28 Mayıs 2012 Pazartesi

İZAYDAŞ GEZİSİ VE TEHLİKELİ ATIK MESELESİ



İZAYDAŞ GEZİSİ VE TEHLİKELİ ATIK MESELESİ
Mustafa Uysal
Biliyorsunuz ilçemizde kurulması planlanan bir tesis var. MSG Enerji, Tehlikeli Atık Yakma Tesisi planlıyor Çobanköy yanında. Bu tesisle ilgili pek çok şey konuşuldu, tartışıldı hatta kavgası devam ediyor. Ne olduğunu zaten görüyorsunuz gerisini yazmaya gerek yok. Kimi muhalif kimi taraftar ve çok büyük bir kısım güya tarafsız.
Bu konuda ben de bir şeyler söyledim bu yüzden kendimi sorumlu hissediyorum. O yüzden gazeteden böyle bir araştırma gezisi fikri geldiğinde hemen kabul ettim. Nihayetinde biz, Hali Oral, Alibey Aydın sürekli köyleri gezip bazı şeyleri not ediyor bir yerde raporluyorduk. 16 Mayıs 2012 günü bize iki de muhtarımız katıldı; Dedeler Mahallesi Muhtarı Yavuz Turan ve Durak Mahallesi Muhtarı Bilal Çırak. Yani İzaydaş’tan kimse bizi davet etmedi, MESS’ten kimse bizi oraya götürmedi. İkna edilmek için gitmedik.
O gün sabah erken saatlerde yola çıktık ve güzel bir yolculuktan sonra İzmit’e vardık. Sizce böyle mi olmuştur? Hayır, öncesinde
internette epey araştırma yaptım İzaydaş’la ilgili. Burada konuşulanları not ettik, soruları aldık. Burada kaygı sebebi ne varsa, cevaplanmayan hangi soru varsa yanımızda götürdük. Kameramızı ve ses kayıt cihazlarımızı sürekli açık tuttuk ki, ne konuştuğumuz konusunda biz de yanılmayalım dedikodu üretim merkezleri de yamulmasın.
Önceki yazılarımdan bilirsiniz ki Tavşanlı’ya kurulması planlanan tesisle ilgili derin kaygılarım var. Sitemde yazılar duruyor. Bu kaygılarımı da yanımda götürdüm. Tesisin yerini tam olarak navigasyon cihazından tespit ettiğimiz için bulmak zor olmadı. Gittik ve daha kapıdan girmeden bizi pis bir koku karşıladı. Sebebini biliyoruz, evseL atıkların depolanması dolayısıyla oluyor. Burada kurulması planlanan tesiste evsel atık olmadığını söylemişlerdi. Evsel atıklardan çıkan gazla da elektrik üretiyorlarmış, ilave olarak. Tesisin yerine bakmak isteyenler için adresini vereyim: http://g.co/maps/qw5yb Bu adresle internet üzerinden detaylı inceleyebilirsiniz. Tesisin internet adresi de şu: http://www.izaydas.com.tr/
Tesisin bulunduğu alan şehrin hemen dibi... Yanında Fevzi Çakmak Mahallesi, Karadenizliler Mahallesi, Solaklar Köyü, Durhasan Köyü gibi yerleşim yerleri var. Bulunduğu alan çok büyük sayılmaz. Ben çok büyük bir alana kurulu olduğunu zannediyordum. Depolama alanları da beklediğim kadar devasa şeyler değildi. 3-4 metre derinlemesine bir sahan düşünün, geçirmezliğini, alt yapısını falan yapmışlar sonra üzerine yığma depolama yapmışlar. Elbette belli bir ölçüde eğim var ve yığın yükseldikçe onun da üzeri geçirmez bir tabaka ile kaplanmış. Deprem dayanıklılığı falan işte, ölçümleri yapılmış. Tesis 8-9 şiddetinden depreme dayanıklı inşa edilmiş. Evsel atık depolama alanlarında gaz çıkış boruları var, koku oradan geliyor. Tesise girişte göze çarpanlar bunlar. Dahası tesis girişine gelmeden daha çöp kamyonlarını gördük. Hatta birini takip