16 Ağustos 2017 Çarşamba

1 Ağustos 2017 Salı

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HESAP GÜNÜ

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HESAP GÜNÜKimileri çınaraltında pinekleyip dedikodunun belini kırarken üretimin peşindeyim. Havuz başında laklak yapan kalabalıklara rağmen güneşin altında ekindeyim. Ülkemin kaygıları kaygım, sevinci sevincim.  Biz kese kağıdında umut biriktirmiş insanlarız. Bunca birikimden sonra nasıl değiştiririz bakışı. Localara hocalara nasıl yanaşırız? Yanaşanları gördük. Gördük de ihaneti tanıdık...

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Geçmişe Bakış

Geçmişe Bakış
M.Uysal

Sahabe nesline aynı şeyi yaptık...
İbret alıp ders çıkarmak yerine övgü ve hedef yaptık.

Osmanlı'ya aynısını yaptık...
İbret ve ders olarak okumak yerine övünç kaynağı ve ulaşılması gereken hedef yaptık...

Geçmiş adamlara aynısını yaptık...
İbret alıp ders çıkarmak yerine evliya menkıbesi ile okuyup onları din zannettik.

Allah bizden hep ibret ile ders almamızı istedi biz ise geçmişi övünç kaynağı ve ulaşılması gereken hedef yaptık.

Oysa onlar dönemlerindeki görevlerini yapıp gittiler, şimdi sıra bizde. Biz kendi dönemimizi Allah'ın istediği gibi nasıl inşa edeceğiz?

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Zor Olmasın - Kısa Film

Zor Olmasın - Kısa Film

"Prof. Ulvi Uludağ bilimde yükselen bir yıldızdır. Herkes, her şey onun etrafında dönmektedir. Bir gün memleketine döner kısa süreliğine, belki özüne de dönecektir..."

Film hakkındaki fikirlerinizi isimsiz olarak ziyaretçi defterimize yazabilirsiniz. 

HD seçenekleri vardır. İzledikten sonra paylaşırsanız seviniriz.
Film:
Youtube linki: https://youtu.be/pxFN436A-cc
Vimeo linki: https://vimeo.com/226017512




Youtube

Oyuncular:
İsmail Fazıl Atabay
Samet Dağ
Ramazan Gökçe

Yönetmen: Mustafa Uysal
Senaryo: M.Uysal (Eski bir hikayeden uyarlanmıştır.)
Görüntü Yönetmeni: Ahmet Durdu
Fotoğraflar: Mehmet Emre Bulun
Müzik: Doğaçlama piyano
Kamera: M.Uysal
Kamera Asistanı: Enes Sadi
Teşekkür: Hikaye için Ali Uslu'ya, teknik destek için Bekir Gedik'e, araç için Ramazan Gökçe'ye, ses kayıt için Alternatif Radyo'ya teşekkür ederiz.

Edebya Film 2017
http://www.edebya.com







25 Temmuz 2017 Salı

Zor Olmasın Gösterim Tarihi

Zor Olmasın - Kısa Film
Yakında gösterimde...

26 Temmuz 2017 Çarşamba Saat 22.00'de bu siteden izleyebilirsiniz... 



6 Temmuz 2017 Perşembe

Yazın Zorluğu

Yazın Zorluğu
M.Uysal
Bolca sabır, bağışlanma dileği ve dikkat dağınıklığı mevsimi olan yaz dolayısı ile kendime ve kardeşlerime şunu hatırlatmak isterim: Canon, Sony veya Nikon henüz Allah'ın kaydettiği kadar net ve ayrıntılı kayıt yapamıyor. Öyle ki, saliselik bakışlarımızı ve içimizden geçirdiklerimizi bile kaydeden bir Allah'a iman ediyoruz.

Bu durumda, abartıp direğe burnumuzu kırdırmadan ve doğal bir vakar ile yürüyüp geçmek, en kısa sürede işimizi halledip sıcak ve kalabalık ortamlarda çok kalmamak gerekiyor. Düşünün, çevirdiğiniz her bakış ibadet hükmünde. Zira bu emir Allah'tan geliyor. Sadece göz kapaklarınız ve baş çevirmeniz ile ibadet ediyor olacaksınız. Bu bilinç insanı diri tutar. Unutmayın Allah (bu konuda) önce erkeğe sonra kadına sesleniyor. Sonra bütün topluma sesleniyor.
_________

"İNANAN erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. [Ve] Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır." Nur Suresi 30. Ayet
Sonra şöyle...
"İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar; [örfen] görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar; ve bunun için, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan, yahut yasal olarak sahip oldukları kimselerden, yahut kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkeklerden, ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar; ve [yürürken] gizli görkem ve güzelliklerini belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar. Ve siz, ey müminler, hepiniz topluca, günahkarca davranışlardan dönüp Allah'a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz! "



23 Haziran 2017 Cuma

Camide Kadın Azarlamak

Camide Kadın Azarlamak
M.Uysal
Zaman: 23 Haziran 2017 Cuma namazı
Yer: Herhangi bir yer.
Olay: Kadınların cami içinde azarlanması.

Ramazanın son iki günü.
Cuma namazı için camiye geldik.
Kalabalık.
Vaaz bitti, ezan okunuyor ve herkes yer bulmaya çalışıyor. Haliyle bir gürültü var.
Kadınlar tarafından konuşma sesleri de epey artıyor. Daracık yere yerleşmeye çalışıyorlar.
Tam bu sırada erkelerden birisi kadınlar tarafını ayıran ahşap panele sert sert vurarak kadınları azarlıyor. (Bu sertçe yapılan ilk vuruş. İkinci vuruş sanırım sünnet bittikten sonra daha hafif oldu.) Bu hareketin kadınlar tarafından nasıl algılandığı bir tarafa... Erkekler tarafında öfkeye sebep oldu. Kendi adıma söyleyeyim kadınlara yapılmış bu hareketi sevmedim, hatta nefret ettim. Erkekler konuşurken bu kadar sert değilsiniz. Camide bari kadınları ezmeyin.
Yanımdaki adam:
Kına evi mi burası kardeşim, diye söylendi.
Ben daha yüksek sesle söyledim, benden büyük adamı resmen tersledim:
Ne olacak konuşsunlar, biz de konuşuyoruz caminin erkek olan her yerinde.
Adam devam etti:
Camide dünya kelamı konuşulmaz...
Cevap verdim:
Konuşulur, bir şey de olmaz! Az önce sen dünya kelamı ettin ama, biraz yer açın, dedin. Bu ayet miydi?
Kim yasakladı kardeşim camide konuşmayı? Nerede böyle bir yasak var? Kur'an okununca susup dinleriz, vaaz edilirken ayıp etmeyiz, farza durulduğunda öküzlük etmeyiz... Daha ne?
Gelelim kadınların durumuna...
Camilerimizin her yerine yazılsa, bu cami erkeklere aittir, haktır. Kadınlar gelmemeli hele haram sesleri ile (!) hiç konuşmamalılar. Zaten gelmekle suçlular bir de sesleri çıkmasın(!)
Bu camide kadınlar için ayrılan yer çok küçük ve kadınlar oraya sığmaya çalışıyorlar bu arada yer açmaya çalışırken gürültü oluyor. Ne sandın şapkalı amca, yemek tarifi mi veriyorlar?
Aynı camide teravih için gelen kadınlara tamamıyla üst kat tahsis ediliyor ve çok fazla kadın geliyor üstelik gece vakti. Az dengeli olun be kardeşim. Cuma için de bu kadar kalabalık gelseniz üst kat yine sizin.
Cami içinde yukarıda saydığım haller dışında biri beni susturmaya kalkarsa emin olun terslerim, sakın denemeyin.
Son derece çirkin bir tavırla kadınlar bölümünün ahşaplarına vurmak alçaltıcı ve küçültücü. Ben orada bulunan bir kadın olsaydım "Elin kırılsın!" diyebilirdim... Bu kadar ciddiyim.
Hiç kimsenin kadınları böyle aşağılamaya hakkı yok.
Bütün camileri erkeklere özel yapan biziz. Erkek egemen cami inşa eden biziz. Kadını camilerde yok sayan biziz... Geldikleri zaman da pişman edecek kadar ezip azarlayan yine biziz... Var mı böyle yağma, Allah sormaz mı?
Camiyi erkeklerin ibadethanesi zanneden kadın, Allah'ı da erkeklerin tanrısı sanmıyordur inşallah. (Ki, öyle sansa yeridir bin yıllık birikim sayesinde.) Kimse sizin yerinize mücadele etmez. Şeytanın en büyük askeri feministler de size yardım edemez haklarınız konusunda. Kalkın ve Allah'ın verdiği hakları alın. Yoksa siz, yine kendinizi ezen erkek çocuklar ve yine kendi ellerinizle ezdiğiniz ve hep ezilecek kız çocuklar doğuracaksınız, toptan bir ümmet yetiştiremeyeceksiniz. Bize kalırsa, zırnık bile koklatmayız. Diyanet İşleri Başkanlığı çocukların hakkını savunuyor şimdilik umarım sıra size de gelir.



