2 Aralık 2017 Cumartesi

Diyanet Tebrik

Diyaneti Tebrik
M.Uysal

Diyanet çok hızlı çıktı, tebrikler.
KARA CUMA konusunda hemen hutbe yayınladılar.
Sonra...
Peygamber terliği, rüya gördüren muska, yanmayan kefen, bilmem neli su, aldatan dualar, kendi kendini cennetle müjdeleyenler, peygamberle görüşmeye devam eden garaip tipler...
Hangi birisini sayayım?
Diyanet bunlar için de bir hutbe ayarlasa sizce fena olmaz mı? Geç kalmadı mı?
Tabi, kara cuma eleştirisinin ucu Türkiye'de bir yere dokunmuyor, eleştirmek kolay. Yukarıda saydıklarım kara cuma söyleminden bin defa daha yıkıcı faaliyetler ama ucu bir yerlere dokunuyor tabi.
Haydi be Diyanet, göreyim seni, bir hutbe de bunlar için okut eğer bunların batıl olduğunu düşünüyorsan. Bunların batıl ve sapma olduğunu düşünmüyorsan da açıkça söyle biz de bilelim. Biz de onlara tabi olalım, değil mi ama doğru ise biz zaman kaybetmeyelim. Yanlışsa ülke bir kez daha batmasın.

Diyanet İşleri Başkanlığı

26 Ekim 2017 Perşembe

VAHİY ALAN KOYUN

VAHİY ALAN KOYUN
(Muhammed İkbal)

Bir otlakta mutlu biçimde beslenip üreyen bir koyun sürüsü vardır. Fakat bir gün sürüye aslanlar üşüşür ve ortalığı kana bular. Aslanları durdurmak isteyen zeki bir koyun hileye başvurur ve aslanlara giderek kendisine ilham (vahiy) geldiğini, üstelik Allah tarafından kendilerine elçi olarak gönderildiğini söyler. Buna inanan aslanlar için artık zeki koyunun onlara verdiği va'zlar da inanılır şeylerdir. Koyun sürekli zayıflığın, acizliğin, yoksulluğun erdemlerinden bahseder onlara. Bu erdeme ulaşmanın yolunun da et yemeyi bırakıp ot yemekten geçtiğine onları inandırır. Buna kana aslanlar ot yemeye başlarlar ve yedikçe aslanlıklarını yitirirler.

(Muhammed İkbal, Esrar ve Rumuz, Çev. A.N.Tarlan, sh 35-37. Türkiye-Pakistan Kültür Cemiyeti Nşr. 1964 İst.)
https://tr.scribd.com/document/196974016/Muhammed-Ikbal-Esrar-Ve-Rumuz#download

21 Ekim 2017 Cumartesi

VAAZ ve DUA

VAAZ ve DUA
M.Uysal
Misafir vaiz gelmiş bu cuma... 
Vaazın sonunda şöyle dua etti: "Allah'ım, zorda olan kardeşlerimize yardım et, zulme uğrayan kardeşlerimizi kurtar, savaşlarda ezilen Müslüman kardeşlerimize yardım et. Bize sağlık ve afiyet ver." (Cümle tam böyle değildi belki ama bundan daha havalıydı ve tam bu anlamdaydı.) Herkes amin dedi, ben güldüm.
Bu vaiz Kur'an okumuştur muhakkak ama unutmuş olmalı. Zira Kur'an bize mazlum kardeşlerinize yardım edin, diyor. Zalimlere karşı durun diyor ve afiyette olma garantisi de vermiyor. Şehadet, zorluk vb. şeylere de katlanmamızı istiyor. Vaiz ise bütün işleri Allah'a yükledi sonra bize de sağlık, afiyet istedi ve bitirdi.
Bunu bilerek yaptığını düşünmek istemiyorum. Lakin bu bir alt bilinç ve artık bundan kurtulmamız lazım. Allah'ın bize yap dediği ne kadar şey varsa biz tekrar Allah'a havale ediyoruz sürekli. Allah'ım olmayanlara da ver, derken biz Allah, size verdiğim rızıktan olmayanlara verin, diyor.
Ne demek lazım? Şöylesi daha uygun sanki: Allah'ım bizi güçlü bir ümmet eyle. Zulüm gören kardeşlerimize yardım edecek kuvvet ve cesareti bize bahşet. Biz azmettik onlara yardım etmeye kalplerimize güven ver. Bizi alan el değil veren el yap. Bizi yük olanlardan değil yük alanlardan eyle...
Hayır, bir gün sesli güleceğim camide başıma iş gelecek bir an evvel düzeltmek lazım.

Mehmet Akif'in şu şiiri de tam bu konuyu anlatıyor aslında.
VAİZ KÜRSÜDE

( Salât ü selâmdan sonra )

...................

O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da, 
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında? 
"Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru: 
Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu. 
Talep nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar, 
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var? 
"Çalış!" dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun, 
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun! 
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya, 
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya! 
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden, 
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken! 
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini, 
Birer birer oku tekmîl edince defterini; 
Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir... 
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir! 
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak... 
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak! 
Onun hazîne-i in'âmı kendi veznendir! 
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir! 
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O; 
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O! 
Çekip kumandası altında ordu ordu melek, 
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek! 
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin: 
"Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızr'ı göndersin! 
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak; 
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak. 
Demek ki: her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın o; 
Çoluk çocuk O'na âid; lalan, bacın, dadın O; 
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O; 
Alış seninse de, mesûl olan verişten O; 
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O; 
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O; 
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O; 
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı o. 
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! 
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu! 
Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; 
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha? 

.......... 

Mehmet Akif Ersoy
(1873 - 1936)

Bir Hatıra ve Dehşet Senaryosu


Bir Hatıra ve Dehşet Senaryosu
M.Uysal
1996 yılında yazılarımı bilgisayara geçirmeye başladım. Daha önceki yazdıklarımın çoğu defterlerdeydi. İlk bilgisayarımı kömür parasını vererek almıştım ve kömürü de taksitle almıştım galiba, öyle bir şeydi. Bir tırcı Almanya çöplüğünden falan bulmuş getirmiş işte. 386 türü bir şeydi. 7 disketle windows 3.1 kuruluyordu. Her neyse. Bilgisayarda yazmadan önceki kayıtlarımın büyük bölümü kayboldu. Defterlerdeydi ve defterlerimin kimi kayboldu kimi de çeşitli sebeplerle kullanılamaz hale geldi. Üstelik defterlere yazdıklarım pek kullanışlı da değillerdi. Aradığımı kolay bulamıyordum.

Dediğim gibi, bilgisayarı aldıktan sonra aylarca uğraşıp elimde kalanları tek tek bilgisayara geçirdim. Aylarca... Askerlikte 10 parmak klavye öğrenmiştim mecburi. Sonra yeni yazdıklarımı artık bilgisayarla yazıyordum. Bir gün o çöpten gelen bilgisayar çöktü, öldü, geberdi... Nasıl denilirse işte. Hepsi gitti yazdıklarımın.

