24 Eylül 2013 Salı

Dostname - I (Siyah)

Osman Said DEMİRYILMAZ


SİYAH

Sevgili dostum,                                24.09.2013  
                                          
Siyah senin tabirinle “İnsanın saklanabileceği bir renk” olabilir mi diye düşünmeye başladım ne zamandır. Siyahı ben de senin kadar olmasa da severim neticesinde ama saklanmak adına bu rengi sevebileceğimi düşünmemiştim şimdiye kadar. Evet, siyah rengin birçok şeyi gizlediği konusunda haksız da değilsin. Siyah aslında bir kaçış olmamalı, sadece sırra yöneliş olmakla kalmalı…

Biliyorsun sevgili okuyucum, sen bu satırları okurken aramızda mesafeler olması doğal. Senin beni, benimse seni tanımam zor. Bu nedenle sen de anlayamadığım bir şeyler var.

23 Eylül 2013 Pazartesi

KARA BULUTLAR


KARA BULUTLAR
Ahmet Mus'ab GAVURDAĞLI

Karabulutlar kapladı bir anda her yeri.Güneş bir bilinmezin içinde kayboldu sanki.Vakit akşamın alaca karanlığına doğru seyrediyordu aheste aheste.İlerleyen saatlerde Ay ı görecektim,yıldızları görecektim bu bahar akşamında.Karabulutlar bastı ansızın dünyamızı.Nereye baksam alabildiğince karabulutlar yürüyordu.Hayallerim de karardı birden.Kasavet yüklü bulutlar dünyamızı kararttığı gibi içimi de kararttı bir anda.Karabulutlar gittikçe kümeleşirken içimde sanki bir buhran kazanı gibi kaynamaya başlamıştı.Kara bulutlara hayıflandım.Kızdım onlara."Hay sizleri rüzgarlar götüre" dedim içimden.İyice kızdım başımızın üzerinde cirit atan bu kara bulutlara."Siz de nereden çıktınız.Beklediğim

20 Eylül 2013 Cuma

BENİ SAYMA!

BENİ SAYMA!
Mustafa Uysal
Zaten ben yaşıyor sayılmam, dedi çocuk...

Eyvah, gök tepemden uçmalıydı bu sözden sonra. Minik gözlerine bakayım istedim, başını kaldırmadı.
Bu arabesk çukuruna nereden düştün sen ey çocuk, üstelik daha on kış ancak görmüş ve on bahar görmemişsin?
Pırıl pırıl ayakkabılar, jöleli saçlar, fiyakalı gömlek falan...
Nasıl bir nesil vardı acaba karşımda?
Bir kışta, terk edilmiş bir evin ıslak merdivenlerinde titreyen ellerini olmayan ceplerine sokmaya çalışan ve ayak parmakları delik ayakkabılarından fırlayan bir çocuk olsaydı karşımdaki...
O zaman belki daha anlaşılır olurdu "Zaten yaşıyor sayılmam." demesi.
Hayır, hayır o zaman bile olmaz. On yaşında

BAŞKA AYNALARDAKİ SİLİK 'BEN'.

BAŞKA AYNALARDAKİ SİLİK 'BEN'.
Sema Aydoğan

Kimilerine göre biz bir hiç, kimileri için nefret edilecek, kimileri için ise çok değer verilecek biriyizdir. Kimin ne düşündüğü elbette önemli olmalı ama bir yerde sınır koymalı değil miyiz dış seslere?

Geçen günlerde bir büyüğümle sohbet ederken bana: ‘’Sen başkalarının dediğine göre yol değiştirecek olursan, hiç ilerleyemezsin.’’ dedi. Bu söyledikleri benim çok hoşuma gitti, bu yüzden sizlerle de paylaşmak istedim. Mesela ben artık bir yola çıkmışım; biri bir şey dedi diye yolumu değiştirdim, bu seferde başka biri başka bir şey dedi o zaman da mı yolumu değiştireceğim? Bu durumda benim yaptığım başkalarının düşüncelerine göre yol çizmek olur. Aslında yol alamamak olur. Farzedelim ki değiştirdim peki benim istediklerim benim düşüncelerim onlar ne olacak? Karar vermişim ki yola

SOFRALAR DOLU KALPLER BOMBOŞ OLURSA

SOFRALAR DOLU KALPLER BOMBOŞ OLURSA
Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI
Etrafımızda alabildiğince nimetler, fakat bu nimetleri şuursuzca tüketen bizler.Rahman rahmetini sunmuş bizlere,bizler şükürden aciziz bu nimetleri verene.Yer bir sofra olmuş önümüzde yirmi dört saat açık büfe gibi.Dilediğini al, kullan,ye, iç.Allah’tan utan birazcık ta şükür et.