20 Haziran 2017 Salı

Görünen Adam

Görünen Adam
M.Uysal

"Hayırlı cumalar." diye bir göstergem var.
Daha bir sürü göstergem var. 
Önemli günlerde seküler; önemli gecelerde göksel kimliklerim var.
Öyle bir varlık içinde doğdum ki, görünmezsem yok oluyorum. 
Görünür adam olmanın göstergelerini harcıyorum. 
Üretmediğimiz değerlerin tükeneceğini söylüyorlar fakat görünen şeylerin bir yıpranmasını yaşamadım henüz. 
Biz görünen adamlarız. 
Varlığımızı, zihnimizi, fiilimizi... Her şeyimizi göze ayarlamalıyız. 
Göz yoksa medeniyetimiz de yok.
Oysa Allah, görür, duyar, bilir... 
Bizim medeniyetimiz sadece görebiliyor.






12 Haziran 2017 Pazartesi

Fatiha Kur'an İle Tefsir


اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُوَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَالْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙغَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧﴾

Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.
2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
3. O, rahmândır ve rahîmdir.
4. Ceza gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
6. Bize doğru yolu göster.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!

 Fatiha Suresi ile ilgili ayetler. 



HAMD
_________________

  • Rûm / 17 17, 18. Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur.  En’âm / 1
  • Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. (Bunca âyet ve delillerden) sonra kâfir olanlar (hâla putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar.En’âm / 45
  • Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.  A’râf / 43 
  • (Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: «Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah'a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.» Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir. İbrahim / 8
  • Musa dedi ki: «Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.»Hicr / 98
  • Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!İsrâ / 111
  • «Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun» de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt !Neml / 59
  • (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?  Mü’min / 55
  • (Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh et. 
  • Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: «Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun» de.Furkân / 58
  • Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.Fâtır / 34
  • (Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir. Sâffât / 182
  • Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!Câsiye / 36
  • Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.Tûr / 48
  • Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.Teğâbun / 1
  • Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir.
___________________________
RAB

  • "Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." Al-i İmran (51) 
  • "Şüphesiz Allah, benim de rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ona ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur."Maide (117)
  • "Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin."Araf (125)
  • Dediler ki: "Biz mutlaka rabbimize döneceğiz."Araf (62)
  • "Ben size rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum."Yunus (85)
  • Onlar da şöyle dediler: "Biz yalnız Allah'a tevekkül ettik. Ey rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!"
______________________
Din Günü

  • Din gününün Malikidir. [Fatiha Suresi, 3]
  • "Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir." [Hicr Suresi, 35]
  • Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." [Saffat Suresi, 20]
  • Onlar, din gününü tasdik etmektedirler. [Mearic Suresi, 26]
  • Onlar, din günü oraya yollanırlar. [İnfitar Suresi, 15]
  • Din gününü sana bildiren şey nedir? [İnfitar Suresi, 17]
  • Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? [İnfitar Suresi, 18]
  • Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. [Mutaffifin Suresi, 11]
  • Hiç bir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır. [İnfitar Suresi, 19]
______________________
İBADET YARDIM

  • Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler. [Araf Suresi, 206]
  •  Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. [Nisa Suresi, 172]
  • Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim; [Hud Suresi, 2]
  • Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. [Hicr Suresi, 99]
  • "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." [Taha Suresi, 14]
  • De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." [Zümer Suresi, 11]
  • Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. [Mü'min Suresi, 60]
  • İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve  (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar. [Ahkaf Suresi, 6]
  • Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. [Zariyat Suresi, 56]
  • Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır. [Bakara Suresi, 45]
  • Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. [Bakara Suresi, 48]
  •  (Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. [Bakara Suresi, 107]
  • Onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur. [Ali İmran Suresi, 22]
  • "İnkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azabla azablandıracağım. Onların hiç yardımcıları yoktur." [Ali İmran Suresi, 56]
  • Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. [Ali İmran Suresi, 160]
  • Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeğe. [Araf Suresi, 192]
  • Siz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti. [Enfal Suresi, 9]
  • Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. [Enfal Suresi, 62]
  • Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. [Tevbe Suresi, 116]
  • Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz. [Hud Suresi, 113]
  • Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et. [İsra Suresi, 111]
  • Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi. [Kehf Suresi, 43]
  • Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi? [Hac Suresi, 15]
  • Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. [Hac Suresi, 60]
  • İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter. [Furkan Suresi, 31]
  • Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et." [Ankebut Suresi, 30]
  • Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. [Rum Suresi, 5]
  • Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. [Yasin Suresi, 74]
Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. [Saffat Suresi, 116]

____________________
HİDAYET
  • Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." [Bakara Suresi, 38]
  • Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik. [Bakara Suresi, 53]
  • Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.  [Bakara Suresi, 185]
  • Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. [Ali İmran Suresi, 138]
  • Gerçek şu ki, Biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.  [Maide Suresi, 44]
  • İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. [En'am Suresi, 82]
  • Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi. [Yunus Suresi, 57]
  • Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik. [Nahl Suresi, 64]
  • De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." [Nahl Suresi, 102]
  • İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir. [Hac Suresi, 16]
  • Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye. [Mü'minun Suresi, 49]
  • Bunlar hikmetli Kitabın ayetleridir; [Lokman Suresi, 2]
  • Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir. [Lokman Suresi, 3]
  • "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." [Yasin Suresi, 21]
  • (Ki o,) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir. [Mü'min Suresi, 54]
  • İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar için, (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır. [Casiye Suresi, 11]
_____________________
DOĞRU YOL

  • "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Bakara 120
  • De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir." [Bakara Suresi, 142]
  • De ki: "Şüphesiz doğru yol Allah'ın dosdoğru yoludur.  Ali İmran 73
  • Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. [Maide Suresi, 15]
  • Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. [Maide Suresi, 16]
  • Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir. [Maide Suresi, 105]
  • "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum." [En'am Suresi, 77]
  • Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.  [En'am Suresi, 126]
  • Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Enam 157
  • Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?  [Yunus Suresi, 43]
  • İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir." [Ra'd Suresi, 27]
  • Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir. [İsra Suresi, 9]
  • "Bana kulluk edin, doğru yol budur." [Yasin Suresi, 61]
  • "Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." [ZuhrufSuresi, 64]
  • Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı? [Mülk Suresi, 22]
____________________
NİMET VERİLENLER

  • Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? [Nisa Suresi, 69]
  • İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. [Meryem Suresi, 58]
  • O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık. [Zuhruf Suresi, 59] 
  • Hz. İsa Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. [İnsan Suresi, 20]
__________________
GAZAP EDİLENLER

  • Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır. [Nisa Suresi, 93]
  • Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. [Bakara Suresi, 61]
  • Allah'ın kullarından, dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azab vardır. [Bakara Suresi, 90]
  • Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. [Ali İmran Suresi, 112]
  • Allah'ın rızasına uyan kişi, Allah'tan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır o. [Ali İmran Suresi, 162]
  • Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. [Maide Suresi, 80]
  • "Andolsun" dedi. "Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azab ve gazab gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim." [Araf Suresi, 71]
  • Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o. [Enfal Suresi, 16]
  • Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür. [Taha Suresi, 81]
  • Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri Katında kafir olanlara kendi inkarları gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkarları kayıptan başkasını arttırmaz.  [Fatır Suresi, 39]
  • Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti). [Saff Suresi, 3]
  • Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!  [Bakara Suresi, 175]
_______________________________
SAPIKLAR

  • Doğrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir. [Ali İmran Suresi, 90]
  • Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. [Nisa Suresi, 116]
  • Bir topluluğa Allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir. [Tevbe Suresi, 115]
  • Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur. [İbrahim Suresi, 18]
  • Allah'tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır. [Hac Suresi, 12]
  • Buna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez. [Kasas Suresi, 50]
  • Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkca bir sapıklık içindedirler. [Lokman Suresi, 11]
  • Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. [Ahzab Suresi, 36]
  • " Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler. [Sebe Suresi, 8]
  • Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun; kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir sapıklık içindedirler. [Şura Suresi, 18]

