31 Aralık 2013 Salı

YALNIZLIKTA DOĞUM

YALNIZLIKTA DOĞUM...

      Sabah güneşi gibidir yalnızlık... gecenin en karanlığından doğar gelir... usul usul fark ettirir kendini... önce anlamazlıktan gelmenize izin verir... kararmıştır etraf ve siz öngöremezsiniz gelebileceğini... sizi belki yorgun yakalar, belki çaresiz, belki de umutsuzca tek başına... ama geleceğinden şüphe etmenize asla izin vermeden... ensenizden tutup yakalayıverir karşı bile koymaya fırsat vermeden... sabah güneşi... öylesine güzel oluverir ki bir anda o karanlığın içinde ışıldarken, bakakalırsınız... yalnızlık bağıra bağıra gelir ama ayırt edemezsiniz, aldatıcı bir cazibesi de vardır yanı başında... mucizelere inanır sabah güneşi şahitleri... gördüklerinin şahitliğini büyük bir sevinçle hissederler ruhlarında... inanmanın inanılmaz hafifliğinde bulurlar kendilerini... derin iç çekişlere şahitlik eder sabah güneşi... kendini seyreyleyenlere şahitlik eder... karşılıklı inanmışlık halidir belki de bu...

28 Aralık 2013 Cumartesi

Sevgiye Kaç Kuruş

Sevgiye Kaç Kuruş
Sema Aydoğan
Her insanın kalbinde farklı sevgi var. Sevgi bazı insanlarda çok bazı insanlarda az. Sevgi de para gibi; sevgiden 2.900 liralık maaş alan var 1.300 liralık alan var kim bilir 500, 300 işte kimin her ne kadarsa sevgiden nasibi. Yağmur misali kalplerdeki sevgilerin bereketi olmalı. Sevgi bankaları üretmeli. Sevgi bütçeleri yapmalı; zor zamanlar için tasarruf edilen sevgiden kullanmalı. Benzin misali içimizdeki sevgileri çoğaltmalı. Pazarda satılan meyveler kadar sevgiyle doldurmalı her yeri. Kalpleri çalı çırpı, taştan korumalı. Temeli sevgi olan güven ve saygıyı dayanan öfke ve şiddete karşı dayanıklı evler inşa etmeli. Sevgiye dair papatyanın bir hikayesi varmış ; Koskoca bir bahçede Demetler içinde bir papatya. Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana... Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla Saatlerce ilgilenmesini. Buz gibi suyunu Sadece ona döksün istiyormuş... Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları. Kıskanıyormuş bahçıvanı Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden. Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş,

24 Aralık 2013 Salı

DOSTNAME-XII (Kalbin Cazibesi)

OsmanSaidDEMİRYILMAZ                KALBiN CAZiBESi

Yüreğimde çarpan aciz kalp atışlarının adedince merhaba,         24.12.2013
        Sana yazdıklarımı okuyanlar bunlar mektup değil diyor. Evet mektup değil; Dostname! Edebiyatçılar bu dostnamelere ister mektup desin, ister deneme… Ben dosta hitaben yazıyorum, kâh içimdeki dosta, kâh satırlardaki dostlarıma… Dostname budur zaten. İçindeki duygularını dostlarınla satırlarda paylaşmak. Bazen bedenler yan yana olsalar da birbirlerinden çok uzaktırlar.
  Ya da biz gibi bedenler ayrı mekanlarda olsa da, satırlarda buluşmak başkadır. Bedenler değil kalpler bir arada olmalı, ancak o zaman hissedersin aynı duyguyu, aynı lezzeti… Yaşamak da böyledir aslında; Dostnamede buluşur gibi buluşmak kalplerde…

YA NE OLSUN?

YA NE OLSUN?
Sema Aydoğan
Her zaman, her zaman, her zaman…
Kim bilir ne zaman? Ne zaman? Ne zaman?
Ah mutluluk formülleri, ah o, ah şu, ah bu… Ne desem ki bilemiyorum. Aslında ne zaman yazı hakkında düşünsem bir kayanın yamacında sıkışmış kurtulamayan bir insanın ruh haletini düşünürüm. Ona ne söylesem de köşeye sıkıştırmış o kayayı güçlü bir etkiyle un ufacık yapsa. Teoriler, felsefeler, -izmler, sizinler, bizimler…

Diyor ki Nazan Bekiroğlu:
‘’Bu dünya böyle bir yer işte. Nereye baksan muamma. Bu dünyada sır var esrar var. Sırr-ı esrar var. Bu dünyanın sırrını çözen var çözmeyen var. Çözmeye

18 Aralık 2013 Çarşamba

KAYBETMEK Mİ, KAZANMAK MI?



  KAYBETMEK Mİ, KAZANMAK MI?
 Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI
“Hayat kaybettiklerimize üzülecek kadar uzun değildir” diyordu bugünkü şiir dinletisinde ismini hatırlayamadığım bir şair. Bu dizeler salonun şiir yankılanan atmosferinde beni düşüncelere gark etti bir an. Evet, haklıydı sanırım şair diye düşünmeye başladım. Nice şeyleri kaybetmiştim bugüne kadar. Hala da acısın hissettiğim kayıplar tam da yüreğimin bam telinde inler durur çoğu zaman. Ne bir sesini duyabilirim, ne de bir nefesini kaybettiklerimin. Ama acılarını duyarım sadece. Yoksa bizler acı çekmeye mi geldik dünya ya diye düşünmeye de başlarız çoğu zaman. Oysa şair acı çekmeye dahi çok zamanımız yok uyanın diyor bize sanki, uyanın. Mutlu olmanın yollarını arayın. “Duvarı nem, insanı gam öldürür “ demişler. Gereksiz gamlar erken yolculuğa çıkmamıza sebep olmasın sakın!
   

