9 Kasım 2012 Cuma

YILIN RÖPORTAJI: AHMET YAŞAR ÇAKMAK

YILIN RÖPORTAJI: AHMET YAŞAR ÇAKMAK


1. Ahmet Yaşar Çakmak kimdir? Çocukluğu, eğitimi, gençliği, mesleği… (Hayatı)
· 1950 Tavşanlı doğumluyum. İlkokul İstiklal’de tamamladıktan sonra hemen arkasından Balıkesir İ.H.Okuluna imtihanla girdik. O zamanlar Kütahya, Eskişehir, Bursa ‘da İ.H. yoktu. En yakın Balıkesir’e başladık. Şükürler olsun birincilikle tamamladık ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne yine imtihanla girdik. Orayı da pekiyi derece ile bitirdik. Bilgi olsun diye söylüyorum Tavşanlı içinden ilk defa Yüksek İslam Enstitüsü mezunu biz olduk.

2. Göreve ne zaman ve nerede başladınız ve nerelerde sürdürdünüz?

· 19 Temmuz I974 yılında Kavaklı Kuran Kursunda göreve başladık. Babam merhum otoriter adamdı. Tavşanlı dışında göreve müsaade etmedi. Daha sonra değerli Müftümüz, Diyanet İşleri Başkan yardımcısı Mustafa KUTLU ilçemizde müftü iken Şef olarak bizi daireye aldı. TAKDİR ve TEŞEKKÜRLER alarak görevi sürdürdük. Bu arada 25 sene güzel Tavşanlımızda vaizlik görevini de sürdürdük. Son beş yılı Balıkesir İl Müftülük Saymanlığından da emekli olduk. Biliyorsunuz “HOCANIN
EMEKLİSİ OLMAZ, RAHMETLİSİ OLUR” derler.

3. Tavşanlı’da epey uzun bir süre görev yaptınız, suya sabuna dokundunuz mu? Bir şeyleri değiştirme ihtiyacı hissettiniz mi, bir fark ortaya koyabildiniz mi?

· İnşallah diyelim. Ömrümüz bu hizmette geçti.
· Suya sabuna dokunmadan temizlik olur mu?
· 30 senede bir defa da olsa “şikâyetçiler” çıktı. Bir gün hutbede “diyalog sadece papazlarla olmaz, asıl kardeşler arasında olmalı” dedik, hemen telefona sarılıp hizmet(!) ettiler.

· Hadi söyleyelim Mustafa Bey; bizim “Medrese-i Yusufiyye” tecrübemiz de oldu.

· “Herkesi memnun etmek için münafık olmak lazım” Tabi memnun olmayanlar oldu. Siyasi mülahaza, benlik, menfaat, adamlık gibi faktörler her zaman geçerli. Lakaplarını söylemeyelim. Şükrü amca, Süleyman dayı… Bizi sürdüremeden dar-ı bekaya göç ettiler. Allah rahmet eylesin.


Çocukluğu
· “Karamalakların” evinde, Hacı Ahmet ağa (KARATÜRK) sağ iken, Müftü Mustafa KUTLU Başkanlığında bir toplantı yapıldı. Maksat; birlik ve beraberliği tesis edelim, ihtilaf olmasın diye. Güzel, yerinde kararlar alındı, “AHİDNAME” olsun diye bir de imza atılsın derken, katılanlardan bazıları “biz ağabeylerimize sorarız” öteki “üstada” danışırız derken atıl kaldı. Tabiri caizse kadük oldu. Kaldı gitti.

· Biz de bu hizipçilik varken biraz zor mu dersiniz?

4. Vaazlarınız dikkat çekici oldu hep. Vaazlarınızı nasıl hazırlıyorsunuz, nelerden bahsediyorsunuz, neyi hedefliyorsunuz ve nasıl tepkiler alıyorsunuz?

· Estağfırullah!

· Biz zembilde olanı harcıyoruz. Rabbimizden de söylediklerimizi eyleme dönüştürmesi için yardım talep ediyoruz.

· Diyanet İşleri eski Başkanı, eski milletvekili M. Said YAZICIOĞLU der ki:”İmam- Hatipler artık arkeolojik üslubu bıraksınlar “ Yeni sunum, yeni ambalaj, yeni tarz gerekli herhalde.

· Merhum bir vaiz efendiye sormuşlar: “Hocam vaaza çıkmadan ne yaparsınız? Diye, zannederim” en az dört adet tefsiri okumadan çıkmam”

· Hazırlıksız olmaz, okumadan olmaz.

· Bir yerde 30 sene vaaz etmek galiba kolay olmasa gerek. Şükürler olsun biz Tavşanlı’da dostların ve halkımızın duaları, Rabbimizin lutf u inayeti ile vazifemizi yapmaya çalışıyoruz.


5. Camiler ve imamlar… Camilerimizin ve imamlarımızın durumunu iyi biliyorsunuz? Neleri yanlış neleri doğru yapıyoruz? (Hem imam hem cemaat için.)

· Azizim Mustafa Bey, zor sorular soruyorsun. Çok geniş kapsamlı konular.

· Biraz ağır gelir belki; Ankara Hacettepe’de TACETTİN camiinde Cuma vaazında M. Akif ERSOY: “Sonuç ortada… Milletin hayrı için ne düşünsen “OLMAZ!”diye dikilen hocalar. Her yeniliğe; “Biz dedemizden böyle gördük” diye karşı çıkan yobazlar (Turgut ÖZAKMAN-Şu Çılgın Türkler Bilgi yayınevi - 99. basım 2005-sayfa:522) Sözü biraz ne demek istediğimizi anlatmış olur herhalde

· FAZLU’R-RAHMAN; Türkiyeli ilahiyatçıların seviyesine bakarak:” Sizin toplum, dini ilimler alanına vasat ya da vasat altında olanları mı layık görüyor?” demiş.(M.İSLAMOĞLU-Dağarcık-II/28)

· Osmanlı’da imamların ifa ile mükellef oldukları vazifeler:

Babası
1- İmamlık, vaaz u nasihat

2- Mahallenin Nüfus memurluğu ve tapu sicil muhafızlığı (Şimdi bunu bekle de gör. Hatırlanan bir yer var. O da nikâhta “imam nikâhı” Onun da suyu çıkmış, müthiş istismarı söz konusu)

3- Muhitin evlenme ve boşanma ile vazifeli memuru

4- Mahallenin AHLAK ZABITASI

5- Cenazeleri DEFN İÇİN MÜSAADE MERCİİ

6-Devletin o mahalle halkına ulaştıracağı emir ve tebliğlere vasıtalık ( Dr. Osman ÖZTÜRK-İmam ve İmamet-Diyanet Gazetesi–15.01.1975 sayı:109 sayfa:10)

· Demek ki değer verildikçe değerlenmiş oluyor


6. Cemaatin din adamı algısı nasıl, bunu size yansımaları nasıl oluyor, beklentileri doğru mu, yeterli mi?

· İmamlık kolay mı?