9 Haziran 2017 Cuma

Mecid Mecidi ''Muhammed: Allah'ın Elçisi'' Filmi Üzerine

Mecid Mecidi ''Muhammed: Allah'ın Elçisi'' Filmi Üzerine
M.Uysal
Filmi izledim. Dur, bir de ben yazayım, dedim.
Görseller ve sinema yönü şahane. İçerik berbat. Bir sürü ıvır zıvır senrayo ayrıntısı -rivayet bile değil- dolu. Mucizeye boğacak kadar abartmışlar. Tarihe yeni detaylar yazmışlar bildiğiniz. Bu Ehl-i Sünnet ve Şia'da bile olmayan detaylar tabi. Sinemanın yarattığı detaylar. Açıkçası bu senaryo ilavelerinin iz bırakacağını düşünüyorum. Siyer bilgisi olarak insanların zihninde kalacak aynen Çağrı'daki gibi. Çok emek verilmiş ve iyi para harcanmış, dilerim iyi bir içerik ve senaryoya da ulaşırlar. Film ilerledikçe iyice kayışı koparıyor. 6 yaşındaki Muhammed hastalara şifa dağıtıyor, gittiği yerlere mucize götürüyor. Süt annesi ölüm döşeğinde iken elini tutup mucizevi şifa veriyor ama öz annesi ölürken bir şey yapamıyor. Yine çocukken put falan kırıyor, şifa dağıtıcı olarak ünü yayılıyor. Mağaralara gidiyor daha 6 yaşındayken mistik şeyler arıyor. Diken bile elbisesine takılıp feyz alıyor. Büyücüler, falcılar, Yahudiler herkes onu arıyor, hatta müşriklerle Yahudiler onun için savaşıyorlar küçük çapta...
Filmin başından sonuna kadar Yahudilerin peygamber arayışı var. Sanki film onlar için yapılmış gibi. Bu çocuğun peygamber olacağını herkes biliyormuş meğer (!) ama ilk tebliğinde nedense çok şaşkınlık yaşadılar.
Dedesi başta olmak üzere sürekli çocuğu kaçırıyorlar birilerinden. Tanınmasın, bilinmesin peygamber olacağı diye. Hele aile içi entrika detaylarını hiç sormayın onlar ayrı bir facia. Bir sahne var ki, dedesiyle Hira mağarasına gidiyorlar ve neredeyse daha 6 yaşındayken vahiy alıyor sanki. Gülmeyin, filmde var bunlar. Ha, sinema açısından şahane detaylar bunlar fakat tarihi bir şahsiyeti için. Bir Resulü anlatıyorsanız bunlar büyük garabet olarak yansıyor filme. Yolculuk sahnesinden birinde annesi ona din, iman, tevhit ve şirk öğretiyordu mesela. Sonraki sahnelerde de dedesi tevhidin ilkelerini ve İbrahim’in dinini öğretiyordu. Yani daha çocukken aslında epey sonra inecek olan vahyin içeriğini biliyordu, demek bunlar. Tarihte bu çok yapılıyor sonradan olanı önce olanın üzerine giydiriyoruz. Nasıl olsa bu bir kurgu ve yine nasıl olsa kimse bunu önemsemeyecek. Oysa dedesi bunları anlatırken yanı başında yine putlar var ve dede bu putların da koruyucusu. Çocuğa bu kadar tevhit ve şirk anlatırsa çocuk putları sormaya başlamaz mı? Yine yolculuk sırasından kurumuş bir kuyudan su mucizesi ima ediliyor. Medine'de bütün akrabaları ona bir çocuk gibi değil de sanki bir kurtarıcı olarak bakıyor. Filmin ilerleyen bölümlerinde Yahudiler artık filme hakim oluyor. Çocuğu kaçırmak için baskınlar düzenliyorlar, takip ediyorlar... Filmin bütün sahnelerine arka planda Yahudiler hakim. Deniz kenarı sahnesinde yine put yıkılıyor çocuk Muhammed orada olduğu için. Deniz müşrikleri cezalandırıyor, Muhammed'e dokunamasınlar diye. Çocuğa dokunamıyorlar ve sonra açlıklarını gidersinler diye üzerlerine balık yağıyor. Mucize, mucize, mucize... O balıklar müşrikler kurban sunduğu ve tapındığı için geldi yoksa çocuk, kurban edilmek istenen kadını ve çocukları kurtardığı için mi? Tabi herkeste bir, evet işte bu çocuk büyük adam olacak, havası. Bu nasıl bir film ve bu nasıl bir kurgudur?
Son bölümde Medine'de inen Bakara suresinden ayetler okunuyordu Mekkeli kalabalığa boykot sona ererken, orası da ayrı eğlenceli olmuş.
Bu ayrıntıları hangi kaynaklarda bulup da (Bildiğim kadarıyla film için yeni yazılan detaylar bunlar) yazdınız demiyorum artık. Zira senaryo olarak yazıldığı açık. Lakin, bu kadar olmamalıydı. Şirazesi falan kalmıyor bir yerden sonra. Süt annesinin köyünü basan kılıçlı adamlar falan (Yine Yahudiler)... Hangi birisini yazacağımı bilemedim. Bazı rivayetler var uydurma olduğu çok belli ve kitaplarda kayıtlı. Lakin burada yeni rivayetlerimiz var: Mecit Mecidi'den rivayet edildiğine göre... diye başlıyor sanki. Sokak diliyle söylersek, vay arkadaş, demekten başka bir şey diyemiyorum.
Başının üzerinde beyaz bulut taşıması meselesine gelirsek...
Bunu bir rahipten öğreniyoruz, çok ilginç değil mi? Diğerleri, rahip diyene kadar sanırım fark etmiyor. Bir bulutun insanın üzerinde olması evet mümkündür. Zira Resul'ün güneşten sakınıp gölgeye sığındığını anlatan o kadar çok rivayet var ki. Her neyse senarist de emin olamadığı için filmin tamamını bulutlu geçirmemiş sadece bir sahnede kullanmış. Rahibin ağzından epey övgü de yapmış sağ olsun. Onun Resul olduğunun ispatı, var olup olmadığını bile bilmediğimiz rahibe söyletilmiş. Bu durumda aslında cilalanan rahip mi yoksa? (Bulutu çok merak edenler şuradan araştırabilirler ve tabi daha çok yerden de. http://www.islamiarastirmalar.com/upload/pdf/f417fca3ceecf69.pdf )
Doğrusu filmin ayrıntıları geldikçe ağzım açık kaldı. Kimseye, izlemeyin çarpılırsınız, demeyeceğim. İzleyin ve görün ki Müslümanlar kendi Resullerini bile anlatmaktan acizler, bunu görün. İran denedi, deniyor... Biz henüz aklımızdan bile geçirmedik. Film, sinema olarak çok güzel eğlenin, gülün geçin işte.


(Önemsiz ve alakasız kısım: Başının üzerinde dolaşan bulut rivayetinin bile henüz doğruluğu yanlışlığını konuşulurken... Neden bu bulutu herkes görmedi? Sahabe bulut gölgesi kapmak için kavga etti mi? Herkes sıcağın altında oruç tutar, yolculuk ederken Resul bulutlu bir havada onlara örnek olabildi mi? Bulutu herkes gördüyse niye az kişi bunu söylemiş? Bu bulut Resul eve girdiğinde kapının önünde mi bekliyormuş? Yağmurlu havalarda beyaz olma vasfını gözlemlemişler mi? Her gittiği yere bulutla giden bir adam bütün Arap yarımadasında dikkati çekmez mi? Kimse ona bulutlu anlamında bir isimleştirme yapmaz mı? Yahut her zaman yoksa bulut hangi zamanlarda e ne sebeple var oluyor?)

7 Haziran 2017 Çarşamba

Dua nasıl edilir?

Dua nasıl edilir?
M.Uysal

Kur'an'dan öğrenelim.

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعاً وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ
"Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez." Araf 55

1-Tepeden inme, emrivaki dua olmayacak.
2- Pazar listesi sayar gibi olmayacak.
3- Kul olduğunu ve isteyenin sen olduğunu bileceksin.
4- Allah'a bağırıp çağırmayacaksın, gizlice, içten içe olacak sesin.
5- Dua gösterisi yapmayacaksın.
6- İsterken de tavrınla da haddini koruyacaksın. Haddini bilmeyene cevap bile verilmez.
7- En çok ihtiyacın/mız olanı isteyeceksin. Başka türlü samimi bir şekilde yalvaramazsın zaten.

Dahası yine Kur'an'da dua ile ilgili birçok ayet var. Bu ayetten çıkardıklarım bunlar.







2 Haziran 2017 Cuma

Ne Bilirsin?

Ne Bilirsin?
M.Uysal

-Hocam, ne kadar biliyorsunuz?
-Ne kadar bildiğimi bilseydiniz, bilmediklerimi de bilmek isterdiniz.
-Neyi bilmediğinizi biliyor musunuz Hocam?
-Biliyorum.
-O zaman bilmediklerinizi de bilirdik Hocam.
-Bildiklerimle bilmediklerim arasında net bir çizgi yok. Bilmediklerim daha çok diyebilirim.
-Bu durumda bilinecek bir şey de yok.
-Bilmediklerimi de bilmek istemeniz durumunda bildiklerimi biliyor olduğunuzu var sayarak söylersek, bilmediklerimi bildiğinizi söyleyebilirsiniz lakin bilmediklerimi bilmediğimi ve bu kısmın daha çok olduğunu söylersem bu durumda bilmediklerimi biliyor olmanız mümkün değildir. 
-Hocam, baştan alsanız konu epey dağıldı.
-Bildiklerimi bilseydiniz...
-Evet.
-Bilmediklerimi de bilmek isteyecektiniz...
-Evet.
-Siz de dediniz ki, bildiklerinizi bilseydik, bilmediklerinizi de bilirdik. 
-Evet. 
-Ben de dedim ki, bilmediklerimi bilmediğimi söylersem bu durumda bildiklerimden yola çıkarak bilmediklerimi bilmeniz imkan dahilinde olmazdı.
-Yine anlamadık ama bilmediklerinizin çok olduğu sonucunu çıkardık. 
-Bu doğru.
-O halde bilmediklerinizi öğretmeniz için ne sizin ömrünüz ne de bizim ömrümüz yeter. 
-Yani?
-Teneffüse çıksak ya!
-Tamam, yazın şimdi... "Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik." Bakara 151




30 Mayıs 2017 Salı

RESMİ İFTAR (KISA HİKAYE)