17 Aralık 2013 Salı

DOSTNAME-XI (Gülce Kıvılcımlar)

Osman Said DEMİRYILMAZ       
GÜLCE KIVILCIMLAR
Dostanamece merhaba,                                             17.12.2013
Dostun değerini anlamak istersen, Dostnamede oku kendini. İnsanın kendinden daha iyi dostu olmaz derler. Ama bu Dostnamede dostlar bir araya gelir. Birbirimizi görmesek de bu satırları aynı anda okuduğumuzu biliriz. Sen de mutluluğumuzu paylaşırsın bizimle, sen de eleştirirsin kendini, sen de duyarsın fısıltılarımızı… Sen de acılarını duyarsın yaşananların, hayal kırıklıkları yaşarsın bizimle… Kısacası Sen de bizimle Dostname’nin satırlarında bir olursun.

10 Aralık 2013 Salı

DOSTNAME-X (ŞİİRİMSİ)

OsmanSaid DEMİRYILMAZ
SiiRiMSi
Dosta şirimsi bir merhaba,                                                         10.12.2013
Bazen içinde bir ırmağın aktığını hissedersin; başıboş, asi bir ırmak! Yüreğin kapılıverir akıntısına, sürüklenirsin bilmediğin bir yöne doğru… İşte yazmak da benim için öyle bir şey… Ama akıntıya inat biraz da yüzebildin mi fark ediyorsun bu ırmağın asıl lezzetini!
Yazmak güzel, hele senin gibi şiire değer biri için yazmak beni öyle mesud ediyor ki tarif edemem. Öyle insanlar gördüm ki; bana şiiri boş zamanlarını değerlendirme aracı gibi gösterdiler. Şiire saatler hatta günler ayırdığımda kendimden şüphelenir oldum çoğu zaman. Benim için her insanın hayatı bir şiirdir. Hiçbir insan bu şiiri alelade yazmamalı. “Sen yine de şiire değer vermeyenlerin dünyasından kopma, asıl şiir onların arasında saklı mı diyorsun?” Belki de…

9 Aralık 2013 Pazartesi

Fantastik Çağ ve Onun 'Heybe'si


Fantastik Çağ ve Onun 'Heybe'si
(Bahiyyih Nakhjavani'nin ilk romanı “Heybe” nin izleri.)
Mustafa Uysal

İçinde bulunduğumuz yılların bir ortaçağ artığı olup olmadığını merak etmeye başladım. Bir farkla ki, artık tüm bu fantazilere teknoloji hakim. Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi geçen yüzyılın içinde kaleme alınan eserlerden sonra Amerikan sinemasının da etkisiyle fantaziya, daha fazla hayatımıza girdi. Kültürümüzün derinliklerinde de rastlayabileceğimiz bu tip eserler var. Son dönem Batı'dan gelen fantastik eserlerin sunduğu hayal alemi ile insanlar, bambaşka bir hayata adapte edildi. Çok satılan -bestseller- eserler arasında fantastik unsurlar çokça yer almaya başladı. "Simyacı" ile örneğini gördüğümüz çok satan eserlerdeki fantazi, aslında köklü bir yöntem. Ancak özellikle yeni bir çağın eşiğinde, teknolojinin bütün -hemen hemen- ortaçağ fantastik unsurlarını anlaşılır kıldığı yahut

3 Aralık 2013 Salı

♥… SERVET-İ SEVDA …♥ (İFA)

DOSTNAME-IX (YALNIZLIK)

Osman Said DEMİRYILMAZ
YALNIZLIK
Selam sana ey beni yalnızlıktan kurtaran,                             03.12.2013

     Dostanamelerle buldum kendimi. Nasıl diye sorma! Yaşadıklarım adeta beni kendimden bile çekinmeye zorladı. Göremedim etrafımdakileri, soramadım kimseye “neden böyle?” diye… Kapandım içime, saklandım herkesten. Hatta senden bile… Dostnamede okudun beni; yaşam kırıntılarımı, hayal kırıklıklarımı, acılarımı, yalnızlıklarımı. Sen beni siyaha bürünmüş gördün. Sordun hep neden siyah diye… Anlatayım sana siyahın arkasında gizlediklerimi, Dinle!
Sezen Aksu sever misin? Sanki ondan bir şarkı mırıldanınca kendi yaşadıklarıma gider gibi oluyorum. Üç buçuk yaşındaydım daha babamın kan kanserinden artık yanımda olmayacağını öğrendiğimde… Hayat onun gölgesinde fark edilmiyormuş, o gidince anladım.

MENZİL ARADIĞIM DAĞLAR KIŞ MIDIR?



MENZİL ARADIĞIM DAĞLAR KIŞ MIDIR?
 Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI


Abdullah IŞILAK sözlerini kendisi yazdığı “hayal midir,rüyamı,ya da ben beni”  diye bilinen meşhur türküsünde aynen şöyle der :
Hayal mıdır rüya mıdır düş müdür
Nere baksam görüyorum ben beni
Menzil aradığım dağlar kış mıdır
Boşuna mı yoruyorum ben beni
Bu konumuza da ilham veren değerli türkücümüzün bu güzel sözleridir. Öncelikle bunu bir belirtmek istiyorum.
   Menzili belli olmayan gemiye hiç bir rüzgar yardım etmez diye bir söz vardır. Sahi bizler bir hedef belirledik mi? Belirlediğimiz o hedef için yelkenler açtık mı? Yelken açtıkta rüzgar bize yardım etti mi? Ya da hala hiçbir hedefi, ideali olmayan bomboş insanlar gibi yaşamaya devam mı ediyoruz?
   Kimi dağlarda maden arar, kimi tarlada rızık arar, kimi zengin olmak için

2 Aralık 2013 Pazartesi

DÜŞMAN DEĞİLİM

DÜŞMAN DEĞİLİM
Ya hu sosyal medya cemaatin twitleriyle yıkılıyor, hakaret edenden saldırana kadar hepsi var ama ben ufacık bir ima ile yorum yapıyorum fitneci oluyorum. Neden? Bu nasıl adalet anlayışıdır?

Böyle bir baskı kurulmak isteniyorsa daha pısırık olanlarda deneyin lütfen. Ben fitneci falan değilim, cemaat düşmanı asla değilim, asla Allah'ın kullarına kin gütmüyorum.

