30 Aralık 2016 Cuma

MEKKE’NİN FETHİNİ NASIL KUTLAMALIYIZ?


MEKKE’NİN FETHİNİ NASIL KUTLAMALIYIZ?
M.Uysal
-Muhterem Hocam, Mekke'nin fethini nasıl kutlamalıyız?
-Değerli evladım, gel beraber yazalım da hem sen müstefid ol hem de kaari istifade etsin.
-Buyurun Hocam.
-Evladım, öncelikle Mekke önemli bir beldedir Müslümanlar için. Bundan dolayı fethi de çok önemlidir.
-Fethedildi Hocam.
-Biliyorum evladım, biliyorum. Her yıl mütemadiyen bu sene-i devriye hatırlanmalıdır.
-Peki, Hocam Mekke’yi fetheden de sene-i devriyesinde kutlama yapmış mı?
-Hım, rivayetlerde böyle bir şeyin vaki olduğuna dair bir malumat olmamasına rağmen biz bunun güzel bir şey olduğunu düşünüyoruz.
-Anladım Hocam.
-Mekke’nin fethinin kutlanması yeni fetihler yapacak insanların olmayışı yüzünden çok önemlidir. Biz fetihlerden başımızı kaldırıp eski fetihleri kutlama fırsatı bulamıyorduk. Şu an yapacak pek bir işimiz olmadığına göre Mekke’nin fethini kutlamalıyız.
-Hocam daha nasıl kutlayacağımız bölümüne gelemedik.
-Geleceğiz evladım, önce bir girişimizi yapalım hele. Ne diyorduk, çok önemlidir bu fetih günü.
-Hangi gündür Hocam?
-Miladi yılbaşıdır evladım.
-Hocam, Vakıdî ve İbn Sad 11 Ocak 630 falan diyorlar.
-Evladım, az sabret. Elbette yılbaşında fethedilmedi Mekke fakat Müslümanlar miladi yılbaşında Hıristiyan ve paganların ortak tarihlerine uymaya başladıklarından beri böyle yapıyoruz bizde.
-İyi de hocam nihayet bir yılın sonu bir yılın başı, bırakın eğlensinler.
-Elbette, dileyen dilediği gibi eğlenebilir. Bu işin bir sorumluluğu var Allah katında. O akşam Mekke’nin fethi anma gecelerine katılmayıp pagan ve Hıristiyanlara benzemek isteyen benzer, bize benzemek isteyen de bize benzer.
-Hocam, Mekke’yi fetheden Müslümanlardan Hıristiyan ve putperest paganlara benzemeye çalışan Müslümanlara nasıl geldik?
-Bunu sonra konuşuruz evladım. Meselemize dönelim, nasıl kutlayalım?
-Nasıl kutlayalım Hocam?
-Evvela akşam namazından sonra Fetih suresini dokuz defa okumalıyız.
-Neden dokuz defa, diye sormayacağım Hocam sadece Fetih suresinin konuyla alakasını soracağım? Mesela biz her kötü olayda geceler boyu Fetih suresi okuyoruz, suresinin içinde ne yazıyor?
-Değişik konular var işte. Buraya takılma, oku işte. Bölme konuyu. Sonra şöyle yapıyoruz: Minik minik kabe maketleri yapıyoruz ve etrafında dönüyoruz.
-Hocam Kabe maketleri, dediniz yani çoğul.
-Evet, sıkıntı yok. Evdekiler de dönmek isterlerse herkese bir tane Kabe maketi olsun ki, rahat edebilsinler. Kabe maketlerinin etrafında döndükten sonra minik askerleri alıyoruz ve onlara bordo sarık takıyoruz.
-Hocam, haydi sarığı anladık da neden bordo?
-Evladım zaman değişti, şimdiki askerler bordo sarıklı olmalı. Her neyse bordo sarıklı minik askerlerle Kabe maketinin olduğu yere doğru ilerliyoruz ve temsili olarak o bölgeyi fethediyoruz.
-O güzelmiş, keşke bunun kutu oyununu falan yapsalar. Herkes bordo sarıklı asker yapamaz neticede.
-Bak bu güzel fikir evladım. Bunun bizim oyuncak sanayine çıtlatalım yapsınlar. Her neyse sonra ailecek fethedilmiş bölgede umre yapıyoruz.
-Hocam çok merak ettim evde İstanbul fethi kutlamasını nasıl yaptıracaksınız?
-Sırası değil, şimdi konumuz başka. Sonra en güzel sesli hafızların youtube üzerindeki videolarını açıp bir de oradan Kur’an dinliyoruz. Alt yazılı meal verenleri var, çocukların kafası karışıyor biraz anlayınca sorup duruyorlar alt yazısız olanlarını açıyoruz ki, tam bir vecd içinde Kur’an dinleyebilelim. Sonra fetih kutlamalarına biraz ara verip çay ve hurma yemek için köşemize çekiliyoruz.
-Hocam, hurma ramazan dışında pek bulunmuyor.
-Yılbaşı kutlamak için hindi buluyorlar ama, bunu da bulsunlar. Her neyse, kurabiye de olur.
-Hocam bunlar çok zahmetli şeyler, ailecek camiye ve salonlara gitsek hem orada her şey hazır kutlar geçeriz.
-Densizler, hiç camide Mekke fethi mi kutlanırmış? Alıştıracaksınız milleti böyle şeylere sonra uğraş dur. Üstelik daha Mekke’nin fethi kutulu oyun yaptıracağız bunu kime satacağız o zaman?
-Hocam, şu bordo sarıklılar meselesi çok kafama takıldı konuyu biraz açsanız.
-Boş ver, önce Mekke’yi tekrar keşfedelim.
-Hocam Muharrem Abi dedi ki, bu İngilizler Kabe’nin yönetimini ne Sünnilere ne Şiilere vermiş. Gitmişler onu da yeni mezheplerden birine vermişler. Böylece kimse Kabe üzerinde söz sahibi olamasın ve aralarında çekişip dursunlar da gavura ilişmesinler… Gibi şeyler söylemişti. Bu nasıl şeydir?
-Bre densiz, Mekke’yi fethettiğimiz bu günlerde o nasıl konuşma öyle. İngilizler kim oluyor da Mekke üzerinde söz sahibi oluyor?
-Hocam, sanki Mekke esir gibi duruyor tekrar fethedilmeyi bekliyor kalplerimiz gibi.
-Evladım, Noel’den uzak dur Mekke’nin fethini kutla gerisine karışma.
-Hocam, ne zaman başkalarını dinlesem kafam karışıyor aslında hep sizi dinlesem kafam hiç ağrımayacak.
-Aferin evladım, işte böyle.

Kıpırdama - Kısa Film

Kıpırdama
Kısa Film
Senaryo ve yönetmen: İsmail Fazıl Atabay
Oyuncular: Samet Dağ
Raşid Kaptan
Burak Tunçbilek
Fatma Demir
Göksu Karagöz
Betül Sağlam
Mehmet Emre Bulun
Mustafa Kızmaz
Ve Macit Çevikalp
Yardımcı yönetmen: Emre Zeyrek
Yapımcı: Mustafa Uysal
Yapım: Edebya-İFAsnt

27 Aralık 2016 Salı

KUTSAL KİTAP OKUMALARI







KUTSAL KİTAP OKUMALARI
M.Uysal
Tevrat ve Zebur'dan sonra İncili'i de okudum. (İncil cep kitabı ve minicik yazısı ile 550 sayfa, canım çıktı okuyana kadar. Bunlar birer kutsal kitaptır bağlıları ve iman edenleri açısından. Biz de bunların Allah tarafından gönderildiğine iman eder ve fakat tahrif edildiklerine inanırız. Yine de bu, takipçileri nezdinde kutsal kitap olmalarını değiştirmez.)

