30 Ağustos 2012 Perşembe

KIRIK DÖKÜK BİR FIRTINA KUTUSU


KIRIK DÖKÜK BİR FIRTINA KUTUSU


Yüreğine yüklenen onca acıya rağmen; hala yürüyebilmeyi becerebilen bir adamın yol kenarından topladığı elemler, veryansın-alyansın çelişkilerine tutunmaya devam ediyor. Baharın bekleyişini unutmuş bu kuru dala tutunmak, eskisi kadar kolay değil üstelik. Izdıraba aşina gönül memleketi, beterin beterine harp açmak üzere… Adam, sevgilinin gözleri tarafından yapılan aşk saldırısına karşı ilk kez taarruza hazırlanıyor. Ve fırtına, kendine mekân arıyor.


Oysa ne kadar güzel gülümserdi Kız Kulesi eskiden, boğaz sırılsıklam iken. Bahşedilen sevda, henüz hüzünle mübalağa edilmemişken… Adam, yüreğinden çıkan şiirleri saklamak için zihnine küçük bir kutu yapmıştı. Sade, elzem ve dahi mukaddes bir kutuydu. Zihninde dolaşan yoğun ve acı gerçeklikten sığınabileceği bir noktaydı. Sevdanın malum nihayeti yaklaşmaya başladıkça; acıların esaslı darbeleri, bu kutuyu aşındırmaya başladı. Sevgilinin gözden ve gönülden ırak düştüğü bir gün, kutunun kapağı açılıverdi. Kutu boşaldı. Ve şiir, zayi gönlün memleketine sultan oldu.

Sessiz adam, sevgilinin yüreğindeki istilasını anlatırdı elindeki kalemle sürekli. Yazdıkça ağlar, kâğıdındaki şiir bozgunlarını gözyaşıyla söndürürdü. Yüreğindeki bu ani sürgüne geçiş, zihnindeki mantık müdahalelerine muhatap etmiyordu onu. Doğal olarak, sığındığı kutunun varlığından bihaber kalmıştı. Adamın yüreğini daima sıcak tutan nar-ı teselli şuydu: Sevgilisi yanında değildi. Onsuz ve yalnızdı. Lakin sevdiği de aynı hal ile meşguldü. Şiirlerindeki manalı sükûnet bu yüzdendi. Sevda, şiir; şiir, özlem oldu her zaman. Peki, önceden bilseydi yazar mıydı sessiz adam; sözlerinin fırtınadan önce sükût ettiğini?

Sevgilinin başkasına yâr olduğunu öğrenen adam, garip bir şekilde yürümeyi becerebiliyor kafiyenin çukur açtığı yollarda. Kopan bu büyük fırtına, tutunacağı bütün dalları paramparça ediyor. Ve aşk savaşı, kaybediliyor. Yüreğinden kan damlarken, zihni can çekişiyor. Adam, kimseler halini anlamasın diye, namekân fırtınayı kutusuna hapsediyor. Zaten bugüne dek, gözyaşını silen kimse de olmamıştı. Sessiz adam, eskiden seher yelinin ne kadar güzel estiğini düşündü. Eline kalemi, önüne kâğıdı aldı. Ve tüm bunlardan geriye, arada sırada sığındığı, kırık dökük bir fırtına kutusu kaldı.

Vesselam…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...