Şimdi başka bir yere geçelim...
Nüfus bilgilerini araştırmaya çalıştım bir dönem. Emet'tekiler kurtuluş savaşı döneminde yakılmıştı. Sonra öğrendim ki, yurdun çeşitli bölgelerinde tapu kayıtları, nüfus kayıtları falan hep gitmiş, yanmış falan işte.
Yenilerde bilgisayarlı sisteme geçildi. Bütün bu işlemleri devlet çok hızlı yapıyor. Aradığınızı buluyorsunuz, işleriniz hızlı yürüyor.
Düşünüyorum da, bir gün birileri bilgisayar sistemlerini de kolaylıkla yok edebilir. Yine dımdızlak ortada kalabiliriz. Bu işleri bilmeyen birisi değilim. Yani yedekli çalışma, koruma sistemleri, özel odalar falan filan... Şunu da biliyorum ki, dijital olarak aldığınız tedbirlerin tamamı yine dijital olarak yok edilebilirliğe açıktır.
Şimdi yazılarımı yine bilgisayarla yazıyorum. Kimilerini bulutta kimilerini yedek disklerde falan tutuyorum. Çok da önemli değil nihayetin kaybolurlarsa çok da değerli şeyler değiller. En azından sizin için.
Bazen diyorum ki, dijital sistemlere fazla güveniyoruz ve bütün işlerimizi artık oradan yürütüyoruz. Bir gün bu oyuncağın elimizden kayıp kırılmasından çekiniyorum açıkçası. Umarım öyle olmaz.

29 Eylül 2017 Cuma

Hasan, Hüseyin Yahut Kerbela Siyaseti

Hasan, Hüseyin Yahut Kerbela Siyaseti
M.Uysal
-Ah Hüseyin ah Hüseyin!

-Ah Hasan Ah Hasan!
-Hasan nereden çıktı ya hu?
-O da peygamber torunu ve Hüseyin'in kardeşi ve o da Yezid tarafından şehit edildi. Siz anmıyorsunuz ben anayım dedim. 
-Karıştırma şimdi?
-Neyi karıştırmayayım? Hz Hasan siyaset davanızı takip etmedi ve güya size göre davayı sattı diye mi? Güya Hz Ali soyu hilafet imanınıza zarar verdi diye mi? Hz Hasan da Yezid eliyle şehit edilmedi mi? Niye onu anmıyorsunuz? 
-Hz Hüseyin cennet gençlerinin efendisi bir kere?
-Öyle mi ya Hz Hasan cennet gençlerinin kölesi mi? 
-Sen ne biçim konuşuyorsun ya hu!
-Ne oldu, Hüseyin siyasetinizin bir sonu olmayacak mı? Bu yas bu kin kime bunca asırdır? Yetmedi mi artık? 
-Yezit tarafında mısın birader bunlar nasıl sözler?
-Allah sizin her türlü iyiliğinizi versin. Zaten hep böylesiniz. Ne zaman bu konu konuşulsa hep böyle yapıyorsunuz. Hz Hasan'ın şehadeti umurunuzda değil ama Hz Hüseyin üzerinden siyasetinizi devam ettiriyorsunuz. Kininizi siyasetinizin garantisi yapmışsınız.




kerbela, aşura, 

14 Eylül 2017 Perşembe

KRİZ ZAMANI İLETİŞİM


KRİZ ZAMANI İLETİŞİM
M.Uysal
Sosyal medya artık hızlı bir iletişim biçimi lakin hep şu soru var ardında: Ne kadar doğru?
Bu sorunun sorulması çok açıdan gerekli.
-Sosyal medya herkesin paylaşım yapabileceği bir alan.
-Tekil ve doğrulanmamış bilgilerin alanı.
-Herkes ilk gördüğü yahut duyduğu şeyi paylaşıyor.
-Yanlış bir şey paylaşıldığında birden topluma yayılıp yanlış yönlendirmelere sebep olabiliyor.
Daha birçok etken var.
Sonra yetkililer, olayların en sonunda çıkıp açıklama yapıyor: Sosyal medyada yer alan bilgilere itibar edilmemesi falan filan...
Beyler aklınız neredeydi?
Sizin geç kalmanızın faturasını hep mi biz ödeyeceğiz?
Sosyal medyayı henüz anlayamamış bir devlet yönetme biçimi kabul edilebilir değil bu çağda.
Kriz merkezi ne ile kurulur? İlk olarak iletişimle.
Savaşın bile en önemli basamağı muhaberedir (iletişim).
Kriz zamanlarında önce bu iletişimi kriz yönetimi ve halk ile ayrı ayrı kurmalı. Öyle sanıyorum ki kriz merkezleri kendi aralarında gayet iyi iletişim içindeler. Sorun halka doğru ve tek merkezli bilgilerin aktarılmaması.
Ne yapılmalı peki?
Büyük çaplı yangın, deprem, toplumsal kargaşa, felaketler yani toplumun tamamını ilgilendiren krizlerde kriz bilgilendirme ve iletişim merkezi kurulmalı. Üstelik bu iletişimin en büyük ve canlı ayağı sosyal medya olmalı. Sosyal medya karmaşaya en fazla açık alan çünkü.
1- Kriz zamanı sosyal medyadan kesinlikle bilgi ve haber merkez oluşturulmalı ve halka kesinlikle hemen yayılmalı bu bilgiler.
2- Doğruluğu ve güvenilirliği kriz merkezi tarafından sağlanmış bilgiler sosyal medya üzerinden saniye bile sektirmeden paylaşılmalı.
3- Kritik bilgiler elbette paylaşılmayacaktır halk ile ama yine de doğru yönlendirme için başlıklar verilmeli.
4- Halkın doğru yönlendirilmesi için mutlaka bu kanallar kullanılmalı. Örneğin orman yangınında herkes ayrı bir çağrı yapıyordu ve karmaşaya sebep oluyordu.
5- Son felakette gördük ki, artık halk yangının söndüğüne bile inanmadı. Doğru bilgilendirme eksiğini sosyal medyadaki tuhaf paylaşımlara bağlayıp geçemez yetkililer. Bu sorumluluğu almadılar çünkü. Bu hem sorumluluk hem görevdir. Eksik kaldı. Görev ve sorumluluk olması için illa kanun kitabından yazması gerekmiyor.
6- Halk için de şunu ilave edeyim: Sosyal medyada özellikle kriz zamanlarında gördüğünüz paylaşımları hemen bir davranışa dönüştürmeyin. Önce doğrulanmış bilgiye dönüştürün, sorumluluk ve yetki sahibi kişilere ulaştırın ve sonra gerekirse harekete ve davranışa dönüştürün.
Yangınlar vesilesiyle hepimize geçmiş olsun.
Elinden gelenin en iyisini yapmaya her daim hazır bir millet olduğumuzu bir kez daha görmüş olduk bu vesile ile. Bu fertler arasında olmaktan şeref duydum.
Bu tür olaylara karşı tedbirini almış bir toplum olalım ve Allah'a şöyle dua edelim: Bir daha yaşatma Allah'ım.

