18 Ocak 2012 Çarşamba

HASRET SOKAĞINDAKİ İKİNDİ TELAŞI

HASRET SOKAĞINDAKİ İKİNDİ TELAŞI
İSMAİL FAZIL ATABAY


Adam yatağına uzanmadan önce, yarım kalmış sevdasını bir güzel yatırdı yatağına. Söylenebilecek hiçbir söz kalmadığında söylenilen bir ninni getirmeye çalıştı aklına. Oysa sevdasının pek uyumaya niyeti yok gibiydi. Evet, tek yarım kalan o değildi. Şiirler, besteler, romanlar, yürekler… Gözle görülebilecek en düzenli eksiklik dizilişiydi bu. Keşke o yarım kalmış sevda, uyumak için sadece yastığı
kabartmasını isteseydi adamdan.



Günlerden bir gün, uzak ve karlı bir memlekette aşk olduğu fısıldandı adamın kulağına. Enstrümanı kırlangıç kanadı olan, henüz hiçbir ironiye kiralanmamış bir vicdan melodisi… Adamın gözleri kamaştı bu tertemizlikten. Göz kapakları kıyamadı gözlerine, kapandı. Yeni yurdunu bulamamış bir göçebenin hali düştü yüreğine. Sevdalar, o uzak ve karlı memlekette de yarım kalır mıydı acaba?



Ne olursa olsun adam, hala kara sevdaların kara toprakta biteceğini düşünüyordu. Lakin cihan-ı terk eylemek, meyline nahoş geldi. Mantıksızlığın farkındalığıyla ettiği münakaşa sürüyordu üstelik. İyi ki, Allah ona kalemi ve kâğıdı yaren olarak göndermişti. Sebepsiz ve neticesiz bir tebessüm oluşuverdi yüzünde, bunu düşününce. Ağlıyordu, üşüyordu. Ağlıyordu, özlüyordu. Ağlıyordu, yazıyordu.



Kış mevsiminde yazılırdı aşklar en güzel, karla kaplı kâğıtlara. Uzak diyarın fısıltısı cezp ederdi, hasret sokağındaki ikindi telaşını. Keşmekeş bir yüreğe vuran sokak lambasının altından koşarak geçerdi, gül reçeline bandırılmış susamlı sevdalar. İki komşu yalnızlığın çocuğu kavga ederdi, aşk oyununun ebesini belirlemek için. Ve adamın yüreğindeki bu sokağın telaşlı gürültüsü, günün son gözyaşına kadar devam ederdi. Bir tarafta, uzak ve karlı memleketin emsalsiz melodisi… Diğer tarafta, yarım kalmış sevdaların sükûnetli ninnisi… Bir de, adamın yürek şehrinin karla kaplı hasret sokaklarını telaşa sürükleyen ikindi güneşi…



Vesselam…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...