· İlhan SELÇUK (toprağı bol olsun); imam denilince aklına hemen papaz geliyormuş. Bir de “imam suyu” yani rakı! (zaman–24.07.1999) Algının bir kısmı böyle galiba

· Elbette arkasındaki cemaatin beklentileri olacaktır. Ancak bu beklentiler Allah için olmalı. Derdi, talebi Allah için olmalı. Bizim taraftan, bizim guruptan, bizim hizipten istekleri ağır basmamalı.

· Kanuni’nin Süleymaniye imamlığı için aradığı şartlara bakın:

1-Arapça, Farsça mükemmel olacak

2- Yüksek ilimleri bilecek

3-Latinceyi de bilecek

4- Ata binecek, idman yapacak, sportmen olacak

5- Güzel giyinecek

6-Yakışıklı, sağlıklı olacak

7- Evli olacak ve hanımı da güzel olacak (Prof Aydın TANERİ- Türk Devlet Geleneği-s.194)

· Eskiden sakalsızın arkasında namaz kılmayan insanlar, bugün matruş kişilerle muhatap olunca elbette beklentileri olur.

Gençliği

7. İmamları din adamı olarak tanımlamamız doğru mu yahut din adamlığı nedir?

· Herkes bu DİNİN ADAMI elbette

· İmam, önder kabul edilen kişidir. Bu anlamda Kur’an’da 12 ayette geçer

· İmamlık o kadar önemlidir ki, şehrin idarecileri olan kadılar, bağlı bulundukları kurumun en üst düzey yetkilisi tarafından atanırken, İMAMLAR BİZZAT PADİŞAH TARAFINDAN ATANIRDI. Bu da imamların devlet nazarında ne derece büyük bir öneme sahip olduklarını gösterir. (Y.BAHADIROĞLU- Kayıt Dışı Tarihimiz-Nesil y.2010-İst.-S:85)

· Ziya GÖKALP, İ.Hakkı BALTACIOĞLUNA; “Eğer biz münevverler (!) din meselesine VAZ-I YED ETMEYECEK (el koymayacak) olursak SOFTALAR vaz-ı yed ederler” demiş ya; Din adamı diye tanımlanan kişiler de gerçekten bu dine sahip çıkan yani vaz-ı yed olanlardır diye gönlümden geçiyor

8. Okuyan ve notlar alan birisiniz. Sürekli notlar alıyorsunuz. Nerelerde kullanıyorsunuz ve neler okuyorsunuz?

· Mecelle kaidesi, ”müşterisiz meta’ zayidir” diye. Biz de tabiri caizse talib olunca o notları paylaşıyoruz

· Söz sadırlarda değil, satırlarda kalabildiğinden not tutmak, gerçekten herkese tavsiye edilebilecek de bir durum.

· İnanın, yıllar öncesi tutulan bir not, insana çok şeyler kazandırabiliyor

9. Nasıl, ne kadar, nerede okuyorsunuz?

· Okumanın adresi mi olur. İmkân bulduğum her yerde okumayı seviyorum. Bu sevgiyi de dualara bağlıyorum. Zira Kâbe’de tavaf ederken son şavtta EFENDİMİZ SAV in ettiği dua; “Rabbi zidni ilmen ve fehmen…” Rabbimizden istiyoruz O da elbette “İLMİ İSTEYENE, MALI DA İSTEDİĞİNE “ verirmiş. Na’palım? Başka kapı yok çalıyor ve istiyoruz

10.Emekli olduktan sonra gazetelerde yazmaya başladınız. Neler yazıyorsunuz ve kitap çalışmalarınız var mı?

· Memuriyete devam ederken de yazmaya çalıştık.

· Okuduklarımızı paylaşıyoruz o kadar

· Merhum M. Akif ERSOY üstadın çok yakın dostu MERHUM MAHİR İZ hocamız “NAKKÂLÜ’L-ULÛM, BAKKÂLİ’L-ULÛM” derdi. Biz de okuduklarımızı aktarmak suretiyle, faydalı olur umuduyla RIZAY-I BARİ için bakkallık yapmaya çalışıyoruz.

· Gerek Tavşanlı’nın sesi gazetesinde ve gerekse bazı sitelerde yazdığımız yazıları kitaplaştırmak talebi dostlardan geliyor.

· Ahirette sermaye olur umudu ile inşallah kitap da olur diyelim

11.Çok basit ve naifçe bir soru olacak ama hobileriniz neler, fobileriniz neler?

· Bu soruyu korkularımız ve sevdiklerimiz diye cevaplayalım

· Mürai, ikiyüzlü, vefasız, nankör insanları hiç sevmem

· Halk tabiri ile içten pazarlıklı, “yere bakan yürek yakan” kişilerden de haz almam

· Kitap okumak iyi bir alışkanlığım. Çok seviyorum.

· Sözleri kıvırmadan dobra dobra ve doğru adamın ayağının tozu olmak isterim.

· İşinde, çalışmasında mesaiye dikkat etmeyen, vurdumduymaz, lakayt ve hayatından bezmiş gibi iş yapan, yaptığı iş ile kazancını helal hale getirmeyen kişiler de zannederim hepimizin hoşlanmadığı eşhasdır.

· İlle de markalı olacak diye giyeceklerde ısrarı da pek sevmediğimi söyleyebilirim

· Yalan beyanda bulunan yetkili kişiler de bizim sevdiklerimizin dışındadır

· Neden bilmiyorum. Pek öne çıkmayı da sevmem. Andre GİDE “ön plandan çekinelim. Orada bize büyük görünen her şey çabuk değişir” der. Sorumluktan kaçmak da değil. Namaz kılarken cemaat önde ise arkaya gelir, bize ön safta yer gösterir. Sağ olsunlar. İnanın geçmek istemem. Erken gelen geçsin… Müezzinliğe meraklılar vardır. Hep o bilir(!) ya hu bırak da biraz başkası yapsın, ecri o alsın.


12.Kuşak çatışması denilen şeyin sizdeki karşılığı nedir? Özellikle din eğitimine etkileri nelerdir böyle bir çatışma varsa?

· Kuşakları biz çatıştırıyoruz her halde. Benim evlat din eğitimi alsın diye okula gönderen ana-babaları şimdi biz, başka yönlere yönlendirmiyor muyuz? At yarışı var adeta. Fakat bu yarış Hak için falan değil galiba. Bu konuda anlatmak istediğimi Hekimoğlu İSMAİL’İN sözü ile ifadeye çalışlayım. Diyor ki:”Din âlimi yetiştirmeyen milletlerin, devlet idareleri ne olursa olsun, âkıbetleri komünizmdir” (Düşünceler.1973-S:66).

