28 Aralık 2012 Cuma

Kaç

Kaç
Mesut Sütçü
Çekerek saatleri yürüsen
Zaman düşmanın senin
Tükenmez hesap aranızda
Alıp veremediğin
Akşamlara parantez aç
İçinde zehir
Zehir için…
Bitmez diye yürünen
Ne çok yol var
Tutulmamış ne çok söz
Omzunda çalar saat
Sen sorarsın kaç, kaç
Zaman yutar da yutar
Kaç kaç kaç…
26.12.2012

27 Aralık 2012 Perşembe

Yılbaşı Piyango Kumar

Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil Yılbaşı, piyango ve şans oyunları hakkında konuşuyor. www.alternatifradyo.com

DÜNYANIN EN GÜZEL BALI TAVŞANLI’DA


    Tavşanlı’da Arıcılık
“DÜNYANIN EN GÜZEL BALI TAVŞANLI’DA”
Mustafa Uysal: Sizi tanıyarak başlayalım.
Kamil Çelikkaya: İsmim Kamil Çelikkaya, esnafım, aynı zamanda sertifikalı arıcıyım.
MU: Kaç yıldır arıcılık yapıyorsunuz?
KÇ: Yaklaşık 13 sene oldu. 2000 yılında profesyonel olarak başladım. Evveliyatında da amatörceydi. Tepecik Kasabasında ikamet ediyorum. 2005 yılında gıda üretim sertifikası aldım. Gıda üretim izni aldım Ankara’dan sonrasında Tepecik’e küçük bir dolum tesisi kurduk. Orada kendi ballarımızı kendi markamız olan Kamil Çelikkaya Bal adı altında halkımıza satışa sunuyoruz. Tavşanlı’da dükkanımız var.
MU: Rastgele bir üretim yapmıyorsunuz aynı zamanda denetlenen bir ürününüz var o zaman?
KÇ: Sertifikalı üretici olduğumuz için Kütahya İl Müdürlüğünden sürekli, rutin denetimlere geliyorlar. Ayda en az bir defa geliyorlar. Numune alıyorlar ve denetliyorlar.
MU: Arıcılık yapıyorsunuz kabaca söylersek ama yaptığınız şey nedir, ne üretirsiniz hangi ürünler var yanında ve tam olarak neler

11 Aralık 2012 Salı

BU MU MEMLEKET MESELESİ?

BU MU MEMLEKET MESELESİ?
Mustafa Uysal
Daha önce defalarca bu konu üzerinde yazdım, büyüğünden küçüğüne hepiniz memleket meselesi dediniz. Bu memleket meselesinin temellerini gösterin nesnel bir şey söyleyin biz de görelim, dedim sustunuz. En sonunda memleket meselesi diyerek sövmeye ve kavga çıkarmaya gittiniz Kütahya il merkezine. Koca koca adamlara yakıştı mı? Siz söyleyin beyler, bu çocuklar sizin eseriniz, şeref tribününde oturmakla olmuyor, yakıştı mı?
İliyle kavga eden bir ilçe ve ilçesiyle kavga eden bir il başkası için ne ifade ediyor? Üç beş çapulcunun koca vilayeti ne hale çevirdiğini hala görmeyecek misiniz? Tavşanlı’dan var bir o kadar Kütahya merkezden var bir o kadar. Ağza alınmayacak sövgülerle hepimize sövüyorlar ve siz susuyorsunuz. Sonra iş kavgaya varıyor, camlar kırılıyor adam bıçaklamaya varıyor siz susuyorsunuz. Herkes kendi memleketini savunmaya kalkıyor bir de. Kütahya kalkıyor bizim suçumuz değil diyor, Tavşanlı önce onlar başlattı diyor. Yahu sizin aklınız başınızda mı? Çoluk çocuğun esiri mi oldunuz? Yok, biliyorum onları bu hale

İznik, Bursa, İnegöl Komisyon Gezisi



  İznik, Bursa, İnegöl Komisyon Gezisi
Mustafa Uysal
Tavşanlı Tarih ve Kültür Araştırmaları Komisyonu çalışmaları çerçevesinde, toplantılarda da sürekli gündem olan bir kent müzesi kurulması için proje aşamasına henüz gelinmemiş olsa bile adımlar daha önce atılmış ve bu çerçevede bir ekip İnegöl Kent Müzesi ziyareti yapmıştı. Üzerinden zaman geçmiş olması ve sınırlı sayıda katılım olması dahası komisyon üyelerinin daha geniş bir inceleme zemini bulabilmesi adına yeniden bir müze gezisi planlandı toplantıda. Bu kez komisyon üyelerinin hemen tamamına yakınının katılımı ile geniş bir çevrede ziyaretler yapılacak ve inceleme sonucunda ne yapabileceğimizi daha iyi görme fırsatı elde edecektik.
4 Nisan 2012… Nihayet planlanan gün geldi ve komisyon için tahsis edilen araçla sabah erken saatte yola çıktık. Bazı üyelerimiz mazeretleri olduğu için katılamadılar ancak çoğunluk sağlanmış ve sabahın güzel saatleri bizi yola çağırıyordu. Otobüsümüz bizi doğrudan Domaniç yollarına ulaştırdı.
İlk hedefimiz İznik olduğu

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HAYDİ HAYIRLISI

HAYDİ HAYIRLISI

Halil Oral
Her yazıya başlayışımda babam ve dedem gözlerimin önüne gelir. Kimi zaman söyledikleri bugün gibi gözlerimin önüne dikilir. “Bugünü düne eşit olan zarardadır” diyen onlardı. Nerden duyup, nerden okuyup dillerine pelesenk olmuştu bilmem ki.

“İnsan hiçbir şey yapmamış olsa bile o gün yiyeceği ekmeğin parasını olsun kazanmalı” gibi sözlerde ederdi babam mesela. Bu sözler, paragöz ya da materyal bir zihinle söylenmiş sözler gibi de gelebilir insana. Sözlerin üzerinde durmasam da onların boş lakırdı etmeyeceğini bilirdim. Bilmek neler kazandırmamış ki bana. Bildikçe yüreğime doluşur ilhamlar. İlhamın başkasını bağlayıcı özelliği olmasa da kişinin kendini bağlayan bir yanının varlığını hatırlatır akıl. İlhamların bağlayıcılığı sağlar belki de toplumsal... DEVAMINI OKUYUNUZ

8 Aralık 2012 Cumartesi

ÇOBAN ÇEŞMESİ: LAF LAFI AÇARKEN

LAF LAFI AÇARKEN
Halil Oral
Laf lafı açıyor çoğu zaman. Konuştukça anlaşılıyor bazı şeyler. Anlaşıldıkça neyi nasıl yapacağının karar aşamasına geliyor insan. Meseleler netleşiyor, çözüm
kolaylaşıveriyor. Kimi marka diyor, kimi arka. Hepsinin kökü azme, çalışıp üretmeye plan ve programa dayanıyor. Öncelikle sahip olduğumuz kaynakların tespitinden geçiyor asıl yol.
Kaynak tespitinin ardından üretmeye geliyor iş. Var olan kaynaklarla üretim yoluna girebilmesi gerek insanların. Ürettikçe markalaşma yolunda adımlar atılacağı kesin.
Çocukluğumun hayvan sürüleri gözlerimin önüne geliyor şu an. Bu sürüler değişik sebeplerle tükeniş noktasına geldi. Hayvan sürüsüne sahip olanlar paralarını harcayacak yer bulamıyordu o günlerde. Sürüleri tükettikçe hayvan üreten nesil de tükenişe girdi. Sürüyü otlatacak hayvanın dilinden DEVAMINI OKUYUNUZ...

