27 Mart 2014 Perşembe

Cumartesi Pazarının Geçmişi ve Bugünü


Cumartesi Pazarının Geçmişi ve Bugünü
Mustafa Uysal
Tavşanlı’da Cumartesi günleri kurulan pazar ilk günden beri hep dikkatimi çekmiştir. İlgiyle izlerim pazarı. Dilden dile dolaşan bir efsane vardır ve o efsaneye göre bakarım pazara. Derler ki, Ege Bölgesinin en büyük açık halk pazarıdır burası. Ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum. Bugünkü veriler elimde ama başka yerlerdeki pazarları görmediğim için net bir şey söyleyemiyorum. Epey büyük bir sebze-meyve ve konfeksiyon pazarımız var, bu doğru. Bunun bu haliyle övünülecek bir şey olup olmadığı ise apayrı bir konu. Burasıyla ilgilenmiyoruz şimdilik. İlgi alanımız cumartesi günleri kurulan bu pazarla ilgili sorular: Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden, kim? Bu pazarın geçmişi ve bugünüyle ilgili küçük bir araştırma…


Önce araştırmamla ilgili bilgi vereyim…
Tavşanlı üzerinde pek çok araştırma kitabı, tarih kitabı yazıldı onları inceledim. Bunlardan çoğu son 3-5 senede yazıldı. Daha önceki kaynakları inceledim elimden geldiği kadar. Kitaplarda cumartesi pazarına dair satır bile olamayacak cümlecikler buldum. Esefle gördüğüm şu ki, Tavşanlı’nın bu büyük ekonomik değeri tarihçilerin veya yazarların pek ilgisini çekmemiş. Umarım bu minik araştırma bir vesile olur ve bu işi uzmanları yapar. Her neyse, sonrasında Tavşanlı’nın eski esnaflarıyla konuştum. Epey kişi ile konuştum en azından bilgiler birbirini tekrar edene kadar konuşmaya devam ettim. Mutlaka eksik kalan birileri oldu ve bu eksik belki araştırmamın can damarıydı. Bilemiyorum artık. Belediyeden güncel bilgileri derledim ve pazarcılar odasından aldığım bilgiye göre de 250 sebze meyve satan kayıtlı üyeleri var. Sanırım anlaşıldığı üzere bilimsel bir çalışma yöntemi değildi benim çalışmam ancak bu konuda önemli bilgileri derlediğim konusunda epey tatminkârım.

Bulabildiğim en eski kaynak salnamelerde geçen bir cümleydi. Ö.Faruk Dinçel’e ait olan Tavşanlı Tarihi (2012) kitabında geçiyor bilgi. 1870 yılında Tavşanlı’da pazarın Cumartesi günü kurulduğu yazılı.  Kaynak Hicri 1288 Hüdavendigar Vilayeti Salnamesi s.132. Salnamede, Tavşanlı’da 1871 miladi yılında, Cumartesi günleri pazar kurulduğu, Tavşanlı’nın 20 mahallesi, 1870 hanesi ve 8.197 erkek nüfusu olduğundan bahsedilmiştir ve o yıllar nahiye olarak Kütahya’ya bağlıdır. Bu kaynakta pazar hakkındaki bilgi bu kadardır. Buradan anlaşıldığına göre Cumartesi günleri kurulan pazarımız 1870 yılında ve öncesinde vardı. O yıl ilk defa kurulduğu yazmadığına göre. Daha öncesine dair bir kayda rastlamadım ancak daha öncesinde de var olduğunu düşünüyorum.