9 Eylül 2017 Cumartesi

PEYGAMBERİ GÖRMEK İÇİN

PEYGAMBERİ GÖRMEK İÇİN
(Çocuk İlahisi ve Çıkarımlar.)
M.Uysal

Bir çocuk ilahisi var ve ne zamandan beri var bilmiyorum ama çoktan beri duyuyorum. Bana biraz tuhaf geldi. Kültürel kodlar ve itikadi kodlar ile oluşturulmuş. (İlahinin metni yazının hemen altında var. Sesli olarak sosyal medya üzerinden dinleyebilirsiniz.) Toplumun benimsediği bazı bilgiler üzerinde duruyor ve çocuklara bunu empoze ediyor. Yani bir çocuk için hedef belirleyici özelliği var.
Toplumumuzdaki din algısına ve tasavvufi bakışa göre peygamber ölmemiştir ve onunla görüşülebilir, en azından rüyada görülebilir. İlahiyatçılara bakarsanız, Kur'an ve sahih sünnet temelinde peygamber de insandır ve ölmüştür, artık görüşme (Haber alma, bilgi alma, emir alma) bitmiştir.
Aman canım ne olacak, dediğinizi duyar gibiyim. Yahut rüyalarda görülür işte niye abartıyorsun, dediğinizi. Haklısınız, ne olur ki çocuklara böyle güzel bir şeyi hedef olarak versek?
Geçmişe bakalım. İlk zamanlara ve hemen birkaç sene öncesine...
Geçmişe baktığımızda şunu görüyoruz: Sahabe, tabiin ve tabiin sonrası nesil içinde bu iddialar pek yoktur. Rüyasında gördüğünü söyleyenler de emir alma, bilgi alma şeklinde değildir. Ve zaten rüyasında görenler de hayatlarında gören sahabeledir, gayet normal, kimi gördüklerini biliyorlar. Sonra bir furya çıkar... Rüyada peygamberi görüp hadisleri onaylatırlar. Daha sonra peygamberle zuhuratta görüşenler çıkar. Keşif ehli onu görür ve bizzat emirler alır. Yeni bilgiler getirirler. Biraz tarihe bakarsanız ne tür sonuçlar üretildiğini görürsünüz. (Zuhurat ve keşif kelimelerini araştırıp hangi sonuçlara yol açabileceğini görünüz.)
Yakına gelelim...
Peygamberle görüşen adam, sosyal medya kullanımı emri geldiğini söyledi. Olimpiyatlara, konferanslara geldiğini söyledi. Rüyalarında görenler yeni emirler getirdiler. Dahası hala peygamber ile zuhuratta, keşifte, rüyada görüşenler olduğu iddiası sürüyor. Bunlara inanan ve kusursuz itaat eden insanlar var.


Şimdi çocuk ilahisine geri dönelim:
1- Bu ilahide çocuk, peygamberin görülebilir olduğunu düşünecektir zira onu görmek için bazı şeylerini feda etmesi gerektiği söyleniyor.
2- Bazı şeyleri feda ederse peygamber görülebilecektir. Örneğin elma, oyuncak falan gibi. Büyüyünce ne feda edebilir, kime feda edebilir, kime bağlı olmalı ki görebilsin?
3- Çocuk bu ilahi ile peygamberi çok sevecektir. Canını bile feda edebilecek kadar. Peki, bu ilahi aklına mı hitap ediyor yoksa duygularına mı? Duygularına. Aklına da hitap edilip aklı ile duyguları dengelenecek mi ileride? Hayır, maalesef. Duyguları ile hareket eden bir insan neler yapabilir?
4- Peygamber görülebiliyorsa, görüşülebiliyorsa kendisi ile demek ölmedi. (Rüyalar başka.)
5- Çocuk diyelim ileride, kendisi göremedi bu durumda muhakkak görebilen birileri olmalı. Onu bulacaktır. Bulsun tabi!
6- Peygamber ölmüyorsa bu durumda ölmediği söylenen başkaları var ve bu bilgiler de doğru olmalı, diyecektir ve iman edecektir.
7- Bilgiye değil doğrudan sevgiye yönelten bir ilahi. İnsan bildiğini mi sevmeli yoksa sevdiğini mi bilmeli? Hangisi önce olmalı? Yahut olan nedir? Olan şu sevdiklerini hiç tanımayan (Kulaktan dolma bilgileri saymıyorum, onlar sadece propaganda kadar şeyler.) bir toplum.
8- Çocuk bu ilahi ile büyük fedakarlıklar yapmaya hazır hale gelecektir. Ne için? Peygamberi görmek için. Bunun için bir kısayol varsa oraya bağlanmalıdır, tabi zemin hazır. Fedakar bir nesil!


Belki söylenecek şeyler var ama bunlar yeterli. Haksızlık etmemeye çalışıyorum, paranoyak olmamaya çalışıyorum lakin sonuçlar ile iyi niyet örtüşmeyebiliyor her zaman.
Dileyen dilediği gibi düşünebilir.
Ben şöyle düşünüyorum: Kur'an bize Resulullah ile ilgili o kadar çok bilgi veriyor ki, bu bilgileri sevgi ile harman edip çocuklara verilmeli. Bunlar verilirken siyer ile tanıştırılmalı. Resulullah sevgisindeki amaç Kur'an doğrultusunda verilmeli. Resullah'ı sevmenin Allah'ı sevmek olduğu; Allah'ı sevmenin Resulullah'ın getirdiği vahyin anlaşılması ve yine Resulullah'ın örnekliğinde yaşanması olduğu zamana yayılarak iyice işlenmeli. Bu tür ilahileri iyice dinlemek lazım. Çocuk ve müzik çok dikkat isteyen bir alan. Müzik neredeyse kişiliği şekillendiriyor zira.
Gerçi bu yazıyı şöyle bitirseydim çok daha etkili olurdu: "Bu ilahiyi FETÖ hazırladı çocuklar için çünkü tivitleri ikiye katlamak için buna inanacak nesil lazım."
Bu çocuk ilahisini kim yazdı, kim piyasaya ne zaman sürdü bilmiyorum ama böyle bir bağ yoktur. Araştırmadım. Bırakın siz de araştırmayın. Bu kadar ileri götürmeye gerek yok, zaten düşünceler toplumun temel düşünceleri.

