6 Eylül 2011 Salı

BÜYÜK SÖZ

BÜYÜK SÖZ

İSMAİL FAZIL ATABAY

Gözyaşım, aftan yararlanmış mahkûm gibi çıkıyor gözlerimden bu kez. Yanaklarımdaki elmacık engebesi, mani olmuyor koşuşturmacasına. Bu şehri bir an önce terk edip, terk edilebilecek yeni bir şehir bulmalıyım. Benim yerime ağlayan da benim yine, sevgilinin yerine ağlayan da. Ne yazık ki; lokmalarım küçük, sözlerim büyük olmuştur hep. Çoğu da unutmak üzerine…

Zihnimdeki ‘yazıklar olsun’larla, yüreğimdeki ‘aferin’lerin cenk edişini duyan var mı acaba kalemimin sesinde? Yalnızlığım bile benden sıkılmış, şimdi haberim oldu. Zamanımın büyük bir kısmında hokkamı doldururken gözyaşımla, gözyaşımın büyük bir kısmı zamanımı dolduruyor her gün. Ormanda büyüyüp apartmanda ölen adam kadar umutsuzluğu bulan bir ruhum, simidi yerken susamını yere döken çocuk kadar umursamaz bir bedenim var. Bakalım bu ruh, bu bedenden nasıl çıkacak?

Bir hayal uğruna mehtabın dizine koymak vardı şimdi başımı ya… Ondan da korkuyorum. Güneş doğar da, saçımı sevgilinin yerine okşayıverir diye… Dudaklarım hacetini bildiremiyor diye yazmıyorum ki bunları ben. Mecnun’lu kalemim, kavruk kâğıdımda bir serap bulsun diye yazıyorum gözyaşlarımı. Orhan Veli’nin ciğercisinin önünde sırnaşan sokak kedisiyim muhakkak ben de. Bir sokaktan diğerine geçerken uğradım sevdaya sadece.

Raylar yamuk olduktan sonra, tren bile belini kıvırarak yol alıyor. Ve ihanet makinist oldukça; aşk, son vagondan atlayıp düşüyor yüreğimden aşağı. ‘Vazgeçilemez’in sol yanımdaki acısını meğer o kadar çok hak etmişim ki…

Hiçbir kuş, kanadı kırık yavrusunu yuvadan itmez uçabilsin diye. Kanadım kırık, yuvamdayım ben de. Annemin dizinde başım. Dikkat ediyor saçımı okşarken, kulağımın arkasındaki kalemim düşmesin diye.

Gel bakalım gözyaşı! Ama gelmeden önce söyle, bu kez kimin yerine ağlıyorum? Apartmanda ölen adama mı, simit yiyen çocuğa mı? Ve ey sevgili! ‘Seni hiç unutmayacağım’ derdim de, büyük söz söylemiş olurum.

Vesselam…

 

 

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...