Önceki paragraftan tarihlendirirsek bu pazarımız için en az 143 yıllık bilinen geçmişe sahiptir diyebiliriz. (2013 Kasım)
Daha sonraki bilgiye bir günlükte rastlıyoruz. Ahmet Öztürk’ün 2013 yılında yayınlanan Milli Mücadelede Zor Yıllar Tavşanlı-Emet adlı kitabında yer alan Nurettin Ragıp Eğe’nin tuttuğu bir günlük. Günlükte bu bilgi iki yerde geçiyor. 19 Eylül 1919 Cumartesi günü şöyle yazmış: “Bugün Tavşanlı’nın pazarı imiş.” Sonra bağlama getiren birilerinden bahsediyor. Sonraki günlük parçası 4 Ekim 1919 Cumartesi gününe ait: “Bugün Tavşanlı pazarı. Aynı zamanda Kuva-yı Milliye gösterileri var.” Başkaca bilgi yok pazarla ilgili. 1870 senesinden 48 sene sonra pazardan bahseden bir yazılı kaynak daha pazarın aynı gün devam ettiğini söylüyor bize.
Sonraki kaynağımız Kamil Güvenç’in Dikenli Bahçe isimli eseri. Kitabın 1. Kısmı 1965 2. Kısmı 1972 tarihli. (1. Kısmın tarihi el yazısı ile düzeltilmiş. Önsözdeki tarih ise 20/10/1965 olarak kayıtlıdır.) Orada 1950 yılına ait bilgiler yer alıyor ve pazarla ilgili olarak şunlar verilidir: 
“Şimdiki Halkevi binasının altı Sebze Pazarı idi (Buraya Belediye tarafından dükkânlar 1950 den sonra yapılmıştır.) Şimdiki Belediyenin altında da zahire pazarı kurulurdu (Burada da 1950'den sonra çayhane ve lokanta yapıldı. 1965 de  de  çayhane   ve  lokanta  yıkılarak  dükkânlar   yapıldı.) Kasaplar dağınık dükkânlarda çalışırlardı ve çoğu zaman kendi dükkânlarında hayvan kesimi yapar ve satarlardı. (Kasap hali de 1950'den sonra Belediyece yapıldı.) Kasaplar haline bitişik Sebze Pazarı,   Domaniç yolu kıyısında   zahire   pazarı   ve   Esnaf   çarşısı   Cumhuriyet   devri   eserleridir.”

Ayrıca yine aynı kitapta bazı fiyatlar verilmiştir…
“Bazı yiyecek maddelerinde   1918-1920’deki taban fiyatlar:  Buğday kilesi [28-30 kilo] 7-8 kuruş, arpa kilesi 4-5kuruş, kelle şeker okkası [ 1280 gram] 10, çay okkası 12 kuruştu. Bunlar ithal malı oldukları için  her  zaman  bulunmazdı. Ve herkes alamadığı için de zor satılan  matahlardı. Et okkası 1-2 kuruş arasında satılırdı. Günde iki üç kuruş para giren ev günlük masraflarını sıkıntısız karşılardı.”
Kitabın tarihi ile verilen fiyatlar arasında 47 sene vardır ve kitapta bu fiyatların nereden alındığına dair bilgi verilmemektedir.
Yine aynı kitaptan…
“Tavşanlı'da toprak ürünleri, Buğday, Arpa, Mısır, Nohut mercimek, Fasulye, Haşhaş, Susam Ve Pancardır• İklim şartları müsait olmadığı için sebze ve meyvacılık gelişememektedir. İlk zamanlar bu ürünler ihtiyaca yetmekte iken nüfusun artmasile yetişemez hale gelmiştir. Artan  ihtiyaç karşısında buğday  (un olarak)  Eskişehir veya Kütahya'dan getirilmektedir. Nohut, arpa gibi  ihtiyaçlar da yine civar vilâyetlerden  zahireciler  veya  leblebiciler tarafından getirilmekte satış veya imalât yapıImaktadır. Pancar ilk zamanlar Eskişehir Şeker Fabrikasina sevk  edilirken şimdi Kütahya şeker Fabrikasına gönderilmektedir.
Zahire pazarı Cuma ve  Cumartesi  günleri  kurulmakla beraber hemen her gün buralarda alış veriş  yapılır.  Zahire pazarı Domaniç yolu (Şimdiki Domaniç Caddesi) kenarında kapalı pazar yeri ve zahireci dükkânlarile ayrı bir çarşı halindedir. 
Zahireciler, av derileri, yumurta gibi mallar  üzerinde de çalışırlar. 1965  yılında   yumurtanın   tanesi   30-40   kuruşa   kâdar yükselmiştir. Tavuk, horoz adedi 6-10, hindi  kaz adedi 15-30   lira   arasında   satılmaktadır.” 
Yine kitaptan öğrendiğimize göre 1965 yılında Tavşanlı merkez nüfusu 13.660, köyleriyle birlikte 59.290’dır ve 101 köyü bulunmaktadır. Kaynak bize cumartesi pazarına dair genel dairede fikir veriyor.


