6 Ağustos 2012 Pazartesi

LOJMAN

LOJMAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
O gün, hiç bilmediği bir yerde, hiç bilmediği bir yere gidebilmek için çabalıyordu. Harita ve elinde, atandığı yere ait bilgilere bakıyor ve etrafında gördüğü insanlara o köyü soruyordu. Ama aynı ilçede olmasına rağmen oradakiler bu köyün varlığından bile haberdar değilmiş gibi davranıyorlardı. Düşündü kendince. Neden bu insanlar bu köyün varlığından söz etmek istemez ki; diye içinden geçirirken yanında belirdi Hızır gibi bir adam… “Sen Dırıni’yi ariyirsen?” diye soruyordu kendisine! Yok amca bey Dırıni değil diyecek oldu, eliyle birini gösterince vazgeçti. “Tee ahanda o köyün mıhtarıdır” deyince gidip ona sordu köyü. “Ooo demek siye Y……. Köyünü ariyirseniz ha” deyip bir kahkaha patlattı. “Bi de muallimsen ha” bir kahkaha daha… durdu durdu “Kusura kalmayasın bizim köye uzun zamandır muallim uğramiyir de.” Bindiler muhtarın arabasına Dırıni’ye yol aldılar. Meğerse Dırıni yöresel adıymış bu köyün, buralarda köylerin bir resmi, bir de halkın bildiği ismi olurmuş…

Eski, kapıları bile kapanmayan bir Reno’nun arka koltuğunda iri yarı iki köylüyle yol aldılar, köye giden yolda… Yol bitti aslında epeyce önce, şimdi Kayaların üstünden gidiyordu muhtar! Muhtarın; muallim görmeyeli çok oldu derken ne demek isteğini şimdi daha iyi anlamaya başlamıştı. Yanındakiler bir şeyler konuşuyor ama o anlayamıyordu onları. Arada “muallim” diyorlardı,”lojman” diyorlardı, “davar”, “havar” diyorlardı gülüşüyorlardı. Yoldan çıkıp kayalara sürünce ve kendinden bahsedildiğini de düşününce nereye gittiği konusunda şüpheleri artıyordu genç adamın. Yaklaşık 30-35 km olmuştu yola çıkalı… İçini bir korku salmıştı ki… Ufukta bir köy göründü neden sonra… Tek katlı, çatısız, taş duvarlı evlerden oluşan küçük bir köydü. Her halde olsa olsa 20-30 hane vardır bu köyde o da eder 40-50 öğrenci diye düşündü içinden… Tam bu sırada durdu sesi gür, gücü az toros, zaten olmayan sıvaları dökülmüş eski bir binanın önünde… Muhtar işaret etti; “Aha lojman, aha okullan, havarlan (öğrencilerin), dönecek olursan, akşamı geçir hele, döneriz sabahlan…” İnince fark etti lojman dedikleri yerin pencerelerinden bakan keçileri… Meğerse 5 yıldır kapalıymış bu köyde okul, o zamandan beri istememiş köylü muallimleri, muallimler bu köyü… Genç adam idealistlik düşüncesiyle köyü görmeden atmıştı sözleşmeye imzayı, gelmişti göreve başlamaya bu köye… Elindeki İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün verdiği asma kilit anahtarına baktı, bir de lojmanın açık kapısına, neyse dedi kalacak bir yer bulunur nasılsa, okula bakmak lazım dedi döndü arkasına! Lojmana birkaç metre ileride camları kırık, kapısı asma kilitle kilitli ama neredeyse camı penceresi açık, önünde bayraksız bir gönder olan binaya baktı, burası da okul herhalde diye düşündü, lojmana yakınlına bakılırsa dedi içinden… Üzüldü, bayraksız görünce. Üzüldü, Atatürk portrelerinin, sıraların darmadağın olduğunu, sınıf tahtasının hatta bir sınıfın bile olmadığını görünce… Yapılacak çok iş vardı burada, ama önce kalacak bir ayarlamalıydı. Döndü tekrar arkasındaki gri taş duvarlara… Gülümsedi, pencereden bakan keçiyi görünce! Önce bir etrafına bakındı, kim bu hayvanların sahibi diye… Uzaktan koşturup gelen birini gördü en nihayetinde… Topallaya topallaya gedi yanına “Hoj gelmişsen, Du çaweyi” falan filan dedikten sonra “muhtar göndertti” dedi aldı gitti mırıldana mırıldana hayvanları… Kaldık mı yine kendi başımıza diye düşünürken girdi lojmandan içeriye… Neden kimse yok bu köyde diye şikayet ederek başladı temizliğe… Durmadan sildi süpürdü. Bavulunu içeri almak için çıktığında akşam olmak üzereydi. Karşıki çitlerin arkasından bakan birkaç meraklı gözden başka kimseler yoktu sanki köyde… Her yeri silip süpürmüştü ama kokuyu giderememişti henüz… Ne kadar havalandırırsa havalandırsın gitmiyordu ağır, ağıl kokusu… Neyse alışmaya başlamıştı zaten yavaş yavaş! Bir karton parçası buldu serdi yere, düşünürken günün yorgunluğuyla uyuyup kaldı yerde sere serpe…

Gözünü açtığında gün ışımaya başlamıştı. Yoğun griliğin içinde buldu kendini, demek ki; hatırladıkları rüya değildi. Başını kaldırdı, burnuna gelen kokudan tanıdı nerede olduğunu, baktı pencereden, pencereleri olmayan, bayraksız okuluna… Dedi; “önce bayrağı asalım” Bugünde sıra okulda diye düşünerek kayboldu lojman griliğinde… Lojman kelimesinin ne demek olduğu o gün bir daha yazıldı sözlüklere… Lojman; penceresinden keçilerin baktığı, ağır ağıl kokulu, yoğun grilikti bundan sonra…

Osman Said DEMİRYILMAZ
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...