Benim de bir aciz aklım var onu kullanıyorum. Bunu kullanmamın önündeki engel kim olursa olsun tanımam. Başbakan dahil. Yaptıkları hizmetleri görüyorum, bizzat yerinde gördüm çoğunu, neden bu camiadaki güzel insanlara kin duyayım, düşman olayım? Geçmişimi ve yaşantımı göregeldiğiniz halde nasıl Müslüman bir kesime

26 Kasım 2013 Salı

DOSTNAME-VIII (MUALLİM)

  OsmanSaidDEMİRYILMAZ
MUALLiM

Dostname’nin vefakar dostu,                     26.11.2013             

Bir zamanlar bir öğretmen tanıdım. Kendine düşündüğü, hayal ettiği her şeyi bizimle yaşamak isterdi. Bir düşünür bizimle bin yaşardı. En çok da yaptığımız resimlerden bahsederdi. Olmak istediğimiz mesleklerle bize hitap ederdi. Doktor bey, Hakim hanım…vs. o gün karar verdik biz de meslek tercihimize; ismimize neyi yakıştırdığımıza baktık! O zamanlar muallim olmak geldi içimizden, bu günlerde muallimlerden bahsediyorlar dostum. Malum biz de kendimizi muallim olarak bildiğimizden, biraz bundan bahsetmek istedim. Muallim ilme hakim olan, ilim sahibi alim olan demek! Buna gayret etmek sayılır mı sence…

24 Kasım 2013 Pazar

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞMAK

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞMAK …
Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI

Sanırım bir çoğunuz duymuştur. İranlı meşhur mutasavvıf Feridüddin Attar’ı.Mevlana hazretlerinin babası Bahaeddin Veled hazretleri Anadoluya gelirken Attar’ın memleketi Nişabur’a uğramış onunla görüşmüştür. Attar ise o zaman on yaşlarında olan Mevlanayı (Muhammed Celaleddin) görüp geleceğin büyük bir alimi olacağını söylemiştir.Mevlana hazretleri ise yıllar sonra Mevlana olduğunda Attar’ı unutmamış ve onu şöylece anmıştır “Attâr, aşkın yedi şehrini gezdi de, biz ancak bir sokağının dönemecindeyiz!”

 Asıl mesleği attarcılılık olan Feridüddin Attari hazretleri 33 civarında eser bırakmıştır.En önemli eseri Tezkiret’ül evliya ve Mantık’ut Tayr (Kuş dili) dır.

Bir Yıldız Kaydı Gökyüzünde

Bir Yıldız Kaydı Gökyüzünde (Arşivimden)
Sema Aydoğan
Hayatımızda bazı tuhaflıklar olur ya size tuhaf gelecek mi bilmiyorum ama tuhaf olan bu hadiseyi sizinle paylaşmak istiyorum. Nedendir bilmediğim içimden bir ses bir yıldız kaydı gökyüzünde diye tekrarlıyordu anladım ki bu hafta yazım bu cümleye dair olmalıydı. Ama nasıl, ne yazabilirdim derken babamın kitaplarını karıştırmaya başladım. Füsun SAKA’nın ‘’Sen Yeter Ki İste’’ kitabı geçti elime. Füsun SAKA’nın kim olduğuna da bir göz attım. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sistematik Felsefe Bölümü mezunuydu. Sayfaları çevirdiğimde ilk hikaye, o da ne içimden tekrarladığım aynı cümle bir başlık halinde karşımdaydı; ‘’Bir yıldız kaydı gökyüzünde.’’. Hemen okumalıydım, çünkü paylaşmam gereken önemli şeylerin

19 Kasım 2013 Salı

DOSTNAME-VII (NAZİRE)


                      NAZiRE                               Osman Said DEMİRYILMAZ

Dosta mukabil duygularla,                                   19.11.2013

Senin gün diye nitelediğin benim yıllarımdan birinde oturmuş senin için bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Duygularını hissediyorum. Buna mukabil ben de bir nazire ile sana cevap vermek istedim. İnşallah, Dostname’ye yakışan satırlar yazabiliriz. Yazdıklarıma değer vererek beni onare eden, senin gibi değerli bir okuyucumun, ebedi dostluğuna nail olabilmek benim gibi garip bir şair müsveddesi için şereftir.

17 Kasım 2013 Pazar

TRAJİKİBRİT BİR VAK'A - Kısa Film

TRAJİKİBRİT BİR VAK'A - Kısa Film
Edebya Film sunar...
Bir İsmail Fazıl Atabay filmi.
Stop motion yöntemi ile çekilen bir kısa film...
Yönetmen ve senaryo: İsmail Fazıl Atabay



16 Kasım 2013 Cumartesi

YAHUDİLİK VE ANTİSEMİTİZM – 5 (SON)

YAHUDİLİK VE ANTİSEMİTİZM – 5 (SON)

 Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI
   Osmanlı döneminde iken Filistin bölgesinde herhangi bir Yahudi Müslüman zıtlaşması yoktu. Herkes barış içerisinde yaşıyordu. 1099 yılının Temmuz ayında Haçlılar tarafından Yahudiler ve Müslümanlar kadın çoluk çocuk demeden birlikte katledilmişler,bir bakıma ortak bir acı kader yaşamışlardı. Ne zaman ki birinci Cihan harbi sonrası Osmanlının İngilizlere karşı kaybetmesi ile Hicaz bölgesi ve dolayısı ile Filistin toprakları da kaybedilmişti. Osmanlının Ortadoğu topraklarından çekilmesi ile birlikte bir İngiliz mandası yönetimi baş göstermiş ve bu mandacılık 1920-1948 de İsrail devletinin kuruluşuna kadar faaliyet göstermiştir.

    İngiliz manda yönetimine izin BM,İngiliz mandasının feshinden çok kısa süre sonra Filistin topraklarını ikiye bölmüş ve İsrail Yahudi devletinin kuruluşunu onaylamıştır. Bir bakıma Filistin

HAPİSHANE MAHALLESİ



HAPİSHANE MAHALLESİ
Mustafa Uysal
1986 yılından beri İstasyon Mahalleli sayılırım. Gerçi o zamanlar oturduğum yer Durak Mahallesi olarak geçiyordu ama sonuç değişmiyor.