Peygamberimizin (s.av) yüce hayatını okurken açlıktan çektiği sıkıntıları görünce kendimden utandım.Gecenin bir yarısında midesi aç,sıkıntılı bir şekilde yüce Resul (s.a.v) Medine sokaklarına çıkar.Az sonra Hz.Ebu Bekir,az sonra,Hz.Ömer birbirlerinden habersiz sokaklara çıkmışlardır.Hepsinin de sıkıntısı aynı.Aynı gaye ile atmışlardır kendilerini

Kalbimize Şarjör Dayanmıyor

Kalbimize Şarjör Dayanmıyor
Muhammed Halil Kaya
Genelde yola rotasız çıkmak huyumdur. Kaybolduğumda “ah şu huyum kurusun” demedim hiç bugüne kadar.

Kaybolmanın bir hikmeti var. Kaybolmanın yollara ve sokaklara özgü bir raconu var. Olmadık bir otobüse binebilirsin mesela, olmadık bir yola sapıp kendini olmaman gereken bir yerde bulabilirsin. Olmadık insanlarla karşılaşır, “buraya mutlaka yine gelmeliyim” diyebilirsin. “Nerden düştü buraya yolum” diyeceğin yerler de gelir bazı vakitler önüne. Fakat bir şeyin garantisi vardır: “Keşfedilmemiş yerler keşfetmek.”

Önce ciğerlerine doldurursun gittiğin yerin havasını. Tabii Hindistan’ın adamı bayıltacak kadar yoğun tütsülü sokaklarında dolaşmıyorsan. Sonra uzun uzun yürümeye başlarsın. Serin bir rüzgâr esiyordur bir yerlerden. Nerede olduğun önemsizdir artık. Yürüyorsundur. Kalbin ve sen varsındır adımlarına eşlik eden. Kimisi kalbine yürür, kimisi gerisin geriye. Yürüdüğün yer kalbinin de olduğu yerse değme işte o yürüyüşün

16 Eylül 2013 Pazartesi

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ CİHANI DEĞER

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ CİHANI DEĞER
Ahmet Mus'ab GAVURDAĞLI
Yıllar yıllar önceydi. Dışarıda alabildiğince rüzgar savrulurken,yapraklar avlularımızın üzerindeki çinkolara tapır tapır dökülürken bizler içeride soba başında elektrikler ne zaman kesilecek diye kuşkuyla beklerdik.Ağaçların elektrik tellerine çarpması sonucu sık sık kesilirdi elektrikler.Arada yağmurun çinkoları döğen sesleri gecenin sessizliğinde rüzgarla karışınca korku filmleri sahnesini yaşardık sanki.Birdenbire karanlıkta kalınca en ufaklarımız,aklı yetmeyenlerimiz başlardı ağlamaya.Hemen sobanın ağzını açar ilk etapta oradan sızan ışıkla karanlık odamızı

14 Eylül 2013 Cumartesi

HAYKIRIŞ

HAYKIRIŞ

Sema Aydoğan
Hüzün bulutları dalga dalga 
Yüreğim doya doya ıslanamadı yağmurlarımda 
Hava şimdi kasvetli hava şimdi soluk 
Ağlayamamamın boğukluğu sardı 
Derdim kendini açmaz 
Kayboluşumu seyretmekten başka 
Yapacağım bir şey yok 
Bilmem ki neresiydi burası Ilık bir meltem yerine 
Hasret türkülerinin hafiften mırıldandığı 
Koyda beklediğim 
Sevdiklerimin yanına götürecek bir vapurdu 
Bir anne kucağının sıcaklığıydı 
Bir tebessümdü aradığım 
Bunlar yerine avunabildim ancak 
Martıların yanık sesiyle 