RESMİ İFTARLAR
M.Uysal
Kısa hikayedir... Uzatmadan okuyunuz.
Kurumumuzun düzenlediği iftara davetlisiniz. LCV.
Bir düğün salonu...
Kapıda davetliler tek tek karşılanır. Çok zaman karşılanmaz. Önemli olanları karşılanır. Her neyse işte.
Ezan yaklaşmıştır.
Masalar donatılmıştır.
Herkes bir yerlere oturur. Protokol yerini alır. (Bu tür zamanlarda protokol ne hikmetse hiç geç kalmaz.) Kendini protokol hissedenler biraz kıvranırlar, acaba bize de yer ayrıldı mı yoksa herkes gibi biz de bir yer bulup oturacak mıyız?
Ezana çok az kalmıştır.
Yanınıza kim düşerse onunla havadan sudan bir şeyler konuşursunuz. Tanışma faslı falan olmaz. Zaten herkes birbirini tanıyordur. Onlarca kez aynı şekilde karşılaşmışsınızdır zaten. Bazıları öyle rastgele oturmaz zira sevmediği birileri denk gelirse hoş olmayacağını düşünür. Bazıları dediğime bakmayın büyük çoğunluk böyle yapar. Herkesin birbiriyle takıştığı bir yer mutlaka vardır.
Masalarda herkes yerini aldı mı?
Hayır. Aralarda masa masa dolaşanlar vardır. Selamlaşma, tokalaşma hal hatır sorma, vb.
Masadaki herkes fevkalade kibardır. Arada bazıları çıkar ortalığı şenlendirecek ama yine de nezaket kuralları içinde kalır.
Ezan okundu mu?
Hayır.
Daha var. Gözler etrafta gezinir bir yandan da. Acaba protokolden gelmeyen var mı, kim kiminle nerede, kim neden gelmemiş, o niye oraya oturmuş, yemek dağıtımı nereden başlayacak? Herkes masada kendine ayrılmış çatal kaşık, tabak çanak ne varsa tekrar gözden geçirir.
Bütün masalar doldu mu?
Hemen hemen.
Ooo, kendince önemli yahut masadaki birisi için önemli biri mi geldi, hemen bir sandalye daha atın buraya. Diğer masada boş yer olsun önemli değil, servis de açılsın hemen.
Ezana çok az kaldı.
Herkes huşu içinde iftarı bekliyor. Bazıları ülkeyi yeni baştan imar ediyor gerçi ama olsun ezanla birlikte susacaklar.
Sahnede birileri olur bazen. Sazendeler hazırdır. Bazen ezanı da onlardan birisi okur. Hafiften bir müzik de olur eşliğinde. Bazı zaman Kur'an okunur. Pek duyan olmaz ama önemlidir, manevi hava, atmosfer, ambiyans...
Ya hu şu ezan okunsun!
Tamam, okundu.
Çok olmaz ama birisi iftar duası yapar. Çoğu başlamıştır bile. Amin.
Amin, amin. Afiyet olsun.
Çorba güzelmiş.
Biraz tuzu eksik galiba.
Tuzu uzatsana kardeşim.
Birader şu gazozu bir açsana. Bazı çakmakla açanlar da olur. Al, al bunu da aç. "Pamp!" Araya bira esprileri girer masa uygunsa ve tanıdık çevre fazlaysa. (Bu kadar detay da fazla canım.)
Bazıları çorbalarını bitirir bitirmez yanındakine ana yemeği rezerve edip hava (!) almaya çıkar.
Masadaki onlarca şey (şey işte, yani yenilebilir bir sürü malzeme) yavaşça tüketilir ana yemek gelene kadar.
Dağıtım çok yavaş canım.
Bu safhada kibarlık biraz elden bırakılır.
Usta, bu tarafı da görün.
Kaşık gürültüsünden çok da fark edilmez zaten bu sesler. Bu yüzden nezakete bir şey olmaz.
Ana yemek de geldi. Zaten çoğunluk doydu ama bunun da tadına bakılsa iyi olur.
500 bazen 1000 kişilik salon...
Her masa kendi arasında yemeğini yiyor. Birlik ve beraberlik az sonra sağlanacak. Yemeğin amacı zaten genelde bu olur.
Çay yok mu birader?
Çay da gelir az sonra ama kolay değil biraz sabredeceksin.
Kimisi daha çorbasından ayrılmışken "Amin!" diye bir ses yükselir. Dua edilecek. Şükür lazım.
Bu arada canlı yahut cansız müzik gırtlağımızla kulağımız arasında ritimli ritimsiz salınır durur.
Sunucu sahneye çıkar, etrafa bakınır. İşaret gelir.
Böyle feyizli, bereketli bir ayda manevi bir atmosferde bir arada olmaktan, kaynaşıp tanışmaktan, orucumuzu birlikte açmaktan... Sonra, ev sahibi kurumun başı çıkar ve günün anlam ve önemine dair genellikle kısa çok zaman uzun aman işte kişiye göre değişiyor... Bir konuşma yapar. Masaların yarısı dışarıda hava (!) almaktadır. Bazı masalara çay bile gelmiştir ama bazı masalar ana yemeği, konuşana ayıp olmasın diye çekinerek yemeğe çalışmaktadır. Tatlı kısmına geçilse kolay aslında. Konuşanın gözüne bakarak çatala takılı tatlıyı ağza alıp avurtları yavaş yavaş şişirerek dinlemek pek keyif vericidir.
Birisi masadakilerle vedalaşır, aman evde misafirim var...
Diğeri, başka bir toplantıya yetişecektir, o da vedalaşır.
Konuşmalar sürer bu arada. Ne güzel bir günde anlamlı bir şekilde onlarca defa bir araya gelmekten ve aynı yemekleri yemekten hasıl olan memnuniyet dile getirilir. Yemek bahanedir aslında, bu manevi ayın atmosferinden birlik içinde bir görüntü alınmıştır, öyle değil mi sevgili basın?
O, şahane kareler yakalandı bile.
Konuşmalar sürerken bazıları akşam namazından dem vurur. Bazıları teravihten...
Garsonlar masaları çoktan toplamaya başlamıştır. Bazıları daha tatlısını yiyecek gerçi, olsun. Gülümseyerek savuşturulur.
Konuşmalar biter. Fotoğraflar çekilir. Zaten giden gitmiştir. Kaynaşan kaynaşmış, birlik olacak olan birliğini kurmuştur.
Dağılma vaktidir.
Tokalaşılır, kapı önünde vedalaşılır. Ayrılınır.
Ertesi günü aynı ekibe yine başka bir kurumdan davetiye gelir.
LCV.
Gitmesen olmaz, değil mi ama?


29 Mayıs 2017 Pazartesi

İNSANLAR SEVDİYSE SORUN YOK!

İNSANLAR SEVDİYSE SORUN YOK!
M.Uysal

Şunu umut etmemizi istiyorlar:

-Bir yol yaptık; sakildir, bozuktur, hedefe tam varmaz ve fakat istenen yerin (Aynı hedefi mi kolluyoruz?) yakınından geçme ihtimali var ve oradan oraya kısa bir yol veya geçiş olma ihtimali var. Yaptığımız bu yol vesilesi ile asıl hedefe çıkmıyor olsak bile insanlar bu yolu sevdiler. İnsanlar bu yolları hep seviyorlar. İnsanların bu yolları sevdiklerini daha önce görmüştük. O yüzden yolu böyle yaptık. İstenilen (Kim istiyor?) gibi bir yol yapsaydık, insanlar o yolu kullanmazlardı. O yüzden yapılan yolun popüler olması da önemlidir. Bu açtığımız yoldan çok insan geçecek. Bu vesile ile... Gerçi şu vesileler de var ama ben sizin bu vesileyi görmenizi istiyorum.

Cevabî bir deneme:
-Bayım, bu vesileleriniz hiç tükenmedi. Attığınız hiçbir ok hedefine varmadı. Açtığınız hiçbir yol doğrudan hedefine çıkmadı. Vesilesiz bir iş yapılamaz hale geldi. Bu vesile ile olmasını umduğunuz şeylerin şu vesileler ile yolda tarumar edildiğini gördük. Bayım, onlar bir delikten geçtiler ve şimdi siz de bizi o delikten bu vesile ile ama belirlendiği varsayılan hedefe götürmek üzere geçmemizi istiyorsunuz.

Ve Taklidin Övgüsüne Dair:

Ey, en güzelini ve sevilenini yapan ve sonra bize örnek olan!
Ey, bizden olmasa da biz tarafından çok sevilen!
Ey, vesileler üreten akla kadeh kaldıran!
Ey, hedefi belirliler zümresi!
Ey, taklit mercii!
Ey, orijinal efendimiz!
Ey, üreten akıl!

Yalvarış ve Kapanış:

Kopyala bizi ey akıl!
Yapıştır bizi ey eylem!
Parlak izlerini bırak ey sülük, takip edelim!

Soru Cevap Kısmı:

-Bayım, güzel miyim ve güzel görünmek için ne yapmalıyım?
-Gayet iyiye doğru gidiyorsunuz, bizi takip etmeye devam edin.


26 Mayıs 2017 Cuma

DERELİ KAPLICALARI YENİ HALİ

DERELİ KAPLICALARI YENİ HALİ

M.Uysal

Sosyal medyada yenilendiğini gördük ve dün gece gittik.
Büyük hamamı yenilemişler ve hatta yeniden yapmışlar binanın birçok yerini.
2015 yılında sanırım İl Özel İdaresine geçmiş burası. Yine 2015 yılı haberlerinde yol çalışmalarının başladığına dair bilgiler vardı. Şu anki yol berbat, resmen dökülmüş. Orada görüştüklerim hep yoldan şikayet ettiler ve bunu yazmamı istediler.