Bunca yıldır buralardayım ve pek çok sorunla yüz yüze geldim. Zamanla bazıları çözüldü bazıları kaldı öylece. Bazı sorunlar da çözülmeye devam ediyor. 2013 yılında da yine aynı mahalle içinde tren yolu altına taşındım. Daha önce üst kısmında oturuyordum.

Bu mahallede önceden her hafta neredeyse bir kaza ve bir ölüm vardı. Çevre yolu ölüm yolu gibiydi. Ya bir çocuğumuzu yahut bir ihtiyarı kaybediyorduk. Bir iki tanesi bizzat kollarımda öldü. Asfalttan kazıdığımız çocuklarımız oldu. İki küçük kardeşim gözümün önünde hızla giden bir otobüsün altında kalıyordu yarım metre ile Allah kurtardı. Komşularımızın sevimli çocuklarını yitirdik… Akşam eve dönerken Allah şahidimdir ileride yanıp sönen mavi ışıklar

KUZEY-GÜNEY

KUZEY-GÜNEY

Halil Oral/Tavşanlı
İzmir-Ankara demiryolu bizim ilçeyi doğudan batıya bıçak gibi ikiye böler. Demiryoluna neredeyse paralel, şehirlerarası karayolu da aynı biçimde uzayıp gider. İlçenin nüfusça yoğun üç mahallesi de demiryolu ve şehir geçiş yolunun güney kesiminde kalır. Şehir bu haliyle ekvator çizgisinin güneyi kuzeyi gibi. İnsanından bahsederken kuzeyde ve güneyde yaşayanlar olarak bile tarif edilebilir yakın gelecekte. Hatta iki kapı yerleştirilip vizeye bile tabi tutulabilir giriş çıkışlar. Doğal ve coğrafi bir bölünme demiryolları tarafından gerçekleştirilmişken güney yakasına farklı bir ad koysak yerinde olur mu bilmem ki?. Mahalli seçimler yaklaşırken aday

12 Kasım 2013 Salı

DOSTNAME-VI (SU)

                       SU                                   Osman Said DEMİRYILMAZ
(10 muharrem 1435 öncesi)                                                                       12.11.2013 
Ey suya muhtaç yüreğim,  Can dostum,
                                          
Bugün bir tuhaf içim. Ne kadar su içtimse dinmedi yüreğimde yanan ateşim. Sönmeyen ateşe müptela yüreğim. Yanan ateş tek taraflı değil. Bilirim dostumun yüreğinde de var aynı ateş, aynı yangın. Sen de yan, yan ki duysun bunu asıl Hakk’a yanan.

Kerbela diye bir yer var!

ve yalnızlık der ki

ve yalnızlık der ki :bana gel
Ayşegül Ordu

ve yalnızlık der ki :bana gel
gel ki umutlandırayım seni uzak kalıp hasret gittiklerinden...
gel ki peşin sıra hayal alemine yollayayım istediğini kur, istediğini yık, istediğini öldür istediğine ömür biç daha fazla...
ama yeter ki bırak gel yanıma...
kalabalıklarından sıyrıl da gel...
kendini bırakıp da gel, hiçliğe alışmaya gel...
yokluk denilen yerde asıl varlığına kavuşmaya gel...
mutluluk dediklerinin, yaşadım zannettiklerinin bir kül gibi nasıl uçuştuğunu seyretmeye gel...
yoksunluk zannettiklerinin sana ödül olduğunu farketmek için gel...
unutmaya unutturmaya gel...
sebepleri çek at bir tarafa asıla gel...
takıldığın teferruat deyip bir o yana bir bu yana dönüp durduğun benim dediğin...
erit, koy bir kaba yansın varsın yokoluncaya kadar, alev alsın nefsin onu da bırak gel...
savaşmak ne adına kim için ne vakte kadar, bırak yenil de gel...
yaşını başını almadan bırak da gel...
sözünü özüne ekle yalnız onunla gel...
sevmeler zannettiğin, bağlanmalar dediğin ne varsa çözül öyle gel...
cevaplayamadıklarını, soramadıklarınla al da gel...
çokluk içindeyken Birlik kavgasını nasıl verebilirsin yalnız O'na gel ...
yalnızlığa gel...

ŞIP ŞIP!

ŞIP ŞIP!
Halil Oral/Tavşanlı

Cuma pazarında pılı pırtı tezgâhları dolup dolup taşıyor. Yazdan kalma mallar yok pahasına satılıyor. Al kardeşim al! Üç parçası beşe mi dersin dört parçası ona mı dersin al kardeşim. Nasıl olsa yaz bir daha gelecek. Etrafı tekstil boyalarının kokusu topyekûn kaplamış. Birazda pazarcı poşetlerine girip çıkmaktan mıdır nedir bilmem ki baygın bir koku var pazarda. Bayacak, bayıltacak insanı. Tezgâh üstündeki pılı pırtı karıştırıldıkça daha da artıyor kokunun şiddeti. Hay Allah! Karıştırmakta da hakikaten belli bir yetenek oluşmuş çok insanda. Karıştır kardeşim..

Benim derdimse başka. Havalar soğumaya yüz tuttukça sigaradan dolayı elli yaş öksürüğü(!) artıyor. Burnumun doğarken

7 Kasım 2013 Perşembe

ŞAİRİNİ BEKLERKEN


ŞAİRİNİ BEKLERKEN
 ( eşim için... )

Sırrına varamadığı bir his yüzünden, yüreğini efkâr bohçasına sarıp mutfağa girdi. Çaydanlığa göz kararı çay bırakıp çaydanlığı ocağa koydu. Demlenmesini beklerken zihninde mısralar büyütmeye başlamıştı bile. İlk yudumu içer içmez geçiş yapacağı âlemin hayalini kuruyordu. Gülüşüne hüzzamlı bir renk, gözlerine ışıltılı bir yıldız geliyordu o zaman. Zaten bir düşünde çay, bir düşünde şiir hep vardı.