edince bizi doğrudan oraya götürdü. Girişte kontroller yapıldı geçtik. Genel Müdür Muhammet Saraç’la görüşeceğimizi belirttik, yemek saati olduğundan yemekhanede buluştuk. Rüşvet olarak sayılır mı bilemem ama mütevazı bir yemek yedikten sonra konuşmaya geçtik. Hatta yemek sırasında bile bizim ekip sorular sormaya başlamıştı. Müdür Bey bizim sorularımızın çokluğunu orada fark etmiş olmalı ki, hepsi için vaktimiz olacak, diye gülümseyerek cevapladı. Bahçeye çıktık. Her yerde uyarı levhaları vardı görüntü almanın yasak olduğuna dair. Biz kocaman kameraları ayaklıkları ile kurduk, fotoğraf makineleri, ses kayıt cihazları falan açıktan kayda başladık. Tabi izinle. Müdür Bey bizim için seminer salonunu hazırlatmış bir kahve içelim siz geçin benim işlerim var, dedi ama biz kahveyi hemen hemen bir saatte içtik. Müdür Beyi bırakmadık ve sorularımızın birçoğunu bizzat kendisine sorduk. Bazı sorularda özellikle Müdür Beyin yüz ifadelerini ve davranışlarını gözlemledim, bakalım bu sorulardan rahatsızlığı var mı, bir sıkıntı oluşacak mı yüzünde, diye. Özellikle İzaydaş’ın İzmitlilerle ilgili sorunlarını sorarken yaptım bunu. Ancak her soruya önce gülümseyerek giriş yaptı. Artık bu tür sorulara çok alışık olduğunu ve yüzlerce kez cevapladığını anladım. Bu konularda yerel basın bizi yeteri kadar dövüyor zaten, diyordu. Ancak yerel gazetelerde yaptığım aramalarda pek de zehir, tehlike gibi ifadeler ve rahatsızlıklar çoğunlukta değildi. Genellikle yok CHP şöyle eleman aldı, AKP böyle müdür tayin etti kavgasından öte İzaydaş’ın adı tesisin tehlikeli atıkla ilgili kısımlarında çok az geçiyor. Bunlar da doğrudan dava konusu yapılabilecek şeyler değil galiba. Müdür Beye burada konuşulan ne varsa hepsini sorduk. Aklınıza ne geliyorsa ama… Dedikodu mahiyetinde olanları bile sorduk. Gayet mantıklı cevaplar verdi ve izahlar getirdi. MESS’in kuracağı tesisle ilgili kaygılarımızı her ilettiğimizde, onlar bizim rakibimiz ama ben onların da bu sektöre girmelerine sevindim zira biz yetişemiyoruz, diyordu. Biz MESS konusunda sorduğumuzda yine, bazı şeyleri kendilerine döndürerek cevapladı. Örneğin bunlar bizim orada şöyle yaparlar mı, dediğimizde, o, bunu bilemem kurulmamış bir tesisin ne yapacağını bilemem zaten bunu söylemem de doğru olmaz ama bize bakın biz o konuda şunu yapmak zorundayız gibi şeyler söyledi. Neden bizi seçtiklerini sorduk. Özellikle ben şunu sordum: Sanayi tesislerinin hemen yanında kurulması daha mantıklı ve ticari açıdan daha doğru değil miydi bu tesisin ki, siz öylesiniz, sanayinin dibindesiniz? Burası bizim bölgemiz, dedi. Burada biz varız. Sizde kurulması planlanan tesis Ege Bölgesine hitap edecek belki daha çok.
Konuşma epey uzadı ki, daha içeride bizi bekleyen Çevre Yüksek Mühendisi Aysun Saraç Hanım vardı. Bizim için kısa bir sunum yapacaklardı. Onu beklettik ve Müdür Beyi yakalamışken daha birçok soru sorduk. Soruları zaten siz biliyorsunuz. Burada merak edilen ne varsa sorduk. İkna olup olmadığımı merak ediyorsunuz, biliyorum. Bekleyin.