· Başörtüsü için mücadele verilirken, şimdi örtülü bulmak zorlaştı galiba. İşler füruattandır derken, asıl işler de teferruat oldu

13.Cemaat değişti mi? Eskiden nasıldı şimdi nasıl?

· Değişti. Değişim elbette gerekir.”Hacı yağından parfüme döndük. Klipçilik, grupçuluk, ben ve bencillik bize yok etmezse mesele yok. Cemaatimiz eskiden gelen vaizi dinlemek için cami-cami dolaşırdı. Şimdi kulak asan yok.

· “Benim korkum, kendini dünyanın kabadayısı ilan ettiği ABD’nin ‘YENİDÜNYA DÜZENİ’ adını verdiği sele Müslümanların da kapılarak, dünya sisteminin ‘EVCİLLEŞTİRDİKLERİ’ arasına girmesidir…“Değişim gerekiyor. Bunu dışarıdan telkinlerle değil, inancımızın biz yüklediği MİSYONUN bir gereği olarak gerçekleştirmek zorundayız. Bunun için de İslam’ın değişkenlerini ve sabitelerini iyi bilmek gerek. Değişkenleri sabite haline getirmek de, sabiteleri değişime açmak da affedilmez CİNAYET. Değişmek adına esen her fikir modasına ayak uydurmaya değişim değil,’başkalaşım’denir. Müslümanlar bu iki yanlıştan da uzak durmalıdır. İSTİKRARLI DEĞİŞİM. (Mustafa İSLAMOĞLU-Bir Yaradan kurşun çıkarır Gibi-Denge yayınları:26-İst.2004-sayfa:105) Daha uzatmaya gerek yok sanırım
Yurtdışı görevi

14.Din ve sanat… Dinimizin bir sanat anlayışı var mı ve sanat dinin neresinde duruyor? Olması gerekenle olan niçin farklı?

· Hz. Ömer, gence rastladığında sanatı olup olmadığını sorardı. Eğer bir sanatı olmadığını söylerse “Haydi git! Gözümden düştün. Derdi

· Yine Hz.ÖMER;”YAŞAMAYI temin eden bir sanat, insanlara el açmaktan daha hayırlıdır.

· Neyzen TEVFİK de diyor ki:”GÜZELİN Türkçesi, Fransızcası yoktur”

· En büyük sanat, en muhteşem eser yine insanın kendisi olsa gerek. Allah insanı en güzel şekilde “AHSEN-İ TAKVİM” üzere yaratmış(Tin suresi 4.ayet)

· Bizi karanlığa, sapkınlığa, arsızlığa sevk eden kişiye ‘sanatçı’ diyemeyiz. Buradan hareketle, kendini bilmeyen sanatçının, aramızda saygın yeri olamaz.(Murat SOYAK)

· PİCASSO: “Benim resimde varmayı düşündüğüm hedefe, Müslümanlar 500 sene önce ulaşmış” diyerek hayranlığını bildirmiştir.

· “İslam mimarisinde evlerin mimarisi KIBLE gözetilerek planlanır. Şehirlerin cadde ve sokakları kıble esas alınarak düzenlenirdi.(M.İslamoğlu)

· Son söz EFENDİMİZ SAV E ait olsun:”Allah, sanatkâr olan kulunu sever”


15.Tesettür sorununu toplum sadece başörtüsüne ve dolayısıyla kamusal alana indirgenmiş bir sorun olarak görüyor galiba artık. Sizce tesettür sorunu sadece başörtüsünden mi ibaret?

· Bir zamanlar 1981 Anayasası görüşülürken, dansçı(!)lardan birine konu ile ilgili görüşünü sorunca da “Ay öyle bir şey mi var?” diyor.

· Mustafa Bey öyle bir şey mi var?

· Biz o meseleyi hallettik(!) yahu. Açtık kurtulduk(!) Hem okumak önemli, baş sonra da örtülür canım(!) Zaten FURÛATTANDIR

· Merhum Sadrettin YÜKSEL hoca diyor ki:”ÖRTÜNME şehvetin tehlikesini azaltan İLÂHÎ bir tedbirdir”

· “Çocuğunun İSTİBALİNİ MAHVETMEMEK için, ona başını açtıran ebeveyni, ÇOCUĞUN İSTİKBALİNİ MAHVETMİŞ OLMUYOR MU?”

· SHAKESPEARE.”Kadınlar güller gibidir. Bir kez açıldılar mı, yaprakları hemen dökülmeye başlar”

· “Aman dama çıkma baş açık” sözünü boşuna mı söylüyor FİDAYDA ile coşanlar.

· 2002 yılında açılan bir pankarttan kesit:

“MEDENİYET dediğin eğer açmaksa bedeni

Hayvanlar bizden daha medeni”

· Sütçü İmamın torunu Yaşar TÜRKKORUR’ UN sözüyle bu soruyu tamamlamış olalım. Mustafacığım, siz bunları bir tencere aş haline getirirsiniz… Torun diyor ki:”Kızların örtünmesiyle ne şeriat gelir, ne de rejim yıkılır. Bunlar komik şeyler. Cumhuriyet kurulalı 77 sene ( o zaman) oldu. Bu kadar zamandan beri tehlike teşkil etmeyen örtü, şimdi mi tehlike haline geldi? Eğer devlet, üç beş kızın örtünmesiyle yıkılacaksa, çok çürük demektir(Kasım 2000 yılın röportajı)


16-Aşkları… Çakmak Hoca aşkı tattı mı? Ne anladı aşktan?

· Efendimiz sav: âşık olup da, aşkını gizleyen ve böylece ömrü biten insanın cennetlik olduğunu ifade ettiğine göre, aşk yaşanan bir şey.

· Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin “AŞK SULHU OLMAYAN BİR SAVAŞTIR” sözünü, bu günün sakız gibi çiğnenen “aşk “ kelimesi ile karşılaştır.

· Ahmet YESEVÎ hazretleri” aşkı olmayanın ne dini var ne imanı” diyor

· Cinselliği aşk diye tanımlayanlara bizim lisedeki hocamız merhum Ahmet DURAN “aşk-ı hımârî” yani eşek aşkı derdi.

· Hz Mevlana “Aşk meselesinde akıl, batağa batmış eşek gibidir; çırpındıkça batar” der.