28 Kasım 2012 Çarşamba

Künye



Künye
Mesut Sütçü
Boynumda künye bu şehir
İki yakasında iki yarım
Ellerim sesim yetim
Sabrım çoğalsın diye
Dökülsün diye günlerim
Kum saatinden,
Boynumu bu şehre bıraktım.

Martı seslerinin okşadığı gökyüzü
Toplandı gözü

27 Kasım 2012 Salı

ÇOBAN ÇEŞMESİ: TAVŞANLI YÖRESİNDE BAĞCILIK

ÇOBAN ÇEŞMESİ: TAVŞANLI YÖRESİNDE BAĞCILIK:  
HALİL ORAL
Ne zaman yokluk aklıma düşse gözlerim dolar. Gözlerim dolarken önemserim varlığı. Yokluğun sıkıntısı iç dünyamda çaktırır şimşekleri. Nice yaşlıdan dinlediğim hatıralar hafızamda ayaklanır. Birikimlerin birikintisinde boğulurum gündüz vakti. 16.yüzyılda ben yaşamış olmasam da, salnameler okur, rakamlar bellerim. O günün insanlarının toprakla bütünleşmesini okurken, arpa, buğday, burçak ve yulaf yolmalarına şahit olurum. Otuz küsur meslek(1) içinde ağdacılığın İlçemizde meslek olarak sayıldığını bellerim. 1940lı yıllara kadar tarıma dayalı işlerin en yoğun işler arasında olduğunu belleğime kaydederim. 235 dönüm bağ (2) olduğunu öğrenirim. Öğrendiğim an ,Devamını okuyun

ÇOBAN ÇEŞMESİ: TAKLİTÇİ ÇOCUKLUĞUM VE BUGÜN

ÇOBAN ÇEŞMESİ: TAKLİTÇİ ÇOCUKLUĞUM VE BUGÜN:
HALİL ORAL
Küçüklüğümü bugün gibi hatırlarım. Dedemi, babamı hatta kimi büyüklerimi taklit etmek en hoşuma giden işlerdendi. Onun gibi davranmak, onun gibi konuşmak, onun yaptıklarını yapmaya gayret etmek… Taklitlerimden büyüklerim de oldukça hoşnut kalırdı.  Babamın yokluğunda evin reisliğine bile soyunurdum. Büyüklerin hoşluğunu gördükçe enerjim üst düzeye çıkardı.
Anamın çanak çömleğini bile oluşturduğum çamurlarda, ıslattığım dere kumunda şekillendirmeye çalışırdım. Çalışırken öğrenirdim her şeyi. Sanırım benim yaşımdakiler bu şekilde kavramıştır çok şeyi. Telden arabalar,  süpürgelik otunun sapından paletliler, tahtadan arabalar çocukluğumu süslemişti. Ben taklitten uzaklaştıkça yitirdim çocukluğumun yeteneklerini.
Ya çocuklarımız?.... Hazır oyuncakları taklit etmekten bile uzak kaldılar. Ah ki ah!
Düşünüyorum da çanak çömleği çamurda taklit, kumdan... Devamını okuyun.

23 Kasım 2012 Cuma

BİR GÖLGEYE TAKILIP DÜŞEN MECALİM


BİR GÖLGEYE TAKILIP DÜŞEN MECALİM


            Oldukça güçsüz atan kalbimin ritmi, hayallerimi dermansız bıraktı bir süredir. Hangi sükûta dayandırsam kelamımı, sendeliyor sol yanımın çığlığı. Ölü toprağı olamaz bu sevdamın üzerindeki. Sensizliğin kendine has bir gururu ve şanı mevcut elbette… Lakin sevdanın olmadığı yerde, sensizliğin kibrinden bana ne? Yorgunluğum, mürekkep izlerimi takip eden bir divane olmadığındandır belki de. Yoksa güzel gözlerin, şiirimdeki izleri siliyor mu ne? 

9 Kasım 2012 Cuma

YILIN RÖPORTAJI: AHMET YAŞAR ÇAKMAK

YILIN RÖPORTAJI: AHMET YAŞAR ÇAKMAK


1. Ahmet Yaşar Çakmak kimdir? Çocukluğu, eğitimi, gençliği, mesleği… (Hayatı)
· 1950 Tavşanlı doğumluyum. İlkokul İstiklal’de tamamladıktan sonra hemen arkasından Balıkesir İ.H.Okuluna imtihanla girdik. O zamanlar Kütahya, Eskişehir, Bursa ‘da İ.H. yoktu. En yakın Balıkesir’e başladık. Şükürler olsun birincilikle tamamladık ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne yine imtihanla girdik. Orayı da pekiyi derece ile bitirdik. Bilgi olsun diye söylüyorum Tavşanlı içinden ilk defa Yüksek İslam Enstitüsü mezunu biz olduk.

2. Göreve ne zaman ve nerede başladınız ve nerelerde sürdürdünüz?

· 19 Temmuz I974 yılında Kavaklı Kuran Kursunda göreve başladık. Babam merhum otoriter adamdı. Tavşanlı dışında göreve müsaade etmedi. Daha sonra değerli Müftümüz, Diyanet İşleri Başkan yardımcısı Mustafa KUTLU ilçemizde müftü iken Şef olarak bizi daireye aldı. TAKDİR ve TEŞEKKÜRLER alarak görevi sürdürdük. Bu arada 25 sene güzel Tavşanlımızda vaizlik görevini de sürdürdük. Son beş yılı Balıkesir İl Müftülük Saymanlığından da emekli olduk. Biliyorsunuz “HOCANIN

7 Kasım 2012 Çarşamba

YILIN RÖPORTAJI YAKINDA EDEBYA'DA!

YILIN RÖPORTAJI YAKINDA EDEBYA'DA!

Uzun yıllar Tavşanlı'da görev yaptı... Tavşanlılı, Tavşanlı'yı iyi tanıyor. Tavşanlı üzerine söyleyeceği çok söz var. Çok okudu, çok konuştu ama bunları ilk kez bir röportajda cevaplıyor. Tavşanlı onu seviyor O da Tavşanlı'yı seviyor...
Çocukluğundan gençliğine, aşklarından din anlayışına, Tavşanlı'dan dünyaya her şeyi konuştuk.