Sunuma geçtik. Sunumda anlatılanları o kadar çok iyi biliyordum ki kendime şaşırdım. Oradakiler de öyle. Neredeyse artık sıfırdan Tehlikeli Atık Yakma Tesisi kuracak kadar bilgiye sahip olmuşum abartı olarak. Akış şemaları, yakma şekilleri, arıtma, depolama, taşıma, yönetmelikler, kanun maddeleri, kapasiteler, salınım oranları, limit değerler, değişkenler, sızdırmazlık, rüzgar yönleri, enerji üretimi, iş güvenliği, tesis güvenliği, depolama güvenliği, gaz ölçümleri, kül ölçümleri, yer altı suları denetimi, denetimler, çevre bilinci, vizyonlar, misyonlar… Orada bulunan arkadaşlar sunumun bizimle alakalı olmayan evsel atıklar bölümünü geçmesini rica ettiler Aysun Hanımdan. Mühendis Hanım sunumunu asla bitiremedi zira biz her nefes aldığında kendileriyle ilgili kısmı karıştırıp bizimle ilgili kısmını sorduk ve cevaplar aldık. Donanımlı biri olduğu belliydi ki, hepsine makul cevaplar verdi. Kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde hepsinin yapıldığını anlattı. Bir dakika sunum yapıyor on dakika soru dinliyor ve cevaplamak zorunda kalıyordu. Bir ara sahiden bunalttık. Kendi sunumunu yapamadan bizi dinliyor ve kaygılarımızı anlamaya çalışıyordu. Orada saygı ile dinleyen öğrenci gibi oturduğumuzu düşünenler için hatırlatayım, affına sığınarak, bizim buraya sorularımıza cevap bulmak için geldiğimizi ve kendisini dinlemekten ziyade sorularımızı cevaplamasını istedik. Notlar aldık, sorular sorduk, cevaplar aldık, izahlar istedik… Uzadı gitti. Çocuk safiyetiyle de sorduk, itham ederek de sorduk. Siz buraları zehirlemiyor musunuz yani? Dedik. Ölçümlerden, raporlardan, denetimlerden, numune alımlarından, burayla alakalı belli km. uzaklıktaki yerlerden alınan sonuçlardan bahsetti. Hatta TBMM Çevre komisyonunun ziyaretinden ve kantarın ayar takviminin kısa bir süre için geçmiş olduğundan dolayı tonla ceza ödediklerinden… Hepsinden bahsetti.
Müdür Beye geri dönersek, analiz sonuçlarının niçin sitelerinde yayınlanmadığını sorduk. Tübitak tarafından yapılan çalışmalarda tamamen olumlu ve limit değerlerin de altında bulgulara rastlandığını ancak bu raporların sitede yayınlanması hususunda Tübitak’ın isteksiz olduğunu söylediler.
Dünya standartlarına uygun bir laboratuar kurmuşlar ve geçerlilik almışlar. Sürekli iç denetimlerini de yapabiliyorlarmış. Daha 10 tane tesisleri var bu konuyla alakalı. Tesiste çalışan sayısı 350 ancak merkez tesiste 80-100 kadar çalışanı var. Yüzde otuzu mühendis yüzde yetmişi işçi vb.
Bu arada söylemeyi unuttum, yemek sırasında Solaklar Köyü Muhtarı da bize katıldı. Ne işi vardı bilmiyorum ama Müdür Beyle işini göremedi sanırım çünkü sürekli yanımızda kaldı. Sorduğumuz soruları o da dinledi. Ona da birçok soru sorduk. Tesisin 1 km. bile uzağında olmayan bir köyün muhtarını dinlememek olmazdı. Müdür Beye dedik hatta siz gittiğinizde Muhtar Beyle özel konuşalım, diye. Onlar köye gidin hatta orada da konuşun birileriyle dediler. Vaktimiz olmadığı için gidemedik maalesef. Solaklar Köyü Muhtarı hiç olumsuz bir şeyden bahsetmedi. O kadar ısrar ettik, hep olumlu şeyler anlattı. Etrafınızdaki tarımda ve yeşillikte eksik bir şey görüyorsanız yarın onu da ekelim, dedi.
İzaydaş 1995 yılında kurulmuş ve 1997 yılında işletilmeye başlanmış. Kocaeli Belediyesine ait. Dönemin CHP belediyesi kurmuş tesisi yani. O dönem AKP bu tesis için çok itirazlar etmiş ancak gelinen noktada AKP hükümetinin vazgeçilmez politikası oldu, ilginç. (Bu bölüme gelen itiraz üzerine düzeltme: O dönemde AKP kurulmamıştı şeklinde itiraz aldım. Doğrudur. Partinin itiraz zamanı Kocaeli Belediyesinin CHP elindeyken olan dönem. Tesisin kuruluş günleri değil. Kocaeli Belediyesini AKP kazanınca işin değiştiği şeklinde olacak anlam. Bana aktarılan bilgi böyle yanlış anlaşılma için özür dilerim. Hata olarak gördüklerinizi hemen aktarırsanız memnun olurum. 04.06.2012) Yani tesis 15 yıldır orada çalışıyor. Ara durma dönemleri olmuş bazı sebeplerden. Örneğin bir ara atık yeterli gelmemiş. Şimdi ileri tarihlere gün veriyorlar neredeyse. Çok zaman zararına çalışmışlar yeni yeni kâr etmeye başlamışlar.