· Aşk, sarmaşık anlamına gelen “IŞK” kökünden türemiş. Sarmaşık sardığı yeri nasıl kaplarsa, aşk da kalbi hatta bedeni öyle sararmış

· Merhum Fethi GEMUHLUOĞLU, çok gencin elinden tutmuş, onları okutmuş, yardımcı olmuş. Bir genç kendisine ilk geldiğinde ilk sorusu da; “hiç âşık oldun mu?” sorusu imiş. Aşkı az da olsa tadan demek ki hayatı bilir, insanı bilir

· Aşkın üstadı Hazreti MEVLANA diyor ki” AŞK kelimsindeki harflerin manası nedir biliyor musunuz? AYN harfi, ibadet ve kulluk eden- ŞIN harfi, şükür eden - KAF harfi, kanaat eden demektir. “(Gülcan TEZCAN- GERÇEK HAYAT 14 MAYIS 2010 SAYI:499 - S.19)

· Gerçek aşkı tanımayanlar, “iki kişilik divanelik” lerin adını aşk koymakta ısrarlıdırlar. Bu durum psiko-patolojik bir vakıadır. Gerçek aşka gelince, onun dinamiği ruhtur ve ruhun cinselliği yoktur (M.İslamoğlu-yürek devleti)

· Aşk âşıkı şîr eder, aslanı zencir eder, katı taşı mum eder (Yunus Emre)

· Mevlana hazretleri büyük insan diyor ki:”Sen şehvete aşk adını koymuşsun. Ah bir bilsen, şehvetle aşk arasında ne uzun bir mesafe var! İlahi aşk ve vecd, mümini uyanık tutar. Dünyevi ve şehevi aşklar ise insanı ahmak ve sersem eder”(O.N.TOPBAŞ-Altınoluk-Aralık 2011)


17-Genel ve yerel seçimlerde hep adınızı duyduk fısıltı halinde. Teklifler geldi mi? Siyasete girmeyi düşündünüz mü? Her iki sonuç için de “Niçin?” sorusu?

· Mustafa Bey, sen gerçekten hem gazeteci, hem yazar, hem de radyocu olmuşsun. Allah daha başarılarının artmasını lütfetsin

· Doğrudur. Güzel dostlarımız böyle teklifte bulundular. Sağ olsunlar, var olsunlar

· Biz zaten SİYASETİN İÇİNDEYİZ

· “Neûzü billah”deyip de, tam gaz siyaset içinde de olmadık, aday falan da olmadık

· Îdi EMİN:”“ Politika boks gibidir; sadece rakibinizi nakavt etmeye çalışırsınız”

· Fakat “Müslüman ev, siyasetsiz olmaz… SİYASET, Arapça olup “SASE” fiilinden mastardır. Genellikle “Emir, nehiy ve terbiye manalarına gelir… İlm-i siyasetten haberi olmayan bir kimse âlim olmadığı gibi, insanları irşad görevini de yerine getiremez. Allah’ın emir ve yasakları İslamî siyasetin temelini teşkil ederler (Mustafa ÇELİK)

18-Bir aileniz var muhakkak ki onları seviyorsunuz. Toplumun değişen aile modeli dini alanda ne tür değişiklikler yaptı?

Ailede bu gidişle din iman kalmazsa şaşmamak lazım. Kızım Yunanlı bir hristiyanla evlendi diye üzülen ailelere: Ya hu! Kaç defa camiye götürdün? Ki kilisede nikâh kıyıyorlar diye kendini helak ediyorsun? Demek hakkımız olsa gerek

· Kuran’da “İMRAN ailesi” İbrahim ve İsmail ailesinden bahsederken bizim dikkatimiz aile üzerine çekiliyor

· “Yeryüzünde yaşayan bir insanın başına gelebilecek en güzel şey ailesinin olmasıdır.” Aile, toplumun mihenk taşıdır ve insanlığın yaratılışından bu yana en önemli dini ve toplumsal faktör olagelmiştir. Bir insanın sadece biyolojik anne olmasının ya da biyolojik baba olmasının bu insanları anne-baba yapmadığına da inanıyorum. Biz çocuklarımıza kendimizi sevdireceğiz. Onlar, hem bizi çok sevecekler hem de bizi incitmekten imtina edecekler. Onlarla ilişkilerimizde orta yolu bulabilmeliyiz, Hz. Peygamber (s.a.v) misali… Yani bize olan sevgileri bizim tepemize çıkma anlamına gelmemeli onlar için. Çocuğun ilk itibar edeceği anne ve babası olmalı. Öyle ki, anne babasının lafı üzerine başka bir laf tanımamalı. Dengeyi böylece kurabilmek lazım!( Psikolog Mehtap Kaya oğlu ile aile için iletişim üzerine röportaj)

· M.islamoğlu: “Aile binasının harcını sevgi ve inançla karınız. Harcı sevgi ve inançla karılan aileler, değil bu dünyada; öbür dünyada da çözülmezler. Ailede sevgiyi ilgi doğurur. Deyim yerindeyse ilgi, sevginin hem anasıdır, hem çocuğu. Aile bireylerine özgürlük sevgiyle verilir”

· Fransız düşünür MONTAİGNE:“ Bir aile ile bir devleti yönetmek arasında büyük bir fark yoktur


· DURKHEİM:” Fertle aile, klan, din millet arasındaki bağlar ne kadar sağlam, kesin ve çoksa İNTİHAR eğilimi de o ölçüde azalır”

19-Özgürlük deyince aklınıza ne geliyor?

· Bir ilm-i halde:”İslam liberal bir sistemdir” diye yazıyordu. Hayret ettim.”Bırakın yapsınlar, bırakın söylesinler” diyen liberalizmle İslam bir kefede olur mu? Elbette sınırlı bir özgürlükten yanadır İslam. Allah;”İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor” demiyor mu?

· “Kimse sana özgürlük veremez. Kimse sana eşitlik veya adalet veya başka bir şey veremez. Eğer ERKEKSEN, sen alırsın. “

· ÖZGÜRLÜK MÜCADELELERİNİN ÖNÜNDE ne salak propagandistler, ne de koca- koca ordular durabilmiştir bu güne kadar.( RONİ MARGULİES-Taraf yazarı)

· Kimse “vazifem nedir” diye sormuyor? Ödevini yapmayan adamın hürriyeti mi olur? Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’ne bakın, hep vazifelerini anlatıyor insanlara… Hiç hürriyetten bahsetmiyor. Ey NAS!, kadınlarınızın haklarına riayet edin, kölelerinizi ezmeyin diyor. Hep sorumluluk yüklüyor. Gandi, Peygamber Efendimizin veda hutbesine hayrandı. Diyor ki; ‘İnsan hakları beyannamesi diye uyduruk bir şey koymuşsunuz önümüze, kim bunları uygulayacak? Müeyyidesi nedir bunların?’ Bu yirmi maddelik insan hakları fasaryasının müeyyidesi yok. Onun için isteyen istediği gibi uygular.”(Emin IŞIK)

· Özgürlük uğruna ölümü seçen Prometheus, Tanrı'nın elçisi Hermes'e şöyle seslenir: "Şundan emin ol ki, kötü kaderimden kurtulmak için köle olmayacağım, zira bu kayaya zincirlenmiş olarak kalmayı, Zeus'un onursuz uşağı olmaya yeğliyorum."
Son olarak Merhum Üstad Necip FAZIL’IN şu sözü ile bu sorununuzun cevabını tamamlamış olalım. Der Ki:” insan hürdür elbette. İster dünyada pişer, ister ahirette”

20-Yıllarca Ulu Camide vaaz ettiniz sizde bir yeri oldu mu Ulu Caminin?