Sonrasında konuştuğum kişilerden de aldığım bilgiler oldu. Örneğin Taceddin Atabay (1938 doğumlu ancak 1935 olduğunu ifade ediyor.) ile konuşmamda Cumartesi pazarının 1945-50-55 arası tarihlerde hatırladığı yerinin Ulucamii civarında küçük bir alanda olduğunu söylüyor. Şimdiki işçi kahvesinin bulunduğu yerden başlayıp ana kapısının önündeki bölüme kadar olduğunu söyledi pazarın. Sadece bu kadar olması dikkatimi çekti. Pazarda sadece yerli ürünler bulunduğunu ve çevre köylerden getirilen ürünler dışında çok nadir ürün geldiğini aktardı. Kuruçay’ın meşhur kavunu pazarda satılan ürünler arasında yer alıyordu o dönemde. Şimdi Ulucamii tuvaletlerinin kapısının önünde rahmetli Efe İbrahim’in karpuz sergisinin olduğunu da hatırlıyor ayrıca Taceddin Bey. Onun hemen üzerinde rahmetli Baba Rıza’nın sergisi olduğunu öğreniyoruz. Eski kütüphanenin olduğu yerde de (Ulucamii yanında bulunan) Cemal Zengin’in sergisi bulunuyordu. Taceddin Bey kendi çocukluğunda da pazarın cumartesi günü olduğunu, Cuma günü de hayvan pazarı olduğunu söyledi.
Daha sonra konuştuğum, 1936 doğumlu Ali İhsan Coşgun, 1944 doğumlu Abdullah Uygun, 1942 doğumlu Muharrem Gezgin de benzer şekilde pazarın Ulucami civarında küçük bir alanda olduğunu anlattılar. Pazarın 1960 yıllarından sonra ulaşım imkanları ve nüfusun da genişlemesiyle birlikte Kemal Zeytinoğlu Caddesi boyunca uzandığı bilgilerine de ulaştım. Tabi bu caddeye uzaması sadece bu sebepten değil. Belediyece yapılmış olan bazı düzenlemeler de etkili. Örneğin tahıl pazarının yeri ve kantarın yerinin değişmesi bunda etkili olmuş. Kantar daha öncesinde Ulucamii avlusunda bulunan belediye binasının altındaymış örneğin. 1970’li yıllarda cumartesi pazarı Emirler Caddesi boyunca ve Kemal Zeytinoğlu Caddesi boyunca genişlemesi sürmüş ve 80’li yıllara gelindiğinde artık büyük bir pazarımız vardı. Domaniç Caddesi, İstasyon Caddesi de artık Pazar alanı olarak kullanılıyordu. İsterseniz günümüze tam yaklaşmadan önce tanıklarımızı dinlemeye devam edelim.
1948-50-55 yılları arası Ali İhsan Coşgun Beyin hatırladığı Pazar yeri Ulucami civarı ve bahçesi. Küçük bir alanda köylüler ve birkaç sergi… Cami avlusu içinde yağ yoğurt gibi ürünler yer alıyormuş. Bu ürünler yine çevre köylerden gelen ürünlerden oluşuyor. Mustafa Baysal’ın belediye başkanlığı döneminde (1950-1952) Pazar yerinin Emirler Caddesi ile Kemal Zeytinoğlu Caddesinin kesiştiği noktaya (Ordu Eczanesinin olduğu yer) taşındığını belirtti Coşgun. Bu taşınma işleminden sonra Pazar o noktada yoğunlaşmaya başlamış.
1940’lı yıllarda şu an Terzi Abdullah Uygur’un bulunduğu dükkanın olduğu yeri tarif ederek, şu an oturduğun yer (Terzi dükkanında konuşuyorduk.) sebze haliydi, dedi Coşgun. Portakal gelirmiş o yıllar hale (kağıda sarılı halde) ve tek tek satılırmış. Pazarın yaz kış devam edip etmediğini sorduğumda, elbette devam ediyor ama sebze buralarda ne çıkarsa o oluyor pazara dışarıdan pek bir şey gelmiyor, dediler. Kış sebzesi olarak pırasa, ıspanak, patates gibi şeyler satılıyormuş pazarda. Kamyonların çoğalması falan 60-70’lerden sonra oluyor. Bu arada söze giren Muharrem Gezgin’den öğrendiğimize göre pazara ilk defa kamyon getiren onlarmış. Kamyonu Emirler Caddesi üzerinde şimdiki Özyaşarlar’ın Çilek Mobilya dükkânının olduğu yere çekip satış yapıyorlarmış. İlk yerleri orasıymış Muharrem Gezgin Beylerin. İlk kamyonla mal getirdiklerinde zaten altı ton mal varmış ve yarısını toptan yarısını perakende olarak satmışlar. Mal Adana ve Antalya’dan geliyor tabi. Sonradan iki, üç, dört, beş derken kamyonla mal getirenler çoğalmış. O dönem bilinenlerden, komisyoncu Ahmet Alp var anlatıldığına göre. Yine Gezginler (Hacı İsmailler) var bilinen pazarcılar olarak. Gelen malın çoğu da Tunçbilek’deki dükkânlara indiriliyormuş. Oradaki işçilerin tüketimi de epey varmış.