Çocuk ilahisi
Peygamberi Görmek için
Peygamberi Görmek için
Neler Neler Neler Neler Vermezdim
Harçlığımın Yarısını Yumurtanın Sarısını
Elmaların irisini Hayır Hepsini
En Sevdiğim Oyuncağım
En Sevdiğim Oyuncağım
Uçurtmam Yarış Arabam Güzel Bebeğim
Harçlığımın Yarısını Yumurtanın Sarısını
Elmanın irisini Hayır Hepsini
Sana Canım Feda Olsun
Sana Canım Feda Olsun
Gönlümün Sultanı Canım Peygamberimsin
Harçlığımın Yarısını Yumurtanın Sarısını
Elmaların irisini Hayır HepsiniPeygamberi Görmek için
Peygamberi Görmek için
Neler Neler Neler Neler Vermezdim
Harçlığımın Yarısını Yumurtanın Sarısını
Elmaların irisini Hayır Hepsini
En Sevdiğim Oyuncağım
En Sevdiğim Oyuncağım
Uçurtmam Yarış Arabam Güzel Bebeğim
Harçlığımın Yarısını Yumurtanın Sarısını
Elmanın irisini Hayır Hepsini
Sana Canım Feda Olsun
Sana Canım Feda Olsun
Gönlümün Sultanı Canım Peygamberimsin
Harçlığımın Yarısını Yumurtanın Sarısını
Elmaların irisini Hayır Hepsini

16 Ağustos 2017 Çarşamba

1 Ağustos 2017 Salı

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HESAP GÜNÜ

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HESAP GÜNÜKimileri çınaraltında pinekleyip dedikodunun belini kırarken üretimin peşindeyim. Havuz başında laklak yapan kalabalıklara rağmen güneşin altında ekindeyim. Ülkemin kaygıları kaygım, sevinci sevincim.  Biz kese kağıdında umut biriktirmiş insanlarız. Bunca birikimden sonra nasıl değiştiririz bakışı. Localara hocalara nasıl yanaşırız? Yanaşanları gördük. Gördük de ihaneti tanıdık...

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Geçmişe Bakış

Geçmişe Bakış
M.Uysal

Sahabe nesline aynı şeyi yaptık...
İbret alıp ders çıkarmak yerine övgü ve hedef yaptık.

Osmanlı'ya aynısını yaptık...
İbret ve ders olarak okumak yerine övünç kaynağı ve ulaşılması gereken hedef yaptık...

Geçmiş adamlara aynısını yaptık...
İbret alıp ders çıkarmak yerine evliya menkıbesi ile okuyup onları din zannettik.

Allah bizden hep ibret ile ders almamızı istedi biz ise geçmişi övünç kaynağı ve ulaşılması gereken hedef yaptık.

Oysa onlar dönemlerindeki görevlerini yapıp gittiler, şimdi sıra bizde. Biz kendi dönemimizi Allah'ın istediği gibi nasıl inşa edeceğiz?

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Zor Olmasın - Kısa Film

Zor Olmasın - Kısa Film

"Prof. Ulvi Uludağ bilimde yükselen bir yıldızdır. Herkes, her şey onun etrafında dönmektedir. Bir gün memleketine döner kısa süreliğine, belki özüne de dönecektir..."

Film hakkındaki fikirlerinizi isimsiz olarak ziyaretçi defterimize yazabilirsiniz. 

HD seçenekleri vardır. İzledikten sonra paylaşırsanız seviniriz.
Film:
Youtube linki: https://youtu.be/pxFN436A-cc
Vimeo linki: https://vimeo.com/226017512




Youtube

Oyuncular:
İsmail Fazıl Atabay
Samet Dağ
Ramazan Gökçe

Yönetmen: Mustafa Uysal
Senaryo: M.Uysal (Eski bir hikayeden uyarlanmıştır.)
Görüntü Yönetmeni: Ahmet Durdu
Fotoğraflar: Mehmet Emre Bulun
Müzik: Doğaçlama piyano
Kamera: M.Uysal
Kamera Asistanı: Enes Sadi
Teşekkür: Hikaye için Ali Uslu'ya, teknik destek için Bekir Gedik'e, araç için Ramazan Gökçe'ye, ses kayıt için Alternatif Radyo'ya teşekkür ederiz.

Edebya Film 2017
http://www.edebya.com







25 Temmuz 2017 Salı

Zor Olmasın Gösterim Tarihi

Zor Olmasın - Kısa Film
Yakında gösterimde...

26 Temmuz 2017 Çarşamba Saat 22.00'de bu siteden izleyebilirsiniz... 



6 Temmuz 2017 Perşembe

Yazın Zorluğu

Yazın Zorluğu
M.Uysal
Bolca sabır, bağışlanma dileği ve dikkat dağınıklığı mevsimi olan yaz dolayısı ile kendime ve kardeşlerime şunu hatırlatmak isterim: Canon, Sony veya Nikon henüz Allah'ın kaydettiği kadar net ve ayrıntılı kayıt yapamıyor. Öyle ki, saliselik bakışlarımızı ve içimizden geçirdiklerimizi bile kaydeden bir Allah'a iman ediyoruz.

Bu durumda, abartıp direğe burnumuzu kırdırmadan ve doğal bir vakar ile yürüyüp geçmek, en kısa sürede işimizi halledip sıcak ve kalabalık ortamlarda çok kalmamak gerekiyor. Düşünün, çevirdiğiniz her bakış ibadet hükmünde. Zira bu emir Allah'tan geliyor. Sadece göz kapaklarınız ve baş çevirmeniz ile ibadet ediyor olacaksınız. Bu bilinç insanı diri tutar. Unutmayın Allah (bu konuda) önce erkeğe sonra kadına sesleniyor. Sonra bütün topluma sesleniyor.
_________

"İNANAN erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. [Ve] Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır." Nur Suresi 30. Ayet
Sonra şöyle...
"İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar; [örfen] görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar; ve bunun için, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan, yahut yasal olarak sahip oldukları kimselerden, yahut kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkeklerden, ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar; ve [yürürken] gizli görkem ve güzelliklerini belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar. Ve siz, ey müminler, hepiniz topluca, günahkarca davranışlardan dönüp Allah'a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz! "



23 Haziran 2017 Cuma

Camide Kadın Azarlamak

Camide Kadın Azarlamak
M.Uysal
Zaman: 23 Haziran 2017 Cuma namazı
Yer: Herhangi bir yer.
Olay: Kadınların cami içinde azarlanması.