Benim takıldığım yer orası değil.
Hamam binası yenilenmiş ve gayet güzel olmuş, elinize sağlık. Fotoğraflarda gördüğünüzden daha iyi. Dijital kilitli dolaplar, soyunma kabinleri, geniş salonlar, yenilenmiş havuzlar, ışıklar falan... Hepsi hoş.

Gelelim sıkıntılara...
1-Yol berbat yani aslında toprak yol olsa çok daha iyiydi. Aracınız değerliyse şu an tercih etmeyiniz.

2-Bütün o yenilenmiş alanlarda ilk elde göze batmayan eksikler var.

3-Yenilenmiş mermer duvarların arasından resmen su fışkırıyor. Sızma değil. O duvar kalıpları birinin üzerine yıkılmadan elden geçirilmeli.

4-Hamamın her yerine led projektör ışıklar yerleştirilmiş. Kablolama işlemi beni korkuttu. Bildiğimiz bantlama yapılmış. Düşünün havuzun fırın kısmında bantlanmış ve suya dört parmak yakında kablo hatları var. Kaç volt elektrik var bilmiyorum ama açıkçası büyük risk.

5-Dalmayı çok severim. Hatta her seferinde fırın kısmına suyun altından geçerim. Bu kez de öyle yaptım fakat çok kötü oldu. Sağ omzumda kocaman iki yırtılma oldu. Sudan çıkınca iyice baktım omzumda iki büyük yarık ve kanama vardı. Tekrar dalıp inceledim, fayans birleştirme şeyleri alt kısımda öylesine bırakılmış ve bıçak gibi duruyor. İnsanların bacaklarını yırtabilir. Ki, bana öyle oldu. Şu an sağ omzumda iki tane geniş ve derin yırtık var.

6-Havuz kenarında ve merdiven kenarlarındaki alüminyum trabzanların direk birleşim noktaları bıçak gibi. Elinizi sert çekseniz keser ki, daha önce kesmişliği var. (Bende mi bela mıknatısı var acaba?) Tedbir alınmalı.

7-Açık havuzun dibinde doğal taşlar vardı daha önce. Her gittiğimde birinin ayağının kanadığını görüyordum. Bu kez daha ince taşlar vardı ama yine de ayağımın tabanını incittim. Ve çıkışta ayak baş parmağı kan içinde olan bir genci gördüm. Havuzun dibindeki taşlar kesmiş.

8-Açık havuzun su akan bölümündeki tutunma demiri (Öylesine köşebent demirinden yapılmış, tuhaf bir şey.) çok saçma sapan ve savsaklanımış. Oraya giden 5 kişi bacağını çarptı sağlam şekilde.

Her neyse, durum böyle. Önce gayretleri tebrik ediyorum tekrar ama eksikleri gözden geçirseler gayet yerinde olacak. Son bir şey daha: Sahipsiz köpek ve kedi popülasyonu tavan yapmış.

Fotoğraf kime ait bilmiyorum. 

16 Mayıs 2017 Salı

Yaz Tatili Kur'an Projesi

YAZ TATİLİ KUR'AN PROJESİ
M.Uysal

Yeğenim bu yaz liseye gidecek. Bu yazı nasıl geçireceğini konuştuk.
Güzel bir plan yaptık kendisiyle. Bu planı tam olarak uygulayacak ve yaz sonunda şahane bir ödülle karşılaşacak. Planın her detayını birlikte konuşup üzerinde anlaştık. Bu planın her ayrıntısı onun yapabileceği şekilde olmalıydı zira. Yeğenimin bu yaz Kur’an ile tanışmasını sağlayacağız. Yeğenim zaten Kur’an’ı biliyordu… Sahiden biliyor muydu ve Kur’an onun gündeminde sahici olarak var mıydı? İşte bu sorunun cevabını bu yaz sonunda alacağız. Onun hayatını değiştirmek istiyorum. Onun hayatının merkezine bu yaz olsun vahyi koymak istiyorum. Belki ömrü boyunca Kur’an ile yaşamayı tercih eder. Gayret bizden başarı ve hidayet Allah’tan…

Yaz Tatili Kur’an İle Tanışma Projesi

Proje çok basit ve 10 yaş üstüne çok kolay uygulanabilir bir proje. (10 yaş altı için belli sayıda sure seçilerek uygulanabilir.) Hatta yetişkinler için de rahatlıkla uygulanabilir halde.

Malzemeler:

1- Bir adet Kur’an’ı Kerim Meali seçiyoruz. Seçim tamamen size kalmış. (Bu kitap ona ait olacaktır. Ömrü boyunca saklayacağı ve içinde kendi izleri olan bir değerli hatıra…)

2- Bir adet not defteri ve kurşun kalem alıyoruz.

Uygulama:

1- Yaklaşık 600 sayfa olan Türkçe Meali 90 gün boyunca günde 10 sayfa olmak üzere okuyacak öğrencimiz. (10 sayfa olursa daha erken biter. Günlük okuma 15 dakika ancak zaman alır.) Bazı günler asla ihmal edilmemeli ve her ne şartta olursa olsun mutlaka o gün 10 sayfa okunmalıdır.

2- Her gün okuduğu 10 sayfada dikkatini çeken, beğendiği, kendisini ilgilendiren vb. yerlerin altını kurşun kalemle çizecek.

3- Yine her gün okuduğu 10 sayfa içinde anlamadığı yerleri kesinlikle kurşun kalem ile işaretleyecek ve büyükçe soru işareti koyacaktır.

4- Proje koordinatörü ile haftanın bir günü (Kesinlikle önceden belirlenmeli.) buluşacak ve o hafta okuduğu 70 sayfanın içinde altı çizili yerleri kontrol edecek ve gerekirse konuşulacak kısaca ve anlamadığı soru işaretli kısımları anlayabileceği şekilde anlatacak kısa ve öz halinde. Anlaşılması güç ise üzerinde sonra durulmak üzere kırmızı kalemle işaretlenip geçilecek. (30 dakikayı asla geçmemelidir.)

5- Projede mutlaka anne veya babadan birisi bulunacak. Evde bir örnek olmak zorundadır. Anne veya baba projeye seçeceği 10 uzun sure ile katılacak ve çocukla birlikte okuyacaktır. Bu, çocuğa gayret ve ciddiyet verecektir. (5 dakika alır.)

6- ÖNEMLİ kısmı şurası ki, her sure bittiğinde işaretlenmiş yerlerden bir tek ayet not defterine öğrenci kendi el yazısı ile kaydedecek. Yani her sureden 1 ayet seçilecek ve deftere kaydedilecek. (Toplam 114 ayet olacak 90 gün sonunda.)

Sonuç:

1- Öğrencimiz kesinlikle takipli şekilde Kur’an’ı Kerim Mealini yaz sonunda plana uygun biçimde bitirmiş olacak. Bu sayede Allah’ın bizden anlamamızı istediği vahyi anlayacak ve tanışacak.

2- Proje sonunda kesinlikle bütçenize ve öğrencimizin durumuna göre şahane bir ÖDÜL verilecek.

Projeyi kendinize göre uyarlayabilir yahut daha da geliştirebilirsiniz. İlkemiz şu olmalı: Zorlaştırmayın, kolaylaştırın. Nefret ettirmeyin, sevdirin. Eleştirmeyin, takdir edin, aferin deyin. Ders tekrarları varsa bir plan dahilinde az olarak o da uygulanabilir. “Allah  katında amellerin  en  makbul  olanı  hangisidir?” diye  sorulunca; Peygamber Efendimiz (asm): “Az bile olsa devamlı olanıdır.” buyurmuşlar.
Sonra, bırakın özgürce, bol bol oynasınlar. 
Allah çocuklarımızı Resulünün yolundan ve Kur’an’dan ayırmasın ve gayretlerinizi artırsın.

Bu konuyla doğrudan ilgili olarak şu yazıyı da gözden geçirin lütfen: 

Kuran'ı Okumak ve Anlamak / Nasıl?




30 Nisan 2017 Pazar

CEMAAT Mİ, CEMAATLER Mi?