Hikâye bu ya,

İnsanların aslanlara yem olarak verildiği ROMA’DA aslanı arenaya bıraktıklarında, oradaki esir, aslanın kulağına bir şeyler fısıldamış, aslan da homurdanarak alanı terk etmiş. Hayatı bağışlanan esire merakla sormuşlar:

- Aslana ne söyledin de seni parçalamadı? Demişler. O da demiş ki;

- Eğer sen burada beni parçalarsan, sana bu arenada nutuk attıracaklar dedim, o da insanlara nutuk atma işini duyunca terk etti gitti. Demiş.

İnsanlara hitab etmek kolay olmasa gerek.

25 yıl Tavşanlı’mızda vaiz yoktu.

Kimi gelir gider, kimi yurtdışına giderdi. O zaman diğer kıymetli hocalarımızla bu işi üstlendik. Her zaman hitap ettiğin veya hitap edeceğin cemaate de hep aynı şeyleri söylemek olmazdı.

CEMAATİMİZ BİZİ YETİŞTİRDİ. Onların huzuruna çıkmak belki bizi okumaya ve çalışmaya teşvik etti diyebiliriz

21-Camiler ve mimari… Camilerimizin mimarisi değişen ve gelişen insan modeline ayak uydurabiliyor mu?


Yeni Camiler Sadra Şifa Olmadı. Bu konuda M.Şevket EYGİ üstadın şu cümleleri yeter sanırım:

Altmış senedir kubbeli kocaman camiler inşa ettik. Bunların sanat ve mimarlık açısından binde 999'u güzel ve değerli olmadı. Yüksek yüksek minareler yaptırdık. Bir şerefe ile yetinmedik, ikişer, üçer şerefeli olsun dedik. Sesi bozan, ezana ve Kur'an tilavetine zarar veren hoparlör tesisatları yaptırdık, bunları sonuna kadar açtık. Elektrikli, doğalgazlı kaloriferler...
Bazı camilerdeki tarihî çinileri elektrikli matkapla deldik, o müzelik sanat eserlerini kapatacak ve tahrip edecek şekilde radyatörler koyduk. Camilerin avlularına, bazen girişine helâlar yaptırdık, her yere WC-Men Women... One Turkish lira... Levhaları koyduk. Camileri Tahtakale'de tanesi on onbeş liraya satılan berbat, zevksiz, rezil işporta işi pilli Çin işi saatlerle doldurduk.

Camilerdeki eski hüsn-i hat levhalarını attık veya çaldırdık.
Bilhassa sabah namazlarında mâbetler boş kaldı.
Aman kubbeler, aman uzun minareler, aman şerefeler, aman hoparlörler, aman şadırvanlar, aman WC'ler, aman alttan ısıtma tertibatı, aman klima cihazları, aman mermerler, aman makine dokuması halılar... Aman- aman - aman...
Öyle hocalar yetiştirmeliydik ki, cazibesiyle halkı ve bilhassa gençliği mıknatıs gibi çeksin.
Camiler sadece namaz kılma mekânları değildir, Ümmet'in şûra merkezleridir. Vakit ezanı okunmaya başlar başlamaz, işlerin bir kısmı durmalı, halk akın- akın camiye seğirtmelidir.
Namazlardan sonra sadece yedi dakika süren çok veciz, çok etkili, çok kaliteli bir konuşma yapılmalı, cemaat bilgilendirilmeli, uyarılmalı, nurlandırılmalıdır.”


22-Cami ve kadın ve çocuk niçin ayrı düştüler?

Takva ile fetva karıştı da onun için. Adam takvasından erkeklerle ihtilattan ötürü hanımını hacca göndermez ama pazarları marketleri çarşıları gezip dolaşır. Demek ki Hz ÂİŞE annemizden daha takva(!) bu insanlar. Hz Aişe annemiz Efendimizle birlikte haccetmedi mi? Hanımlar camiden adeta kovuldu. Bahçede oynayan çocukları kovdu bir dede. Ravzanın hemen yakınında üstü açık bir alanı hacılar bilir. Orası Hz. Hasan Hüseyin ve diğer çocukların oyun oynadığı “KUMLUK” mevkii. Orası boş bırakılmış. Fazla söze ne hacet

· “Kadınlar için de MESCİD-İ Nebevide ayrı bir gün tahsis edilmişti.

· Kadınların dinî konulardaki geniş kültürleri, kendilerine Hazreti Ömer gibi sertliğiyle tanınan bir halifeye ÇEKİNMEDEN İTİRAZ EDEBİLME cesareti vermiştir.(T.D.V. İslam ansiklopedisi- c. 7- s. 50)

· “Kadınları mescitten alıkoymayın” ( Müslim, SALÂT, 134, 137)

23 Tasavvuf camiye niçin uzak yahut uzak mı? Hayata uzak mı?

· Sonradan Müslüman olan Fransız bilim adamı ROGER GARAUDY

TASAVVUF;

· Hıristiyan mistisizminden alınmamıştır

· Yeni Eflatunculuk adlı felsefî anlayıştan asla kaynaklanmamıştır

· Hint bilgeliğinden de doğmamıştır

· Tasavvufun kaynağı KUR’AN’ dır. (sayfa:22)

TASAVVUF;

· Yeni bir din değildir

· Dini zorlaştırmaz kolaylaştırır

· Hak tarikatların verdiği terbiye sistemine tasavvuf ismi verilir

· Tasavvuf, dine yeni bir anlayış getirir, canlılık kazandırır

· İnsanı madde, makam, şöhret ve şehvetin esaretinden kurtarır (sayfa:289)

· Tasavvuf, insanın benliğini aşıp Yüce Allah’a ulaşma yoludur (sayfa:301)

(Dr. Dilaver SELVİ-Kaynaklarıyla Tasavvuf-1-SEMERKAND yayınları-İst 2001)

· Ahmet ÖZHAN’ın şeyhi merhum EL HAC MUZAFFER OZAK:

· ŞERİAT, kavl-i Resul sav

· TARİKAT, fiil-i Resul sav

· HAKİKAT, Hâl-i Resul sav(İRŞAD- Salah BİLİCİ Kitabevi: 30-İstanbul 1975- c.3 sayfa:66)

· HAZRETİ ALİ: TASAVVUF, matluba ermek için, Mahbuba rağbet etmektir.(Ahmet İNCE(Emekli vaiz)- Tasavvufun Hakikatleri-Bursa:1984-Sayfa:26)

· Merhum Erbakan’ın şeyhi Mehmet Zahid KOTKU Hazretlerinden bahseden bir kitaba “Görünmeyen Üniversite “ adı verilmişti. Doğru ve haklı bir isimlendirme. Kendisi İskender Paşa Camii imamı idi. Ö.Tuğrul İNANÇER’in dediği gibi. “Görünmeyen Üniversitelerin kapısından ayrıldığımız günden bu yana ZİHİNLERİMİZ VE KALBLERİMİZ ÇORAKLAŞMIŞTIR”(Muhabbet Peygamberi s.15)

· Prof. Dr. Dilaver GÜRER bir röportajında şöyle demişti:” Bilinçli bir uzaklaştırma var tasavvuftan. Biz tasavvufu yeni- yeni tanıyoruz. Sadrettin Konevî’yi bile Avrupa’dan öğrendik” (Ülke Tv-5.7.2012-saat:11.30)

· Bütün bu güzel sözlerle manevi hayatımızın nasıl olduğunu kıyaslayabiliriz. Aslında olmazsa olmazımızdır bizim tasavvuf, fakat kişi bilmediğinin düşmanı olduğundan bizi bu güzelliklerden uzaklaştırmak isteyenler olduğunu söylememiz kâfidir.


24-Çakmak Hocanın dünü, bugünü yarını ve gelecek algısı nasıl değişen bir Çakmak Hoca mı var yoksa etraf mı değişiyor sadece?

· Hz. Mevlana demiş ki:”Asla geçmişçe yaşama; ama daima geçmişten ders al” Algı bu. Ölçü bu olsa gerek.

· Allah’a şükürler olsun ”Dün dündür, bugün bugündür” diyenlerden olmadık. Dün neysek bugün de oyuz.

· “Artık değişmeyecek hale geldiğin zaman, bitmiş sayılırsın”(Bruce BARTON)

· Değişim inkâr edilmez bir olgu. Fakat kök-asıl asla değişmemeli. SOKRAT’ a;”filan kişi çok yolculuk yaptığı halde hiç değişmedi” demişler. O da: “Bu kişi kendini de beraber götürdüğü için değişmedi” cevabını vermiş.

· “Davamız değişmek değil, zulme direnmek olmalı” (A.KARAKOÇ)

· Mecelle madde 39:”Zamanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr edilemez” Zaman değişti deyip de çok önemli ilâhî emir ve farzları füruattan-teferruattan da sayamayız

· Değişmeyen” sönmez, pörsümez yeni Kitap Kur’an.

· Etraf mı değişiyor? Diyorsunuz ya ona da Neşe KUTLUTAŞ hanımın sözü yetsin:” Hacı yağından George Armani’ye terfi etmeniz zor olmamıştır bilirim ama şalvarı çıkarmaya karar verdiğinizde giydiğiniz Versace takımlar hep iğreti durdu üzerinizde”

· Öğretmen şarkıcı Hakkı BULUT bir şarkısında “Beni böyle kabul et edeceksen..” diyor ya! Ne yapalım değişen değişsin. Şunu da unutmamalı:”Ayakta ölmek, dizüstü yaşamaktan iyidir” (Rooswelt)

25- Çakmak Hoca müzikle ilgilenir mi, şarkı söyler mi örneğin?

· Gençliğimizde, o zamanlar kaset CD falan yok. Arkadaşlarım “plak dolduralım”diye Merhum babama gittiler, o da “Olmaz “ dedi. Biz de bitirdik. Kısa bir serüven geldi ve geçti.

· Şarkı falan söyleyemem

· Merhum Bekir Sıtkı SEZGİN;”MUSİKÎ bir nimettir, hüsn-i istimal gerekir” Der.

· Tavşanlılı aziz hem şehrimiz Doç. Dr. Oruç GÜVENÇ üstat derki:”Musiki –âşıkın aşkını, fâsıkın fıskını artırır”

· Alfred De MURE (1810-1857) “Beni Allah’a inandıran Müzik olmuştur” der

· Bu açıdan değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

· Merhum Ali Ulvi KURUCU merhumun bir hatırası ile cevaplayalım:

Konya’da neyzen Fevzi ÖZÇİMİ, Laz Hoca denilen zat ve diğer erkân ile sohbet ederken, bir ara Merhum Ali Ulvi Bey, neyzene bir şeyler söylemesini ister. O da ilk aklına gelen; Sadettin KAYNAK’IN

“Gördüm seni bir gün

Yeni açmış güle döndüm”

Bestesini söyleyince Laz Hoca diye bilinen hoca efendi;

- Nedir Da? Deyince Merhum Ali ULVİ Bey de;

- Hoca efendi, bu Süryanice salâvattır. Deyince, Laz hoca hemen doğrulmuş ve

- “Allahümme salli alâ Muhammed” diye salavat getirmiş.

· Musikiden biraz anlamak lazım galiba… Sıradan değil elbette...9.senfoni ile “işte çağdaş Türkiye bu” deyip, Anadolu’da halkın arasında da “gaydırı gubbak Cemile’mi dinlemek… Çözemedim bu işi…”Bir milleti tutsak etmek isterseniz, MÜZİĞİ ÇÜRÜTÜN” diyen de Konfüçyüs. Bu soruya bu kadar söz yeter mi?


26.Kuran ve hayat… Kuran hayatınızın neresinde nasıl duruyor yahut nasıl etki ediyor size?

Akif Merhumun dediği gibi galiba göklerde mi? Biz kitaba değil kitabına uyduruyoruz diyenler haklı

Mustafa İSLAMOĞLU: Paris’i, Londra’yı, Berlin’i, Newyork’u, Çin seddini görmeden ölmek kayıp değildir; asıl kayıp Allah’ın bir ayetini fark etmeden ölmektir”

Çok çarpıcı bir gerçek var karşımızda;

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 22 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerimi hayatta eline dahi almadığının ortaya çıktığını açıkladı. Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü: ''22 bin kişi üzerinde yapılan bu araştırmada,

· Yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerim'i hayatta eline almadığı,

· Yüzde 60'ının Kur'an-ı Kerim'i eline aldığı ancak yüzüne okuyamadığı ve

· Yüzde 40'lık kesimin de Kur'an-ı Kerim'i yüzüne okuyabildiği ve

· Yüzde 80'lik bir kesimin ise yüzüne okuduğu Kur'an-ı Kerim'in manasını bilmediği sonucu bizleri ürküttü. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak, ülkemizde yaşayan her Müslümanın mutlaka Kur'an-ı Kerim'i bilmesini isteriz. Ancak, yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerim'i hiç eline almamış olması bizleri çok üzdü. Tüm Kur'an kurslarımızda okunan Kur'an'ın mutlaka mealinin okunmasını istiyoruz ki insanlarımız okunan Kur'an'ın anlamını bilsinler.''http://www.haber7.com

27.Peygamberimize benzeyen imam yahut cemaat hayal mi?