Netice:

1- Yahudiler hakkında pek fazla bilgim olmadığına karar verdim. Bilgimi artıracağım. Hıristiyanlar hakkında da bilgim olmadığını gördüm. Onu da artıracağım. Ne işime yarayacağını sormayın ne olur?

2- Tefsir ve rivayetlerin bazılarının kaynağını bizzat gözlerimle Tevrat'ta ve İncil’de gördüm.

3- Tevrat akıcı bir kitap, Zebur isyankar bir ergenin şiir defteri gibi.

4- Tevrat'ta geçen hikayeler Kur'an'dakine benzer görünüyor ilkin fakat detaylarda olay çok başka yerlere gidiyor. (Lut'un kızları babalarını sarhoş edip soylarını devam ettirmek için... Yok deve!)

5- Tevrat ile İncil arasında bazı benzerlikler var. Tamam, epey benzerlik var. Birisi eski anlaşma birisi yeni anlaşma. (Ahd-i Atik, Ahd-i Cedid) Tanrı ile

26 Aralık 2016 Pazartesi

Nasıl Kült Lider Olunur? (Kolay cemaat kurun)


Nasıl Kült Lider Olunur?

(Kolay zihin kontrolü videosundan esinlenerek dönüştürdüm.)
M.Uysal
Tercümesi: Nasıl Şeyh Olunur?

Sadık müritleriniz olsun istemez misiniz?

Sizin için ailelerini terk edecek...

Size paralarını verecek...

Size vücutlarını ve ruhlarını teslim edecek... (Gassal elinde meyyit gibi.)

Sizin (Cemaatiniz) için hayatını feda edecek...

Sizi rab edinecek...

Sizin için gerekirse insan öldürecek...

Bir şeyh/tarikat lideri/cemaat lideri/mehdi olmak istemez misiniz?

Hz. Muhammed'in vefatından sonra hep bir kontenjan açığı var.

Bu açığı siz doldurabilirsiniz.

Şöyle yapabilirsiniz:

Cemaatinizi bir soğan gibi kurun, en sevecen ve yararlı özellikleri dışarıda (avam); en helecanlı, şizofren, zalim ve kontrol edici özelliklerinizi gizli iç bölümde (havas) olsun.

Asla kim olduğunuzu söylemeyin. Soyunuzun Hz. Peygambere dayandığını söyleyin. Yalan söyleyin, önemli şeyleri, Kur'an'ı anlatmayın anlatırsanız bile çarpıtarak anlatın ve batıni tefsirlere sarılın.

"Beni cemaatinize almaya mı çalışıyorsunuz?" diye soranlara,

"Hayır, sana güzel ve yararlı şeyler yani hem

20 Aralık 2016 Salı

UMUTSUZLUK İBLİSE YAKIŞIR


UMUTSUZLUK İBLİSE YAKIŞIR
M.Uysal
Gençler, ülkenizin ne kadar mühim ve güçlü olduğunu ve düşmanlarının ne kadar çaresiz kaldığını görün. Devletinizin yanında durun ve sakin olun. Şundan emin olun, birlik içinde kalırsak bunları aşacağız. Evet, biraz zor olacak ama başka çaremiz yok. Bu bir varlık savaşı, siz değerlisiniz, ülkemiz değerli. Umutsuz olmak sadece iblise yakışır.
Allah yar ve yardımcımız olsun. Kendinize çeki düzen verin artık. Dünya üstünde tutunmak için önce biz dik durmalı ve Müslüman'a yakışır biçimde yaşamalıyız. Şu an ne iş yapıyorsanız nasıl bir sorumluluk almışsanız en güzel şekilde yapmaya devam edin. Sakın aksatmayın ve çok dikkatli olun. Hainler en ufak bir geçit bulamasınlar.

Bazı şeyler vardır ki, siz şer gibi görürsünüz belki Allah bir hayır murat etmiştir.
Büyük resmi sadece Allah görüyor. Sabredin, Allah sabredenlerle birliktedir.

Allah ve Resulüne tabi olmayıp karizmatik insana otorite diye sarılan herkese ve özelde onlara bir çağrıdır...
Fethullah Gülen takipçileri...
Lütfen dinleyin.
Sizden istenen dünyanızı ve ahiretinizi feda etmeniz.
Bir kez daha düşünün, Allah'ın emri bir insanın fetvasıyla değişmez.
Lütfen kendinize de ülkenize de yazık etmeyin.
Size öğretilen din ile Kur'an'nın öğrettiği din aynı değil. Vakit bulursanız bu kısa sürede hemen Kur'an'a bakın. Ebedi bir cehennemi tercih edeceğinizi sanmıyorum. Aklınızı kullanın.
Allah size vaat eder, şeytan da vaat eder ama sadece Allah sözünde durur.

19 Aralık 2016 Pazartesi

KUR’AN İLE YAŞA!

KUR’AN İLE YAŞA!
M.Uysal
Kavaklı Kur’an Kursu hocalarından, çok uzun zamandır görev yapan değerli hocamız Seyit Ahmet Özdemir vefat etti. Ömrü Kur’an ile geçmiş bir adamdır. Allah rahmet etsin.
İnsan ki, ömrü Kur’an ile geçmelidir. Zira rehberi her daim Kur’an olmayan kaybetmeye mahkumdur.
Nasıl olacak peki ömrü Kur’an ile geçirmek?
Zor mudur?
Kolay yolu var mıdır?
Zor değildir. Bir yandan zordur.
Kolay yolu vardır.
Şöyle ki, bir Müslüman iddiasında doğru ise önce Kur’an’ı bilecek. Mesela siz ne zaman Müslüman olmayı tercih ettiniz? Tercih yaptınız mı dinler arasında? Yoksa, öylesine mi Müslüman oldunuz? Bir, önce tercihinizi bilinçli olarak yapın. İki, Kur’an’ı kesinlikle bilmelisiniz zira kitabını bilmediğiniz bir din size ancak bela getirir. Sizinle birlikte bütün topluma bela getirir. Öyleyse önce dininizin kitabını bütünüyle okumuş ve bilmiş olacaksınız. Her gün 3 sayfa anlama üzerine çalışsanız ömrünüz dolar taşar Kur’an ile. Tefsirlere dalın falan demiyorum. Allah sizi Kur’an akademisyeni yapmak istemiyor. Sorumluluk ile donanın ve hep hesap verilebilir bir hayat yaşayın istiyor. Sorumluluk bilincinizi diri tutmak için ibadetlerinizi aksatmamanızı istiyor. Dahası Allah sizin iyiliğinizi istiyor. Elbette sizin ne istediğiniz de önemli. Siz bu tuhaf alemde ve insanlar arasında bir yardım umuyorsunuz. Allah da, sadece bana itaat, ibadet, kulluk edin ve sadece benden yardım bekleyin, diyor. Bunu ilke ettiğimiz zaman geriye çok şey kalmıyor zaten.
Madem Kur’an akademisyeni olmayacağız niçin ömür boyu Kur’an okuyup duralım hatta ailemize ve çocuklarımıza da bunu tavsiye edelim? Çok basit, Allah sizin sürekli unuttuğunuzu ve hep peşin olan geçici şeyleri tercih ettiğinizi biliyor ve Kur’an ile sürekli bir hatırlatma görevini yapıyor.
Ömrünüz Kur’an ile geçsin, çocuklarınızın ömrü Kur’an ile geçsin, toplumumuzun ömrü Kur’an ile geçsin ki, ne gelecekten kaygı ne de geçmişten üzüntü duyalım. Unutmayın her gün Kur’an. Az da olsa devamlı olan çok kıymetlidir, çok fazla kıymetlidir.
Kur’an ile yaşa yahut ölü gibi bir ömür sür, tercih sizin.