CEMAAT Mİ, CEMAATLER Mi? M.Uysal Allah'ın fizik kanunları olduğu gibi (Sünnetullah) sosyal kanunları da var. Sosyal psikolojinin ve sosyolojinin inceleme alanlarından biri olan gruplar (cemaat, cemiyet) yararlı ve zararlı sonuçlar doğururlar bulundukları toplumlar için. Her grup kendi içinde, diğerinden daha iyidir, daha güzeldir, daha akılcıdır, daha zekidir, daha güçlüdür... Uzar gider. İçinde bulunulan gruba göre diğer gruptakilerin hepsi aynıdır. Hepsi çirkin, kötü, yetersiz, akılsız... Biz bilincini aşılar gruplar insanlara. Bu biz bilinci aynı zamanda siz bilincini de beraberinde getirir ki, işte sıkıntı burada başlar. Her neyse konumuz bu değil, daha fazla ayrıntıya girmeyelim. Asıl konumuza girelim. Tarih ile sabittir ki, bu gruplar dinde var olduğu an normal gruplardan daha sert ve keskin bir şekle bürünür. En kanlı ve vahşi kavgalar ve savaşları dindeki gruplar meydana getirir çoğunlukla. Din içindeki gruplar (Bugün anladığımız manada cemaatler) kardeşlik ve dayanışma üretemezler toplum adına. Ürettikleri, kavga, sürtüşme, çıkar çekişmesi, genişleme alanı gerginliği ve düşmanlıktır. Allah der ki: "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar." Raviler der ki: "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Keşke sonrakiler bunu tevil etmek için ciltlerce kitap yazmak yerine ilk başta raviye sorsalardı hangi konuda ihtilafta rahmet var, diye. (Bu rivayetin tevilleri için araştırma yapınız. Çok geniş bir konu.) Bugünkü haliyle, her cemaatin (Bu kelime grupların ümmetten çaldıkları bir kelimedir.) kendi imamı, kendi kitabı, kendi merkezi, kendine has ibadetleri vs... ile nasıl olacak da toplumsal dayanışma üretilecek? Akl-ı evvel yazarlarımız Cumhurbaşkanına tavsiyede bulunup cemaatleri güçlendirin, diyor. Bu akılla ancak eskiyi tekrar yaşarız. Allah madem dağılıp ayrılmayın, diyor o zaman çözüm bellidir. Tek merkez mescit (Cami) olacak. Camiler tek merkez haline geldikten sonra çözümleri konuşmaya başlayabiliriz. Zikir yapacak olan orada, herkese açık yapsın. Yardım, bağış falan toplayacak olan orada herkese açık yapsın ve hesabını da orada versin. Gizli konuşacak olan caminin bir köşesinde konuşsun. Toplantı yapacak olan orada yapsın. Kermes yapacak olan cami avlusunda yapsın. Sohbet yapacak olan camide yapsın... İnsanların aklını ve güvenini daha fazla bulandırmanın anlamı yok. Bütün bunların hesabını öndekiler daha feci ve sert verecekler ve takipçileri de aynı hesaba ortak olacaklar.


19 Nisan 2017 Çarşamba

Geleceğe Kutlu Doğum Mektubu

Geleceğe Kutlu Doğum Mektubu
M.Uysal
Evladım, bu kutlu doğum diye ortaya atılan şeyi ilk olarak, laik Türkiye Cumhuriyeti içinde bulunan kurumlar icat ettiler ve sonra bir cemaat sahiplendi, sonra hükümetler sahiplendi, sonra bütün vatan sathına yayıldı. Yani kökenlerini elçi döneminde, sahabe döneminde, İslam tarihi içinde arayarak zamanını kaybetme. 1989 yılında böyle bir şeyi başlattılar ve bizim, sonraki kaynaklarda geç dönem bulduğumuz ve sonradan ihdas edilmiş olduğunu hala anlatamadığımız mevlid kandiline denk getirdiler ve sonra nisan ayında karar kıldılar. (Ki, şu an siyer kaynaklarını derince taradığında Rasulullah’ın doğum tarihini net olarak bulamazsın ve zaten gerekli de değildir. Yıl olarak bile farklı rivayetler vardır. Gerekli olsaydı Allah net olarak işaretlerdi.) Özellikle belirtiyorum, laik bir yapının bunu yaptığını zira dindarlar yapsa bidat diye tefe koyarlardı. O zamanlar çok tuhaf bir ülkeydik doğrusu, uzun uzun anlatmayacağım. Tarih kitaplarına bakıver.

Her neyse…
Şimdi iyi dinle evlat!
Özellikle sosyal meselelerde ortaya örf, adet, gelenek koymak büyük meseledir. Zaten ilk yapanlar bunu böyle olsun diye yapmazlar. Bir gereklilikten dolayı bir şey yaparlar ve sonrakiler bu gerekliliği sürdürürlerken daha sonra gelenler artık o gerekliliğin ne olduğunu bile unutup yeni kurallar da ekleyerek onu sürdürürler. İlk yapanlar sonrakilerin yaptığını görseler gülerler ama artık iş işten geçmiştir, gelenek haline gelmiştir. Gelenek dediğin de sosyoloji de dün, bugün ve yarını içine alır. Geleneklerin gereksizliğini, faydasızlığını söylemiyorum örnek veriyorum sadece. Hatta bazı gelenekler çok da elzemdir toplumlar için.

Din konusuna gelince…
Din konusunda biliyorsun, Rasülullah sonradan olan ve dinin alanına girecek şeyleri bidat olarak nitelemiş. Sonrakiler iyi bidat kötü bidat falan diyerek olayı budamışlar ve bu iyidir, deyip bir şeyler yapmışlar.

Dahası…
İnsanlardan bazıları çok sevdikleri kullar olan bazılarını takip etmişler hayatlarında. Öldüklerinde ise bunları unutmayalım belli günlerde analım demişler. Daha sonrakilere kalan hikayelerin üzerine daha fazlası bindiği için onlar da demişler ki, bunları anmakla kalmayalım resimlerini yapalım. Daha sonrakiler heykellerini dikmiş daha sonrakiler tanrı ile aracılık yapacaklarına dair rivayetlerden yola çıkıp kendilerini tanrıya yaklaştırması için tapınmaya başlamış… Uzar gider işte.

Din konusunda insanlar şöyle yaparlar: Yeni bir şeydir ama olsun bu vesile ile insanlar hem bilinçlenmiş olurlar, derler iyi niyetle. Onlara şunu sormak istiyorum: Bu başlattığınız şeyin yüz yıl sonra hangi açı ile nereye doğru sapacağına dair bir bilginiz var mı? Siz iyi niyetle bir şey koydunuz ortaya fakat bunu Allah’a, Rasulüne sordunuz da mı yaptınız yoksa kendi aklınız size bunu güzel gösterdiği için mi yaptınız yahut yapılmasında sakınca görmediniz? İyi niyetiniz yüzyıllar sonra işe yarayacak mıdır acaba?

Şöyle bir hikaye anlatılır:
Adamın biri dağ başındaki kuyuya atıyla gelmiş ve bir kazık çakmış yere, atını bağlamak için. Sonrakiler de bu kazığı kullansınlar, diyerek yerinde bırakmış giderken. Başka bir adam gelip yerdeki kazığı görmüş ve bu kazığa biri takılır düşer bir yerini acıtır, diyerek kazığı sökmüş. Bunu anlatanın hükmü şöyle: Her ikisi de sevap kazanmıştır.
Mümkün mü sizce bu ikisinin de doğru yapmış olması? Bence mümkün değil. İki ayrı durum var ortada. Üstelik bir kazık meselesinde bile bu kadar detay çıkacak birazdan. Kaldı ki, dini veya sosyal bir durumda ikisinin de sevap alması yani iki doğrunun olması mümkün değil.
İlk olarak o kazığı ilk adam acaba doğru yere mi çakmıştır? Doğru yere çakmadıysa hata etmiştir. Ki, çıkaran adamdan anlaşılıyor ki doğru yerde değil ayakaltı bir yerde kazık. Diyelim adam doğru yere çaktı kazığı ve sonraki adam bu kazığı hiç gereği yokken ve yeri doğruyken çıkardı yani kimseye zararı olmayacak yeri yanlış yorumladı. Niye ikisi de doğru olsun bu durumda?
Bu kazık hikayesini dini veya sosyal durumlara uygulayan insanların bir kez daha düşünmesini istiyorum.

Evet, kutlu doğum dediğiniz şey bir sapmadır. Bir özentidir. (Başka elçilerin haftaları vardır da bizim niye yoktur? Noel.) Diğer haftalarda olduğu gibi kapital sistemin çarkları için hareket sebebidir. Kutlu doğum hediyeleşmesi ile kutulu doğum haline gelmek üzeredir. Hiç olmayan bir şeyi toplumsal bir kutlama ve anma merasimleri olarak toplumun gündemine soktunuz. Evet, bu bir sapmadır bizden öncekiler böyle bir şey yapmıyorlardı. Bu vesile ile peygamber anılıyormuş falan… Bu vesile dediğiniz şeyler olmadan önce anmıyor yahut anlamıyor muyduk? Sahi anlamıyor muyduk? Sahi, bu vesile ile anlayan çıktı mı? Rasulü tanımak, tanıtmak ve anlamak için ne gerekiyor, hiç düşündünüz mü? Gelin bunun üzerine kafa yoralım o zaman. Geçenlerde öğrencilere sordum Rasülullah’ın mirasını, en büyük mirasını… Sizce hangi cevabı vermiş olabilirler? Çalışma yapmak için hafta bekleyen zihniyetten her vesile ile ve her gün planlı olarak çalışan zihniyete evirilmedikçe zor işimiz.

Bu, bir sapmadır. Siz dersiniz, minicik hatta zerre kadar bir sapma ben derim, bildiğin sapma… Bu sapmanın zamanla kaç dereceye ulaşacağını ne ben hesaplayabilirim ne bu kutlu doğumu uyduranlar. Vazgeçin, diyeceğim ama kime? Devlete böyle bir şey söylenebilir lakin artık dinin kurumları ve dindarlar da bu işi epey sindirmiş ve sevmiş durumda. Ki, bu uyarı bile lanetli birinin hezeyanları olarak okunacak muhtemelen. O yüzden diyorum ki, bu uyarıyı siz önemsediyseniz en azından siz bulaşmayın ve elinizin altındakileri bu konuda uyarın. Bir şey gördüm ve bu gördüğümü size de söyledim.

Allah'ım, biliyorsun ki bunu ben icat etmedim ve kutlamadım da.




17 Nisan 2017 Pazartesi

Allah’a Teşekkür Edilir mi?

Allah’a Teşekkür Edilir mi?
M.Uysal
Şükür kelimesi Türkçe değil.