Ramazanın son iki günü.
Cuma namazı için camiye geldik.
Kalabalık.
Vaaz bitti, ezan okunuyor ve herkes yer bulmaya çalışıyor. Haliyle bir gürültü var.
Kadınlar tarafından konuşma sesleri de epey artıyor. Daracık yere yerleşmeye çalışıyorlar.
Tam bu sırada erkelerden birisi kadınlar tarafını ayıran ahşap panele sert sert vurarak kadınları azarlıyor. (Bu sertçe yapılan ilk vuruş. İkinci vuruş sanırım sünnet bittikten sonra daha hafif oldu.) Bu hareketin kadınlar tarafından nasıl algılandığı bir tarafa... Erkekler tarafında öfkeye sebep oldu. Kendi adıma söyleyeyim kadınlara yapılmış bu hareketi sevmedim, hatta nefret ettim. Erkekler konuşurken bu kadar sert değilsiniz. Camide bari kadınları ezmeyin.
Yanımdaki adam:
Kına evi mi burası kardeşim, diye söylendi.
Ben daha yüksek sesle söyledim, benden büyük adamı resmen tersledim:
Ne olacak konuşsunlar, biz de konuşuyoruz caminin erkek olan her yerinde.
Adam devam etti:
Camide dünya kelamı konuşulmaz...
Cevap verdim:
Konuşulur, bir şey de olmaz! Az önce sen dünya kelamı ettin ama, biraz yer açın, dedin. Bu ayet miydi?
Kim yasakladı kardeşim camide konuşmayı? Nerede böyle bir yasak var? Kur'an okununca susup dinleriz, vaaz edilirken ayıp etmeyiz, farza durulduğunda öküzlük etmeyiz... Daha ne?
Gelelim kadınların durumuna...
Camilerimizin her yerine yazılsa, bu cami erkeklere aittir, haktır. Kadınlar gelmemeli hele haram sesleri ile (!) hiç konuşmamalılar. Zaten gelmekle suçlular bir de sesleri çıkmasın(!)
Bu camide kadınlar için ayrılan yer çok küçük ve kadınlar oraya sığmaya çalışıyorlar bu arada yer açmaya çalışırken gürültü oluyor. Ne sandın şapkalı amca, yemek tarifi mi veriyorlar?
Aynı camide teravih için gelen kadınlara tamamıyla üst kat tahsis ediliyor ve çok fazla kadın geliyor üstelik gece vakti. Az dengeli olun be kardeşim. Cuma için de bu kadar kalabalık gelseniz üst kat yine sizin.
Cami içinde yukarıda saydığım haller dışında biri beni susturmaya kalkarsa emin olun terslerim, sakın denemeyin.
Son derece çirkin bir tavırla kadınlar bölümünün ahşaplarına vurmak alçaltıcı ve küçültücü. Ben orada bulunan bir kadın olsaydım "Elin kırılsın!" diyebilirdim... Bu kadar ciddiyim.
Hiç kimsenin kadınları böyle aşağılamaya hakkı yok.
Bütün camileri erkeklere özel yapan biziz. Erkek egemen cami inşa eden biziz. Kadını camilerde yok sayan biziz... Geldikleri zaman da pişman edecek kadar ezip azarlayan yine biziz... Var mı böyle yağma, Allah sormaz mı?
Camiyi erkeklerin ibadethanesi zanneden kadın, Allah'ı da erkeklerin tanrısı sanmıyordur inşallah. (Ki, öyle sansa yeridir bin yıllık birikim sayesinde.) Kimse sizin yerinize mücadele etmez. Şeytanın en büyük askeri feministler de size yardım edemez haklarınız konusunda. Kalkın ve Allah'ın verdiği hakları alın. Yoksa siz, yine kendinizi ezen erkek çocuklar ve yine kendi ellerinizle ezdiğiniz ve hep ezilecek kız çocuklar doğuracaksınız, toptan bir ümmet yetiştiremeyeceksiniz. Bize kalırsa, zırnık bile koklatmayız. Diyanet İşleri Başkanlığı çocukların hakkını savunuyor şimdilik umarım sıra size de gelir.



20 Haziran 2017 Salı

Görünen Adam

Görünen Adam
M.Uysal

"Hayırlı cumalar." diye bir göstergem var.
Daha bir sürü göstergem var. 
Önemli günlerde seküler; önemli gecelerde göksel kimliklerim var.
Öyle bir varlık içinde doğdum ki, görünmezsem yok oluyorum. 
Görünür adam olmanın göstergelerini harcıyorum. 
Üretmediğimiz değerlerin tükeneceğini söylüyorlar fakat görünen şeylerin bir yıpranmasını yaşamadım henüz. 
Biz görünen adamlarız. 
Varlığımızı, zihnimizi, fiilimizi... Her şeyimizi göze ayarlamalıyız. 
Göz yoksa medeniyetimiz de yok.
Oysa Allah, görür, duyar, bilir... 
Bizim medeniyetimiz sadece görebiliyor.






12 Haziran 2017 Pazartesi

Fatiha Kur'an İle Tefsir


اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ اَلرَّحْمٰنِالرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ اِيَّاكَ نَعْبُدُوَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَالْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙغَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧﴾

Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.
2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
3. O, rahmândır ve rahîmdir.
4. Ceza gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
6. Bize doğru yolu göster.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!

 Fatiha Suresi ile ilgili ayetler. 



HAMD
_________________

  • Rûm / 17 17, 18. Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur.  En’âm / 1
  • Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. (Bunca âyet ve delillerden) sonra kâfir olanlar (hâla putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar.En’âm / 45
  • Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.  A’râf / 43 
  • (Cennette) onların altlarından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: «Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah'a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.» Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir. İbrahim / 8
  • Musa dedi ki: «Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.»Hicr / 98
  • Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!İsrâ / 111
  • «Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamd olsun» de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt !Neml / 59
  • (Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?  Mü’min / 55
  • (Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh et. 
  • Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: «Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun» de.Furkân / 58
  • Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.Fâtır / 34
  • (Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir. Sâffât / 182
  • Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!Câsiye / 36
  • Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.Tûr / 48
  • Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.Teğâbun / 1
  • Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir.
___________________________
RAB

  • "Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur." Al-i İmran (51) 
  • "Şüphesiz Allah, benim de rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ona ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur."Maide (117)
  • "Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin."Araf (125)
  • Dediler ki: "Biz mutlaka rabbimize döneceğiz."Araf (62)
  • "Ben size rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum."Yunus (85)
  • Onlar da şöyle dediler: "Biz yalnız Allah'a tevekkül ettik. Ey rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!"
______________________
Din Günü

  • Din gününün Malikidir. [Fatiha Suresi, 3]
  • "Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir." [Hicr Suresi, 35]
  • Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." [Saffat Suresi, 20]
  • Onlar, din gününü tasdik etmektedirler. [Mearic Suresi, 26]
  • Onlar, din günü oraya yollanırlar. [İnfitar Suresi, 15]
  • Din gününü sana bildiren şey nedir? [İnfitar Suresi, 17]
  • Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? [İnfitar Suresi, 18]
  • Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. [Mutaffifin Suresi, 11]
  • Hiç bir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır. [İnfitar Suresi, 19]
______________________
İBADET YARDIM

  • Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler. [Araf Suresi, 206]
  •  Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. [Nisa Suresi, 172]
  • Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten ben, sizi O'nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim; [Hud Suresi, 2]
  • Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. [Hicr Suresi, 99]
  • "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." [Taha Suresi, 14]
  • De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." [Zümer Suresi, 11]
  • Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. [Mü'min Suresi, 60]
  • İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve  (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar. [Ahkaf Suresi, 6]
  • Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. [Zariyat Suresi, 56]
  • Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır. [Bakara Suresi, 45]
  • Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. [Bakara Suresi, 48]
  •  (Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. [Bakara Suresi, 107]
  • Onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur. [Ali İmran Suresi, 22]
  • "İnkar edenleri ise, dünyada ve ahirette şiddetli bir azabla azablandıracağım. Onların hiç yardımcıları yoktur." [Ali İmran Suresi, 56]
  • Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. [Ali İmran Suresi, 160]
  • Oysa (bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeğe. [Araf Suresi, 192]
  • Siz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti. [Enfal Suresi, 9]
  • Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi. [Enfal Suresi, 62]
  • Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. [Tevbe Suresi, 116]
  • Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz. [Hud Suresi, 113]
  • Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et. [İsra Suresi, 111]
  • Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi. [Kehf Suresi, 43]
  • Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi? [Hac Suresi, 15]
  • Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. [Hac Suresi, 60]
  • İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter. [Furkan Suresi, 31]
  • Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et." [Ankebut Suresi, 30]
  • Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. [Rum Suresi, 5]
  • Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. [Yasin Suresi, 74]
Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. [Saffat Suresi, 116]

