15 Ocak 2013 Salı

ŞİMDİ BÜTÜN ÇİÇEKLER FİLİSTİN KOKUYOR



ŞİMDİ BÜTÜN ÇİÇEKLER FİLİSTİN KOKUYOR

            Her sabah olduğu gibi bugün de beni uyandıran; sağır edercesine bir gürültü veren patlama sesinin, kalbime korku verip de göğüs kafesimi yumruklaması oldu. Burası Gazze, Filistin. Ben, beş yaşında bir kız çocuğuyum. Adım, bir çiçek ismi…
     
       Annem; bu gürültünün heyecanı ve çocuğunu sahiplenme duygusuyla, yaydan fırlayan ok gibi yatağından kalkıp yanıma geldi. Öyle sıkı sarıldı ki bana, şefkat ipleriyle bağlandım annemin güzel kalbine. Gülümsüyordum, içimden korkmak gelse de. Birden büyükanneme seslendi annem, onun iyi olduğunu duymak için. Sessizce yaptığı duasının sesini bizim için yükseltince annem yeniden bana odaklandı. Dışarıdaki tek gürültü insanların çıkardığı veryansınlardı artık. Her büyük patlamadan sonra bu tür feryatlara alışmıştık zaten. Kimi evladı için, kimi annesi için, kimi eşi için haykırıyordu, zalimlere ah ediyordu. Fakat bugün, bu mazlumların sesini çok daha yakından duyuyorduk. Bu nedenle olmalı ki annem, yanımdan ayrıldı ve evimizin tozlu penceresinden dışarıya bakmaya başladı. Bir müddet sonra, olup biteni anlamak için dışarı çıktı. Ben ise annem yanımda olmadığında ona sarılarak kendimi avuttuğum oyuncak bebeğimin ikide bir düşen sağ kolunu, evin hangi köşesinde bulabileceğimi düşünmekle meşguldüm. Burası Gazze, Filistin. Ben, beş yaşında bir kız çocuğuyum. Adım, bir çiçek ismi…

            Küçük evimizde büyükannemle birlikte yaşıyorduk. Bundan bir yıl kadar önceydi. Su içmelere doyamadığım kavurucu bir yaz gününde, evimizin önünde dokuztaş oynayan çocuklara bakıyordum. Yaşça benden büyük olan bu çocuklar, onlardan küçük olduğum için bana bu oyunu öğretmeyi henüz uygun görmemişlerdi. Bu neşeli oyunu izlemeye devam ederken, yolun karşısından babamın seslenişini duydum ve başımı çevirdim. Canım babam, çok güzel gülümsüyor ve aldığı oyuncak bebeği elleriyle sallayıp bana gösteriyordu. Ben de arkadaşlarımın oyununu unutup ellerimi havaya kaldırdım ve zıplayarak babama kahkahalar atmaya başladım. Çünkü bu kahkahalarım, babamın çocuğunu sevindirmesinin ödülü olacaktı. Bu sevinçle babam, bana doğru gelmek için bir adım attığı anda tam arkasında bir bomba patladı. İşte o andan itibaren bugüne kadar, babamı ancak hayal dünyamda görebilecektim. Oyuncak bebeğimin sağ kolundaki sakatlık, bu patlamanın yadigârı oldu. Ve oyuncak bebek de, canım babamın… İşte büyükannem, babamın ölümünden sonra gelinini ve torununu sahipsiz bırakmamak için bizimle birlikte yaşamaya başladı. Bir ölüm ile evlatsızlığı, kocasızlığı ve babasızlığı soludu küçük evimiz. Burası Gazze, Filistin. Ben, beş yaşında bir kız çocuğuyum. Adım, bir çiçek ismi…

            Annem tekrar içeri girdiğinde, gözleri kızarmış ve yanakları sırılsıklam olmuştu. Onu kapıda karşılayan büyükanneme heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Ben de yatağımın bir yerlerinde oyuncak bebeğimin kolunu ararken, annemlerin ne konuştuğunu duymak istiyordum. Anlayabildiğim kadarıyla iki yan komşumuzun dokuz yaşındaki kızı, annesiyle birlikte evlerine isabet eden bomba nedeniyle hayatlarını kaybetmişlerdi. Bu kötü haberi işitmek, içime çocuksu bir hüzün vermişti. O kızı tanıyordum ve seviyordum. Çünkü daha birkaç gün önce bana, hevesle oynamak istediğim dokuztaş oyununu öğretmişti. Onun ve annesinin ölümünden çok, arkadaşsız kaldığıma üzülüyordum bu yüzden. Büyükannem de ağlıyordu artık. Dudaklarından süzülen dualar daha kalbden gelmeye başladı. “Zalimler için yaşasın cehennem!” deyişini duyunca, annem diz çöktü ve geleceğimden kaygılı olduğu belli olan yaşlı gözleriyle beni izlemeye başladı. Ben ise oyuncak bebeğimin sağ kolunu çoktan bulmuş ve onu yerine takmaya çalışıyordum. Bunu nasıl yapabileceğimi dün göstermişti bana annem. Hem bebeğimin kolunu artık kendim takabiliyor, hem de dokuztaş oynamasını biliyordum. Çok mutluydum. Burası Gazze, Filistin. Ben, beş yaşında bir kız çocuğuyum. Adım, bir çiçek ismi…

            Babam da, komşumuzun kızı ve annesi de, Allah’tan gelip yine Allah’a gitmişlerdi. Belki ben de yüzlerce Gazze’li çocuk gibi aynı kaderi yaşarım bir gün. Sadece bu topraklarda değil; şimdilerde Suriye’de ve senelerce önce Anadolu topraklarında da hep mazlumların kanı dökülmüş, ahı alınmış. Yüzyıllardır toprak altında yatan bu imanlı bünyelerden büyüyüp de toprağı parçalayarak yeryüzünde çiçek açan Müslüman mazlumiyeti; bugün, Filistin adı altında buram buram kokuyor dünya gölgeliğinde. Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir der hep annem. Çok uzaklarda da olsa kokusunu alır kardeşinin. Müslüman ablaya soralım: Sen, ev sahibinin kolundaki bilezikleri kıskanıp da kocanın başının etini yerken; aynı anda kardeşlerini şehit ediyorlar. Kokuyu alabiliyor musun? Ve Müslüman ağabeye soralım: Sen, kahve masasında ortağına okey döndüğünü haber vermek için göz kırparken; aynı anda –hani o kahrolsun dediğiniz- İsrail, kardeşlerinize çeşitli işkenceler yapıyor. Kokuyu alabiliyor musunuz?

            Burası Gazze, Filistin. Ben, beş yaşında bir kız çocuğuyum. Adım, bir çiçek ismi… Filistin kokarım ben. Gözleriniz ve kulaklarınız kapalı… Bari bu çiçeği koklar mısınız, lütfen?

            Vesselam…

İSMAİL FAZIL ATABAY

  

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...