RÜZGÂR YÖNLERİ

RÜZGÂR YÖNLERİ
Halil Oral/Tavşanlı
Okul yıllarım bugün gibi hatırımdadır. İnsan yaşlandıkça mı hatırlar geçmişi bilmem ki. Hatırladıkça bıyık altından gülesiniz gelir yaşadıklarınıza. Öğretmenler rüzgar yönlerini ve adlarını bir bir anlatırlardı da yine de anlayamazdık. Gel de gülme..Bugün bile hangi yönden hangi rüzgarın estiğini sorsalar saymam imkansız. Kendince en iyi anam bilirdi rüzgarları. Seksen beşli yaşına rağmen say desen bir çırpıda sayar. Hangi rüzgar hangi vakit eser bu bile ezberindedir. Öğretmenler rüzgar yönlerini bize tam olarak kavratamamışken okul yüzü görmemiş anama kim kavratmıştı bunları. Hayat şartlarının kendisiydi belki de. Buğdayı gözerle

GECELERİN KİBARLIĞI

GECELERİN KİBARLIĞI
Halil Oral/Tavşanlı
Emekliliğin en güzel tarafı sabah işe gitme derdinin olmayışı. Uyku tutmayan gecelerde ay ışığına yoldaşlık yapabilirsiniz bu yüzden. Gökyüzünde göz kırpan yıldızları uzun uzadıya seyre dalarsınız mesela. Gecenin sessizliğinde nereye uçtuğunu bilmediğiniz uçakları saymaya yeltenir, içindeki yolculara merak salarsınız durduk yerde. Ayrılığa mı uçar, hasretlikleri sona erdirmeye koşar soruları aklınızda peydahlandıkça, heyecanlarınız çoğalır.

Sokak lambasının ışığında uçuşan böcekleri tutmaya çalışan kedilerin ilginç avlanma taktiklerini gördükçe şaşım şaşım şaşarsınız gecelerde. Şaşırdıkça çoğalır meraklarınız. Meraklar uykuya olan direncinizi artırır gittikçe.

Geceleri, uçan uçak sayısının geçen yıllara göre arttığını gördükçe karayollarındaki duruma meyleder düşünceleriniz. Meylederken çoktan

5 Kasım 2013 Salı

DOSTNAME-V (Gölge)

Osman Said DEMİRYILMAZ
GÖLGE

                                        05.11.2013
Selam sana ey hicabî çehre,          

Savruk yıllarımın nasıl geçip gittiğini hesap edemeyecek kadar aciz kalıyorum bu hayatın önünde bazen. Sende farklı bir bakış görüyorum Dostname satırlarına baktığında… Ne tebessüm eden, ne de kaş çatan! Hicabî bir çehre beliriyor yüzünde… Aydınlamaya başlayan karanlık bir sima! Sanki sabahın ilk ışıkları… Ben sen de hep siyahı yaşadım, lakin seni görmediğimden… Kimsesiz gecelerimin kâğıtlarda ağaran yüzüsün sen! Siyahtın, değiştin. Aslında değişen sen değildin. Zamandı, hayattı, âlemdi değişen… Ve sen, bu değişimde yokuş aşağı inen!

BEYAZAY GAZZE ŞUBESİ AÇILDI

ÖZEL RÖPORTAJ
Sesli röportaj:
http://picosong.com/qQ5F/

 Türkiye Beyazay Derneği Ege Bölge Koordinatörü Ali Rıza Soyaslan Tavşanlı Ticaret ve Sanayi Odası’nda basın açıklaması düzenleyerek Filistin Gazze şehrine Beyazay şubesinin kurulduğunu açıkladı. Soyaslan açıklamasında şunları söyledi; Bugün mühim bir müjde üzerine burada basın açıklaması düzenlemekteyiz. Kardeş Gazze’ye Kütahya, Tavşanlı ve Gedizli temsilcilerimizin kurduğu bağlar meyvelerini vermeye başladı. Gazze’yi ziyaret eden heyetimizin bu ziyaretlerinden sonra Türkiye Beyazay Derneği Genel Merkez, Beyazay Kütahya, Tavşanlı şubeleri, Tavşanlı Ticaret Odası ve Gazze makamları arasında yoğun bir şekilde 6 ay boyunca diplomasi yoğunluğu yaşandı.. Bu diplomasi yoğunluğundan sonra bizde bu hassasiyetten yola çıkarak Gazze’de Kütahya,Tavşanlı ve

2 Kasım 2013 Cumartesi

Beyaz Giyme - Klip

Beyaz Giyme - Klip
Tavşanlılı sanatçı Aysel Şan için yaptığımız bir klip çalışması.

Ve şimdi klip zamanı...
Klip Tavşanlı'da ve Göbel'de çekildi.
Bütün ekibe ve ana sponsor
Emre Playstation - Emre Atar'a teşekkür ediyorum.




Edebya Film sunar...

Aysel Şan Beyaz Giyme Klip from edebya on Vimeo.

27 Ekim 2013 Pazar

ELMA KOKULU EV

http://www.edebya.com/p/kitaplarm.html
ELMA KOKULU EV
Mustafa Uysal
Ayakkabımda kum vardı, zannederim, çorabımın olmadığını biliyorum ama. Tahta basamaklardan ve kalaslardan yapılma tırabzanlardan geçerek varırdım kapıya. Kapı açılırdı ve odalar dolusu koku sarardı etrafımı, içimi. Elma ağaçlarının gölgelediği hıyabanlardan geçerek gelirdim buraya. Taze güller ve asma dallarından mürekkep çardakların vazgeçilmez dostu tulumbalardan giderirdim susuzluğumu. Odalar dolusu elmaları ve odalar dolusu elmalarımız vardı. Bostan komşusuyduk onlarla. Bağ kazımından kalma çay borçlarımız olurdu, bağ bozumlarında bir birimize. Bir de ekmek, bulgur, ayran... Bazen kızıla çalan erik domatesleriyle gelirdi, bazen biz, yeni dökülmüş bir kaç salatalık ve biberle giderdik. Çıplak ayaklarım, çamura belenmiş yahut tepemde sararmış yapraklar olurdu onu gördüğüm zamanlarda. Akşam inince dedem tulumbayı çeker ben, ayakkabılarımın içini ayrı dışını ayrı; ayaklarımı, ellerimi, yüzümü ayrı yıkardım. Buz gibi tulumba suyundan arta kalan, ince kumlarla dolardı toprak

24 Ekim 2013 Perşembe

VERİ AÇIK KALIRSA CEREYAN YAPAR MI?