17 Aralık 2016 Cumartesi

BOMBA BİZİ DURDURMAMALI!

https://pbs.twimg.com/media/CM2maEgWoAEele-.jpg:large
BOMBA BİZİ DURDURMAMALI!
M.Uysal
Türkiye ancak Türkiye ile durdurulabilir. Bombalarla yapılmak istenen budur.
Bu bombalar kaosa giden yolu hazırlıyor. Sunucu biliyorsunuz zaten. Muhakkak içeriden destek var. 80 öncesi gibi senaryo.
Her seferinde polis veya asker hedef alınıyor, şeklinde bir algı ile Avrupa’da meşru müdafaa yapan bir örgüt muamelesi görmek istiyorlar ve görüyorlar. Bu terör örgütleri Avrupa tarafından besleniyor ve onurlandırılıyor artık. Bundan hiç çekinmiyorlar da.
Amerika, İngiltere ve Batı Türkiye ve benzeri ülkeleri bir şeye zorladıklarında veya bir şeyden vazgeçirmeye çalıştıklarında her zaman bomba usulünü kullanıyorlar. Halk dayanıksız çıkınca bombalar işe yarıyor. Bu kez buna karşı durabilmeliyiz. Bombalarla iç karışıklıkla dizayn edilen bir ülke olmaktan çıkmalıyız artık.
Türkiye bir yola girdi ve uluslararası arena bu yoldan rahatsız. Bağımsızlığını artırmak ve kendi çıkarlarını en azından sınırlarının hemen dışında olsun korumak istiyor. Batının borç batağından sıyrıldı. Egemenlerin güç oyununda rol almak istiyor. KEndi kendini yönetmek istiyor. Bundan sonraki süreci biliyorsunuz. Darbeye varana kadar her şeyi denediler. En son senaryoyu 80 öncesinde olduğu gibi halkın yılgınlığı ve bıkkınlığı üzerine kuruyorlar. Bombalarla insanları yıldırıp artık askerin el koyması ve egemenlerle anlaşması ve sessizce kendi köşesinde ezik kalması sağlanacak. Amerika’nın deyimi ile “Bizim çocuklar.” olacaklar. Bombalarla yitirdiğimiz canlarımız çok değerli ve her seferinde yüreğimiz yanıyor. Buna katlanmak çok zor. Şunu bilelim ki 100 yıllık bir esarete daha katlanmak çok daha zor ve onur kırıcı olacak. Şimdi bizi bombalar ve kaosla terbiye etmeye alışmış egemenlere karşı duramazsak esir olarak teslim oluruz. Ağlayarak her istediğini yaptıran çocuk annesinin bir noktada razı olacağını bildiği için ağlamasını en rezalet noktaya çıkaracaktır. Anne buna 3 kez mukavemet gösterdiğinde ise çocuk artık anlaşmanın ve isteklerini sunmanın başka, medini yollarını arayacaktır.
Ey halkım, seni bombalarla terbiye etmek için kışkırtmalarına gelme. Sabret ve egemenlerin bunu başarmalarına izin verme. Bizi bölüp parçalama planlarına devletinin yanında durarak engel ol. Başka çaremiz yok. Yüz yıllık bir esaret daha sonumuz olur.
Yüreğimiz yansa da bunun da üstesinden geleceğiz.
Bombalar umudunuzu kırmasın, yeniden güçlü ülke olacağız. Başaramayacaklar.
Her bomba patladığında egemenlerin ne kadar çaresiz kaldığını hissedin istiyorum. Zira artık bizi zorlayacak başka yerleri kalmamıştır anlamına geliyor bu. Siz gevşek olur da başka türlü davranırsanız işte o zaman devletsizliğin ne olduğunu hemen yanı başımızda duran Suriye’ye bakarak bir kez daha düşünün.

12 Aralık 2016 Pazartesi

BEYAZ TÜRK’ÜN ESKİ TÜRKİYE’Sİ


BEYAZ TÜRK’ÜN ESKİ TÜRKİYE’Sİ
M.Uysal
“Metin AKPINAR
‏Ben tüp ve gaz kuyruğunda beklemeye, 37 ekran tv ile karıncalı yayın izlemeye razıyım. Bana eski Türkiye'mi geri verin.”

Metin Bey aynen bunları yazmış sosyal medyada. Peki, eski Türkiye bunlardan mı ibaret? Yani, tüp ve gaz kuyruğu ve 37 ekran televizyondan mı ibaret? Ben söyleyeyim Metin Beyin eski Türkiye’sini…

Eski Türkiye, darbelerin ülkesidir. Eski Türkiye, esaretin, boyun eğmişliğin, Batı’nın her dediğinin yapıldığı, kendi başına dünyada asla var olamayan, varlığı ancak IMF borç kayıtlarından ibaretti. Dahası da var…