· Eğer dedem, babam kabirden kalksalar:”Burası Tavşanlı değil “derlerdi. Bunu söylerken fizik şartlar, coğrafi anlarlarla değil, işin manevi cephesi için söylüyorum. -

Bu muhteşem röportaj yakında burada olacak.

2 Kasım 2012 Cuma

Tavşanlı İçin MOBESE ihalesi yapıldı

MOBESE meselesini epey zamandır takip ediyorum ve etmeye devam edeceğim.
Bu yüzden epey toplantı yapılmış ama sonuç alınamamıştı. Nihayetinde belediye bu işi sonuçlandırmak üzere. Emeği geçenleri tebrik etmek kalıyor bize de.
Haber içeriği aşağıdaki gibi:


BASIN YAYIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ

Konu   :           Mobese sistemi
Başlık  :           MOBESE İHALESİ YAPILDI
Tavşanlı gündemini uzun süredir meşgul eden MOBESE sistemi konusuna Tavşanlı Belediyesi el attı. Konunun uzun süredir ilçe kamuoyunu etkilediğini ve çözüme bir türlü kavuşturulamadığını belirten Tavşanlı Belediye Başkanı Mustafa GÜLER, halkının isteklerini düşünen bir belediye olarak gereğini yaptıklarını söyledi. Başkanı GÜLER, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Belediye eli ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19. Maddesine göre açık ihale usulü ile ihaleye Türkiye genelinde 3 firma katıldı. Şu anda sunulan tekliflerin ayrıntılı değerlendirilmesi yapılmakta. İhale aşamasında herhangi bir aksaklık çıkmaması halinde yılbaşına kadar ilçemize MOBESE sistemini kazandırmış olacağız. Hepinizin bildiği gibi bu konu ilçemiz halkının gündemini uzun süre meşgul etmiş ve modernleşen kentleşme sürecinde Türkiye ortalamasının üzerinde yer alan ilçemizde büyük bir eksik olduğu konusunda kamuoyunun fikir birliği oluşmuştu. Ancak sistemin kurulması çeşitli sebeplerde askıda kalınca biz de şehrin ve halkın güvenliğini gözeten bir yönetim anlayışı ile üzerimize düşen görevi yerine getirdik. En yakın zamanda kurulacak olan sistem ile asayişten trafik güvenliğine pek çok konuda halkımızın ihtiyacı karşılanmış olacak.” 

18 Ekim 2012 Perşembe

TEL ÖRGÜ VE SINIF

TEL ÖRGÜ VE SINIF
Üç Eylül Parkının önceki hallerini hatırlayanlar vardır muhakkak. Sık değiştiği için hatırlamakta zorluk yaşıyorsanız fotoğraf albümlerinize bakınız. Zira her hemşehrimizin albümünde en az bir fotoğraf vardır bu parka dair. Eskiyi geçelim yeniye gelelim...
Parkın yeni haliyle ilgili pek çok şey söylendi, söyleniyor. Söylensin varsın. Parkın canlılık kazanması, tertipli bir hale bürünüyor olması özel sektörün eliyle daha mümkün görünüyor. Yeni bir kafeterya inşa edildi orada. Kafeterya oraya ayrı bir hareketlilik, canlılık getirdi. İlçe ekonomisi için yeni bir kazanım olarak görmek de ayrı. Sahiden girişimci ve belediye için akıllıca bir adım. Vatandaş da kendi açısından

17 Ekim 2012 Çarşamba

Başkan Güler ÇED Raporu görüşmesini değerlendirdi

Başkan Güler ÇED Raporu görüşmesini değerlendirdi


Tavşanlı Belediye Başkanı Mustafa Güler, düzenlediği basın toplantısında Ankara'da yapılan toplantıda MSG Enerji'nin Çobanköy'de kurmayı planladığı Tehlikeli Atık Yakma Tesisi ile ilgili ÇED raporu görüşmelerini değerlendirdi. Raporda eksikliklerin olduğunu ve özellikle belediyenin hazırladığı raporlarda ve imar izniyle ilgili belirtilen hususların dikkate alındığını belirten Güler, "Biz Çed konusunda devletimize güveniyoruz, demiştik. Nitekim görüşmelerde de görüldü ki bu süreç kolay bir süreç değildir." dedi. Basın toplantısını aşağıda bulunan ses kaydından dinleyebilirsiniz.

16 Ekim 2012 Salı

SENSİZLİĞİN ÇEKMECESİNE SIĞMAYANLAR


SENSİZLİĞİN ÇEKMECESİNE SIĞMAYANLAR


            Sonbaharın ortasında, şehrin henüz yağmur düşmemiş kaldırımlarıyla cilveleşiyor adımlarım. En azından yüreğimde selseli götürüyor da katlanabiliyorum bu huzura. En sevdiğin şehirde sensiz yaşadığım kadar, en sevdiğim şehirde bensiz yaşıyorsun bir süredir. Sürekli aramızdaki mesafenin şekil değiştirmesi, umudumu biçimsiz tutmama izin vermiyor. Uzak, yine uzak… Ve gözlerin, durmadan şiir oluyor bak.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Eşen ve Derbent Olayları

Eşen ve Derbent Olayları 1922
Eşen'de Yunan Komutan Zamanist'in Kabakçı Salih Efe ve Bombacı Eyüp tarafından öldürülüşü ve ardından Derbent Köyünde 16 ihtiyar ve 9 yaşında bir çocuğun Yunanlılar tarafından bir evde toplanıp yakılması.
Anlatanlar: Mehmet Pelvan ve Mesut Kocaman

9 Ekim 2012 Salı

ÇİZİKLERİN EFENDİSİ



ÇİZİKLERİN EFENDİSİ
Mesut Sütçü

Bir çizik, örselenen vefa duygusuna. Sadakate, yoldaşlığa, dostluğa, adalete, aşka ve daha kırılan ne varsa her şeyi yere çeken bu dünya düzeninde, bir çizik hepsine..

Pusulası kapitalizm, yönü tüketmek olan modern zaman hallerine, yönsüzlüğüne insanlığın, yönsüzlüğüme…

Sen! Aynaya çok, kendi içine hiç bakmayan; suretler sergisinde baktıklarının ruhunu görmeyen! Yüzünü kaybettin, maskeli balolar düzenledin. Kendin gibi olmaktan çekindin. Yüzün yok. Ne kendini ne gerçek dostlarını göremiyorsun. Davetliler arasında değilsin.