____________________
HİDAYET
  • Dedik ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." [Bakara Suresi, 38]
  • Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik. [Bakara Suresi, 53]
  • Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.  [Bakara Suresi, 185]
  • Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. [Ali İmran Suresi, 138]
  • Gerçek şu ki, Biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.  [Maide Suresi, 44]
  • İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. [En'am Suresi, 82]
  • Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi. [Yunus Suresi, 57]
  • Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik. [Nahl Suresi, 64]
  • De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." [Nahl Suresi, 102]
  • İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir. [Hac Suresi, 16]
  • Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye. [Mü'minun Suresi, 49]
  • Bunlar hikmetli Kitabın ayetleridir; [Lokman Suresi, 2]
  • Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir. [Lokman Suresi, 3]
  • "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." [Yasin Suresi, 21]
  • (Ki o,) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir. [Mü'min Suresi, 54]
  • İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar için, (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır. [Casiye Suresi, 11]
_____________________
DOĞRU YOL

  • "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Bakara 120
  • De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir." [Bakara Suresi, 142]
  • De ki: "Şüphesiz doğru yol Allah'ın dosdoğru yoludur.  Ali İmran 73
  • Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. [Maide Suresi, 15]
  • Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. [Maide Suresi, 16]
  • Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir. [Maide Suresi, 105]
  • "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum." [En'am Suresi, 77]
  • Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.  [En'am Suresi, 126]
  • Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Enam 157
  • Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?  [Yunus Suresi, 43]
  • İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir." [Ra'd Suresi, 27]
  • Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir. [İsra Suresi, 9]
  • "Bana kulluk edin, doğru yol budur." [Yasin Suresi, 61]
  • "Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur." [ZuhrufSuresi, 64]
  • Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı? [Mülk Suresi, 22]
____________________
NİMET VERİLENLER

  • Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? [Nisa Suresi, 69]
  • İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. [Meryem Suresi, 58]
  • O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık. [Zuhruf Suresi, 59] 
  • Hz. İsa Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. [İnsan Suresi, 20]
__________________
GAZAP EDİLENLER

  • Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır. [Nisa Suresi, 93]
  • Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. [Bakara Suresi, 61]
  • Allah'ın kullarından, dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azab vardır. [Bakara Suresi, 90]
  • Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. [Ali İmran Suresi, 112]
  • Allah'ın rızasına uyan kişi, Allah'tan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır o. [Ali İmran Suresi, 162]
  • Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. [Maide Suresi, 80]
  • "Andolsun" dedi. "Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azab ve gazab gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim." [Araf Suresi, 71]
  • Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o. [Enfal Suresi, 16]
  • Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür. [Taha Suresi, 81]
  • Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri Katında kafir olanlara kendi inkarları gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkarları kayıptan başkasını arttırmaz.  [Fatır Suresi, 39]
  • Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti). [Saff Suresi, 3]
  • Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!  [Bakara Suresi, 175]
_______________________________
SAPIKLAR

  • Doğrusu, imanlarından sonra inkar edenler, sonra inkarlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir. [Ali İmran Suresi, 90]
  • Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. [Nisa Suresi, 116]
  • Bir topluluğa Allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir. [Tevbe Suresi, 115]
  • Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur. [İbrahim Suresi, 18]
  • Allah'tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır. [Hac Suresi, 12]
  • Buna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez. [Kasas Suresi, 50]
  • Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkca bir sapıklık içindedirler. [Lokman Suresi, 11]
  • Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. [Ahzab Suresi, 36]
  • " Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler. [Sebe Suresi, 8]
  • Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun; kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir sapıklık içindedirler. [Şura Suresi, 18]