Herkesin kendisine göre bir eski Türkiye’si var. Örneğin Metin Beyin eski Türkiye’si Metin Bey gibilerin paraya para demediği, gaz ve tüp kuyruğunu sadece gazetelerde gördüğü, akşamlarını rakı masalarında, gündüzlerini çekimlerde, yazlarını sahillerde ve Avrupa’da, kışlarını sıcak ve lüks evlerinde geçirdiği ve sadece kendi düşüncelerinin hakim olduğu bir garip yerdi. Elbette saltanatının hakim olduğu bu ülkeyi geri isteyecek. Bir de babama sorun Metin Beyin bahsettiği o tüp ve gaz kuyrukları olan zamanları. 37 ekran televizyon izleyecekmiş… Beyefendi o 37 ekran televizyonu alabilmek için babam 1 yıl çalışmak zorundaydı. 24 ay taksitle zor alınıyordu ve üstelik alınca da köylerde yayın bile yoktu. Tabi, sizin eski Türkiye’niz gibi değil. Tüp ve gaz kuyrukları değil sadece dahası her tür nesnenin kuyruğu vardı. Benzinin de kuyruğu vardı hatta sadece kuyruğu vardı kendisi yoktu. Çiçek yağının adı var kendisi yoktu. Şekerin çuvalı vardı şekeri yoktu. Bu milletin anasının ağlatıldığı yıllardan bahsediyoruz Metin Bey! Saltanatınızın hakim olduğu o eski Türkiye’yi siz istiyor olabilirsiniz ama biz istemiyoruz.
http://images.beyazgazete.com/haber/2010/9/15/20100915_unlu-sanatci-metin-akpinar-kilolariyla-dikkat-cekti_k.jpg
Okula gönderdiğimiz çocuklarımız sağ gelecek mi bilmiyorduk. Bu yüzden okula göndermiyorduk. Kısır tartışmanın ne için olduğunu bile bilmiyorduk. Meğer darbe yapmak istiyormuş Avrupalı ve Amerikalı dostlarımız, olgunlaşsın diye bekliyorlarmış. Bugün de evet, bazen bombalar patlıyor ve askerlerimiz, polislerimiz şehit oluyor. Evet, doğru böyle… Fakat bugün bu mücadele ile sizin eski Türkiye’nizin mücadelesi aynı değil. Var olma mücadelesi yaşıyoruz. Bağımsız olma mücadelesi veriyoruz. Bütün dünyayı karşımıza almış Türkiye olarak bütün dünya mazlumlarının dualarıyla ayakta kalma mücadelesi veriyoruz. Siz şimdi kalkıp eski Türkiye’ye dönmek istiyorsunuz öyle mi? Siz, esir olalım, sıraya geçelim, kuyrukta bekleyelim, ezik olalım, izzetimiz olmasın, varlığımız sayılmasın, borç içinde yüzelim istiyorsunuz öyle mi? Biz istemiyoruz. Madagaskar tam da tarifinize uyuyor şu an, oraya gidin. Madagaskarlılardan özür diliyorum, sizi aşağılamak değil niyetim. Sadece görün istedim bir ruhun nasıl müebbet esir edildiğini. Metin Beyin ruhu esir olabilir ama biz özgürüz.

Bin kez cephe açsalar biz o cepheye koşacağız. Çocuklarımızı öldürseler biz yine çocuklar yetiştireceğiz. Vallahi biz şehit adayı çocuklar yetiştiriyoruz. Biz sümsük bir hayatı değil onurlu bir mücadeleyi ve izzetli bir şehadeti istiyoruz. Her bomba ile şehadet arzumuz artıyor, korkumuz değil. Biz vatanımızı başkalarına teslim etmek için değil başkalarına da adalet ve yardım için seviyoruz. Bu gayede çalışıyoruz. Bizim duamız, zalimlere teslim olmamak ve adil, güçlü bir millet olmak üzerine. Esir ruhlu çocuklar yetiştirmedik. Şehit olan çocuklarımızın sosyal medya yazılarına bir bak, akrabalarına bir sor, her şehitten sonra nasıl da arzulamışlar şehit olmayı. Bir bak Metin Bey, bu millet tekrar eski Türkiye’nin zilletine döner mi? Sen git 37 ekran televizyonunu seyret, rakını yudumla fakat köle ruhunun ifrazatlarıyla ortalığı kirletme.
(Not: Hesabın fan olması önemli değil, şahsında bütün beyaz Türkler konu edilmiştir.)

6 Aralık 2016 Salı

24 Kasım 2016 Perşembe

Eski Hikayeler

Dün Ömer Seyfettin'in beş uzun hikayesini tekrar okudum. Dönemi için çok iyi. Bugün Mustafa Kutlu ve benzerleri ile kıyas bile kabil değil tabi.
Bir de şunu fark ettim: Yeşilçam filmlerinin neden bu kadar saldırgan, ucuz, dikte edici, tepeden bakıcı olduğu bu hikayelerde gizli. İlk tohumları bu hikaye örgüleri.
Çocuklarımıza hala en iyi hikayeci, diye bir ezberi tekrar ediyoruz. Okuma listelerine hala bu isimleri koyuyoruz. Bu listeleri hazırlayanlar artık eskisi gibi okumuyor mu yoksa?


____________________

22 Kasım 2016 Salı

UÇAN İNEK HABERİ



Uçan İnek Haberi
M.Uysal
“1900 Yılının Haziran ayı sonlarında Tavşanlı civarında, Moymul üstündeki Zincirli Kaya'dan Moymul Ovası'na kadar bir inek uçarak gitmiş. Sonra ineği kesip sucuk yapmışlar.
Bana bunu söyleyen kişi son derece güvenilirdir. O da çok güvendiği dedesinden bizzat dinlemiş.”

Sosyal medya vasıtasıyla öğrenmiş bulunuyorum ki, bu haber pek inandırıcı bulunmamış. Kimse inanmamış. Haberin unsurlarını inceleyelim şimdi ve görelim inandırıcılığı nereden kaybediyor. 5 N 1 K kuralına uyuyor mu bakalım önce.
Kim? İnek. Ne? Uçtu. Nasıl? Bir tepeden ovaya. Neden(Niçin)? Neden uçtuğunu bilmiyoruz. Ne zaman? 1900 yılının Haziran ayında. Nerede? Tavşanlı’da.
Haberin unsurları da tam. Acaba neden hala inandırıcı değil?
O zaman metne sorular soralım:

1- Bu olayı kim görmüş? (En son anlatan benim.)
2- Bu olayı gören bir tek kişi mi?
3- Bu çok nadir bir olay, bir kişi görmüş olsa bile yüzlerce kişiye anlatmış olmalı. Neden sadece bir kişiden duyuyoruz?
4- İneğin sonradan kesilip sucuk yapıldığı söyleniyor, yani inek toplum içinde de bilinir hale gelmiştir. O zaman yine pek çok kişi tarafından konuşulmalı ve anlatılmalı değil mi?
5- İnek gece vakti uçmuş olamaz pek çok sebepten ötürü. Zira gece vakti damda olurlar. Gündüz uçmuş olması ihtimali çok daha yüksektir. Bu durumda Moymul Mahallesinden çok fazla kişinin havada uçan kocaman ineği görmüş olması gerekirdi. Ancak anlatım tek kişiden geliyor.
6- Bana bunu söyleyen kişi X’tir. Ve X kesinlikle çok güvenilir birisidir. X’in 1950 doğumlu olduğunu biliyoruz. Dedesi 1900 yılında bu olayı bizzat görmüş olabilir yahut gören birisinde dinlemiş olabilir. Demek o yaşta bu olayı anlayabilecek yaştadır. Torunu 1950 doğumlu olduğuna göre torunundan en az 40 yaş fazla olma ihtimali var. Dede o sırada 10 yaşında da olabilir, 20 yaşında da. Yahut hiç doğmamış da olabilir. Bu durumu nüfus kayıtlarından inceleme imkanı var Allah’tan. İnceledik ve dedenin doğumu 1880. Yani olay sırasında 20 yaşındaymış. Bizzat görüp görmediği metinden çıkarılamıyor. Bizzat gördüğünü varsaydığımızda ise bu durumu metne onaylatamıyoruz. Eksik kalıyor.
7- Bu durumda, olay çok eski değil, hemen Moymul’da araştırmaya girebiliriz. Başka şahitler var mıdır? Tavşanlı’da da bu olay biliniyor olmalı, orada da araştırma başlatabiliriz. Araştırmalar sonucunda böyle bir olayın anlatımına veya yazılı kaynağına rastlamıyoruz.
8- Torun, gayet sağlıklı ve güvenilir biriydi ama dedenin durumunu bilemiyoruz. Çok yalancı birisi olma veya şizofren olma ihtimali var. Bu durumda dedeye ne kadar güvenebiliriz?
9- Dede, bu olayı neden sadece torununa anlatmıştır da çocuklarına anlatmamıştır yahut komşularına?
10- Bu kadar değerli bir inek niçin sucuk yapılıyor? Oysa koruma altına alınmalı değil miydi?