Kimse alınmasın ama şimdi biz, imama benzeyen “imam “ bulmakta zorlanıyoruz. Matruş hocalar, bırak sakalı bıyıklar sinekkaydı. Biz “din görevlisi değil, din gönüllüsü” arıyoruz

· Tabi ki… Ama hiç değilse benzemeye çalışmak güzel bir meziyet. Kapsamlı bir cevap yerine bir iki nokta yeter zannederim:

· “Bu gün birçok camide, resmî görevliler tarafından İslam’dan başka her şey anlatılıyor. Bazen İslam ile birlikte batıl anlatılırken, bazen de batıl İslam kisvesi altında anlatılıyor.(Hasan HAFIZOĞLU-Namaz Bilinci-s:133)

· ” İmamlar dirilirse ümmet dirilir. İmam, ümmete ana, ümmet insanlığa ana olmalıdır”(Mustafa İSLAMOĞLU-Vahyin İmbiğinden damıtılmış Sözler-Düşün yayınları:168–2. Baskı-İst.2010-Sayfa:103)

· Süleymaniye camiinde GÖREV YAPTIĞI günlerde namaza yetişemeyen Baş İmam Merhum SADIK EFENDİ yerine namaz kıldırdığını öğrenince hemen elini cebine sokup belli bir miktar parayı uzatarak;- evladım, kıldırdığın namaza tekabül eden para işte bu kadardır. Kıldırmadığım namazın parasını almış olmak gibi bir haksızlıktan beni kurtar yahut hakkını helal et! (Ahmet ŞAHİN- Güncel Sorunlara Çözümler- 2. baskı-Şubat 2004- Cihan yayınları-sayfa:281)

· Tavşanlı’da da Müftülük yapan kıymetli hocamız (Riya olmasın ismi mahfuz) imamlık yaptığı öğrencilik yıllarında göreve gelemediğinde, o zamanlar geçerli “damga pulu” alıp, yırtardı, devlete kalsın, hak geçmesin diye

· 1950 yıllarında Erzurum’un Sadık Efendi diye bir müftüsü varmış. Efendimizin ismi ne zaman anılsa dilini dudaklarına sürermiş. Neden böyle yapıyorsun? Diye sorduklarında:”Muhammed ağızlara şerbet ve şekerdir. Ben onun adını andıkça ağzım tatlanıyor, bunun için böyle yapıyorum” dermiş (Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed-M. Emin Yıldırım-s:10)

· Ne demek istediğimiz galiba anlaşıldı. Darısı bizlerin başına


28-Toplum ve namaz arasındaki bağ sizin baktığınız yerden nasıl görünüyor?

Aynı sizin gördüğünüz yerden görünüyor. Maalesef namazsız, bir toplum haline geldik. MİHRAB, “savaş alanı “ demek ama biz savaşı nefsimizle yapamıyoruz. Dün öyle değildi. Namazsız bir nesil istediler ve maalesef atılan adımlar da öyle.
% 99 u Müslüman olan ülkemizde bir ankete göre 5 vakit namaz kılanların oranı sadece % 25 tir. Savaşta bile terkine izin verilmeyen namaz Allah’ın rahmet ve inayetine vesiledir. Namaz hususunda duyarsızlığın en temel sebebi, onun ne muhteşem bir önem ve değer taşıdığını bilmemektir
Dr. Hayati YILMAZ:“Günümüzün müslümanı kaçırdığı bir namaz için, takımının yediği gole üzüldüğü kadar üzülmüyor”

· MAHMUT TOPTAŞ: “Namaz kılarken kaç defa esnediğimiz oluyor ama para sayarken hiç esnememişizdir” ( ŞİFA TEFSİRİ- c.5 s.100-İstanbul 1997)

· Mustafa İSLAMOĞLU: Trenden fırlayan bir taş adamın LOB’ unu götürmüş. Alnın tamamı. O adam ölünceye kadar aynen hayvan gibi yaşamış Alın yok. Secdeye hiç varmayan bir alın da onun gibi oluyor (Hilal TV.-01.Nisan 2012-saat:11.15)

· Yolculardan biri otobüs şoförünün yanına gider ve Namaz vakti geçmeden mola vermesini rica eder. Şoför sinirlenerek; - Ne olur yani, kaza edin efendim! Adam sakin, cevap verir -Ben kaza etmeden önce ya sen kaza edersen? (Genç Beyin-MART 2005 sayfa:35)

· HACI BEKTAŞİ VELİ hazretleri:

Helal kaynamayan aş, aştan sayılmaz.

Hak için akmayan yaş, yaştan sayılmaz.

Gövdem üzerinde başım var deme,

Secdeye gelmeyen baş, baştan sayılmaz.

· Merhum Yaşar DOĞU, çıkmış olduğu her güreş müsabakasından önce iki rekât hacet namazı kıldığı gibi, galibiyetten sonra da iki rekât şükür namazı kılardı (Metin HASIRCI–20.05.2001- AKİT Gazetesi) Şimdi gol atan secde ile seviniyor, bazıları kuduruyor. İşte toplum.
Ulvi ALACAKAPTAN’DAN:“Bir arkadaşa misafir olan aileyi namaza davet ettiklerinde bizimkilere hayretle şöyle demiş aile reisi: —Ne namazı! Namazı ihtiyarlar kılar.

· Dr. EBUBEKİR SİFİL: “Bir fakülte bitirmek, bir rekât namaz etmez”

· MUHAMMED İKBAL: Sana ağır gelen o bir secde var ya, binlerce secdeden alıp kurtarır seni
İMAM ŞÂRÂNÎ: “Ben namaz kılmayan insanlarla oturup kalktığım zaman duygularımız dümûra uğradığına şahit oldum




Önde büyük bir futbol efsanesi, hemen arkasında onun izinden giden minikler. Dünyaca ünlü Fransız futbolcu, minik takıma namaz kıldırırken objektiflere böyle yansıdı. Dünyaca ünlü müslüman futbolcu Thierry Henry, Fransa'daki bir futbol okulunda eğitim alan çocuklara namaz kıldırırken görüntülendi.