“Yalan” cüretkar pozlar veriyor, “Doğru” utangaç kaçıyor

27 Eylül 2012 Perşembe

VURAL KAVUNCU HASTANE AÇIKLAMALARI


VURAL KAVUNCU HASTANE AÇIKLAMALARI 17 EYL 2012

AK Parti Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu, Tavşanlı İlçesinde devam eden hastane ek bina inşaatına ilişkin, ''Bu inşaat bittikten sonra burası 350 yatak kapasitesi, ameliyathane ve yoğun bakım ünitesiyle çok güzel bir yer olacak'' dedi.
Yol konusu ve daha birçok konu için aşağıdaki ses dosyasını dinleyebilirsiniz.

25 Eylül 2012 Salı

Ayfer Kafkas İle Kayıp Ruhun Zindanı Üzerine



Ayfer Kafkas Röportajı
Röp: Mustafa Uysal 
Yazar Ayfer Kafkas Esrarname -Yasak İlmin Kitabı- ile çok sağlam bir çıkış yakalamıştı. Okurlar tarafından çok beğenilen kitap çok satanlar arasına girdi ve hâlâ ilgi görüyor. İlk kitabın devamı olan Kayıp Ruhun Zindanı Esrarname 2 yayımlandığı günden beri gündemden düşmüyor. Bu gizemli macera daha da derinleşerek devam ediyor. Kitap ile ilgili bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz. 
Esrarname yayınlandığında yazarı ile bir röportaj yapmıştık. (İlk röportaj burada: http://www.edebya.com/2011/04/ayfer-kafkas-ile-esrarnameyi-konustuk.html )Bu röportajda birçok sorunun cevabını zaten almış olduğumuz için ve girişi pek de uzatmadan sanki kaldığımız yerden devam edercesine ikinci kitap için sorularımızı sormaya başlayalım.

Edebya: İkinci yani devam romanını yazmaya ne zaman karar vermiştiniz?

17 Eylül 2012 Pazartesi

Fareli Geminin Kaptanı

Fareli Geminin Kaptanı


Önce fareler terk etti gemiyi
Sonra bizi hiç anlamayanlar
Yolumuzu bilmeyenler gitti ardından
Çok yaralar aldık
Bakınma etrafına kaptan
İkimiz kaldık

Mesut Sütçü

6 Eylül 2012 Perşembe

Söz konusu vatansa gerisi teferruat... Değil.

Söz konusu vatansa gerisi teferruat... Değil.
Mustafa Uysal
"Söz konusu vatansa gerisi teferruat." Cümlesini hâlâ anlayabilmiş değilim. Bu bir tehdit mi? Her şey basit mi vatana yönelmiş bir düşmanlık varsa? Benim bildiğim vahiy ve Rasül böyle yapmamış. Savaş ahlakı oluşturmuş. Gerisi teferruat ne demek Allah aşkına? Siler süpürürüz mantığı en barbar toplumların mantığıdır Müslüman toplumun değil. Söz konusu vatan bile olsa hiç bir şey teferruat (ayrıntı)
değildir. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar ince eler sık dokuruz. Saldıran barbar diye biz de barbar olamayız. Bu sözü söylerken bir kez daha düşünün Allah bazı şeyler için zulme izin vermiş değildir. Vatan bir kez daha kurulur ama zulüm silinmez. Tarihte kaç defa devlet kurduk vatan edindik bunları bu mantıkla kurmuş olsaydık zaten oraya vatan diyemezdik.

5 Eylül 2012 Çarşamba

HEP



Hep
Mesut Sütçü
Sen beni terk edince
Kelimeleri alınmış
Bir kağıt gibi okunmayacağım

Sen beni terk edince
Bir soğuk yalnızlık
Ve düşman bir karanlık tutacak beni
Işığa dokunmayacağım

Bedenimdeki diri
Ölecek sen gittiğinde
Sen gittin diye ben yakınmayacağım

Kim giderse gitsin
Hep yalnızdık aslında
Kim tutabilir kalpteki hüznü
Ben de kalbimden sakınmayacağım
 08.03.08

İNSANLIĞIN UFKUNDAKİ NUR

İNSANLIĞIN UFKUNDAKİ NUR
Mesut Sütçü

Sen karanlığı aydınlatan nur. Sen kapkara cehalet perdesini kaldıran insanlığı şefkat, merhamet ve sevgi denizi ile buluşturan sonsuz bir memba. İnsanlık Sen’in merhametini ve sevgini arıyor; yokluğun her coğrafyanın yüzünde hissediliyor. Kanayan her yara Sana ağlıyor.

Yıllar geçip gitti, zaman yaşlandı ve her şey eskidi ama adı eskimeyen, sözü eskimeyen, hiç unutulmayan, özlenen, ismi her gün binlerce kez anılan bir Sen varsın. Yaralı gönüllere ilaç Sen varsın. İsminle şereflenen her gönül birer gül bahçesi gibi her dem taze, her dem bahtiyar. En güzel mevsim Sensin, en bereketli yağmur Sensin. İnsanlık Sen’i arıyor. Öfkenin, zulmün, vahşetin yağmaladığı her coğrafyada, kinle nefretle bulanmış her yerde Sen’in vicdanları ıslatan şefkat yağmurların ve sevgi iklimin aranıyor. Yokluğun

BEKLEYEN RAMAZAN

BEKLEYEN RAMAZAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dışarıda davul çalmıyordu, onun yerine lojmanın demir kapısı vuruluyordu. Güm güm güm! “Allah, Allah! Kim acaba bu saatte?” diye geçirerek içinden, kalktı genç öğretmen. Açınca kapıyı, karşılaştığı o patlak patlak bakan o iri gözler önce onu hayrete düşürmüş, ta ki “hoca, sahur vaktidir” sözleriyle fark etmişti elindeki örme peyniri… Ayıldı, kendi içinde bir kez daha… “Sağol” diyebildi sadece! “Eyvallah, afiyet ola” deyip gitti uzun boylu, iri yarı adam. Kapıyı kapatıp içeri girerken fark etti bu adamı nereden tanıdığını; önceki gün beraber geldikleri arabada yanında oturan adamlardan biriydi. İçeri girince bir peynire baktı bir de sadece yerde bir karton serili olan bomboş odaya. Şu işe bakın ki Ramazan ile beraber başlamıştı göreve, “ilk sahuru nasıl yaparım?” diye düşünürken, bir kalıp peynir gelmişti işte, bir de ekmek olaydı. Peynirden biraz yedikten sonra ezanı duydu. Ardından da köpeklerin

30 Ağustos 2012 Perşembe

biraz da böyleydi galiba ölmek


kendimle savaşın; suskun rüzgarlari esiyor deli deli ömrümün baharında...dar geliyor olduğum her yer, geniş düşüncelerime..çıkış arıyorum derken sustuyorum kendimi de kendimde olanları da..
Sabrıma mesken olan taşları çatlattım da bekliyorum; firakım da vuslatım da gelecek diye..bir nefes almak kadar ötede madem; SON NEFESİMİ ÖZLÜYORUM..ve giderken sonsuzluğa sadece özlediğime gülümsüyorum..son nefesimde sevdama tebessüm ediyorum..ve ağlıyorum..ardımda bıraktıklarıma değil bırakamadıklarıma ağlıyorum.................