9 Eylül 2013 Pazartesi

YAŞAMAK ÇOK GÜZEL

YAŞAMAK ÇOK GÜZEL
 Sema Aydoğan
Gerçekten yaşamak çok güzel. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Türlü türlü şeylerle karşılaşıyoruz; acılarla yoğruluyoruz, türlü çeşit duyguları tadımlayabiliyoruz. Mesela senin için söylüyorum; sen en yakınını kaybettin ,işte o an dünya nasıl başına yıkılıyor? O acı nasıl da yakıyor, nasıl da dağlıyor ciğerini? Mesela bir başkası için söylüyorum; bir başkasının sınavı kötü geçti, her şeyini ona odaklamıştı. Olmadı işte tüm emekleri boşa gitti. Mesela yolun başındaki genç için söylüyorum; kimse onu anlamıyor, ebeveynleri onun dünyasından oldukça uzakta. Herhalde birilerinden birisi uzaydan gelmiş olmalıydı! Mesela çok çok zengin olan için söylüyorum; o neden gülemiyor ? Neden mutlu olamıyor? Neyi eksik? Onun da elinde olamayan

7 Eylül 2013 Cumartesi

MUTLULUĞU SEÇİYORUM

MUTLULUĞU SEÇİYORUM
Sema Aydoğan
Mutluluğu seçiyorum. Mutluluk hazinesi bir kişiye ayrılmadı ki. Sadece zenginler değil bütün herkesin parası yetebilir bu hazineye. O zaman niye doldurmayalım kabımızı mutlulukla? Mutlu olduğumuz için kim bize kızabilir?

Evrendeki her şeyin, yaratılışının bir amacı var ve yüce Allah israfı sevmez. Bir mısır püskülünün bile bir işlevi varsa insan olarak varlığımın işe yarayacağı çok yer var. Yüce Allah bana değer verdi ki beni en güzel uzuvlarla süsledi. Artık işe yaramadığımı düşünmek yerine basit ama beni mutlu edecek şeyler yapmak istiyorum. Penceremin önünde bana yukarıdan bakan insanları değil de bana ben olduğum için değer veren insanları bulundurmak

6 Eylül 2013 Cuma

Dost'a

DOST'A
Yunus Can Şenol
Bir insanın hayatında ardından gözyaşı dökeceği kişi sayısı genelde bir elin parmaklarını geçmez. Onlar da ya anadır ya baba, ya yârdır yahut da bir dost. Çoğunlukla ilk üçünün ayrılığı, vedası veya ölümü kor arda kalana. Son saydığım dostu ise herkes bulamaz ve herkes de dostunun ardından ağlamaz. Nadir bir durumdur. Tabii bu benim düşüncem. Belki de daha önce tecrübe etmediğim bir duygu olduğu için böyle düşünüyorum, daha doğrusu düşünüyordum ta ki düne kadar. Zamanında liseye şehir dışına gittiğimde babamla ayrıldığımız ilk günü çok net hatırlıyorum. Ben ağlamamak için kendimi zor tutarken, sokak lambasının yüzüne yansıttığı ışıkta babamın gözünden bir damla yaş aktığını görmüştüm. O an içim paramparça olmuştu ve zar zor zaptettiğim gözyaşlarım, babamla vedalaşmamın ardından, o arabayla uzaklaşırken dökülüvermişti yanaklarımdan.

Dün ise çok farklıydı... Kanımdan canımdan bildiğim, kardeşlerimle bir tuttuğum, bu

3 Eylül 2013 Salı

Sükûtun Çığlıkları

Sükûtun Çığlıkları 

Sema Aydoğan
Neyim ben, kimim?
Zifiri karanlıkta ya takılıp düşüyorum ya da hoyratça atılıyorum bir kenara.
Yıldızların yanında iken sevgisizlikle beni boğan bu yere neden geldim? Nereye gidecektim kim koruyacaktı beni? Korkuyordum. Cevap:‘’Anne’’ ve zifirilik, aydınlığa dönüşüyordu. Yalnız gelmiştim ve yalnız yürüyordum. Ne bir ses ne de bir melek var, peki ya sabaha ne kadar var? Güneş görmek ne yapmalıyım? O güneş ki ismi ‘’anne’’. Bana kim cevap verecek, burada kimse duymuyor mu beni? Bana cevap ver anne, neden göremiyorum seni? Benim de yaşamaya hakkım yok mu? Hani dünyaya gelince gözlerimi açmakta zorlanacaktım ya o zaman sen alacaktın kollarına beni, üşümeyecek ve korkmayacaktım. Benim koruyucu
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...