20 Eylül 2013 Cuma

BENİ SAYMA!

BENİ SAYMA!
Mustafa Uysal
Zaten ben yaşıyor sayılmam, dedi çocuk...

Eyvah, gök tepemden uçmalıydı bu sözden sonra. Minik gözlerine bakayım istedim, başını kaldırmadı.
Bu arabesk çukuruna nereden düştün sen ey çocuk, üstelik daha on kış ancak görmüş ve on bahar görmemişsin?
Pırıl pırıl ayakkabılar, jöleli saçlar, fiyakalı gömlek falan...
Nasıl bir nesil vardı acaba karşımda?
Bir kışta, terk edilmiş bir evin ıslak merdivenlerinde titreyen ellerini olmayan ceplerine sokmaya çalışan ve ayak parmakları delik ayakkabılarından fırlayan bir çocuk olsaydı karşımdaki...
O zaman belki daha anlaşılır olurdu "Zaten yaşıyor sayılmam." demesi.
Hayır, hayır o zaman bile olmaz. On yaşında
bir çocuk bunu ve benzeri cümleleri hiç duymamış ve aklından bile geçirmiyor olmalı. O kelimeleri yan yana bile kullanamamalı. Bu, dil bilgisine aykırı.
Yaşıyor sayılmayan bir insanın (Çocuk bile değil.) dünyayı eksilttiğini düşünürüm. Dünya da yaşanmaz bir yere dönüyor o zaman. Hele bir çocuk yaşıyor sayılmazsa dünyanın neresinde yaşayabilirim? Neresinde?
Bu, bahsi geçen çocuk kendini yaşıyor saymıyor...
Eyvallah, tamam aramızda yaşamıyor olsun. Öyle saysın kendini.
Bizim bu durumda, ne halde olduğumuzu düşünüyor acaba?
Sen yaşamıyor sayıyorsan kendini ey çocuk, biz nasıl yaşıyoruz sence?
Ve ey çocuk, savaşın çocuklarıyla seni kıyaslamıyorum bile. Sen savaşın çocuklarını bilmezsin onlar da seni bilmezler. Boş ve korkulu gözlerle babalarının ölümünü izler onlar. Yine yaşarlar, üstelik yaşadıklarının bilinmesini isteyerek yaşarlar. Sizden daha çok can taşıyoruz, diye haykırarak yaşarlar. En azından bakışlarındaki öfke, korku, nefret, şefkat beklentisi bana öyle olduğunu hissettiriyor.
Ey çocuk, yaşamıyor sayıyorsun kendini...
Hayret makamında değilim bilesin. Bilesin ki, umurumda da değilsin. Öyle olduğunu söylediğim zaman bile sen, buna inanma! Senin bu yaşamıyor gibi hissettmen bize anlık dokunup geçiyor. Sen savaşın çocuklarından daha fazla anlıyorsun yaşamın bu olmadığını. Sadece can derdinin yaşamak olmadığını.
Öyle bir boşluk taşıyorsun ki göğsünde, bir uçaksavar mermisi bile o denli delip geçemez.
Savaşın çocukları bilir ki, çocukları küçük mermilerle vuruyorlar... Ah küçük mermiler, ah bizim çocuklarımız... Ah zihninden Allah tasavvuru tamamen kazınan küçüklerimiz...
Ey çocuk, en çok sen yaşa!
Sen çok yaşa!
Biz yaşıyor sayılmayız bunca çocuk ölürken ve yaşamıyor sayarken kendini.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...