21 Eylül 2015 Pazartesi

KİTAP, RADYO VE KUŞLAR

KİTAP, RADYO VE KUŞLAR
Mustafa Uysal
Bir kitap aşığı olarak Mehmet Aydoğan’dan bahsetmek istiyorum size…

Hayatında radyo, kitap, dergi ve aile var. Bütün gündemini bunlar belirliyor.

Aile üzerine sürekli araştırmalar yapıyor ve okumalarını son zamanlarda bu konuya teksif etmiş durumda. Kendisiyle tanışalı epey oldu. Arada görüşüyoruz ama her görüştüğümüzde derin bir iz bırakıyor bende. Geçen günkü görüşmemizde yine okuduklarından bahsetti. Aile ile ilgili o kadar geniş bir arşivi var ki… Bu konu üzerinde toplamadığı kaynak kalmamış neredeyse. Hayatı okuyarak ve radyo

20 Eylül 2015 Pazar

Logo Değişikliği

Logomuz ilk haliyle bugüne kadar geldi. 200915
Artık yenilenmenin zamanı gelmişti ve logomuzu yeniledik.
İşte yeni logomuz!
Yenilenme, yinelenmenin önünü kapatır...
YENİ LOGOMUZ























__________________________


Önceki Logomuz




16 Eylül 2015 Çarşamba

Başlıksız

Başlıksız
Mustafa Uysal
Daha önce yazdım ve Tavşanlı'nın âlî menfaatlerine dokunduğunu falan söylediler...
(Bu sitede var yazdıklarım. 2011 yılı Kasım ayına ait arşiv bölümünde.)
Bakalım bu kez bu âlî menfaatlerin üstüne kusmadan diyeceklerimi ifade edebilecek miyim...

Bugün, bir arkadaşımla birlikte, olumlu yahut olumsuz bir cevap beklemediğimiz, iki dakikalık (120 sn.) bir görüşme için oraya gittik. Gerekli şeyleri zaten yapmıştı arkadaşım, sadece kendisini göreceklerdi.

Güvenlik aradı, yok. Aradı, beklesinler cevabı geldi. (Sebep belirtilmedi.) Yarım saat geçti. Aradı, beklesinler... Bir saate yaklaştı. Biz gidiyoruz, çok da önemli değil, dedik öfkeli ve hoşnutsuz... Kibar adamlar kapıdakiler. Bir daha aradılar, gelsinler, dendi. Kimlikleri veriyorduk ki, hemen ardından, gelmesinler, dendi.

13 Eylül 2015 Pazar

KAVGA ETMEK İÇİN TANIŞMAYA GEREK YOK!

KAVGA ETMEK İÇİN TANIŞMAYA GEREK YOK!

Mustafa Uysal
Kutsal bilimlerinizin bizi yükselttiği zirvede (!) daha önceki insanların dışkılarından başka bir şey bulamadık.

Dışgrup homojenliği yanılgısını yazacağım Türk-Kürt üzerinden…

Gel gelelim ben de o gruplardan birindeyim.

Nitekim bilim insanı nesnelliği diye bir şey var!

Değil, insan var ancak.

Bu zorluğu göze alarak yazıyorum…

Dışgrup homojenliği, “biz” ve “onlar” diye algıladığımız dünyayı “onlar” açısından tamamen birbirinin aynı olarak görmemizdir. Yani bütün Kürtler şöyledir, kalıp yargısı gibi. Oysa bütün Kürtler öyle değil.

Her açıdan homojen değil heterojen bir grup “onlar” da.

Her neyse bu kalıpyargılar bizim dünyayı algılamamızda ve hızlı hareket etmemizde çok işe yararlar ancak her zaman değil.

Bazen hızlı değil akıllı hareket

7 Eylül 2015 Pazartesi

AKDENİZ’DE ÖLME AYLAN!

AKDENİZ’DE ÖLME AYLAN!
Mustafa Uysal
Bir çocuk ölüyor...Binlercesi öldü.
Çocuk denizde ölüyor...
Deniz ceset dolu...
Cesetler karada olduğu sürece sorun yok kardeşim. Yeter ki, denizde olmasın.
Kırmızı tişörtlü Aylan denizde öldü ve Bodrum kıyılarına attı onu deniz.
Aylan denizde öldüğü ve gözümüzün önüne kadar geldiği için çok içerledik ölümüne.
Deniz bir çocuğu nasıl olur da öldürürdü? Deniz katil miydi?
Elbette değildi. O zaman her birimiz durduğumuz yere göre katil tayin ettik.
Herkes, katilini karşısında durduğu yerden seçti.

Kırmızı tişörtlü, kısa pantolonlu, ıslak saçlı, kumsalda yatan Aylan! Aylan uyan, Aylan orada ölme, lütfen burada ölme Aylan!
Aylan, Akdeniz'de ölme lütfen! Aylan lütfen Suriye'de varil bombalarıyla parçalan, kimyasal gazla boğul, şebbiha bıçağı ile doğran, uçak ve helikopterlerden devletinin sana ayırdığı ölüm ile öl ama Aylan lütfen Akdeniz'de ölme!
Biz çok ağlıyoruz Aylan! Ölme Akdeniz'de Aylan, çok ağlıyoruz seni görünce. Seni görünce yüreğimizden parçalar gidiyor Aylan. Akdeniz'de ölme lütfen, kıyılarımız var ve tatil

1 Eylül 2015 Salı

DOSTNAME - XXX (İstanbul)

Osman Said DEMİRYILMAZ                                     İSTANBUL

Ey dost,                                                                   01.09.2015

Sana yazmanın özgürlüğünde kalemlerle dansıma başlıyorken,
seni ruhumda bir kere daha hissettim. Hasretinin uzayıp giden sancılarını çekiyorum. Geceler başka ızdıraplara gebe sana ulaşacak namelerin ışığında. Hayaller, umutlar, çiçeklerin bahara özlemi hiçbirisi bu sana ve bir de o şehre olan hasretimi anlatmaya yetmez. Işıklar arasında sıkışmış karanlıklarda çözüm arayan yürekler, bu gece Dostname mesaisinde bana yaren. Puslu gecenin iç karartan havasını yaramasalarda, uçuramasalarda hasret duydukları diyarlara gönüllerini, fikirler zincirlenip duygular salınsa da bu gece bambaşka Dostname’nin satır arasındaki labirentleşen sokaklar!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...