Teşekkür kelimesi Arapçadan Farsçaya oradan da Türkçeye geçti, kökeni “Şükür” kelimesi…

Her neyse anlamlarına bakalım şimdi de.

Teşekkür: İsim, Arapça. Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan kıvanç ve gönül borcunu anlatma. (TDK)

Şükür: şükür -isim Arapça 1. isim Tanrı'ya duyulan minneti dile getirme. 2. Mutlu bir olay veya durumdan, yapılan bir iyilikten duyulan hoşnutluğu bildirme. (TDK)

Arapça şkr kökünden gelen şukr شكر "teşekkür etme, minnet duyma, övme, yüceltme" sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça şakara شكر "minnet duydu, şükretti" fiilinin masdarıdır.

Görüldüğü üzere Araplar Allah’a rahatça şükrediyorlar. Dilleri Arapça ve Kur’an onların diliyle indiği için Kur’an’da onlara emredileni rahatça yapıyorlar. Örneğin: لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجاً فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ Vakıa 70. Ayette “Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” diye yazılıdır. Onlar da şükrederler. Burada dikkat çeken şey şu: Şükür kelimesi sanki Türkçe bir kelimeymiş gibi aynen bırakılıyor meallerde ve tefsirlerde. Aynı şey şefaat kelimesi için de yapılıyor. Daha epey kelime var bu durumda olan. Arkadaşlar itiraz ediyorlar, bu kelimeler zaten Türkçe içinde erimiş ve anlaşılıyor. Yapmayın! Hanginiz bir arkadaşınıza bir şey karşılığında “Şükran, şükürler olsun, vb.” ifadeleri kullandınız? Şükür kelimesi bize, dini literatüre ait ıstılahi bir kavram olarak geçmiş. Bu bir kavram…

Peki, benim derdim nedir?

Derdime geçmeden önce birkaç şeye daha bakalım.

Türkçede “Teşekkür” ifade eden bir kelime yok galiba. Eski atalarımıza ait ve artık kullanmadığımız bazı kelimeler var fakat onları telaffuz bile edemiyoruz. Sağ ol, deriz mesela. Yahut buna benzer kelime grupları vardır. Tek bir kelime arıyorum. Yok. Evet, bu kısımda net olarak söyleyebilirim ki, “Teşekkür” kelimesi gayet Türkçedir ve hayatın tam ortasında kullanılmaktadır. Bu kelime ile biz minnet belirtiriz, gönül borcumuzu eda ederiz, hoşnutluğumuzu ifade ederiz. Tam olarak böyledir. En küçüğümüzden en büyüğümüze ne söylediğimizi anlarız.

Derdim şu: Biz Allah’a şükrederken dini bir ıstılah olarak bunu yapıyoruz ve anlamı kaçırıyoruz. Yeni nesillerde bu anlam artık yok. Samimiyet, yerini dini ıstılaha bırakıyor ve Allah ile insan arasındaki o samimi bağ yok oluyor. İnsan, karşısındaki insandan gördüğü en ufak bir iyiliğe bile teşekkür ediyor ve bunu içtenlikle yapıyor. Sağ ol, diyor. Bunu gönülden yapıyor. Ama iş Allah ile olan ilişkiye gelince şükür için özel bir şeyler bekliyor. Ya bir ibadeti, ya bir ritüeli yahut büyük bir nimeti…

Ezberim kuvvetli değildir o yüzden yemek duası da ezberimde değil. Görev bana düştüğü zamanlarda hep o anın gereğine göre kafamdan bir şeyler söylerim ve Allah’a teşekkür ederim nimetleri için. Evet, Allah’a teşekkür ederim. Bu çok dikkat çekici geliyor insanlara. Çok zaman acayip bakışlara maruz kaldım. Bir keresinde değerli bir hocam uyardı: Teşekkür astlara edilir, dedi. Düşündüm, doğru bürokratik işlemlerde öyle. Halk arasında öyle değil. Üstelik Araplar bu durumda nasıl ast üst ilişkisi kuracaklar Allah ile zira, başka kelimeleri yok. Hamd, kelimesine hiç girmiyorum zira o apayrıdır ve “Hamd sadece Allah’a mahsustur.” Müslüman bir Amerikalı nasıl şükredecek Allah’a? Arapçaya dili dönmek zorunda değil, “Thank you” dese yetmez mi minnetini ifade etmeye? Teşekkür ise yine Allah’ın bizden istediği bir şeydir. Örneğin, güzel bir şeyle karşılaştığımda, ta gönülden, samimi bir şekilde “Sağ ol Allah’ım!” diyorum. Bu, çok büyük bir kıpırtı yapıyor kalbimde. Elbette biliyorum, sağ ve salim olmak insana hastır. Mesele şu ki, teşekkür ettiğim zaman tam olarak minnetimi ifade edebiliyorum ama şükrettiğim zaman bunu bir alışkanlık ve zoraki bir görev olarak yapıyorum. Kalbim bunu net bir şekilde ayırıyor.

Tamam, zorlamayacağım. Şükretmek ayrı bir yere sahip olabilir sizde. Sizden ricam şu: Allah’a teşekkür edenlere tuhaf bakmayın ve çocuklarınıza çok basit şeyler için bile teşekkür etmeyi öğretirken samimi bir şekilde, ilk teşekkürü Allah’a etmesini de öğretin. Zaten şükretmeyi her yerden öğrenecek.

Hayatınıza dikkat edin, en çok teşekkür mü ediyorsunuz, şükür mü ediyorsunuz? Ben bu iki kelime arasında kalmıyorum, sadece teşekkür ediyorum Allah’a da insanlara da.

Mülk 23 “Ne kadar az teşekkür ediyorsunuz!”

__________________________

Kur'an'da Arapça kelime araması yapıldı bakınız: http://www.kuranmeali.com/arapcaara.asp?kelime=شكر


15 Nisan 2017 Cumartesi

Kadir ve Kuran

Kadir ve Kur'an
Kadir Gecesinin değeri nereden geliyor?

Seslendirmeler: Raşit Kaptan, M.Uysal
Fotoğraflar: M.Uysal
Oyuncular: Ramazan Gökçe, İlyas Muzaç

O geceye değer, kıymet katan Kur'an elimizde ve her gün gündemimizde olursa işte o zaman bütün ömrümüz kadir kıymet ile dolacak. İndiği tek bir geceyi bin aydan değerli yapan Kur'an'ı sen her gün ömrüne katarsan ne olur hiç düşündün mü?
İlgili yazı şurada: http://www.edebya.com/2017/04/kadir-gecesi.html 








8 Nisan 2017 Cumartesi

Evetten Hayıra Yahut Hayırdan Evete

Evetten Hayıra Yahut Hayırdan Evete

Bir Bilinç Yolculuğu ve Tercih Macerası


M.Uysal

La ile reddetmeden başka bir şeyi onaylamak sorunludur.

İlk dönemlerde bu sorunun çözümü kolaydı sonra sıkıntılar doğdu.

Şöyle izah edeyim:

İnsan neyi reddettiğini kesin bir bilgiyle ve yaşanmış tecrübeyle bilmeden asla karşısındaki bir şeyi onaylamamalıdır.

Siyasi düzlemde ne olduğunu en son paragrafa bırakacağım.

Dinlerin ilk iniş süreçlerine bakalım önce… Bir elçi geldiğinde, içinde bulundukları durumun neden reddedilmesi gerektiğini izah ettikten sonra onaylanması gerekenin ne olduğunu açıkça dile getiriyordu. Bütün sahte tanrılar reddedilecek ve tek ilah olan kabul edilecek ve kabul edilen tek ilahla birlikte başka tanrılar ortak edilmeyecek. Mesele bu kadar basit. İlk muhataplar açısından sorun yok zira neyi reddettiklerini gayet iyi biliyorlar. Sahte tanrıların ve tuttukları ortakların kendilerine ve toplumlarına ne tür zararlar verdiğini çok derinden yaşamışlar. Reddetmeye karar veren işte bu bilinçle karar veriyor. La ile başlıyor illa ile devam ediyor. Bütün bu kötülük kaynağı sahte tanrıları ve ortakları red ve sonrasında tek ve ortaksız bir tanrıyı onay. Dinin oluşumu böyle başlıyor.