Pazarın genişlemesi ve aşağılara doğru yayılması üzerine epey konuştuk ve 70’li yıllarda iyice genişlediği kanaatine vardık. Şimdiki işçi kahvesinin önünden Ulucamiin ana kapısına kadar olan 300-400 metrelik bir alandan şimdiki haline ulaşmış pazar yeri.

Hangi köylerden daha çok hangi ürünlerin geldiğini sordum ve Seli Köyün biberi, domatesi, sebzesi, Ağa Köyün patatesi, Opanözü ve Beyköy’ün pırasası… Dedeler’den gelen ürünler var. Kozağacı (Keles) taraflarından atlarla gelen kiraz ve üzüm, Küreci’den (Emet) elma… Küreci elması ve Gelincik elması üzerinde çok durdular. Bu elmaların tadını sanki şimdi yemiş gibi anlattılar ve uzun uzun konuştular. Sanırım değişmeyen bir yağ yoğurt pazarı var. Gerçi yağ yoğurt satanlar daha önce başka yerdeydi ve Mustafa Güler zamanında yine Ulucamii civarına alındı. İlk zamanlarda da yağ-yoğurt satanlar tam şu an bulundukları yerlerde satıyorlarmış ürünlerini. Daha çok köylülerin yağ-yoğurt getirdiğini Tavşanlı’dan da satan bulunsa bile çok az miktarda olduğunu öğreniyoruz. Tavşanlı’da o dönemde neredeyse her evde inek ve manda bulunduğu ama kendilerine göre üretim yaptıklarını belirttiler.

Pazardaki konfeksiyon ürünlerini sorduğumda o dönemde konfeksiyon denilen şeyin pek olmadığını öğreniyorum. Yani hazır giyim satan yer neredeyse yok dahası pazarda hiç yok. Daha çok manifaturacılar (kumaş satan yerler) var ve çok fazla sayıda terzi var. Onu buraya sor diyerek Abdullah Uygur’u işaret ettiler. Şu an ki Cumartesi pazarında epey yer tutan konfeksiyonu sormadan geçemezdim tabi. Giyim işini de Abdullah Bey anlattı. 1950’li ve daha önceki yıllarda 40-50 tane terzi olduğu belki hani abartmayayım 60 terzi vardı dediler. Sebebine gelince, bütün giysiler, iç donuna varana kadar sadece terzilerde üretiliyor. Palto, gocuk, ceket, şalvar, gömlek, pantolon, yelek yani ne varsa dört dörtlük dikiyormuş terziler.