Sahi, İzaydaş yapılırken sizde ki durum nedir, diye sordum. Greenpeace elemanları kendilerini kapılara kilitlemişler. Halk ayaklanmış, birçok gösteriler yapılmış. Olaylar, olaylar. Sonradan çevre ödülleri falan almışlar. Greenpeace üyesi Erol Scott 65 metrelik bacada 33 saat süren bir eylem yapmış. İnternette ararsanız bulursunuz o haberi. Greenpeace bir rapor hazırlatmış bu konuyla alakalı ve raporu hazırlattıkları yer bir Çek firması. O Çek firması dioksin arıtma sistemleri pazarlayan ve dizayn eden bir firma. Karışık ilişkiler.
Yine o civarda bulunan köylülerle İzaydaş zaman zaman tesiste bir araya gelip yemek yiyorlarmış. Fotoğraflarını sitelerinde paylaşmışlar. İlginç. İzaydaş çalışanlarının sağlık durumları da fena değilmiş. Bugüne kadar düzenli yapılan değerlendirmelerde hiçbir ciddi soruna rastlanmamış.
Tesisi gezmeye çıktık. Bir araç ve mühendis verdiler yanımıza. Çoğu yerinden fotoğraf, görüntü ve bilgi aldık. Geçici depolama alanlarına, kabul alanlarına, yakma alanlarına, kumanda odasına falan girdik. Kabaca gördük yani. Elimizde ölçüm aleti yoktu elbette ve biz mühendis falan da değildik. Kabaca gözlemlediğimiz şeyler ön bilgilere dayalı. Bacadan sürekli beyaz duman çıkıyor. Ne olduğunu sorduk. Buhar olduğunu söylediler ve internet sitesinden sürekli içeriğinin yayınlandığını ve bakanlığın haricinde müdahale edemediklerini söylediler bazı şeyler için. Kaza risklerini ve ne tür kazalar yaşadıklarını sorduk 15 yıl boyunca. Bir işçi ölmüş sadece ve kayda değer başka kaza yaşanmamış. Ölen işçi de temizlik mi bakım mı bir iş için taşeron firmanın çalıştırdığı bir kişiymiş ve gaz maskesiz girilmemesi gereken bir yere sokulmuş. Gezdik gördük, kabaca gördük. Dediğim gibi elimizde ne bir ölçüm aleti vardı ne de biz mühendislerdik. Sorularımızı sorduk, cevapları dinledik.
Şimdi soracaksınız, e sonuç nedir?
Sonuç falan yok. Ne yani bir tesisi gezince bizim burada kurulması planlanan tesisle ilgili müneccim mi olduk? Hayır. Daha ortada tesis yok. Oradan anladığım kadarıyla bu tesisi kurmayı planlayan adamlar bile yönetmeliklerden virgülüne kadar haberdar değiller. Bilgi eksikliği konusunda kavga çıkaracak kadar kıskanç davrandıkları da doğru. Hem yerel yetkililerimiz hem de firma, bilgilendirme konusunda çok yanlış adımlar attılar. Sonuçlarını görüyoruz. Geziden çıkardığım küçük bir sonuç da şu: Hükümet nezdinde burası bir örnek. Hükümet olarak kurmayı planladıkları 5 tane tesis var ve burası ilk örnek olduğu için buraya dikkat kesilmişler. Burayla ilgili hükümetin hiç sıkıntısı olmamış anlaşılan. Anlayacağınız tesislerin kurulumuyla ilgili hükümetin kafası Tavşanlı kadar karışık değil hatta hiç karışık değil. Bu tesisleri Türkiye’de kuracaklar. Tavşanlı’da kurulması için önlerinde ÇED diye bir engel var şimdilik süreç devam ediyor. Bakalım ne sonuç çıkacak? Genel Müdürün tavsiyesi ÇED sürecinde tamamen müdahil olmamız yönünde oldu. Bu süreçte asla kayıtsız kalmayın ve takipçisi olun, taahhütler alın, dedi. Buradan çıkardığıma göre bu süreçte müdahillik fırsatını kaçırmayın oldu. ÇED geçer anlamına yani. ÇED raporlarıyla ilgili söylentiler