VERİ AÇIK KALIRSA CEREYAN YAPAR MI?
Mustafa Uysal

Kişisel bilgilerin korunmasının ne anlama geldiğini toplum biliyor mu veya ne kadar biliyor?
Daha da önemlisi ne kadar önemsiyoruz?
Belki toplumun çoğunluğunun umurunda değil ama geleceğimiz adına çok önemli bir konu olduğu için son değişikliklerle birlikte Anayasamıza bile girdi konu. Önce maddeye bakalım:

“MADDE 20 - KİŞİSEL BİLGİLERİN KORUNMASI
Kişisel bilgilerin korunması
(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/2 md.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere

Bir Şiir Ve Düşündürdükleri

Bir Şiir Ve Düşündürdükleri
Sema Aydoğan

  (Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.
Taşlara, kuşlara,
Atlara, otlara,
İnsanlara selam ver.
Sonra çıkarıp aynanı
Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında,
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı seni de sarsın.)
Üstün DÖKMEN
Türk radyo ve televizyon kurumlarında defalarca okunmuş bir şiir imiş Üstün DÖKMEN’in bu şiiri. Bu şiirin yaşamla bağımı daha da güçlendirdiğini, sevgi kapılarını açarak beni kucakladığını hissettim ve kesinlikle sizlerle paylaşmalıyım diye düşündüm. Herkese,

YAHUDİLİK VE ANTİSEMİTİZM - 4

YAHUDİLİK VE ANTİSEMİTİZM - 4
Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI
“Anglo Filistin Bankası ile Alman İktisat Bakanlığı arasında 25 Ağustos 1933 yılında gerçekleştirilen anlaşma aracılığı ile Yahudi mal varlığı, Filistin de gerekli şeylerin satın alınması amacıyla kullanılacaktı.Bu anlaşma Yahudilerin resmi yoldan göçünün ana dayanağı oldu.Naziler ve Siyonistler, Yahudilerin Almanya dan Filistin’e mallarının bir bölümüyle göç etmelerini sağlamak için beraber çalıştılar. 1933 yılında Anglo Filistin Bankası,Tel- Aviv de Trust and Transfer Office Ha’avara Ltd. adlı bir şirket kurdu.Dört Yahudi banker önderliğinde Almanya da bu şirketin uzantıları kuruldu.1933-1939 yılları arasında bu anlaşma gereğince 50.000 bin Yahudi Filistin’e göç etti.63 milyon sterline yakın sermaye Filistin’e transfer edildi.1933-1939 arasında yürürlükte olan gerçek Alman politikası da,Filistinde ki Yahudileri Araplara karşı karşı desteklemekti.”(a.g.e.syf.48) O yıllarda sözde Alman mallarını boykot edenlere karşı en büyük desteği yine Yahudiler veriyordu. Alman mallarının Filistin e giden Yahudilerce alınması Alman ekonomisin rahatlatıyordu. Dünya Siyonist

22 Ekim 2013 Salı

DOSTNAME-IV (23 ile 3 Arası)


23 ile 3 ARASI

Sevgili dostum,                                22.10.2013
Dost için yazmak beni ne kadar mesud ediyor anlatamam. Mektup ne kadar nostaljik olsa da hala sakladığı bir gizem var sanki. Ben bu gizemin peşindeyim aslında… Teknolojik imkanlar arttıkça insani değerlerimiz gibi alışkanlıklarımız da çok değişiyor. Şimdilerde kimse mektup yazmıyor. Postacılar sadece resmi belgeleri taşır oldu, tebligatlar, faturalar vs. Ama mektup götürürken duyguları, aşkları, özlemleri, umutları, güzel haberleri, yoklukları, kayıpları, fısıldamaları, gizli işleri, kokuları, dokunuşları taşıyorlardı adeta…

20 Ekim 2013 Pazar

Milli Mücadelede Zor Yıllar - Ahmet Öztürk

Milli Mücadelede Zor Yıllar
Ahmet Öztürk
Tavşanlı - Emet

Araştımacı yazar ve öğretmen Ahmet Öztürk'ün yeni kitabı...
Kitap ilginç bilgiler içeriyor. O dönemin Tavşanlı ve Emet'inde yaşanan olaylar birebir günlük ve hatıralardan aktarılmış. Günlüklerde ilginç bilgiler var. Örneğin bugünlerde adı sıkça geçen Dr. Reşit Galip (Andımızın yazarı, ezanı Türkçeleştiren, bakan, köycü...) Tavşanlı'da o dönem kalmış ve buradaki faaliyetlerinden kesitler var kitapta.
Kitap çabucak okunabilecek şekilde hazırlanmış o yüzden ön yargılarınız varsa tarih kitaplarına dair bence hemen silin.
Aşağıdaki videoda yazarla konuştuk ve kitapla ilgili ayrıntılı bilgiler verdik. Kitabı nasıl temin edebileceğinizi önümüzdeki günlerde belirtiriz.
M.Uysal

VİDEO SADECE 20 DAKİKADIR.
Youtube ayarsızlığı yüzünden iki kez tekrarlanmış :)

13 Ekim 2013 Pazar

KAYIPTIM - Kısa Film

KAYIPTIM ( I Was Lost )
Kısa Film / Short Film
Edebya Film sunar...

Katkısı olan herkese teşekkür ederim.
Lütfen tam ekran yapınız.
Film hakkındaki görüşlerinizi bekliyoruz, görüş belirtmeden önce film hakkında tam bir intiba edinmek için lütfen iki kez izleyiniz.

KAYIPTIM - Kısa Film from edebya on Vimeo.