Anlayacağınız o dönemin pazarında sebze var, olursa meyve var, tahıl, erik kurusu, afat kurusu, yağ-yoğurt gibi şeyler var. Sonraki zamanlarda bir cola firmasının reklamında tekrarlanan bir cümle varmış “Eve döndüğüm zaman mutlaka falan cola içerim.” Ali İhsan Beyin gülerek anlattığına göre “Bizim Mustafa vardı o da, eve döndüğüm zaman mutlaka pestil ezmesi içerim, derdi.” Diye anlatınca epey gülüşmeler oldu. Meyve suları ve diğer ürünler yok ve onların yerine hoşaf ve pestil ezmesi gibi şeyler kullanıldığını anlıyoruz buradan.  Bugün pazarda gördükleriniz o dönemde burada sadece adı duyulan ancak kendisi ve tadı pek bilinmeyen ürünler. Örneğin muzdan bahsedildiğinde hemen hepsi gülerek hatıralarını anlattılar ve birbirlerine ilk defa muzu kaç yaşlarında ve nerede yediklerini sordular. Ancak başka illere bir vesile ile gidilirse ve yanlarında da para bulunursa tane ile tadına bakılan ürünler. Örneğin Tavşanlı’dan askerlik için Mersin taraflarına giden iki gencin portakal hatırasını anlattılar… Portakal diyorlar, bakalım satılıyorsa alalım da yiyelim nasıl bir şeymiş, diye başlayıp ikisi birer tane portakal almışlar. Soyulacağından haberleri yok tabi. Isırmışlar, yüzler buruşmuş yenilecek gibi değil deyip bırakmışlar…

Cumartesi pazarının şimdiki hali
O günlerden kafamızı kaldırıp şimdiki hale baktığımızda (2013) pazarda eksik bir şeyin olmadığını görüyoruz.
Belediyeden aldığım bilgilere göre şu an pazarda kabaca, 535 pazarcı var. 232 sebzeci, 203 konfeksiyoncu, 100 de müstahsil (Kendi ürünlerini pazarlayanlar.) bulunuyor. Pazarın kurulduğu alan çok geniş; Emet Caddesi, istiklal Caddesi, İlimyolu Sokak, Milli Egemenlik Caddesi, İstasyon Caddesi, Emirler Caddesi, Meydan Sokak, Domaniç Caddesi, Fevzi Paşa Sokak, Kemal Zeytinoğlu Caddesi, Cumhuriyet Caddesi, Cumhuriyet Meydanı, Tahsin Buruk Caddesi gibi epey uzun ve geniş bir alanda yayılmış vaziyette.(Yaklaşık 4.5 Km.)
Pazarın bu kadar çok genişlemiş ve şehrin pek çok ana caddesini işgal eder durumda olması şehir için bir avantaj mıdır yoksa dezavantaj mıdır tartışılır ancak ileride bir soruna yol açacağı kaygısı vardır. Cumartesi günleri bütün bu bahsi geçen sokak ve caddeler trafiğe tamamen kapatılmaktadır hatta bazı günlerde yürümek bile mümkün olmamaktadır. Zaman zaman halk arasında ve medyada dile getirilen kapalı pazar yeri ihtiyacından bahsedilse de şimdilik ufukta görünen bir şey yok.

Bu küçük araştırmamın sonunda çok şey öğrendim kendi açımdan ve artık Cumartesi pazarına baktığımda daha farklı şeyler görüyorum ve hayal ediyorum. Bu araştırmamın eksiklikleri olduğunu biliyorum bundan önce de böyle bir araştırmanın olmadığını da sanıyorum. Umarım bu bir başlangıç olur ve bu çalışmanın eksiklikleri giderilmekle birlikte üzerine yeni ve düzenli bilgiler de ilave edilir. Tavşanlı’nın çok büyük bir ekonomik değerinin kayda geçirilmesi elbette çok önemli bir iş olacaktır.
Kasım 2013
____________________________
Yazı, bu dergi için hazırlanmış ve Temmuz Aralık 2013 tarihli 6. sayısında yayınlanmıştır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...