ve dönüyorum kendi içime...büyülü ve derin bilinmezleer içinde bağdaş kurmaya çalışıyorum tüm yaşadıkalrımın üstüne..bir bakıyorum toprağım, yıldızım ve sokak lambam beni gözlüyor...ve geceler yürüdükçe; benim olacak olan gündüze maniler düzüyorum..önümde ömrüne değil ölümüne saklanan insanlar; ki feda edemeyecekleri uğruna...üşüdükçe düşecek tüm benlik kalelerim...düşen her kale'm topyekun peydahlayacak iç yangınlarımı belki de...

yüreğime koyduğum sızılarla azalan yerlerimi çoğaltıyorum...hayale bir adım daha yaklaşıyorum..dokunarak özüne inmek istediğim; yakından nefesini hissetmek istediğim her neyse ona bir adım daha vuku buluyorum..ben görmeden de birşeyleri idrak edebiliyorum...ve kimsesiz uykulara bu yüzden dayanamıyorum..

yürüyorum umarsızca,tutarsızca,umutsuzca..tüm bilinenler ve bilinmeyenler ile birlikte..bir kalem bir defter sadece bana sırdaş olanlar..bu sokak lambası altında titreyen ben değilim kalemim ve gözümden inen durgun nameler...bir serçe edası ile etrafı izliyorum...korkak ve ürkek...üşüyen kalbimin üstüne bir battaniye çektim..açıkta kalan tüm uzuvlarım hasret harı ile yanmakta..gururumu boynuma atkı yapıp sıyrıldım tüm soyutluklardan..ve yürüyorum....

ağlıyorum işte...hemde durmamacasına...biraz da böyleydi galiba ölmek..adamlık sözler duyarak geldim bu yaşıma; her sözü söyleyenin adamlığını tartışarak..sözler duydum adamlardan, her sözünde adam gibi görünmeye çalışan..kandırmaca oyunlar bir tarafta,oyun içinde kandırmacalar bir tarafta..pembe düşlerim bir tarafta, düşüncelerimdeki tozpembe hayaller diğer tarafta...bunca yaşanmışlığa rağmen herşeye söz geçiriyorum da bir kendime söz geçiremiyorum...biraz da böyleydi galiba ölmek....hepi topu bu..........................

                                                         HÜDAYFA.........

KIRIK DÖKÜK BİR FIRTINA KUTUSU


KIRIK DÖKÜK BİR FIRTINA KUTUSU


Yüreğine yüklenen onca acıya rağmen; hala yürüyebilmeyi becerebilen bir adamın yol kenarından topladığı elemler, veryansın-alyansın çelişkilerine tutunmaya devam ediyor. Baharın bekleyişini unutmuş bu kuru dala tutunmak, eskisi kadar kolay değil üstelik. Izdıraba aşina gönül memleketi, beterin beterine harp açmak üzere… Adam, sevgilinin gözleri tarafından yapılan aşk saldırısına karşı ilk kez taarruza hazırlanıyor. Ve fırtına, kendine mekân arıyor.

16 Ağustos 2012 Perşembe

SEN İÇİMDEYKEN

SEN İÇİMDEYKEN

Aciz yüregime misafir oldugun günden beri,
Kıskanır oldum, su gözü yaslı gönlü gülenleri...
Sen bizleri böylece bırakıp gittiginden beri,
Sevemedi gönül senden baskasını sevenleri...

Mübarek avcunda ask ile zikreden taslar gibi,
Adını andıkca titrer icimdeki o muhabbet!
Arzuhalim sel olur, gözlerimdeki yaslar gibi,
Su Said ister ki; gül yüzünü görmek, ya Muhammed ! (sav)

Osman Said DEMİRYILMAZ

6 Ağustos 2012 Pazartesi

LOJMAN

LOJMAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
O gün, hiç bilmediği bir yerde, hiç bilmediği bir yere gidebilmek için çabalıyordu. Harita ve elinde, atandığı yere ait bilgilere bakıyor ve etrafında gördüğü insanlara o köyü soruyordu. Ama aynı ilçede olmasına rağmen oradakiler bu köyün varlığından bile haberdar değilmiş gibi davranıyorlardı. Düşündü kendince. Neden bu insanlar bu köyün varlığından söz etmek istemez ki; diye içinden geçirirken yanında belirdi Hızır gibi bir adam… “Sen Dırıni’yi ariyirsen?” diye soruyordu kendisine! Yok amca bey Dırıni değil diyecek oldu, eliyle birini gösterince vazgeçti. “Tee ahanda o köyün mıhtarıdır” deyince gidip ona sordu köyü. “Ooo demek siye Y……. Köyünü ariyirseniz ha” deyip bir kahkaha patlattı. “Bi de muallimsen ha” bir kahkaha daha… durdu durdu “Kusura kalmayasın bizim köye uzun zamandır muallim uğramiyir de.” Bindiler muhtarın arabasına Dırıni’ye yol aldılar. Meğerse Dırıni yöresel adıymış bu köyün, buralarda köylerin bir resmi,

31 Temmuz 2012 Salı

ORUÇSUZA MÜSAMAHA

ORUÇSUZA MÜSAMAHA
Mustafa Uysal
Şimdi buradan bakılınca görülen ne kadar farklı şeyler var aslında. Siz ne görüyorsanız ben de onu görüyor değilim.

Örneğin oruç tutanla tutmayan aynı şeyleri yaşamıyor. Bir hayat tarzı tutturmuş gidiyor herkes. Görünen o ki kimse kimseye karışmıyor. Herkes dilediğini yapsın. Zaten kaderimiz bu: Dileyebilmek yetisi. Ne dilediğinize bakarak ne olduğunuza yahut ne olmadığınıza bakılacak. Bakacak olan biz insanlar da değiliz üstelik.

Her ramazan ayında oruç tutmak yahut tutmamakla ilgili bir sorun çıkıyor. Birileri bunun olmasını dört gözle bekliyor neredeyse. Yahu bırakın insanlar nasıl istiyorlarsa öyle yapsınlar.

Genelde mesele oruç tutan insanlarla tutmayanlar arasındaymış gibi görünse de ben öyle olduğuna inanmıyorum. Oruç tutanın tutmayana üstünlüğünü

24 Temmuz 2012 Salı

O-NÛR


O-NÛR
Ey gül misali Nur Muhammed, sen ki; son peygambersin,
Senden evvelki peygamberlerle sözce berabersin,
Nurdan kalplerimizde olması gereken öndersin,
Irmaklar gibi çağlayansın, sözün billûr, sensin O-Nur.

Ey yüce peygamber, dilindesin alem-i beşerin,
Sen sultanlar sultanısın, âlimlerin âlimisin,
Sen arşa yükselen gür sesindesin minarelerin,
Sensin yüreklere düşen son nur, sensin O-Nur.

