22 Ekim 2013 Salı

DOSTNAME-IV (23 ile 3 Arası)


23 ile 3 ARASI

Sevgili dostum,                                22.10.2013
Dost için yazmak beni ne kadar mesud ediyor anlatamam. Mektup ne kadar nostaljik olsa da hala sakladığı bir gizem var sanki. Ben bu gizemin peşindeyim aslında… Teknolojik imkanlar arttıkça insani değerlerimiz gibi alışkanlıklarımız da çok değişiyor. Şimdilerde kimse mektup yazmıyor. Postacılar sadece resmi belgeleri taşır oldu, tebligatlar, faturalar vs. Ama mektup götürürken duyguları, aşkları, özlemleri, umutları, güzel haberleri, yoklukları, kayıpları, fısıldamaları, gizli işleri, kokuları, dokunuşları taşıyorlardı adeta…
Ben ne zaman yazmaya başlasam eskisi gibi rahat yazamadığımı fark ediyorum. Eskiden otururdum kaleme eşlik ederdim, yazardım. Şimdi sorumluluklar var. Yazmam gerekenlerden, yazmak istediklerime pek de fırsat bulamıyorum. Bir de çocuklar var tabi. Onların uyumalarını beklemek gerekiyor. Yoksa yoğunlaşmak imkansız. Küçük canavarların muhatabı belirsiz sorularından, sıra dosta yazmaya gelmiyor bir türlü. Ancak herkes yattıktan sonra “yirmiüç ile üç arası” dosta yazma vakti oldu benim için… Kendi kendime konuşmalarım arasında yazıyorum sana da. Kendini keşfetme arasında da diyebiliriz buna. Çünkü kendini anlayamayan, başkalarını da anlayamaz!
Gece saatim yine 23 ile 3 arasını gösterdiğinde kaleme sarıldım yine… Karşı cins ile iletişimimi sormuşsun nedense, bana karşı cinsten bahsetmek biraz acı geliyor. Tadını hala anımsadığım, unutulmayacak kekremsi bir tat! Bak anlatayım, bundan yıllar önce bir kızı sevdim, ya da sevdiğimi zannettim. Artık sen karar ver! Platonik olarak başladı her şey ve öylede devam etti. Onun için kavga bile ettim ama ona sevdiğimi hiç söyleyemedim. Başka bir okulu kazandım sonra, o ise aynı okula bir üst sınıftan devam etti. Bir saat sonra çıkıyorlardı okuldan, ben de onların zili çalmadan alırdım okul bahçesinin çıkış noktasında yerimi… Onun okuldan çıkışını izledim her gün. Onunla ilgilenen erkeklerle özel konuşma fasıllarım oldu (anladıkları dilden) ama onunla hiç konuşmadık. O benim her gün orada olduğumu hiç bilmedi, onun için kavga ettiğimi de, ona şiirler yazdığımı da… Ben onun gözünde okuduğu sınıfa sonradan nakille gelen ve altı ay sonra başka bir okulu kazanıp giden, belki de ismi bile hatırlanmayan, sadece sınıf fotoğrafında mavi önlüklerin arasında tek siyah önlüğüyle belirginleşen, küçük bir çocuk siması olarak kaldım. Ama o ilk aşk olarak anılara yerleşti. Bir çiğdem çiçeği gibi… Sonraları kalpte iz bırakan küçük aşklar yaşandıysa da Kays’ın Leyla’yı ararken Mevla’yı bulması gibi davamıza adadım kendimi… Aşkın aslını fark edince, gölgelerinde ne diye eyleşmişim diye hayıflanırım hep hatırladıkça. Anlamı kalmasa da yer ediyor insanın kalbinde, şöyle bakıyorum da uzun süredir şiir yazmayınca fark ediyorum aşktan uzak kaldığımı. Senin de olur bilmem ama ben Aşka yelken açınca duygulara ilham yağıyor. Kelimeler aşk ile dans ediyor. Şimdilerde bambaşka bir aşka dönse de yüreğim yine fani aşklar gibi hayat prensiplerimi, düşüncelerimi, giyinişimi, saç şeklimi, hatta hayat tercihimi ona göre yapıyorum. Kalbimde gizlenen fani aşklara inat ezeli ve ebedi aşka kürek çekiyorum. Bundan böyle 23 ile 3 arası ona koşuyorum. Bu kez platonik mi bilmem ama ilk aşkımdan fazla titretiyor kalbimi…
Malum her başlangıcın bir bitişi vardır; Dostnameyi sonlandırmanın vakti de geldi, tabi her zamanki gibi nokta koymadan. Başlamak kadar bitirmesi de zor! Ama bitmeyenin değerini anlamak da zor oluyor. Kelimeler arasında küçük virgüller olmalı ki cümlenin tonlaması bozulmasın! Hatıraların gölgesinde, hatıralardan daha güzel güneşlere kavuşmak dileğiyle, dostça kal (  )
               

                                                                                                              Osman Said DEMİRYILMAZ
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...