Sonraki nesillerin yaşadığı ise bir onaylanmış süreçte başlıyor. Onlar bir şey reddederek başlamıyorlar. Öncekilerin reddettikleri ile bir sorunları olmamış. Zaten reddettiklerini söyleseler bile bu sadece bir sözden ibaret kalıyor. Yaşanmışlıkları yok, yaşadıkları bir problem yok sahte tanrılarla ve sahte ortaklarla. Doğrudan onay süreci ile başlıyorlar. Onaylamış bir toplumda doğuyorlar. Bir süre sonra reddedilenin bilgisi ortadan kayboluyor ama sahte tanrılar ve ortakları duruyor. Onaylanmış olanla reddedilen birbirine karışıyor. Sorunlar oluşuyor fakat bu sorunların nereden kaynaklandığını çözemiyor insanlar. Zira bu bir onaylama ve red sorunu olarak görünmüyor. Zaten onaylamış olarak doğan insanlar reddedecekleri şeyin bilgisinden de uzak kalıyorlar. Atalarının reddettiği sahte tanrılar ve ortakları kendilerinin sadece onayladığı tek ve ortaksız tanrı fikri ile hiçbir zaman buluşmuyor. Onlar tevhidin sadece onay kısmında kalıyorlar. Tek taraflı bilinç, çalışmıyor. Çalışmıyor zira bilinç tek taraflı çalışmaya devam ettikçe neyin doğru neyin yanlış olduğu fikrinden ziyade sadece doğru varsaydıkları üzerine yoğunlaşıyor. Evet, doğru sadece varsayıma dönüşüyor çünkü bir kıstas noktasından yoksun kalıyor. Sadece onay bilgisi var red bilgisi yok. Bir tanrı kabul ettim o tektir ve ortağı yoktur. Bu durumda tek nedir, ortak nedir, soruları asla sorulmuyor. Reddedilen kısımda bu bilgiler vardı ilk muhataplarda ve görmüşlerdi bunun ne tür sorunlara yol açtığını. Yeni nesil tek taraflı bilgi ile eksik kalıyor. La ilahe illallah cümlesinin sadece dile yansıması ve bir tür dine giriş cümlesi olmaktan ziyade söylendikçe sevaba nail olmak düşüncesi hakim oluyor. Oysa bu cümle bir giriş cümlesidir, var olanı devam ettirme cümlesi değil. Yeni nesil açısından problem burada ya zaten, içine doğduğu bir dine yeniden niye girsin? Oysa Allah bu dine bile isteye, bir tercih olarak girilmesini, teslim olunmasını istiyor. İçinde doğulmasını ve öylece kalınmasını ise tarih yanlışlıyor. Nasıl bir yanlışlama bu peki? Şöyle: Tercih etmediğiniz şey sizin değildir. Sadece grubun tabii bir üyesi muamelesi görürsünüz. Bugün Müslüman toplumlarda karşılıksız kalan ve hatta büyük şaşkınlığa sebep olan tek bir soru var: Ne zaman Müslüman olmaya karar verdiniz yahut ne zaman Müslüman oldunuz? Bu soru önce şaşkınlığa yol açıyor sonra da hakaret edildiği vehmine yol açıyor. Biz Müslüman bir toplumda doğduk ve bir tercih yapmadık. Yani bir şeyi reddedip başka bir şeyi onaylamadık. Sadece onay kısmının çokça tekrarında kaldık.

Zor bir durum.

Yeni nesil seçeneksiz doğuyor. İslam fıtratı üzere doğup Müslüman yapılıyor. Zorla. Evet, zorla. Başka dinleri ve başka tanrıları açıkça tanıma imkanı olmuyor ki, kendi tanrısını onaylayıp diğerlerini reddetsin. Bu bilinç düzeyi ile tercih edilen bir din ile zaten varsayılan değer olarak kalmış bir din aynı sonucu doğurur mu? Asla. O yüzden dinler elçiden sonra hep bir gerileme ve ayrışma yaşarlar. Son din için de kanun aynıdır. Çözüm yolu olarak bizim yok saydığımız ama yaşarken içine düştüğümüz şirkin bilinmesi gerekiyor. Şirkin bilinmesi çok kolaydır Müslüman topluma göre: Puta tapma yeter. Değildir. Put nedir peki? Çeşitli cevaplar gelir ve bu cevapların tamamına yakını ilk dönem örnekleri ile doludur. Oysa onların reddettiği tanrılar ve ortaklar ile bizim yaşadığımız çağdaki tanrılar ve ortaklar çok farklıdır. Bu bilgiye ulaşmadan hangi şeyin sahte tanrı olduğunu nasıl bileceğiz? Çocuklar şöyle öğreniyor: Puta tapma, heykele dikkat et, resme dikkat et, bunları evine sokma. Ama evimize ve kalbimize bu devirde giren heykel ve resimlerin artık hiçbiri tanrı değerinde değildir. Hiçbir heykel veya resim artık tanrı ortağı kabul edilmez yaşadığımız yerlerde. Bu durumda La ilaha illallah, diyen birisi aslında neyi reddetmiş neyi kabul etmiştir? Zaten etrafımızda sahte tanrı veya tanrı ortağı görülmemektedir ilk örneklerdeki gibi. Tamam, öyleyse biz de doğrudan kabul ile başlarız. Allah tek ilahtır ve ortağı yoktur. Emin misiniz?

Bugün tanrılık iddiası ve tanrı ortaklığı iddiası ortadan kalmış mıdır? Reddedilecek şeylerin bilgisi değişse bile kendisi ortadan kalkmış mıdır? Kur’an’da şirk ile ilgili uyarılar neredeyse bütün surelere yayılmıştır ve halen okunmaktadır ama bugün şirk artık tehlike olmaktan uzaktır bize göre. Çok güzel, artık tek affedilmeyecek olan ve en büyük günah olan şirk tehlike değildir ve maça on sıfır önde başlamışızdır. Yahut şöyle bakalım: Bütün elçiler şirki en büyük tehlike olarak kabul edip uyarılarına bununla başlamış ve bununla bitirmişlerdir. Kur’an şirki en başa tehlike olarak koymuştur ve çok büyük yer ayırmıştır. Toplumdaki gerçeğe bakarsanız şöyle bir tablo ile karşılaşırsınız: Artık şirk sadece konu başlıklarından basit bir başlıktır. Çok kolay izah edilir bir meseledir. Hemen birkaç cümle ile izah edilir ve zaten müşrik olmadığı için üzerinde durulmaz. Kur’an’ın gıybet meselesi ile ilgili tek bir ayeti vardır ama şirkten daha fazla önemlidir vaizler için, öğretmenler için, tebliğciler için, hocalar için… Bunun gibi örnekler çok. Kur’an gereksiz yere tevhit ve şirk konusunu üçte bir oranında işlemektedir zira bugün karşılığı yoktur ve o bölümler gereksizdir. Tek bir gıybet ayeti çok önemlidir. Bu önermeleri kendim kurgulamadım, topluma bakarak oluşturdum. Topluma bakıldığında bu önermelerin yanlış olduğunu delilleriyle söyleyin ve ben de bu önermeleri bir iftira olarak hesap defterime kaydedilmiş bulayım.

Diğer dinleri, örneğin Hristiyanlığı, Yahudiliği, Hinduizmi, Şamanizmi vb. dinleri bilmeliyim. Kabaca olsun bilmeliyim. Çocuklarım bilmeli. Neden biliyor musunuz? Müslüman olduklarını söylüyorum onlara ama bir tercih olarak bizzat kendi iradelerini kullanarak bunu tercih etmelerini söylemiyorum. Bir, zaten kendi haline bırakırsam ya davulcu ya zurnacıya gider, çocuk bunlar, diye düşünüyorum. Ne olur ne olmaz, ben Müslüman yapayım da. İki, zaten öğrettiğim din benim de bildiğim bir din değil. Ne duyduysam ve nasıl ibadet ettiysem o kadarını gösteriyorum. Ben, vahiy ile Müslüman olmadım, onların da böyle bir ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Kur’an ile Müslüman mı olunurmuş? Ben söylerim o da bilir Müslüman olduğunu. Ben onun yerine dinini tercih ettim zaten. O kim ki, benim tercihimi beğenmeyecek. Benimkini de atalarım tercih etmişti zaten. Üç, ortada zaten tercih edilecek bir şey yoktur. Yani çocuk, İslam’dan başka seçenek bulamıyor ki. Reddedilecek şeylerin ne olduğu bilgisini onlara sunmuyorum ki. Özgür iradesi ile tercih edeceği bir şey yok ortada. Orada bir bardak su var, git iç. Aslında orada, çay var, rakı var, ayran var, su var, çorba var… Her birinin özelliği şudur, şöyledir… Dilersen öğrettiğim gibi Kur’an’a uyarsın, dilersen hepsini birbirine katarsın, dilersen ayranı, dilersen rakıyı, dilersen zıkkımı tercih edersin. Allah diyor ki elçisine, sen dilediğini doğru yola iletemezsin. Sen ancak gösterirsin, uyarırsın, müjdelersin. O kadar. Ötesi yok. Kişi kendini doğru yola açarsa Allah da onu doğru yola iletir. Kişi kendisini yanlış yola yöneltirse Allah da onu o yolda yalnız bırakır.

Değil mi ama biz çocuklarımızı kendi haline bırakır mıyız? Olmaz. Onlara tek seçenek sunar, onaylatırız. Tam da elçi gibi davranmayız burada. Biz önce iyice öğretip, uyarıp, müjdeleyip bütün gayretimizi ortaya koymayız. Biz son kısmındayız. Önce hidayete erdirir ardından uyarır ve öğretiriz.

Bu konu çok uzun, aslında Kur’an’ın kendisi kadar uzun. Devamını oradan okursunuz.

Siyasi düzlemde bunun başarıldığını görüyorum ülkemde.

İnsanlar öyle bir yaşadılar ki, neye hayır diyeceklerini ve neye evet diyeceklerini çok iyi biliyorlar yaşadıkları tecrübelerden. İki taraf için de bunu açık olarak söyleyebilirim. Hayır diyenler, neyi istemediklerini biliyorlar. Evet diyenler, neyi reddettiklerini biliyorlar. Öğrendiler. Günlerce kafa yordular. Ceplerine ne kadar etki edeceğine kadar bütün kılcal damarlarıyla öğrendiler. Neden? Çok yakın bir etki gördüler de ondan.

Sahi cehennem ve cennet çok mu uzak bir vaat?





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...