7 Kasım 2013 Perşembe

ŞAİRİNİ BEKLERKEN


ŞAİRİNİ BEKLERKEN
 ( eşim için... )

Sırrına varamadığı bir his yüzünden, yüreğini efkâr bohçasına sarıp mutfağa girdi. Çaydanlığa göz kararı çay bırakıp çaydanlığı ocağa koydu. Demlenmesini beklerken zihninde mısralar büyütmeye başlamıştı bile. İlk yudumu içer içmez geçiş yapacağı âlemin hayalini kuruyordu. Gülüşüne hüzzamlı bir renk, gözlerine ışıltılı bir yıldız geliyordu o zaman. Zaten bir düşünde çay, bir düşünde şiir hep vardı.

Çayın güzel kokusu tüm mutfağı sararken, o da bedenindeki hasret vukuatlarıyla yeniden tanışıyordu. Bitamam sözcüklerine yoldaş olması için küçük radyosunu da yanına alıp balkona yürüdü. Bir yandan sinesine türküleri basacak, diğer yandan güneşin denizin ardına batırılışını izleyip çayını yudumlayacaktı. Henüz boş duran sol yanının sol yanına ise kalem ve defterini hazır etmişti. Aşk bu… Ne olur ne olmaz. Şiirin ne zaman geleceği belli değil. Zaten bir sözünde hicran, bir sözünde hüsran hep vardı.

Enfes bir özlemle çayını yudumlarken aşkın hevesini nefesine karıştırıyordu. Yazmak istediği her nağmeyi elleri yutuyor, kalemi lal oluyordu. Eşsiz bir günbatımını izlerken hasretine hasret kaldı bir kez daha. Neyi, kimi, neden ve nerede beklediğini bilmeden bekledi. Hep bekledi. O beklediyse çay da beklemeliydi. Yüreğini sevdasının avucuna bırakacağı güne kadar eline çay almayacaktı. Sırra ulaşılacağı gün; dudaklar çay ile gözler gözlerle temas edecekti bad-ı baharda. Aşk bu… Şairin ne zaman geleceği belli olmaz. Onun da sol yanını dolduracak ve bir yerlerde kendisine mısralar büyütüp kâğıda dökecek bir şair olacaktı. Zaten bir şiirinde aşk, bir aşkta çay hep vardı.

Vesselam…





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...