· Mehmet Şevki EYGİ üstaddan: Beş vakit namaz konusunda Türkiye nasıl oldu da bu kadar kötü bir duruma düştü? Bunun çeşitli sebepleri vardır:

1- İmamların bir kısmı namaz kıldırma memuru durumuna düşürülmüştür. Namaz kıldırma memurları halkı camiye çekemez. Halkın namaza, cemaate, camiye çekilebilmesi için mihraplarda karizmatik gerçek imamların bulunması gerekir.

2- İkincisi: Halka namaz ve cemaat konusunda yeterli ve etkili öğüt verilmemektedir.
3- Üçüncüsü: Cemaatin mecburî olduğu gerçeği halktan gizlenmektedir. Farz namazlar cemaatle kılınırsa yirmi yedi misli sevap kazanılır denilmekte, fakat gerisi getirilmemektedir.

4- Dördüncüsü: Müslüman kesimin büyükleri, okumuşları, ileri gelenleri, liderleri halkı cemaat konusunda yeteri kadar uyarmıyor, aydınlatmıyor, bilgilendirmiyor.

Artık son sözümüz EFENDİMİZ SAV den: Adam Allah Resulüne dedi ki:

- Ne olur dua et de, Allah bana senin şefaatini ve cennette beraberliğini nasip etsin.

- Olur, ama sen de çok secde ederek bana yardımcı ol.


29-Yurt dışı görevleriniz oldu, nasıl bir görev aldınız ve oralarda neyle karşılaşmayı umuyordunuz nelerle karşılaştınız, neler yaptınız?

Bu meselenin arka planı çok geniş çok netameli

Acısı, tatlısıyla bir ömür diyebiliriz. Dünyada Müslümanlar üzerine oynanan oyunlar oralarda da geçerli. İnanın önceleri öyle hale gelmişti ki bizim toplumumuz, 4 katlı bina mescid olarak kiralanmış ama her katı ayrı âlem olmuş.”ÇÜ…” olanlar “Çİ… Olanlar grup- grup birbirlerine düşman adeta. Birinin namaz kıldığı mescide öbürü adımını atmazdı. Yine de şükrediyorum şimdilerde böyle bir durum yok gibi.

İ.Sabri ÇAĞLAYANGİL bakan iken, Avrupa’ya Din Görevlisi istendiğinde “Biz sizi oralara döviz getirin” diye gönderiyoruz diyebilmiştir. Ama bir Yunan, papazına kadar getirtmiş, hâlâ da kendilerine Alman devleti maaş veriyor.

Dövizler geldi belki ama ne gençler, ne yiğitler, ne evlatlar, ne aileler gitti ve yok oldu.

Çok gayretli, hizmet sever, vatan evlatları olmasaydı tamamen asimile olurduk diye düşünüyorum. Başbakan oralara gittiğinde “entegreye evet” asimiliye hayır!” demişti. Bu ancak bu milleti bu memleketi seven devlet erkânı ile olabilir.

Oradaki gurbetçi ilgi ve bilgi ile kendine iltifat istiyor. Onların ,(tabiri caizse) her şeyleri var ama yakınlık ve muhabbet elçilerine yani “DİN GÖNÜLLÜLERİ”NE ihtiyaçları var diyebiliriz.

“Bir dokun bin aaaah! Dinle kâse-i fağfurdan”

Güzel günler bizi bekliyor umudu ile hâlâ ümit varız inşallah


30-Çakmak Hoca da çocuk oldu, çocukluğunuzu özlüyor musunuz?

· Yalan olmasın hiç böyle düşünmedim. İnan hiç de özlemedim. Çocukluğu özlemek sıkıntıdan kaçmak, dertsiz davasız hedefsiz olmak gibi geliyor bendenize.

31-Tavşanlı doğup büyüdüğünüz yer, Tavşanlı’yı tarif etmenizi istesem…

· Nostaljik bir tanım olur zannederim. Abartmıyorum. Eğer dedem, babam kabirden kalksalar:”Burası Tavşanlı değil “derlerdi. Bunu söylerken fizik şartlar, coğrafi anlarlarla değil, işin manevi cephesi için söylüyorum.

· Çok büyük bir dert

· Eskiden parmakla gösterilecek kadar ahlak timsali ve insanlık modeli idi. Şimdiki durumu anlamak da zor, anlatmak da zor.

· Biz babamla camiye namaza giderken dükkânın kapısını kapattığımızı hatırlamıyorum. Şimdi açık bırak da gör.

· Adam öldürme, cinayet, intihar Tavşanlı ismiyle birlikte asla anılmazdı. Evden kaçmak, boşanmak, gibi kelimeleri biz yenilerde duyar olduk

· Adanın, göbelin, “Salı” ve “Cuma”ların ahengini yaşayanlar bilir. Adada “SÖÖPET”(Sohbet) yapmaya gidildiğinde derenin bu tarafı çayır kısmı idi sadece kadınlar oralarda oturur, karşı tarafta da erkekler oturur ve “SEHRA” orda yapılırdı. Delikanlıları Belediye görevlisi hanımlar tarafına geçirmezdi

· KAYI köyde “GOZDERE” günü olurken, Çukur köyümüzde de ŞABANDEDE şenlikleri muhabbetli ve hayırlar yapılarak(Keşkek, pilav dağıtımı ve dede ziyareti) harman sonrası kutlanır idi.Şimdi de kutlama var da Allah’ın razı olmayacağı işler,piyango biletleri.

· “GÖZ HAKKI” ile “KUL HAKKI” dikkate değer bir güzellik içerirdi. Tarladan, Harmandan kalkanlar konu komşuya dağıtılmadan ambara girmezdi.

· Çok uzun ve üzüntülü bir öykü bu Tavşanlı hikâyesi

· Bazıları tarih falan yazıyor ama Tavşanlı için hiç de yakışmayan ve tasvibi mümkün olmayan cümle ve kelime salataları ile dolu…

· Gerçek araştırmacı ve tarihçilere içten teşekkürlerimizi sunarız

· Düğün ve sünnet cemiyetleri, cenaze taziyeleri, asker uğurlamaları, hacıları tekbirlerle uğurlamalar… Her biri dert ve hasret


32.Camiden konuşmak farklıdır, yüksek bir yerden şehrinize seslenebilecek olsanız ne söylerdiniz?

Merhum Üstad N.Fazıl’la seslenirdim:

Durun KALABALIKLAR! Bu cadde çıkmaz sokak

Haykırsam kollarımı makas gibi açarak!

*

Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!

*

Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.

*

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!

*

Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
*

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? (1947)


Teşekkür ederim.

(Tavşanlı-31 EKİM 2012)






060511 / 011112


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...