Dostun düşmanın bilir ki; sen Muhammedül Eminsin,
 O nurun ile sen söylemişsin; “İslamiyet Hak Din!
 Alemlerin Rabbi Bir! diyerek davanı bildirdin,
Gönüllerin fatihisin, sensin pürnur, sensin O-Nur.

Sen gidince soldu sinemizdeki gülle karanfil,
Biliriz ki; sünnetine uymayan olacak sefil,
Ey ümmetine gönül veren dost, sen ol bize kefil,
Sensin Hatemül Enbiyâ, bitsin sütur, sensin O-Nur.
Osman Said DEMİRYILMAZ

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Yeni İcat Kitap (Dublaj)

Yeni İcat Kitap (Dublaj)

Kitapla ilgili hazırlanmış güzel bir videonun dublaj denemesini yaptık.
Video Leerestademoda.com tarafından hazırlanmıştır.
Kitap yeni teknoloji ile kıyaslanmış ve avantajlı tarafları ironik olarak burgulanmıştır.
Video aşağıdadır...






3 Temmuz 2012 Salı

YOLCULUK

YOLCULUK
Osman Said DEMİRYILMAZ
Şehirlerarası terminalin son kalkan otobüsünde, pencereye yaslanmış bir damla gözyaşı aramıştı genç adam… Pencereden baktığı babası, ilk kez ağlıyordu. Ama saklamıştı gözyaşlarını, “gitme” demişti… “Ben sana buralarda bir iş bulurum nasılsa…” dinlemedi genç adam! Şimdi otobüsün penceresinden bakarken fark etmişti babasının arkasını dönerek sildiği gözyaşlarını… O da birkaç damla gözyaşı dökebilmeyi istedi ama olmadı. İstenince olmuyordu bu gözyaşı denen duygu zerreleri… Ağlayamamıştı. Nedendi, nereye gidiyordu, niçin geride bırakmıştı sevdiği insanları? Bilmiyordu. Bildiği tek şey içindeki eğitim aşkıyla gönüllü oluşundaki kararlılık ve gözlerinde bir çift parıltı görmek istediği küçük

22 Haziran 2012 Cuma

Boşluk

Boşluk
Mesut Sütçü

Boşaldı pencerenin arkası
Boş gözlerle bakıyorum artık
Sokak kapısına
Boşaldı zemberek
Açıldı kilitler
Ve gelenler
Kaçarcasına gittiler

Koca bir yalnızlığın düğünü
Odamdaki şenlik
Masamda beyaz sayfalar
Bahtıma kefenlik

Ey zaman
Yüzüme unutmuş bir resim çiz
Ey şiir
Ruhuma kıyafetini giydir
Çıkma dizelerdeki giz
Ey şair
Kalemini kalbime değdir
Gerçekten bir ses duyulsun artık
Yalanların ortasında kaldık ikimiz

Şehitler Diyarına Yolculuk

Şehitler Diyarına Yolculuk
Osman Said DEMİRYILMAZ
Çanakkale denince büyük bir destan gelir herkesin aklına... Çanakkale il sınırını geçince o manevi havayı hissedersiniz. Yaklaştıkça kat kat artar içinizdeki heyecan. Çok büyük insanların yanınızda olduğunu hissedersiniz. Kimi zaman size yol gösterirler, kimi zaman kendi lisanları ile “gel” derler.

Arabanın lastiği toprağın sesini taşırken kulaklarınıza, bir kahvehanenin önünde mola verirseniz, sıcak çaylarınızı yudumlarken, sıcak insanların, sıcak sohbetleri ile karşılanırsınız. Size önce o çevrede yaşanmış menkıbeleri anlatırlar. Hele bir de sizin onlarla ilgilendiğinizi görürlerse size olan sıcak muhabbetlerini arttıracaklardır. Önce onlardan alırsınız çevre hakkındaki gerekli bilgileri

15 Haziran 2012 Cuma

DURAKSIZ DAVA ADAMI FEVZİ COŞGUN

DURAKSIZ DAVA ADAMI FEVZİ COŞGUN
Mustafa Uysal
Değerli Hocamı Hakka uğurlamak sahiden büyük bir boşluk hissi doğurdu kalbimde. O büyük heyecanın yeri şimdi boş kalacak. Sahici bir DAVA adamını kaybetmek üzücü olsa da biz onun Allah'ın rahmetine daha layık olduğuna olan inancımızla teselli buluyoruz.

Ölüm hepimizi derinden etkileyen hayatımızın en büyük gerçeklerinden birisi… Ölüm olmasaydı icat etmek zorunda kalırdık, diyen Batılı düşünürlerin çizgisindeki basitlikle bakmıyoruz biz ölüme. Ölüm ancak bir başlangıçtır bizim için. İnsan görevini tamamlayınca aramızdan alınıyor. Fevzi Hocam da demek görevini tamamladı ve aramızdan alındı. O artık ebedi mekanına döndü. Ölüm gitmekten değil dönmekten bahseder. Hepimiz O’ndan geldik yine O’na döndürüleceğiz. Buna iman ettik. Bu iman sayesindedir ki ölüm bizi ümitsizliğe ve derin bir boşluğa itmez. Artık aramızda olmayacak olması bir eksikliktir belki ama bu eksiği dolduracak fikirler

11 Haziran 2012 Pazartesi

KELİMELER İLE KURULUR KÖPRÜLER


KELİMELER İLE KURULUR KÖPRÜLER
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dosta gül kadar güzel gelen, düşmana kurşun gibi işleyen, bazen dirilten, bazen öldüren kelimeler... Şimdi neredeler? Kayıplara karışan kelimelerden sonra dosta da düşmana da ağır bombardıman silahları gibi, makinalı kelimeler diziyoruz şimdilerde... Duyguların uçlarına bağladığımız masum kelimeler, artık yanlış kullanılan kelimelerin ardında gizleniyorlar galiba! Pekî bu saklanış niye? O güzelim kelimeler acaba ehliyetsiz ellerde, kifayetsiz dillerde harap olmaktan mı çekiniyorlar? Sanırım bunun en büyük sebebi okumamak veya okuduğunu idrâk edememek!

İstatistiklerde geçen, sıkça duyduğumuz “okur-yazar oranı” diye bir tabir var; Ama ne zaman okudukları ve neler yazmaya çalıştıkları meçhul! Çok değil, sadece on beş günde bir kitap okuyan (ort.günde 20 sayfa) bir insan, elli-almış senelik

7 Haziran 2012 Perşembe

ELLERİ KELEPÇELİ ÇOCUK


ELLERİ KELEPÇELİ ÇOCUK


            Hava soğuktu. Rüzgâr, tenleri okşayıp geçiverecek kadar nazik değildi o gün. Üstelik istasyonun bekleme salonunda oturacak yer de mevcut değildi. İnsanların sıkıntılı hallerini görmek bile, oraya girmemek için geçerli bir sebepti. Asker, bu sebepten kapıdan öylesine bakıp yanındaki mahkûmla dış tarafa ilerlemeye başladı. Mahkûmla binmeleri gereken treni dışarıda bekleyeceklerdi, kararı buydu.

