6 Aralık 2011 Salı

BİR ŞAİRİN DEVRİMİ

BİR ŞAİRİN DEVRİMİ
İSMAİL FAZIL ATABAY

Sevdaya saklanmak, senelerce aranılan devrimin en nihayetinde oluşmasıyla gerçekleşir. Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerinden sıyrılıp da, kırmızı ve yeşilin apayrı varlıklar olduğunu anlamaktır bu. Mananın getirdiğine göre; bilmeyiş, özleyiş ve huzursuzluktur âşıkta bulunan ortam. Kalbe keder şarkıların nakaratlarını dinleyecek yar, hiçbir zaman bulunamaz. Ama yine de söylenir o şarkılar. Ve işte devrim; şarkılar ölüp, şiirler dirilince başlar.

Soluk alıp veremeden hayal edilen sevgilinin yanağındaki gamzeye dökülür bercesteler. Uzun ve lirik yumruklar sallanır zihindeki mantık torbasına. Gerçekleşmesi muhtemel bir aşk kazasının kokusu gelir ardından. Vagonlara yüklenmiş yıldızlar taşınır, gökyüzündeki iki şehir arasında. Aşk şiiri, şiir aşkı kucaklar herhangi bir buluşma noktasında. Yıldızlar kelam olup o gamzede parlamaya başlarken, bir şair çıkar ve kendi yüreğini ağlatır. Ve işte devrim; gözler kapanıp, yürekler ağlayınca başlar.

Yalnızlığın topuğuna mermi sıkan sahte bir kabadayılık yama olur, fıtratın sol yanındaki yırtığa. ‘Sanki’ler, ‘Kesinlikle’lerin ayağına çelme takıp önüne geçer. Şiirler tokatlanır hiç bitmeyen kâğıtlara. Çölde kavrulmak mı zor, serab görüp susamak mı? Asıl susmak zor. Yürek mahşere dönüşmüşken ve kalem konuşmuşken… Kafiyeli iki mısrayı bir araya getirmek kadar kolay olsaydı keşke kavuşmak. Belki güller ve kuzgunlar arasındaki savaş bir gün biter. Ve işte devrim; güller serab olup, çöller dikenleşince başlar.

Saklandığı sevdadan çıkmak istemeyen birisi; korkak değil, âşıktır. Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerinde izlediğimiz gibi… Her gün; ne ‘Kartal Tibet’ler ölüp, ne ‘Hülya Koçyiğit’ler ağlıyor arkasından. Evet; aşk, ölmektir. Fakat devrim, aşk ile dirilebilmektir. Kırmızıyla yeşilin farkını anlayınca gözden ve gönülden düşmedi mi zaten sevdalar? Ve işte şair, yıldızlı gamzeler yazdı peşin sıra. Lirik, yorgun… Yalnızlığı topuğundan yaralı…

Vesselam…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...