Şimdi de ihtimallere geçelim:

1- Dede, akıl hastasıdır ve gördüğü sandığı bir şeyi nakletmiştir.
2- O dönemde eğlence kaynağı az olduğu için sözlü kültüre hayal mahsulü olarak dahil edilmiştir.
3- Somuncu Baba’nın konuştuğu inek olması ihtimali düşünülebilir. Bu durumda konuşabilen bir inek uçabilir de. Zira buna dair rivayetlerde de çok fazla eksik vardır.
4- İnek değil de o dönemde inek kuşu denilen bir kuş türünün bu işe karışmış olabilmesi de mümkündür. (Yapılan araştırmalarda inek kuşu diye bir tür yoktur.)
5- Dedenin o sırada Haziran sıcağında ovada demleniyor olması mümkündür. Kafa kıyak ve sıcak olunca bu tür şeyler olması mümkün.
6- Dede çok yalancı birisi olabilir.
7- Torun erken uyusun diye anlatılmış bir masalın parçası olabilir.
8- İneklerin uçabilme ihtimalleri fizik bilimine göre de değerlendirilmiş ve mümkün görülmemiştir.
9- O dönem Wright kardeşler uçma denemeleri yapıyorlardı ve bundan eziklenen dede bu hikaye ile tarihimize şanlı bir sayfa bırakmak istemiş olabilir.

Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama gördüğünüz gibi aldığımız bir habere hemen inanmak yerine bütün detaylarıyla inceledik. Doğrulatabileceğimiz veya yanlışlayabileceğimiz bütün yöntemleri denemeye çalıştık. Neden böyle yaptık? Sadece bu habere inanmadığımız için mi? Hayır. Zira, bu haber gerçek değil, der geçerdik. Böyle dersek bundan sonra habere inanmaya başlayacak insanlar olacaktır. Zira artık yazılı bir kayda geçecek. Yazılı kayda bir kez geçerse artık gerçekleşme ihtimalini de artırmış oluruz. Bundan 100 yıl sonra bu haber yazılı kaynakta bulunacak ve geriye doğru araştırılması ihtimalleri de kalmayacak. Bu haber üzerinden pek çok şey tarihi olarak yer değiştirecek ve bu haber üzerine başka şeyler de bina edilebilecektir.

Tarih ile hikayenin bir farkı olmalıdır. Ressam ile coğrafyacının da farkı vardır. Ressam görünen manzaranın bir kısmını tuvale yorumlayarak ve hayaline göre çizer. Oysa coğrafyacı bütün detaylarıyla yeryüzünü bilir ve ressamın tablosundan daha farklı bir şey ortaya koyar. Tarih ile hikayeyi harmanladığınız zaman da bu ilişkiye benzer şeyler çıkar ortaya. Analitik düşünmenin önemine dair sanırım vahiyden pek çok anlatım duymuşsunuzdur.

 

17 Kasım 2016 Perşembe

AHLAK YOKSA İNSAN DA YOK

AHLAK YOKSA İNSAN DA YOK
M.Uysal


Dinli insan ile dinsiz insan arasındaki tek fark ahlaktır.

Ahlakın temeli ise Allah’tır.

Bugün insanlar ahlaktan sadece uçkurlarını anlıyorlar.

Oysa Rasulullah, elinden, dilinden, belinden… diye sayıyor.

Elin, bütün fiillerini ve davranışlarını kapsıyor. Yaptığın bütün işler ahlaka uygun olacak. Her fiilinde ahiret ve sorumluluk bilincini taşıyacaksın. Hesap verilebilir fiillerin olacak. Ticaretin, işin, evin, arkadaşın, akraban, düşmanın bile elinin fiillerinden emin olacak.

Dilin, bütün sözlerini kapsıyor. Yalanın olmayacak, sözünde duracaksın, kötü konuşmayacak, iftira atmayacak, kötü sözü söylemeyecek ve insanları dilinle öldürmeyeceksin. Öfken gelince cehennemi bile göze alan bir iman yok, dinin yok, tanrın yok. Öfkeni bile ahlaka sarmadıysan bittin. Sevincin diline şükür olarak yansımıyorsa ahlakın yolda kaldı demektir.

Belin, bütün cinsel faaliyetlerini ve niyetlerini kapsıyor. Nikâhlın haricinde cinsel özgürlüğün olmayacak. Niyetlerini bile denetleyeceksin, bakışlarını bile koruyacaksın. Zina olmayacak korku tünelinde sadece, zinaya sebep olabilecek bütün yolları bilmiş ve o yollardan uzak kalmış olacaksın yahut bu yönde kendi çekim sınırlarını, tehlike limitini belirlemiş olacaksın.

Bu ilkelerin bazılarında yamuksan farkın nedir? Namaz kılıyor, iyi ibadet ediyor… Etme! Yahut o namaz seni korumuyor kontrolden geçir. Allah kişisel ibadetlere ceza öngörmezken sosyal ve kişisel faaliyetlerin için ceza öngörüyor. Anladın mı? İbadetin ahlakını diri tutmak için olduğunu… Ahlakın diri değilse ibadetin ölmüştür. İbadetin ölmüşse ahlakın zayıftır her an bozulmaya hazırdır. Bu iki şey birbirini tamamlayan şeyler. Ahlakın yoksa dinin de yok tanrın da. Tanrı sensin dilediğin gibi yaşa!

1 Kasım 2016 Salı

MEZHEPLER ARASI DİYALOG

MEZHEPLER ARASI DİYALOG
M.Uysal
http://duckofminerva.com/wp-content/uploads/2015/03/Road-to-Nowhere-676x451.jpgYıllarca dinler arası diyalog saçmalıklarına ses çıkarmayan insanlar bu başlığa umarım şaşırmamışlardır.

(Türkiye’de bazı gruplar arası çalışmalardan değil dünya çapında bir faaliyetten bahsediyorum.) Siyasi kavgalardan başlayan ilk mezhep ayrılıkları herhalde bugünkü mezhepçilik hakkında net bir fikir verir. Efendim sonra fıkhî görüşler, itikadî ayrışmalar falan… Bunları geçelim. İlk çıkış noktası net bir fikir veriyor mu vermiyor mu? Veriyor. Biz Müslümanlar gururumuz ve nefsimiz için ayrıştık ve neticesi bütün bu ayrışmalarla geldi.

Sorulunca 4 hak mezhep ve Şia var ve diğerleri de eh işte… Lakin iş böyle değil.