5 Haziran 2012 Salı

GÜLE VARAN KARANLIK


GÜLE VARAN KARANLIK
Osman Said DEMİRYILMAZ
Güneydoğunun ücra köylerinden birinde bir küçük mekân içindeydi ve her yer bir anda karamıştı. Gece, kış ve gönlüne doğan hisler gibi kapkaranlık. Nedensiz bir hüznün ifadesi…

Bembeyaz karlar bile artık yağmaz olmuş! Ama sıcak insanların sıcak memleketiymiş bir başka deyişle çalıştığı bu yer. Sadece kışları başıboş esen rüzgarlar uğrarsa üşürmüş sıcak dostluklar, o da bir evden bir eve gelene kadar. Kaçak elektrik ile ısınan elektrik sobaları, meşe dolu olduğu için gümbürdeyen sobalarla birlikte yanınca sıcak dostluklar taş binaların içinde bozulmazmış kış olsa bile… Tabi yakın zamanda yakacak meşe kalırsa… Beklide bu geleneksel sıcaklığın neticesiydi bu karanlık!

Bir yılbaşı gecesi, bir taş bina… Adına “lojman” diyorlar resmi dilimizde… Televizyon, radyo, bilgisayar hepsi var ama elektrik yok! Vardı birkaç saate

1 Haziran 2012 Cuma

KUR’AN KENDİSİ HAKKINDA NE DİYOR?


KUR’AN KENDİSİ HAKKINDA NE DİYOR?
Arapça olarak indirilmiştir

Bu, Arapça bir Kur'an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır. (FUSSİLET/3)

Ve işte biz o Kur'ân'ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Yemin olsun ki, eğer sen, sana vahiyle gelen bu bilgiden sonra onların keyiflerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu. (RA'D/37)

Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik. (YUSUF/2)

-

Gönderilişinin bir çok hikmeti vardır

De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine

30 Mayıs 2012 Çarşamba

TARİH SAYFALARINDA SEN













TARİH SAYFALARINDA SEN
Mesut Sütçü
Seni anlatmak sancısı tuttu
Tarih kitabını alıp bir sayfa çevirdim
Kavimler göçü çıktı önce
Yerimi yurdumu terk edip
Buralara gelişimi anımsadım
Başka bir coğrafyada seni buluşumu
Sonra Roma gibi ikiye bölünüşümü
Bir taraftan seni isteyip
Bir yandan da istemeyişimi
Ve alev alev tükenişimi

Başka bir

29 Mayıs 2012 Salı

TEMTAŞ BİLGİLENDİRMESİ

TEMTAŞ BİLGİLENDİRMESİ
28 Mayıs 2012'de Temtaş'ın Genel Kurul Toplantısı vardı. Toplantı nisab miktarı yüzünden sanırım ertelendi. Sonrasında Temtaş Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Ordu salonda bulunanlara bir açıklama yaptı. Toplantı yaklaşık iki saat sürdü. Şirketin avukatı Nihat Cuhruk'un da hazır bulunduğu toplantıda tahkim davası ile ilgili bilgiler verildi. Davanın süreci ve niçin kaybedildiği, ortağımız Alorko'nun niçin ayrıldığı anlatıldı. Daha önce iddilarını yayınladığımız Ömer Lütfi Diler de toplantıdaydı ve iddialarından bir kısmını orada da dile getirmeye çalıştı. İddialara cevap verilmeye çalışıldı ancak zaman sertleşen ortam yüzünden iki taraf da tam olarak anlaşamadı. Toplantı sonuna doğru ortam iyice gerildiği için toplantı sona erdi. Temtaş aleyhine Ömer Lütfi Diler'in açmış olduğu iki davadan ve bu davada geçen iddialardan da

28 Mayıs 2012 Pazartesi

UÇURTMA

Foto: M.U.
UÇURTMA
Mesut Sütçü
Göğe yükseliyorum küçük ellerin tuttuğu ince bir ipin yoldaşlığında. Gökyüzü öpüyor yanaklarımdan ve maviye boyanıyor yüzüm. Benimle dans ede ede peşimde olan rengarenk kuyruğum var bir de. Rüzgar ikimizi de buyur ediyor tatlı dokunuşlarıyla. Çocuk gülücüklerle bakıyor bana, sanki benim aldığım keyfi yaşıyor. Zıplaya zıplaya koşuyor çayırları. Belki de aynı sözcük giriyor soluk borumuzdan ciğerlerimize ve göğsümüzü havayla doldurup yeniden çıkarıyoruz: “Özgürüm!”

Gökyüzü benim. Ben gökyüzündeyim. Çocuğun yüzündeyim. Ağaçlar selamlıyor, kuşlar “merhaba” diyor yanıma gelip. O kuşlar çocuğun da kalbinde uçuyor mudur diye soruyorum. Aramızdaki ip bizi nasıl bağlıyor. Kendimi esir değil azat hissediyorum ipe rağmen. Mevlana’nın kitabı sesleniyor bana: “İp uçurtmanın özgürlüğünü gölgelemez.” Bir kuş fısıldıyor bunu kulağıma Mesnevi’den ve bir diğeri devam ediyor: “Uçurtmalar, rüzgar gücü ile değil; o güce karşı koydu

İZAYDAŞ GEZİSİ VE TEHLİKELİ ATIK MESELESİ



İZAYDAŞ GEZİSİ VE TEHLİKELİ ATIK MESELESİ
Mustafa Uysal
Biliyorsunuz ilçemizde kurulması planlanan bir tesis var. MSG Enerji, Tehlikeli Atık Yakma Tesisi planlıyor Çobanköy yanında. Bu tesisle ilgili pek çok şey konuşuldu, tartışıldı hatta kavgası devam ediyor. Ne olduğunu zaten görüyorsunuz gerisini yazmaya gerek yok. Kimi muhalif kimi taraftar ve çok büyük bir kısım güya tarafsız.
Bu konuda ben de bir şeyler söyledim bu yüzden kendimi sorumlu hissediyorum. O yüzden gazeteden böyle bir araştırma gezisi fikri geldiğinde hemen kabul ettim. Nihayetinde biz, Hali Oral, Alibey Aydın sürekli köyleri gezip bazı şeyleri not ediyor bir yerde raporluyorduk. 16 Mayıs 2012 günü bize iki de muhtarımız katıldı; Dedeler Mahallesi Muhtarı Yavuz Turan ve Durak Mahallesi Muhtarı Bilal Çırak. Yani İzaydaş’tan kimse bizi davet etmedi, MESS’ten kimse bizi oraya götürmedi. İkna edilmek için gitmedik.
O gün sabah erken saatlerde yola çıktık ve güzel bir yolculuktan sonra İzmit’e vardık. Sizce böyle mi olmuştur? Hayır, öncesinde