9 Haziran 2017 Cuma

Mecid Mecidi ''Muhammed: Allah'ın Elçisi'' Filmi Üzerine

Mecid Mecidi ''Muhammed: Allah'ın Elçisi'' Filmi Üzerine
M.Uysal
Filmi izledim. Dur, bir de ben yazayım, dedim.
Görseller ve sinema yönü şahane. İçerik berbat. Bir sürü ıvır zıvır senrayo ayrıntısı -rivayet bile değil- dolu. Mucizeye boğacak kadar abartmışlar. Tarihe yeni detaylar yazmışlar bildiğiniz. Bu Ehl-i Sünnet ve Şia'da bile olmayan detaylar tabi. Sinemanın yarattığı detaylar. Açıkçası bu senaryo ilavelerinin iz bırakacağını düşünüyorum. Siyer bilgisi olarak insanların zihninde kalacak aynen Çağrı'daki gibi. Çok emek verilmiş ve iyi para harcanmış, dilerim iyi bir içerik ve senaryoya da ulaşırlar. Film ilerledikçe iyice kayışı koparıyor. 6 yaşındaki Muhammed hastalara şifa dağıtıyor, gittiği yerlere mucize götürüyor. Süt annesi ölüm döşeğinde iken elini tutup mucizevi şifa veriyor ama öz annesi ölürken bir şey yapamıyor. Yine çocukken put falan kırıyor, şifa dağıtıcı olarak ünü yayılıyor. Mağaralara gidiyor daha 6 yaşındayken mistik şeyler arıyor. Diken bile elbisesine takılıp feyz alıyor. Büyücüler, falcılar, Yahudiler herkes onu arıyor, hatta müşriklerle Yahudiler onun için savaşıyorlar küçük çapta...
Filmin başından sonuna kadar Yahudilerin peygamber arayışı var. Sanki film onlar için yapılmış gibi. Bu çocuğun peygamber olacağını herkes biliyormuş meğer (!) ama ilk tebliğinde nedense çok şaşkınlık yaşadılar.
Dedesi başta olmak üzere sürekli çocuğu kaçırıyorlar birilerinden. Tanınmasın, bilinmesin peygamber olacağı diye. Hele aile içi entrika detaylarını hiç sormayın onlar ayrı bir facia. Bir sahne var ki, dedesiyle Hira mağarasına gidiyorlar ve neredeyse daha 6 yaşındayken vahiy alıyor sanki. Gülmeyin, filmde var bunlar. Ha, sinema açısından şahane detaylar bunlar fakat tarihi bir şahsiyeti için. Bir Resulü anlatıyorsanız bunlar büyük garabet olarak yansıyor filme. Yolculuk sahnesinden birinde annesi ona din, iman, tevhit ve şirk öğretiyordu mesela. Sonraki sahnelerde de dedesi tevhidin ilkelerini ve İbrahim’in dinini öğretiyordu. Yani daha çocukken aslında epey sonra inecek olan vahyin içeriğini biliyordu, demek bunlar. Tarihte bu çok yapılıyor sonradan olanı önce olanın üzerine giydiriyoruz. Nasıl olsa bu bir kurgu ve yine nasıl olsa kimse bunu önemsemeyecek. Oysa dedesi bunları anlatırken yanı başında yine putlar var ve dede bu putların da koruyucusu. Çocuğa bu kadar tevhit ve şirk anlatırsa çocuk putları sormaya başlamaz mı? Yine yolculuk sırasından kurumuş bir kuyudan su mucizesi ima ediliyor. Medine'de bütün akrabaları ona bir çocuk gibi değil de sanki bir kurtarıcı olarak bakıyor. Filmin ilerleyen bölümlerinde Yahudiler artık filme hakim oluyor. Çocuğu kaçırmak için baskınlar düzenliyorlar, takip ediyorlar... Filmin bütün sahnelerine arka planda Yahudiler hakim. Deniz kenarı sahnesinde yine put yıkılıyor çocuk Muhammed orada olduğu için. Deniz müşrikleri cezalandırıyor, Muhammed'e dokunamasınlar diye. Çocuğa dokunamıyorlar ve sonra açlıklarını gidersinler diye üzerlerine balık yağıyor. Mucize, mucize, mucize... O balıklar müşrikler kurban sunduğu ve tapındığı için geldi yoksa çocuk, kurban edilmek istenen kadını ve çocukları kurtardığı için mi? Tabi herkeste bir, evet işte bu çocuk büyük adam olacak, havası. Bu nasıl bir film ve bu nasıl bir kurgudur?
Son bölümde Medine'de inen Bakara suresinden ayetler okunuyordu Mekkeli kalabalığa boykot sona ererken, orası da ayrı eğlenceli olmuş.
Bu ayrıntıları hangi kaynaklarda bulup da (Bildiğim kadarıyla film için yeni yazılan detaylar bunlar) yazdınız demiyorum artık. Zira senaryo olarak yazıldığı açık. Lakin, bu kadar olmamalıydı. Şirazesi falan kalmıyor bir yerden sonra. Süt annesinin köyünü basan kılıçlı adamlar falan (Yine Yahudiler)... Hangi birisini yazacağımı bilemedim. Bazı rivayetler var uydurma olduğu çok belli ve kitaplarda kayıtlı. Lakin burada yeni rivayetlerimiz var: Mecit Mecidi'den rivayet edildiğine göre... diye başlıyor sanki. Sokak diliyle söylersek, vay arkadaş, demekten başka bir şey diyemiyorum.
Başının üzerinde beyaz bulut taşıması meselesine gelirsek...
Bunu bir rahipten öğreniyoruz, çok ilginç değil mi? Diğerleri, rahip diyene kadar sanırım fark etmiyor. Bir bulutun insanın üzerinde olması evet mümkündür. Zira Resul'ün güneşten sakınıp gölgeye sığındığını anlatan o kadar çok rivayet var ki. Her neyse senarist de emin olamadığı için filmin tamamını bulutlu geçirmemiş sadece bir sahnede kullanmış. Rahibin ağzından epey övgü de yapmış sağ olsun. Onun Resul olduğunun ispatı, var olup olmadığını bile bilmediğimiz rahibe söyletilmiş. Bu durumda aslında cilalanan rahip mi yoksa? (Bulutu çok merak edenler şuradan araştırabilirler ve tabi daha çok yerden de. http://www.islamiarastirmalar.com/upload/pdf/f417fca3ceecf69.pdf )
Doğrusu filmin ayrıntıları geldikçe ağzım açık kaldı. Kimseye, izlemeyin çarpılırsınız, demeyeceğim. İzleyin ve görün ki Müslümanlar kendi Resullerini bile anlatmaktan acizler, bunu görün. İran denedi, deniyor... Biz henüz aklımızdan bile geçirmedik. Film, sinema olarak çok güzel eğlenin, gülün geçin işte.


(Önemsiz ve alakasız kısım: Başının üzerinde dolaşan bulut rivayetinin bile henüz doğruluğu yanlışlığını konuşulurken... Neden bu bulutu herkes görmedi? Sahabe bulut gölgesi kapmak için kavga etti mi? Herkes sıcağın altında oruç tutar, yolculuk ederken Resul bulutlu bir havada onlara örnek olabildi mi? Bulutu herkes gördüyse niye az kişi bunu söylemiş? Bu bulut Resul eve girdiğinde kapının önünde mi bekliyormuş? Yağmurlu havalarda beyaz olma vasfını gözlemlemişler mi? Her gittiği yere bulutla giden bir adam bütün Arap yarımadasında dikkati çekmez mi? Kimse ona bulutlu anlamında bir isimleştirme yapmaz mı? Yahut her zaman yoksa bulut hangi zamanlarda e ne sebeple var oluyor?)

7 Haziran 2017 Çarşamba

Dua nasıl edilir?

Dua nasıl edilir?
M.Uysal

Kur'an'dan öğrenelim.

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعاً وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚ
"Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez." Araf 55

1-Tepeden inme, emrivaki dua olmayacak.
2- Pazar listesi sayar gibi olmayacak.
3- Kul olduğunu ve isteyenin sen olduğunu bileceksin.
4- Allah'a bağırıp çağırmayacaksın, gizlice, içten içe olacak sesin.
5- Dua gösterisi yapmayacaksın.
6- İsterken de tavrınla da haddini koruyacaksın. Haddini bilmeyene cevap bile verilmez.
7- En çok ihtiyacın/mız olanı isteyeceksin. Başka türlü samimi bir şekilde yalvaramazsın zaten.

Dahası yine Kur'an'da dua ile ilgili birçok ayet var. Bu ayetten çıkardıklarım bunlar.







2 Haziran 2017 Cuma

Ne Bilirsin?

Ne Bilirsin?
M.Uysal

-Hocam, ne kadar biliyorsunuz?
-Ne kadar bildiğimi bilseydiniz, bilmediklerimi de bilmek isterdiniz.
-Neyi bilmediğinizi biliyor musunuz Hocam?
-Biliyorum.
-O zaman bilmediklerinizi de bilirdik Hocam.
-Bildiklerimle bilmediklerim arasında net bir çizgi yok. Bilmediklerim daha çok diyebilirim.
-Bu durumda bilinecek bir şey de yok.
-Bilmediklerimi de bilmek istemeniz durumunda bildiklerimi biliyor olduğunuzu var sayarak söylersek, bilmediklerimi bildiğinizi söyleyebilirsiniz lakin bilmediklerimi bilmediğimi ve bu kısmın daha çok olduğunu söylersem bu durumda bilmediklerimi biliyor olmanız mümkün değildir. 
-Hocam, baştan alsanız konu epey dağıldı.
-Bildiklerimi bilseydiniz...
-Evet.
-Bilmediklerimi de bilmek isteyecektiniz...
-Evet.
-Siz de dediniz ki, bildiklerinizi bilseydik, bilmediklerinizi de bilirdik. 
-Evet. 
-Ben de dedim ki, bilmediklerimi bilmediğimi söylersem bu durumda bildiklerimden yola çıkarak bilmediklerimi bilmeniz imkan dahilinde olmazdı.
-Yine anlamadık ama bilmediklerinizin çok olduğu sonucunu çıkardık. 
-Bu doğru.
-O halde bilmediklerinizi öğretmeniz için ne sizin ömrünüz ne de bizim ömrümüz yeter. 
-Yani?
-Teneffüse çıksak ya!
-Tamam, yazın şimdi... "Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik." Bakara 151




