalkışanların akıbetleri hep kötü olmuştur.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Fwd: ÇOBAN ÇEŞMESİ


KOL BAĞI ŞEKER-BİTLİ HELVA

Posted: 29 Jan 2017 03:30 AM PST

​Halil Oral​

Yatıp kalktıkça biraz da yaş ilerledikçe, çocukluk günlerim selvi kavaklar gibi gözlerimin önüne dikiliveriyor.  Pekmez savuran analar, bulgur kaynatan bacılar, buğday yıkayan kadınlar film şeridi gibi sıra sıra geçiyor.  Pekmez kazanı da bulgur kazanı da rastgele ateşten indirilmez birbirlerine kıvama gelip gelmediği konusunda danışırdı insanlar. Pekmezin köpüğü, bulgurun pişmişi kazan çevresinde kendilerince oyun kuran çocuklara düşerdi ilk. Hem göz hakkıydı hem ilk sabi çocuklar tattığında bereketinin artacağına inanılırdı. Her evde çamaşır kazanından pekmez ve bulgur kazanına her boyu bulunurdu. Hatta kazan enikleri bile. "Kazan eniği" deyince eni boyu ölçüleri kendiliğinden bilinirdi. Şimdi " kazan eniği" sorsan güler çok kimse. Hatta evlerde kazan kalmadı kazan. Endüstri aldı götürdü çok şeyi. Bahçelerde kütür kütür erikler, asmalarda altın rengi üzümler, kışlara has küp küp turşular. Kış gecelerinin ikramıydı karlı pekmezler. Patlamış mısır, kavrulurken odaya kokusu yayılan nohutlar. Çatı arasına serilmiş muşmulalar, elmalar, ayvalar. Külde gömülerek pişirilmiş ayvalar sıcacık haliyle kış hastalıklarını bile tedavi ederdi. Kokuları evlere sinerdi. Perşembe günleri konu komşuya mutlaka hediye verilirdi. "Küreci Elması"nın yağı kabuğuna vururdu. Kütürt! diye ısırınca kendine has kokusu da tadı da içimize akardı. Cücem eriğinin hoşafı, haşhaşlı böreğin yanında şıra gibiydi şıra. Ye babam ye! Her gıdanın damak şaklatan bir güzelliği vardı velhasıl.
Sonraları güveyiler kayınvalidelerine yörede "kaba şeker" diye bilinen Konya şekeri getirmeye başladı. Çocuklara renk renk türkülere bile konu olan halkalı şekerler. Bizim yörede halkalı şekere kendilerince bir isim takılmıştı, Kolba (kolbağı ) şeker. Bilezik gibi çocukların kollarında gezerdi şekerler. Çocuk dayanamadığı an kolundan çıkarıp yerdi. Yanaklar şeker boyasından görünmezdi. Boyaları kattığımız gün mü değişti çok şey bilmem ki..  Bir de "bitli helvası" çıktı kayınvalidelerin. Helvacı Burhan hala yapıyor bunu ama ne kadar müşterisi var sormak lazım. Çikilota paketleri sanırım daha revaçta şimdi. Velvasıl kaba şekerden, bitli helvaya ordan çikilotaya. Gelişmek diye buna denir herhalde. Meyveler desen boy boy renk renk vakitli vakitsiz yurt dışından ithal. Küreci elmasının kökünü kuruttuk. Nohut Amerikan, makarna İtalyan. Buna can mı dayanır. Dayanmıyor işte. Şekeri ayrı, kolesterolü ayrı, böbreğin taşı, karaciğerin, kalbin ritmi ayrılaştı. Başkalaştı çok şey kardeşim. Sağlık bozuldukça yeni ilim dalları aranıyor. Hastane koridorları tıklım tıklım. Doktorlar yetmiyor sıra almaya. Of of!
Çocukların uçurtma uçurmaya, seksek, dokuz kiremit oynamaya vakti yok vakti. İp atlasa.. I-ıh! İllaki tablet… İçinde türlü oyunlar. Oyunların içinde türlü türlü tuzaklar kim bilir. Vallahi gözleri kadar ruh dünyaları bozulacak çocukların. Hani okulların bahçelerinde oyun alanları. Nerde kaldı kendimize has oyun çeşitlerimiz? Tablet yarışları aldı başını gidiyor.  Obezite çağın hastalığı olma yolunda. Hımbıllık başımızın belası.  Hata kudret çocuğa su istesek duymazlığa vuruyor işi. Tekrarlasak, "kendin alamıyor musun" diyecek. Sübhanallah!..

Modernlik adı altında o kadar şey yuttuk ki…. O yüzden çocuk kalmak istiyorum belki de. Ben çocuk kalmayı sürdürdükçe gülüyordur kimileri kıskıs. Gülüşleri fark ettikçe gamlanıyorum. Gamlandıkça dertlere karıyorum. Kardıkça türkülere vuruyorum kendimi. Bu bulgur bıldır ki bulgur diye diye kendimi avutuyorum.  Eskilere dalıp dalıp gidiyorum. Daldıkça geri kafalılığımı yüzüme vuruyor kimiler. Hatta öne sürdüğüm en ileri düşlere bile  "hadi ordan" dercesine tepki veriyor masanın başındakiler. Ne yaparsınız ufkumuz bu! Hastane önünde incir agacı/ doktor bulamadı bana ilacı. . Sağlıcakla




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...