var biliyorsunuz. Artık daha kolay geçtiği falan gibi. Orasını bilemem ama bazı davalar da devam ediyor mahkemelerde. Bu gezi benim için çok bilgilendirici oldu açıkçası. Bu süreçte öğrendiğim şeyleri yerinde de görmüş oldum. Bize masa başında anlatılan şeyleri burada görme fırsatı oldu. İçimdeki sızı geçti mi peki? Geçmedi. Neden geçmedi? Bilmiyorum. Karşı mıyım bu tesisin yapılmasına? Yahut tesisin yapılması taraftarı mıyım? Hiç biri değil. Artık karışmayacağım. Tavşanlı’da bu tesis vesilesiyle hakkaniyet ölçülerine sığmayacak şeyler oldu. Bu aşamadan sonra artık bulaşmak istemiyorum. Kimi siyasi hedef güttü, kimi yok saydı, kimi düşmanlık vesilesi yaptı, kimi para dedikoduları üretti, kimi neyi neden yaptığının izahını yapamadı, kimi eylemsizliğini gerek şart diye sundu…
Neden bu tür gezilere ve seminerlere gidenler sustu? Sıra buraya geldi. Tavşanlı’da tanınmış, yönetici, meclis üyesi, muhalif vb. sıfatları taşıyan onlarca kişi yurt dışı gezilerine gittiler, Antalya seminerlerine gittiler. Tehlikeli Atık Yakma Tesislerini gördüler, bilgilendirildiler. Onlarca kişi gitti ve biri bile açıktan konuşmadı, yazmadı. Sizce neden? Gezileri hakkında açıklama yapan, ballandıra ballandıra anlatan insanımıza ne oldu? Oradan dönenler niçin suskunlar? Belki kendi çevrelerinde konuşuyorlar ama gidip gelmelerinin hakkı bu mudur? Sussunlar diye mi gittiler, kendileri bilgilenip halkı da bu konuda bilgilendirsinler diye mi gittiler? Bu tür gezilere gidenler hakkında ön yargılı ithamlara bile cevap veremediler. Niçin susuyorsunuz? Gördüklerinizi mi anlamadınız, anlatılanları mı unuttunuz, burada konuşacaklarınızın oluşturacağı etkinin mi hesabı daha bitmedi?
Açık yüreklilikle söyleyeyim ki, Çobanköy’deki bir çocuğa, gelecek kaygısı ile beddua eden bir teyzeye, bu oldubittiye isyan eden bir çevreciye hatta kendi çocuğuma bile ben bu tesisin faydasını anlatamam. Gücüm, basiretim, bilgim ve yetkim yetmez. Dinlemezler zaten. Ki, benim görevim de değil faydasını ve zararını anlatmak. Belediye mi anlatacak yoksa hükümetin çok önem verdiği projesi olduğu için hükümet mi gelip anlatacak, yoksa bu konuda pek ortalarda görünmeyen vekilimiz mi anlatacak orasını kendileri bilirler. Bu bilgi kirliliği devam ederse bu işin kavgası olacak, bunun faturasını yine halka kesecekler. Sivil toplum kuruluşları da samimi olarak olaya dahil olmalı ve art niyetsiz biçimde tarafları bir konu üzerinde ikna etmeliler. Zaman geçti, artık birilerini itham ederek, suçlayarak bir yere varılamaz. Ya faydası ağır basar artık yapılması için ikna ederler yahut zararı ağır basar el birliği ile kurulmaması yönünde ortak tepki konulur. Bu olaydan ötürü kaygı çeken bir tek insan kalmayıncaya kadar ahlaki çözüm gerçekleşmemiş demektir. Pratik çözüm belli zaten, gücü olan ortaya koyacak. Böyle olmasın.
Zaten çok uzun bir yazı oldu ve ayrıntılı biçimde yazdığımı sanıyorum. Gördüklerimi samimi olarak anlattım. Hatta ön yargılarımı da açıkça ortaya koydum. Yine de bu geziyle alakalı sorularınız veya kuşkularınız olursa cevaplamaya her zaman hazırım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...