26 Aralık 2011 Pazartesi

DEĞİRMENİN TAŞI

DEĞİRMENİN TAŞI

Halil Oral

Köyler sıra sıra dizili gözlerimde. Dizildikçe kopuşlar daha da hızlanıyor. Her kopuş yüreğimde yepyeni yangınlar peydahlıyor. Yangınlar çoğaldıkça kuşlardan medet umar oluyorum. Kartal olsam güç varken sağır ve dilsizlik sığmaz yüreğime, bülbül olsam işitmek ve dilden çekmek var. Velhasıl zor iş duyarlı olmak. Hele duyarsızlık içinde duyarlı oluyorsa yüreğiniz, uykular bölünüyor gecelerde. Acılar yüreğinize saplanıp kalıyor. Sen uykuları bölsen de kim farkında bilmem ki! İşsizlik, aşsızlık feveranları yükseliyor gün gün. Yükseliyor da kendi terk ettiği üretim sahalarının hiç kimse farkına varmıyor. Burunlar kıvrılıyor, yönler iş yapmaktan ötelere çevriliyor. Kısacası rahatlıktan medet umuluyor. Vay ki vay! Ah ki ah! Hangi lokma yorulmadan yutulur bilmem ki. Bilen varsa söylesin. Boşa bekleyişler boşluğa düşmektir her daim.

Köyleri dolaştıkça geçmişin zenginliği içime doluşur. Hele Balıköy yöresindeki köylerin her birinde gördüğüm ve dimdik ayakta duran geçme devasa ambarlar neleri hatırlatmaz ki bana. Olmayan ürünün

İKİ SEVGİLİ: HÜZÜN VE KALEM

İKİ SEVGİLİ: HÜZÜN VE KALEM
(Seven bir yüreğin, testi kırılmadan zihni uyarması)
İSMAİL FAZIL ATABAY

Ayrılık; yine bir güzeli severken girdi içeri, berduş gönlümün kilidi kırık kapısından. Hayallerimi zihnimin valizine sığdırıp, uykuya doğru yola çıkasım var. Zaten ezelden beri, sevip de kavuşamamada üstüme yoktur. Yanlış seven ve yanlış özleyen bir dudak büküşü görüyorum can çekişen gölgemde. Hüzne âşık bir kalemi ayıramıyorum sevgilisinden. Gözümden damlayan mürekkebe muhtaç olmasa, kalemim de benden ayrı kalırdı muhtemelen.

Fakat hata bende… Hiç Kays, çölde susuz kalıp da vazgeçti mi Mecnunluğundan? Yalnızca görmek istediği, yüreğinin aşkını akıtıp kendi susuzluğunu dindireceği bir seraptı. Ve benim uykusuzluğum da ondanmış, anladım. Epey de özlemişim efkârlı ve dumanlı soluk alıp veremeyişleri. Gönlümde sevgilinin zuhur ettiği yerde, büyük ama küçük görünen bir yara kaldı sadece. Omzuma elini atan hüzün, kolumu ve ellerimi kaleme doğru itekliyor. En acı ve acıtıcı aşkı tatlandırıyor şiir. Hüzün ve kalemi buluşturunca sevap kazandığımı hissediyorum, garip.

Yoksul bir sıra dışılığın renkli dünyalara dalıp, alkış tutarak avuttuğu normalliğimi kınıyorum aynaya her baktığımda. Etrafıma senelerce ‘gamsız’ı oynayarak, artık gerçekten gamsız olmuş olabilir miyim? Çok acı. Lakin yine de

22 Aralık 2011 Perşembe

Tavşanlı Mevlevihanesi

Tavşanlı Mevlevihanesi Mesut Kocaman Ö.Faruk Dinçel

Kitabı Tavşanlı'da bulunan kitapçılardan ve kırtasiyelerden temin edebilirsiniz. Röportaj: Mustafa Uysal, Alternatif Radyo, alternatifradyo.com

Kitap-Röportaj
Tavşanlı Mevlevihanesi Mesut Kocaman Ö... ile Mustafa_Uysal

 

SAATİNİZE VE DONUNUZA DİKKAT

SAATİNİZE VE DONUNUZA DİKKAT
Mustafa Uysal

Fıkrayı bilirsiniz…

Çocuğun biri babasına sormuş: Baba bir şeyin yerini bilirsen kaybolmuş sayılır mı?

Baba, hayır, cevabını verince rahatlamış ufaklık. İyi o zaman, telefonun yoldaki bir mazgalın içinde.

Bunu boş verin…

Hırsızlar çalmasın diye –ki hırsızlardan başkası da çalar- bir şeyi saklamak ve var oluş amacından uzaklaştırmak ile aynı şeyin çalınması arasındaki farklar bizi ikna etmeye yeter mi? Beni ikna etmeye yetmez.

Ulu Camideki ahşap saat Vakıflar tarafından uzaklardaki bir depoya kaldırılmış. Saati yerinde göremeyince sordum, öğrendim. Sebebi de camimizin güvenliğinin olmayışı ve bu günlerde hırsızların fazla mesai yapıyor olmasıymış. Tavşanlı’nın en büyük ve merkezi camisi güvenlikten yoksun ey halkım! Donumuzu çalsalar haberimiz olmayacak, bu yüzden yüce

6 Aralık 2011 Salı

BİR ŞAİRİN DEVRİMİ

BİR ŞAİRİN DEVRİMİ
İSMAİL FAZIL ATABAY

Sevdaya saklanmak, senelerce aranılan devrimin en nihayetinde oluşmasıyla gerçekleşir. Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerinden sıyrılıp da, kırmızı ve yeşilin apayrı varlıklar olduğunu anlamaktır bu. Mananın getirdiğine göre; bilmeyiş, özleyiş ve huzursuzluktur âşıkta bulunan ortam. Kalbe keder şarkıların nakaratlarını dinleyecek yar, hiçbir zaman bulunamaz. Ama yine de söylenir o şarkılar. Ve işte devrim; şarkılar ölüp, şiirler dirilince başlar.

Soluk alıp veremeden hayal edilen sevgilinin yanağındaki gamzeye dökülür bercesteler. Uzun ve lirik yumruklar sallanır zihindeki mantık torbasına. Gerçekleşmesi muhtemel bir aşk kazasının kokusu gelir ardından. Vagonlara yüklenmiş yıldızlar taşınır, gökyüzündeki iki şehir arasında. Aşk şiiri, şiir aşkı kucaklar herhangi bir buluşma noktasında. Yıldızlar kelam olup o gamzede parlamaya başlarken, bir şair çıkar ve kendi yüreğini ağlatır. Ve işte devrim; gözler kapanıp,
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...