30 Mayıs 2017 Salı

RESMİ İFTAR (KISA HİKAYE)

RESMİ İFTARLAR
M.Uysal
Kısa hikayedir... Uzatmadan okuyunuz.
Kurumumuzun düzenlediği iftara davetlisiniz. LCV.
Bir düğün salonu...
Kapıda davetliler tek tek karşılanır. Çok zaman karşılanmaz. Önemli olanları karşılanır. Her neyse işte.
Ezan yaklaşmıştır.
Masalar donatılmıştır.
Herkes bir yerlere oturur. Protokol yerini alır. (Bu tür zamanlarda protokol ne hikmetse hiç geç kalmaz.) Kendini protokol hissedenler biraz kıvranırlar, acaba bize de yer ayrıldı mı yoksa herkes gibi biz de bir yer bulup oturacak mıyız?
Ezana çok az kalmıştır.
Yanınıza kim düşerse onunla havadan sudan bir şeyler konuşursunuz. Tanışma faslı falan olmaz. Zaten herkes birbirini tanıyordur. Onlarca kez aynı şekilde karşılaşmışsınızdır zaten. Bazıları öyle rastgele oturmaz zira sevmediği birileri denk gelirse hoş olmayacağını düşünür. Bazıları dediğime bakmayın büyük çoğunluk böyle yapar. Herkesin birbiriyle takıştığı bir yer mutlaka vardır.
Masalarda herkes yerini aldı mı?
Hayır. Aralarda masa masa dolaşanlar vardır. Selamlaşma, tokalaşma hal hatır sorma, vb.
Masadaki herkes fevkalade kibardır. Arada bazıları çıkar ortalığı şenlendirecek ama yine de nezaket kuralları içinde kalır.
Ezan okundu mu?
Hayır.
Daha var. Gözler etrafta gezinir bir yandan da. Acaba protokolden gelmeyen var mı, kim kiminle nerede, kim neden gelmemiş, o niye oraya oturmuş, yemek dağıtımı nereden başlayacak? Herkes masada kendine ayrılmış çatal kaşık, tabak çanak ne varsa tekrar gözden geçirir.
Bütün masalar doldu mu?
Hemen hemen.
Ooo, kendince önemli yahut masadaki birisi için önemli biri mi geldi, hemen bir sandalye daha atın buraya. Diğer masada boş yer olsun önemli değil, servis de açılsın hemen.
Ezana çok az kaldı.
Herkes huşu içinde iftarı bekliyor. Bazıları ülkeyi yeni baştan imar ediyor gerçi ama olsun ezanla birlikte susacaklar.
Sahnede birileri olur bazen. Sazendeler hazırdır. Bazen ezanı da onlardan birisi okur. Hafiften bir müzik de olur eşliğinde. Bazı zaman Kur'an okunur. Pek duyan olmaz ama önemlidir, manevi hava, atmosfer, ambiyans...
Ya hu şu ezan okunsun!
Tamam, okundu.
Çok olmaz ama birisi iftar duası yapar. Çoğu başlamıştır bile. Amin.
Amin, amin. Afiyet olsun.
Çorba güzelmiş.
Biraz tuzu eksik galiba.
Tuzu uzatsana kardeşim.
Birader şu gazozu bir açsana. Bazı çakmakla açanlar da olur. Al, al bunu da aç. "Pamp!" Araya bira esprileri girer masa uygunsa ve tanıdık çevre fazlaysa. (Bu kadar detay da fazla canım.)
Bazıları çorbalarını bitirir bitirmez yanındakine ana yemeği rezerve edip hava (!) almaya çıkar.
Masadaki onlarca şey (şey işte, yani yenilebilir bir sürü malzeme) yavaşça tüketilir ana yemek gelene kadar.
Dağıtım çok yavaş canım.
Bu safhada kibarlık biraz elden bırakılır.
Usta, bu tarafı da görün.
Kaşık gürültüsünden çok da fark edilmez zaten bu sesler. Bu yüzden nezakete bir şey olmaz.
Ana yemek de geldi. Zaten çoğunluk doydu ama bunun da tadına bakılsa iyi olur.
500 bazen 1000 kişilik salon...
Her masa kendi arasında yemeğini yiyor. Birlik ve beraberlik az sonra sağlanacak. Yemeğin amacı zaten genelde bu olur.
Çay yok mu birader?
Çay da gelir az sonra ama kolay değil biraz sabredeceksin.
Kimisi daha çorbasından ayrılmışken "Amin!" diye bir ses yükselir. Dua edilecek. Şükür lazım.
Bu arada canlı yahut cansız müzik gırtlağımızla kulağımız arasında ritimli ritimsiz salınır durur.
Sunucu sahneye çıkar, etrafa bakınır. İşaret gelir.
Böyle feyizli, bereketli bir ayda manevi bir atmosferde bir arada olmaktan, kaynaşıp tanışmaktan, orucumuzu birlikte açmaktan... Sonra, ev sahibi kurumun başı çıkar ve günün anlam ve önemine dair genellikle kısa çok zaman uzun aman işte kişiye göre değişiyor... Bir konuşma yapar. Masaların yarısı dışarıda hava (!) almaktadır. Bazı masalara çay bile gelmiştir ama bazı masalar ana yemeği, konuşana ayıp olmasın diye çekinerek yemeğe çalışmaktadır. Tatlı kısmına geçilse kolay aslında. Konuşanın gözüne bakarak çatala takılı tatlıyı ağza alıp avurtları yavaş yavaş şişirerek dinlemek pek keyif vericidir.
Birisi masadakilerle vedalaşır, aman evde misafirim var...
Diğeri, başka bir toplantıya yetişecektir, o da vedalaşır.
Konuşmalar sürer bu arada. Ne güzel bir günde anlamlı bir şekilde onlarca defa bir araya gelmekten ve aynı yemekleri yemekten hasıl olan memnuniyet dile getirilir. Yemek bahanedir aslında, bu manevi ayın atmosferinden birlik içinde bir görüntü alınmıştır, öyle değil mi sevgili basın?
O, şahane kareler yakalandı bile.
Konuşmalar sürerken bazıları akşam namazından dem vurur. Bazıları teravihten...
Garsonlar masaları çoktan toplamaya başlamıştır. Bazıları daha tatlısını yiyecek gerçi, olsun. Gülümseyerek savuşturulur.
Konuşmalar biter. Fotoğraflar çekilir. Zaten giden gitmiştir. Kaynaşan kaynaşmış, birlik olacak olan birliğini kurmuştur.
Dağılma vaktidir.
Tokalaşılır, kapı önünde vedalaşılır. Ayrılınır.
Ertesi günü aynı ekibe yine başka bir kurumdan davetiye gelir.
LCV.
Gitmesen olmaz, değil mi ama?


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...