12 Ekim 2013 Cumartesi

YAHUDİLİK VE ANTİSEMİTİZM-3

YAHUDİLİK VE ANTİSEMİTİZM-3
Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI
Yahudilerin yeryüzüne dağılmışlığını sonlandırıp Filistin topraklarında yerleşik bir devlet kurma eğiliminin beyni hiç şüphesiz ünlü Siyonist Yahudi Theodor Herzl dir.( 2 Mayıs 1860 – 3 Temmuz 1904).Macar asıllı Yahudi bir gazeteci ve hukukçu olan Herzl ,1897 yılında vaat edilmiş topraklarda “Yahudi devleti” kurmak üzere İsviçre Basel de ilk dünya Siyonist kongresini topladı.Aşağıdaki kaynakta özetle bunun kısmi detaylarını bulacaksınız.

"Yahudi Devleti" (Der Judenstaat) adlı kitabını yayınladı (1896). 1897 yılında Dünya Siyonist Teşkilatı'nın kurulmasını ve kurulduğu İsviçre'nin Basel kentinde teşkilatın ilk kongresinin yapılmasını sağlamıştır.Kongrede "Ben bugün burada Yahudi Devleti'ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir." demiştir. Ayrıca kongrede kurulması planlanan Yahudi Devleti'nin sınırlarını da belirtmiştir. Kongre sonunda Herzl Dünya Siyonist Teşkilatı'nın

8 Ekim 2013 Salı

Dostname-III (IŞIK)


IŞIK
Sevgili dostum,                                                     08.10.2013

Merhaba sevgili dostum. Arapça kökenli bir selamlama kelimesi; merhaba… Başlamak bu kadar kolay mı olur her şeye… İnsanın ruhundaki çalkantıları anlatabilmesi kolay değildir, eğer elinde yazmaya sevdalı bir kalem yoksa. Dostname bu ruh serencamında kendini bulmanın adıdır. Sen ey sevgili dostum, bir merhaba ile başlayan bu yeni hayal satırlarındaki yolculuğumuzda yeni bir serüvene hoş geldin.

7 Ekim 2013 Pazartesi

YAHUDİLİK VE ANTİ SEMİTİZM-2



YAHUDİLİK VE ANTİ SEMİTİZM-2

Ahmet Mus’ab GAVURDAĞLI

1948 yılında kurulacak olan İsrail Yahudi devletinin temelleri Nazi Almanyasında uygulanan soykırım kavramının çok iyi işlenmesi ve bu mağduriyetin Yahudilere karşı sempatiye dönüşmesi ile gerçekleşmiştir.Bu “soykırım endüstrisi” sayesinde Yahudiler bu konu ile ile çok dramatik filmler yapmışlar,dünya kamuoyunu mağdur oldukları konusunda iknaya çalışmışlardır.Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır.

   Bizim bu konuyu ele alış şeklimiz beklide bugün birçok ülkede suç kabul edilen “soykırımı reddetmek” suçu kapsamına girmiş olabilir.İlginç olan şudur ki burada kastedilen “Yahudi soykırımını reddetmek suçu”dur.Yoksa Filistin,Çingene,Müslüman,Türk,Ruandalı,

4 Ekim 2013 Cuma

Havuç Yumurta Kahve

Havuç Yumurta Kahve
Sema Aydoğan
Zorluklarla karşılaştığınız zaman nasıl tepki gösteriyorsunuz? Sıkıntılara, problemlere rast gelince hemen dağılıyor musunuz? Yoksa ‘’Nasıl olsa derdim başımdan aşkın kimse bana bulaşmasın .’’ diyerek, başta kendiniz olmak üzere transa geçip etkisiz hale mi geliyorsunuz? ‘’Vardır bunun da bir hikmeti, Allah sabredenlerle beraberdir.’’ diyerek kendinizi bitirmek uğruna, kendinizi ateşe atma pahasına diğer insanlara mutluluk veren, huzur veren, ağızlarına lezzet veren bir sevgi kaynağı mısınız?
Kaç derece ısı lazım hamdım yandım piştim dedikten sonra büsbütün olgun biz olmaya? Nelerden geçmeliyiz ki içerlerinden de geçerken onları bir bir azığımıza katıp: ‘’ Tamam ben tüm gücümle ayaktayım yola devam edebilirim.’’ diyebilmeliyiz hayatımızda. Bir kazanda kaynadığımızı düşünsek nasıl bir kıvama geliriz ki biz acaba?
Bu hafta bir hikayeyle devam edelim yazımıza söylemek istediklerimin daha iyi anlaşılması adına.
Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız

1 Ekim 2013 Salı

YAHUDİLİK VE ANTİ SEMİTİZM-1

YAHUDİLİK VE ANTİ SEMİTİZM-1
Ahmet Mus'ab GAVURDAĞLI
Semitik terimi; Arapları, Habeşleri, Arami ve Süryanileri hem de İbranileri içine alan dil grubunu konuşanları tanımlamak için kullanılır. Ancak, Antisemitizm terimi özellikle Yahudilere karşı tavırlara atıfta bulunur.
Antisemitizm, Yahudi karşıtlığı veya Yahudi düşmanlığı; Yahudilik dinine, ırkına, kültürüne veya milletine karşı duyulan düşmanlık.Her ne kadar etimolojisi antisemitizmin tüm Sami halklarına yönelik olabileceğini ima etse de, terim ortaya çıkışından itibaren sadece Yahudilere yönelik saldırganlığı belirtmek için kullanılmıştır.
Antisemitizm Yahudi bireylere karşı gösterilen münferit nefret ve ayrımcılıktan kalabalık grupların, hatta polis ve askerin tüm bir Yahudi cemaatine yönelik örgütlü saldırılarına kadar geniş bir yelpazede meydana gelebilir. Bu baskının en aşırı örnekleri arasında, 1096'daki Birinci Haçlı Seferi, İspanyol Engizisyonu, Yahudilerin 1290'da İngiltere'den, 1492'de İspanya'dan ve 1497'de Portekiz'den kovulmaları, çeşitli pogromlar ve Nazi Almanyası'nın gerçekleştirdiği Holokost (Yahudi Soykırımı) gösterilebilir. (Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Antisemitizm )
İlk etapta sadece sami ırkını tanımlamada kullanılan