Bin yıl süren bir ayrılık mı olur, sorusuna gayet rahat ve pişkince “Evet!” cevabını sadece biz Müslümanlar verebiliriz. Mezhepler arası bir diyalog çalışmasına ve ortak noktaları tespit, farklı noktaları konuşma fırsatına ihtiyacımız var. İlahiyatçılar açısından zaten bir sorun olduğunu sanmıyorum. Onlar gayet iyi biliyorlar farkları ve benzerlikleri ve diğerlerinin baktığı gibi bakmıyorlar olaya. Mezhepçilik açısından da bakamayız üstelik bu soruna. Sadece mezhepçilik yapanlar sorun değil ki, sorunun temeli başka. A ve B sınıfları varsa sınıfçılık da var olacaktır. Bu böyledir insan açısından. O zaman A ve B sınıfları arasında bir kapı açılmalı ve bu kapı hayır kapısı olmalı. En hak kim, tartışmasına girilmeden gayet sade ve basit cevaplar üzerinde konuşmalı ve uzlaşmalıyız. Bu uzlaşma kelimesi sıkıntılı bir kelime. Şimdi soracaklar, gulat üzerinden örneklerle “Aha bununla mı uzlaşacağız?” gibi. Meseleye bu düzlemde yaklaşanlarla işimiz yok zaten.

Efendim, hak mezhepler (!) ne güzel yaşayıp gidiyorlar hiç karıştırmayalım. Öyle mi? Onlar arasında bile saçma sapan hüküm farkları varken mi? Anokranik hataya düşmek istemiyorum fakat 700 yıl önce hangi renk giyileceğine dair hükmü hala mezhepler aralarında farklı fetva konusu hatta fetva konusu yapıyorsa sıkıntı vardır. Bu tür fetvaların tarihin arşivine kaldırmamız gerekmiyor mu artık? Bunlarla amel eden insanlar var hala ve bu yüzden etrafına sıkıntı çıkaran topluluklar var. En ufak bir karmaşada savaşa bile dönüştürülebildiğini ise tarihten biliyoruz.

Din adamlarımız otursunlar ve her konuda icma etsinler demiyorum, bu pek mümkün görülmüyor. Peki, ne istiyorum? En azından şunu yapabiliriz, farklılıkları günün ihtiyaçlarına göre yeniden konuşabiliriz. Dileyen katılır dileyen katılmaz fakat bütün Müslümanların en azından bu büyük çalışmayı mihenk olarak tanımasına dair bir adım atılmış olur. Bunun asla mümkün olmayacağını baştan kabul etmek ise zaten ziyandır.

Bugün bırakın gençleri, dindar hatta bilgili sayılabilecek bir Müslüman’a bile mezhepler tarihi okutsanız farkına varacağı garabetleri bir bin yıl daha devam ettirmek toptan akıldan yoksun olmaktır. Ki, bunun böyle olmak yerine kendi takımını tutarak okunacağını da biliyorum. Sonuç, fanatik mezhepçi. Tekrar ediyorum, gruplar varsa grupçuluk kesinlikle vardır. Grupları değil grupları oluşturduğu düşünülen basit görüş farklılıklarını ortadan kaldıralım, diyorum. Ve kesinlikle sosyal bilimcilerle ilahiyatçıların bir çalışma alanı olarak bunu görmeleri gerekiyor. İslam düşmanları sosyal bilimcilerle üzerimizde asırlarca çalıştılar ve çalışmaya devam ediyorlar. Biz tersinden bir çalışmayı artık yapmalıyız. Bunu düşünmeliyiz. Bunu mezhepçi fanatikleri şimdilik sert biçimde dışarıda tutarak başlatmalıyız. Neticede taraftara değil Hakk’a ihtiyacımız var. (Uygun zamanlarda konuya devam edeceğim.)

PEYGAMBERİMİZİN HAYATI (Nasıl mı, Niçin mi)

PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
(Nasıl mı, Niçin mi)
M.Uysal
İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin filmi olan ve yeni vizyona giren film hakkında epey konuşuldu.
Söylemek istediklerim var lakin filmi henüz izlemedim. Yine de söyleyeceğim.
Yönetmen İran sinemasının bilinenlerinden…
İki filmini izledim: Cennetin Çocukları (1997) ve Cennetin Rengi (1999). Bu filmler gayet iyiydi.
Son filmi: Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi.
Vizyona henüz girmişken çok konuşuldu ve tartışıldı. Tartışmaların ana ekseni kaynağı belli olmayan uydurmalar üzerine bir kurgusunun olması. Burada aklıma ilk gelen şu oldu: İyi de bu konuya zaten insanlar aşina olmalı. Asırlardır peygamberimiz zaten bir mucize adamı olarak anlatıldı durdu. Şimdi bile mucize sayısını tespit mümkün değil. Her mezhebin ve görüşün mucize sayısı tespit edilebilmiş değil. Filmi Şii olan İranlı yaptığı için mi acaba bu tepki diye araştırdım. O faktör de var evet ama bildiğin Sünni dünyanın yakıştırmaları da filmde epey var. Havanda su dövüyoruz galiba. Filmi henüz izlemedim evet ama izleyeceğim daha kapsamlı bir değerlendirme için. Acaba bir tek bile siyer kitabı okumamış insanımız Çağrı filminin etkisiyle mi bunları söyledi? Vaazlardan ve sohbetlerden bildikleri birinin hayatının böyle anlatılmasını şimdi mi eleştirecekleri tuttu? Peygamberimizin hayatının asırlardır nasıl anlatıldığına hiç kulak kabarttınız mı acaba? Ve acaba hiç değişmeyen ve sağlam kalmış olan kaynağımız Kur’an nasıl tanıtıyor Rasulüllah’ı? Böyle bir gayret bekliyorum insanlardan.
Evet, Kur’an’ın akışı içinde O’nun hayatından çok fazla iz var. Bu izleri sürebiliriz. Bu izleri sürerken siyer kitaplarına, İslam tarihine vb. kaynaklara bakabiliriz. Övgü kitapları ve yüceltici vaazlarla yetinecek miyiz yine?
Biz “Nasıl?” sorusunu sorarken Kur’an bizden “Niçin?” sorusunun cevabını bulmamızı istiyor olabilir mi örneğin? Hayatını konu alırken, “Nasıl?” sorusunun elbette önemi var fakat “Niçin?” sorusunun daha fazla önemi var. Birisi geçmişe dönük cevaplar veriyorken diğeri geleceğe dair cevaplar içeriyor. İşte bunun için “Niçin?” sorusunun cevapları ile daha çok meşgul olmalıyız. Örneğin Kur’an Rasulullah’ın “Niçin” gönderildiği üzerinden çok fazla duruyor ama O’nun hayatının ayrıntılarına çok girmiyor. Bu noktaya epey kafa yormalıyız.


http://image.yenisafak.com/resim/imagecrop/2016/10/03/01/53/resized_bdf90-60337d3219201080.jpg 
 

20 Ekim 2016 Perşembe

Gecenin Izdırabı - Kısa Film

Gecenin Izdırabı - Kısa Film
Senaryo ve yönetmen: İsmail Fazıl Atabay
Oyuncular: Macit Çevikalp
Nilay Genç
Samet Dağ
Senanur Çevikalp
Fatma Demir
Göksu Karagöz
Elif Hazal Taşkıngül
Müzik: Yusuf Nişancı
Kerem Atasoy
Set amiri: Raşid Kaptan
Görsel efektler: Emre Zeyrek
Yardımcı yönetmen: Ali Çetin
Yapımcı: Mustafa Uysal
Yapım: Edebya/İFAsnt

13 Ekim 2016 Perşembe

Kalpten Kalbe Bir Yol Var


Kalpten Kalbe Bir Yol Var
M.Uysal
O gün belediye meclis toplantısı çok gergin başladı. Üyelerin pek çoğunun alnında ter birikmişti. Halit Cafertepeoğlu daha başkan bile yerine oturmadan söze girdi.