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Her Kişi Niyetine

Her Kişi Niyetine
Mesut Sütçü
Gittikçe körleşiyor kalp gözlerimiz. Vicdanımızın sesi mi kısık yoksa biz mi ağır bir sağırlık yaşıyoruz? Ama vicdanı duymadığımız ve akıl baliğ olduğundan beri besleyip büyüttüğümüz hırsımızla doymadığımız kesin. Gözyaşları akıtmıyor muyuz? Elbette. Fakat tuzsuz gözyaşları yüreği gerçekten yakabilir mi? Yakmıyor. Yazık ki ateşin düştüğü yerden başka yere hükmü olmuyor. Vicdanlarımızı kaybettik sosyal kargaşaların birinde hükümsüzdür diyor ilan veriyoruz gazetelerin iç sayfalarına vicdanımız için. Ama ilgi görmüyor bir ailenin başına gelen “inanılmaz” olaylar kadar. Zaten bu aralar neye şaşırsak, neye kızsak, neyi beğensek, neye sevinsek ya da üzülsek “inanılmaz” diyoruz. İnanmıyoruz ve inanmalarını istemiyoruz duyguların

18 Mayıs 2012 Cuma

Temtaş Hakkında Sarsıcı İddialar

Ömer Lütfi Diler 17 Mayıs 2012 günü yerel basının tamamının bulunduğu bir ortamda basın açıklaması yaptı. Bu açıklamayı hangi sebeplerle yaptığını açıklayarak söze başlayan Diler, yanında getirdiği 3.7 kg. belge ile kameraların karşısına geçti. Temtaş'ın ilk kuruluşundan bu yana gelişmeleri aktaran Diler, yabana atılamayak iddialar öne sürdü. Pek çok gelişmenin hissedarlardan gizlendiğini ve hiçbir açıklama yapılma gereği bile duyulmadığını, genel kurulların bile hissedarlardan uzak yapıldığını söyledi. Geniş açıklamasından çarpıcı başlıkları aşağıda verdik. Açıklamayı aşağıdaki videolardan izleyebilirsiniz.
Temtaş Kurucular Kurulundan Ömer Lütfi Diler'in Basın Açıklamasından başlıklar ve video:

Tunçkül'den kimler maaş alıyor? Sonradan kimler yönetime alındı?
Yeni iş teklifi ve fizilibilite ile gelindiğinde kasadaki paralar neredeydi?

15 Mayıs 2012 Salı

AMA DEĞMEZ


AMA DEĞMEZ

Mustafa Uysal
Susturucuyu icat eden adamın derdi neydi acaba?
Neydi derdi ses ile?
Sinsi bir sessizlik…
Sesten korkanın sonu sessizliğin sinsiliğidir.
Bu sinsiliğe bilerek sığınmadıysa insan bilmeyerek düştüğü çukurun kenarında kimlerin olduğuna baksın.

Susturulmuş bir silah tehlikeli işler yapacaktır ve ardında kolay kolay kimsenin süremeyeceği bir iz bırakmak istiyordur.

Susturulmuş bir egzoz, lastik izlerini de silen bir takipçinin refakatindedir.

İnsan neden susar?
Kusmak için.
Çünkü kusacak yerde konuşmaya devam etmez insan. Midesi bulanan insan konuşmaz. Konuşmaz, göremez, duyamaz, tutamaz, yürüyemez ve sevemez…
Terler, susar, bakar ve daha ne kadar vakit olduğunu anlamaya çalışır.
Artık etrafıyla bağı kopmuştur. Sadece midesinin tepkisini dinler. Boş bakışlarını görmezsiniz zira

10 Mayıs 2012 Perşembe

ÇİÇEKLER ARDINDA KALDI


ÇİÇEKLER ARDINDA KALDI


            Düş kırıklığımla uyanan sahici bir hasretlikle aynı masada oturmuş gözyaşı yarıştırıyorum bu aralar. Bahtı beyaz bir hüzün verdinin üzerime serptiği toprakta tohumlanıyor kalbimin kesik yarası. Sevgilinin gezdiği çiçek bahçelerini hayal ederek veriyorum zihnimdeki tavizleri. Adım atıp geçtiği yerlerden güller fışkırıyor, dikenleri bağrıma layık. Parlak gözlerindeki sürmeleriyle hükmediyor çöllerime. Susuz kalmak mühim, fakat aşksız kalmak virane…

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Sevilmemiş Bir Kalb Şiir Klibi

Yazarımız İsmail Fazıl Atabay'ın Sevilmemiş Bir Kalb isimli şiirine çektiğimiz klip.
SEVİLMEMİŞ BİR KALB
Müzik: E.M.
Ayyıldız Pastanesi'ne ve Reşat Zeytinoğlu'na özel teşekkür ediyorum.

Set Ekibi:
Ahmet Durdu
Ali Çetin
Fuat Sakarya
Alper Akçın
Ses kayıt ve mix: Ali Özay
Şiir: İsmail Fazıl Atabay
Okuyan: İsmail Fazıl Atabay
Kamera arkası fotoğraflar...
A.U. Her eserde senden bir iz...

30 Nisan 2012 Pazartesi

ZEHİRLİ ATIK TESİSİ VE YAŞANANLAR



ZEHİRLİ ATIK TESİSİ VE YAŞANANLAR
Mustafa Göktekin

İnsanlar bulunduğumuz konum ve kurum vesilesi ile önümüze geçip; Tavşanlı’mızın Çobanköy beldesindeki kurulması istenilen Zehirli Katı Atık Tesisinin kurulmasını isteyip istemediğimi/mizi, karşı olup olmadığımı/mızı soruyorlar.
Ben ve arkadaşlarım bu zehirli atık tesisinin öncelikle elektrik üreten ve sadece katı atık yakan bir tesis olduğunu biliyorduk ve üret...ilen elektriğin Organize Sanayi Sitemizde kullanabileceğimizi bile düşündük. O günün şartlarında 500 kişinin çalışacağı bir iş yeri olacaktı ve bölgemiz için hatırı sayılır bir istihdam temin edecek diye biliyorduk.
Hatta bizler ve şahsım olarak bunu çok yerde ve çok kez göğsümüz kabararak anlattık ve halkımıza insanımıza bilgi verdik. Fakat son iki aylık süreç içinde ise bu tesisin Ülkemizde kurulacak 5 atık tesisinden birisi olduğunu öğrendik.
Halkın içinde bu tesisin taraftarı olan hiç kimseyi ne duydum nede gördüm.Ancak sanki millet iki üç parçaya bölünmüş ve isteyenler ve istemeyenler diye ayrışıyor gibi.Halbuki kime sorsanız DEVAMINI OKUMAK İÇİN


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...