Akıl ve Zekanın Tezahürleri

Akıl ve Zekanın Tezahürleri
Sema Aydoğan
Genel olarak akıl, düşünüp taşınma anlayıp tanıma yargılama ve yorumlamayı sağlayan insanın en büyük yeteneğidir. İnsan doğası gereği akleder, sorgular, seçim yapar, merak eder. Bulunduğu ortamda, yaşadığı olaylarda anlam arayışı içerisindedir. Örneğin kalpte yara gözde yaş hayat budur arkadaş gibi anlam bulamadığı cümlelere inanarak onlara itibar etmez. Çünkü hayatın bütününün böyle olmadığını bilir.
Niçin insan ve niçin insandan yola çıkarak akıl olmalıdır? İnsan olmasaydı eğer, şu an burada akıl, söz konusu edilebilir miydi? Bu sorunun cevabı muhakkak ki hayır olacaktır. Bu yüzden insan ve insandan çıkarak aklı konu edinmeliyiz. Peki insanın hayvandan ne farkı vardır ki insandan çıkarak akıl olmalıdır? Hayvanlara geldiğimizde ise onlar sadece

Dostname-II (siyah yolculuk)

Osman Said DEMİRYILMAZ

SiYAH YOLCULUK

     Sevgili dostum,                                  01.10.2013

Senden bahseden senin Dostanamen bana gelmeden, ben satırlarda sana geldim yine… Siyahın peşine takıldım, sana sürükledi bu satırlarda beni… Hayatının keşfine daldıkça fark ettim senin ne çalkantılı bir hayat sürdüğünü! Sana bakınca neden “Siyah” gördüğümü anladım; sende bana benziyorsun!Sana bakınca kırık bir aynada kendimi görür gibi oluyorum. Kırık bir ayna yansıtmaz! Arkasındaki sırrı açığa verir o kadar, aynaların arkasındaki sır; işte benim aradığım siyah orada…

24 Eylül 2013 Salı

Dostname - I (Siyah)

Osman Said DEMİRYILMAZ


SİYAH

Sevgili dostum,                                24.09.2013  
                                          
Siyah senin tabirinle “İnsanın saklanabileceği bir renk” olabilir mi diye düşünmeye başladım ne zamandır. Siyahı ben de senin kadar olmasa da severim neticesinde ama saklanmak adına bu rengi sevebileceğimi düşünmemiştim şimdiye kadar. Evet, siyah rengin birçok şeyi gizlediği konusunda haksız da değilsin. Siyah aslında bir kaçış olmamalı, sadece sırra yöneliş olmakla kalmalı…

Biliyorsun sevgili okuyucum, sen bu satırları okurken aramızda mesafeler olması doğal. Senin beni, benimse seni tanımam zor. Bu nedenle sen de anlayamadığım bir şeyler var.

23 Eylül 2013 Pazartesi

KARA BULUTLAR


KARA BULUTLAR
Ahmet Mus'ab GAVURDAĞLI

Karabulutlar kapladı bir anda her yeri.Güneş bir bilinmezin içinde kayboldu sanki.Vakit akşamın alaca karanlığına doğru seyrediyordu aheste aheste.İlerleyen saatlerde Ay ı görecektim,yıldızları görecektim bu bahar akşamında.Karabulutlar bastı ansızın dünyamızı.Nereye baksam alabildiğince karabulutlar yürüyordu.Hayallerim de karardı birden.Kasavet yüklü bulutlar dünyamızı kararttığı gibi içimi de kararttı bir anda.Karabulutlar gittikçe kümeleşirken içimde sanki bir buhran kazanı gibi kaynamaya başlamıştı.Kara bulutlara hayıflandım.Kızdım onlara."Hay sizleri rüzgarlar götüre" dedim içimden.İyice kızdım başımızın üzerinde cirit atan bu kara bulutlara."Siz de nereden çıktınız.Beklediğim

20 Eylül 2013 Cuma

BENİ SAYMA!

BENİ SAYMA!
Mustafa Uysal
Zaten ben yaşıyor sayılmam, dedi çocuk...

Eyvah, gök tepemden uçmalıydı bu sözden sonra. Minik gözlerine bakayım istedim, başını kaldırmadı.
Bu arabesk çukuruna nereden düştün sen ey çocuk, üstelik daha on kış ancak görmüş ve on bahar görmemişsin?
Pırıl pırıl ayakkabılar, jöleli saçlar, fiyakalı gömlek falan...
Nasıl bir nesil vardı acaba karşımda?
Bir kışta, terk edilmiş bir evin ıslak merdivenlerinde titreyen ellerini olmayan ceplerine sokmaya çalışan ve ayak parmakları delik ayakkabılarından fırlayan bir çocuk olsaydı karşımdaki...
O zaman belki daha anlaşılır olurdu "Zaten yaşıyor sayılmam." demesi.
Hayır, hayır o zaman bile olmaz. On yaşında

BAŞKA AYNALARDAKİ SİLİK 'BEN'.

BAŞKA AYNALARDAKİ SİLİK 'BEN'.
Sema Aydoğan

Kimilerine göre biz bir hiç, kimileri için nefret edilecek, kimileri için ise çok değer verilecek biriyizdir. Kimin ne düşündüğü elbette önemli olmalı ama bir yerde sınır koymalı değil miyiz dış seslere?

Geçen günlerde bir büyüğümle sohbet ederken bana: ‘’Sen başkalarının dediğine göre yol değiştirecek olursan, hiç ilerleyemezsin.’’ dedi. Bu söyledikleri benim çok hoşuma gitti, bu yüzden sizlerle de paylaşmak istedim. Mesela ben artık bir yola çıkmışım; biri bir şey dedi diye yolumu değiştirdim, bu seferde başka biri başka bir şey dedi o zaman da mı yolumu değiştireceğim? Bu durumda benim yaptığım başkalarının düşüncelerine göre yol çizmek olur. Aslında yol alamamak olur. Farzedelim ki değiştirdim peki benim istediklerim benim düşüncelerim onlar ne olacak? Karar vermişim ki yola
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...