-Bu yolun yapımı ilçemizin geleceği için çok önemli bu yüzden ısrarım. Lütfen ana gündemi öne alalım.

Birden bütün bakışlar Halit Beyin üzerine çevrildi. Deri koltuklar terletmeye henüz başlamıştı üyeleri. İçlerinden ellili yaşlarda bir üye öfkeyle karşılık verdi.

-Huzurevinin o tarafa giden yolun senin tesislerinden geçecek olması mı ilçenin geleceği? Bu ne adap bilmezliktir Halit Bey?

Halit Bey daha da gerildi.

-Bu yol geleceğimizi şekillendirecek, hiç lafı eğip bükmeyin beyler. Huzurevine çıkan yol ilçemiz için hayati önemdedir. Bu yolun daha genişletilmesi, sıcak asfalt yapılması acilen gereklidir. Oradaki tesisimin doğrudan devrini bu toplantı sonunda hemen yapıyorum. İşte bu kadar da açık ve netim.

O sırada belediye başkanı yerine oturdu ve üyelere doğru yorgun gözlerini gezdirdi.

-Beyler, buyurun lütfen önce koltuklarımızda dik oturalım ve nefeslenelim. Bu konunun önemine dair ben de bir şeyler söylemek isterim. Bu yol bütün ilçeyi kat ediyor. İlçemizin ana damarlarından birini rahatlatacaktır. Buna katılıyorum. Kreşin bulunduğu alandan doğrudan yukarı doğru Huzurevine bu yolun sorunsuz bir şekilde ulaşması gerekiyor. Lakin… Bir sorunumuz var.

Başkan burada durakladı ve pencereden bakmaya başladı. Canını sıkan şeyler olduğu belliydi. Sanki bu gündem üzerinde durmaktan da değildi bu hal. Alnından süzülen ter, yeni tıraş olmuş yüzüne doğru kaydığında mendilini çıkarıp kuruladı.

-Beyler, burası oldukça sarp bir yokuştur. Kreşin bulunduğu alan çok düzlük ve gayet müsaittir, bunu biliyoruz. Çok açık, geniş, umut dolu bir alandır. Lakin yol huzurevine doğru yöneldikçe dikleşmekte ve kıvrımlara dönüşmektedir. Bu sorunun çözümü hiç de kolay olmayacak. Elbette her zorluğun üstesinden gelebiliriz. Elbette geleceğimizi çok kolay bir şekilde kreşten huzurevine taşıyabiliriz. Bu noktada tereddüt yok. Peki, beyler… O yolu biz de kullanacak mıyız?

Toplantı salonunda havada uçuşan sineklerin sesinden başka ses kalmamıştı. Galiba en kıdemli üye Ahmet Bey ağlıyordu… Onun içli hıçkırıkları bir meltem gibi odada dolanmaya başladı.

11 Ekim 2016 Salı

Aşura ve Milyon Sevaplar

 
















Aşura ve Milyon Sevaplar
Mustafa Uysal

Etraflıca değil basitçe bir araştırma ile dahi görülebilecek bir gerçek var ki, aşura ile ilgili bildiklerimizin pek çoğu yalan yanlış şeylerden ibaret. Hatta ismi bile. Aşure değil aşura. Sonradan dilimizde yerleşerek incelmiş ve aşure ismiyle bir yemek çeşidi olmuştur.

Bugünle ilgili bahsi geçen rivayetler epey var. Bu rivayetlerin en büyük bölümü 6 sahih hadis kitabında yer almıyor. Diyanet İslam Ansiklopedisine baktığımızda ise bu tür rivayetlerin israiliyat olduğunun altı çizilmiş. (İsrailiyat: Eski Yahudi/Hristiyan kaynaklarından sorgulanmadan alınmış ve İslama dahil edilmiş her şey.) O gün tutulan oruçla ilgili senenin tamamını oruçlu geçirmekle eş tutulması gibi şeylerin de dayanağı yine 6 kitabın dışında kalıyor. Şu rivayeti dikkatle okuyalım: ‘Âşûrâ Allah’ın günlerinden bir gündür, dileyen bu günde oruç tutsun, dileyen tutmasın’ buyurmuştur Allah Rasulü.” (Müsned, II, 57, 143) Ramazan orucu emredilince Rasulullah böyle söylemiş. Yani o gün normal bir gün.

Diyanet İslam Ansiklopedisinin “Aşura” maddesini Yusuf Şevki Yavuz hazırlamış ve epey bilgilendirici. Orada örneğin Nuh Peygamberle bu tuhaf yemeğin herhangi bir ilişkilendirilmesine rastlamıyoruz. Hadislerde de bu tuhaf yemeğe rastlamıyoruz. Çok eskilerden beri bir gelenek ve Osmanlı zamanında zirve yapmış.

Alıntılarla devam edelim…

“Âşûrânın menşeiyle ilgili bu iki yorum dışında bazı tarih, hadis ve fıkıh kitaplarında yer alan haberler, bu günü Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Mûsâ ve Îsâ’nın doğduğu, Hz. Süleyman’a mülkün verildiği, Hz. Dâvûd’un tövbesinin kabul edildiği, Hz. Peygamber’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair kendisine Allah tarafından teminat verildiği ve Mekke’den Medineye hicret ettiği gün olarak tavsif ederler (Diyarbekrî, I, 360). Ne var ki bunları ilmen doğrulama imkânı olmadığı gibi bir kısmının yanlışlığı da ortadadır. Meselâ Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti 10 Muharrem’de değil 12 Rebîülevvel’de gerçekleşmiştir. Bunun dışındaki rivayetlerin ise İsrâiliyat*a dayandığı kabul edilmektedir.” (A.G.E) Bugünle ilgili bu söylemler, hocalar ve bilen bilmeyen herkes tarafından her yerde anlatılıyor ve yazılıyor. Anlaşılan o ki, insanlar böyle hikayeleri seviyorlar gerçeğin peşinden gitmek pek de zevkli değil.

Yine aynı yerden alıntı…
“Âşûrâda oruç tutmanın fazileti konusunda sahih hadislerin bulunmasına karşılık o gün yıkanmak, gözlere sürme çekmek, süslenmek, kına yakmak, bayramlaşmak, hububat karışımı aş (aşure) pişirmek, sadaka vermek, mescidleri ziyaret etmek, kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih bir rivayete rastlanmamıştır. Hadis olduğu öne sürülen metinlerin birçoğunun gerçekte hadis olmayıp Câhiliye âdetlerine ve yahudi geleneklerine dayanması kuvvetle muhtemeldir. Zira bu âdetleri Resûlullah’ın ve ashabının yaptığına dair herhangi bir kayıt yoktur. Meselâ, “Âşûrâ günü sürme çeken helâk olmaz”, “Âşûrâ günü gusleden o yıl hasta olmaz” tarzındaki rivayetler son devir kitaplarında yer almış ve İbn Teymiyye’nin ifadesine göre bu gibi hususlar Ehl-i beyt’e buğzeden Nâsibîler tarafından uydurulmuştur (MecmûǾu Fetâvâ, II, 302).” Hakkında hiç kayıt olmayan şeyleri bile varmış gibi kabul etmek hatta bunları dindarlık adına yapmak herhalde hastalıklı bir aklın ürünü olsa gerek. Yusuf Kahraman’ın şöyle bir tespiti var: “Kur'an’ın mücadele ettiği iki tip vardı, hatırlatmakta fayda var; 1- Aklını kullanmayanlar. 2- Aklını kullanmayanları kullananlar.” Bu tespit bu örnekle sanırım daha iyi anlaşılır.

Aşure yemek istiyorsanız bunu anlarım lakin Nuh Aleyhisselam ile ilişki kurarsanız bu büyük bir zulüm olur, bugün yaptığınız o tuhaf karışımla. 950 sene büyük bir azimle tebliğ yapıp karşılığını alamamış büyük bir peygamberin hatırası herhalde bir tatlı ile olmamalıdır. Tamam, gelenektir, yaşatalım ama asla Nuh Aleyhisselam ile hele onun yaşamı ile anılmasın. Onun yaşamı Kur’an’da özetlenmiştir ve hiç de aşureye benzememektedir. Onu anmak isteyen Kur’an’a baksın ve görsün. Görsün ki, Nuh nasıl bir örnektir.

Dahası bugünlerin siyasi yönü var…

O yönüne hiç girmek istemiyorum zira hiçbirimizin sorumlu olmadığı o şahadet günü vesilesiyle türlü düşmanlıklar yaşatılmaya çalışılıyor ve olmadık kan revan görüntüler yayılıyor etrafa. Buna hiç girmek istemiyorum.

Sanırım bir gazete köşesi ile ilim elde etmeyi düşünmüyorsunuz. O yüzden gidip daha detaylı öğrenmek için bu sadece bir giriş olabilir ancak.


10 Ekim 2016 Pazartesi

En Değerli Hediye



En Değerli Hediye
M.Uysal
Toplumların ayakta kalabilmesi için mücadele ruhlarının devam etmesi gerekiyor.
Eskilerin anlattıkları ile yenilerin yaşadıkları birbirini tutmuyorsa sorunlar var demektir. Bir yanıyla baktığımızda bu cümle kritik edilebilir. Eskilerin anlattıkları ile yenilerin yaşadıkları tutmayabilir bir yönüyle fakat pek çok yönüyle tutmalıdır. Zira bir kopmuşluk vardır bu durumda. Elbette iki nesil arasında bile kopukluk normal karşılanabilir. Lakin hangi dereceye kadar?
Bu kopukluğun hangi dereceye kadar toplumu kesintisiz devam ettireceğini iyi bilmeliyiz. Eksik olan nedir ki bu kopukluk derinleşiyor? Birkaç eksiklik tespit ettim.
Bunlardan ilki ahlak…
Aileler ahlakın genetik miras olduğunu düşünüyorlar. Ahlak nesiller arası geçişli değildir. Onun en sağlam temellerle birebir örneklikle devam ettirilmesi gerekir. (Temel sorun burada zaten. Zira bir önceki kuşağın ahlakıyla devinen ahlak bir sonraki nesilde bambaşka bir şeye dönüşüyor. Tam olarak temel ahlak problemi var dünyada. Ahlak görecelidir, sloganı ile bir ahlaksızlık ve kaos ortamı inşa ediliyor.) Bir önceki neslin ahlakını şu haliyle istemiyorum. Evrensel temellere dayanan bir ahlakı burada ve şimdi biz inşa etmeliyiz. (Evrensel ahlak yasaları göreceli değildir. Her yerde aynıdır. Kaynağı konusunda hangi ayrılığa düşerseniz düşün neticede ilahidir.)
İkincisi eğitim… 
Yine aileler eğitimin tek başına her şeyi halledeceğini düşünüyorlar. Eğitim ve öğretim nesiller arası uçurumu kapatacak unsurların başında değil maalesef. Fakat bu uçurumun genişleticisi olarak başrolü oynuyor. Eğitim ve öğretim sistemimiz (Aslen bizim değil ama biz kullanıyoruz.) tamamen toplum kurgusunu yok etmek üzerine yapılandırılmış.
Üçüncüsü hedef…
Hedefsiz ve mutsuz bir topluma evrildik. Bu evrim, evrim teorisinin kötüden iyiye doğru çizgisinin de dışında hep kötüye doğru oluyor. Hedef küçültüyoruz. Toplumun hedef küçültmesi kendini küçültmesi ve parçalanmasını netice verir. Hedef küçültme ile neyi kastediyorum? Aslında buna tersinden hedef büyütme de diyebiliriz. Toplumlar artık kişisel olanı ve mutluluğu hedefliyorlar. Kendilerini büyütüyorlar. En mutlu olabilmenin hedefindeler. Gözlerini buraya dikiyorlar. Kaf dağında zümrüd-ü anka hedefi olsa belki bir nebze umudu olabilecek bu toplum ebedi mutsuz olmanın ilk adımını atmış bulunuyor bu hedefle. Küçük bir hedefe razı olmuyoruz artık. Bu küçük hedef bir başkasının adaletine talip olmaktır. Bu kadar kolay ve küçük bir hedef toplumu bir arada tutmaya yeteceği gibi o toplumu önder yapmaya da yeterli.
Çocuklarınıza bu üç şeyi nasıl verebileceğinizi düşünebilirsiniz.
Düşünebilirsiniz…
Sahiden diyorum. Bu yeteneğiniz potansiyel olarak var. Sadece biraz gayret etmeniz gerekiyor. Zamanı doğru kullanırsanız düşünmeye de fırsat bulabileceksiniz. Boş zamanlarınızda düşünün örneğin, asla kitap okumayın boş zamanlarda. En boş zamanınız düşünmeye ayrılmış olan olsun. Buradan başlayabilirsiniz.

20 Eylül 2016 Salı

Haydi Birlikte Olalım Yahut Birlikte Ölelim

Haydi Birlikte Olalım Yahut Birlikte Ölelim
M.Uysal
Haydi açık ve şeffaf olalım.
Biz Müslümanlar olarak gruplara ayrılmayalım.
Kurban keseceksek evimizin yakınındaki camide yapalım. Maksat ihtiyaç sahibine ulaştırmak değil mi? Kur'an öğreteceksek camide yapalım. Maksat öğretmek değil mi? 
Yurt açacaksak caminin etrafında yapalım, hep birlikte. Maksat öğrenci barındırmak ve eğitmek değil mi? Sohbet ve zikir yapacaksak camide yapalım, maksat bu değil mi?
Haydi açık ve şeffaf olalım. 
Liderimiz, hocamız her kimse gelsin camide hepimiz istifade edelim.
Haydi, fırkalara ayrılmayalım hep birlikte Allah'ın ipine sarılalım.
Haydi, tek bir Müslüman cemaat (ümmet) olalım.
Ne eksiği varsa kimlerin, camide giderelim.
Var mısınız?
Yokum, diyen silinecek. 
Önce Allah silecek zira önce onun "fırkalara ayrılmayın" emrine karşı gelmiş olacaksınız. Sonra insanlar sizi silecekler.
Öyle olacak, silineceksiniz... Belki bugün belki yarın...
Ha, hep bilirkte silineceğiz dünya üzerinden siz ayrı kalmaya karar verirseniz. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...