21 Haziran 2011 Salı

NİŞANTAŞI’NDAKİ PUTLAR

NİŞANTAŞI’NDAKİ PUTLAR
İSMAİL FAZIL ATABAY

Bu yazıda; yakın zamanlarda duyduğum, uzak zamanlarda yaşanan bir olayı paylaşmak istedim. Davaları uğruna soluk alıp verenlerin muhabbetlerine hep beraber tanık olalım diye… Kudret ve nezaket bir yürekte atıyorsa, cehennemde yetişen gülleri koklayabilirsiniz.

Bu kıssanın başkahramanı, Üstad Necip Fazıl’dır. O’nu mübalağa ve teşbih etmeye yeltenecek kadar hadsiz değiliz çok şükür. O yüzden diğer kahramanı anlatmaya geçiyorum hemen. Bu kişi; Üstadın dava arkadaşı, Tavşanlı’da Büyük Doğu’yu kuran fikir adamı, merhum İsmail GÜLTEKİN’dir. Kendisini ortaokul yıllarımda tanımış olmam ve sohbetine dâhil oluşum, onun dava samimiyetine şahitliğimdir. İsmail GÜLTEKİN’in oğlu Selahattin abiden işittiğim bu naif nükteler zincirlemesini bir an önce anlatmak için sabırsızlanıyorum.

Hikâye odur ki; Üstadın ‘Reis Bey’ adlı kitabı henüz çıkmıştır. İsmail amca da çıktığı ilk gün bu kitabı alır ve bir gün içinde okuyup bitirir. Kitaptan o kadar etkilenmiştir ki, mecburi bir hal ile İstanbul’a gidip Üstadı görmelidir. İstişarelerle zihin metrekaresini genişletmektir amacı muhtemelen. Bunun üzerine; Tavşanlı’ya ilgisi malum olan Üstada, kendilerinin ziyarete gidecekleri haberi verilir. İsmail amca ve birkaç arkadaşı İstanbul’a doğru yola çıkarlar.

Üstad, o dönem itibariyle Nişantaşı’nda ikamet etmektedir. Nişantaşı’nın lüks ve bakımlı evlerinin büyük bahçelerinde, ihtişam sergileyen çeşitli heykeller mevcuttur. Bu gösteriş bütünlemesi, kimilerine göre günümüzde bile, başlı başına Nişantaşı’dır.

İsmail amca ve arkadaşları Üstadın evine doğru ilerlerken, gözlerinin içine batan ihtişamın endamını düşünmeye başlarlar bile. Adım attıkça bir heykele rastlamak ve Üstadın böyle bir yerde niye ve nasıl yaşayabileceği sorusu… Heykelleri sapkınlık ve cehalet zamanlarının putlarına benzeten İsmail amca, dayanamayıp arkadaşlarına sorar: ‘Üstad nasıl oluyor da bu kadar putun arasında rahatsız olmadan yaşayabiliyor?’. Arkadaşlarından aldığı cevap, sade birer tebessümdü belki de. Bu arada ilerleme sona erer ve Üstadın evine ulaşırlar. Kapıyı çaldıklarında Üstadın eşi kapıyı açar. İsmail amca ve arkadaşları durumlarını izah ederlerken, gür bir ses içeriden kapıya yönelir: ‘Buyur et hanım, Tavşanlı’dan kardeşlerim gelmiştir. Buyur et!’ İsmail amca, selam ve kelam ederek Üstad ile kucaklaşır. Necip Fazıl, oturmaları için misafirlerine müsaade verdikten sonra; Tavşanlı’da çayın çok sevildiğini bildiği için onlara ikramda bulunulmasını ister. Bir yandan çaylar yudumlanırken, ‘Reis Bey’ odaklı itikat istişareleri yapılır. ‘Keşke’ demesin mi şimdi bu kalemin sahibi? Keşke o odanın bir köşesinde, öksüz zihnimle algılayabilseydim anlatılanları.

Muhabbetin koyulaşıp, finaline yaklaşıldığının hissedildiği sıralarda; İsmail amcanın aklına, yolda arkadaşlarına sorduğu soruyu Üstada sormak gelir. Sohbetin müsait zamanında, münasip bir lisanla sorar: ‘Üstadım; gelirken evlerin bahçelerinde koca koca putlara rast geldik. Merakımı hoş gör. Düşünmeden edemedim. Böyle nezih olmayan, sayısız putun olduğu bir muhitte senin ne işin var?’ Üstad, İsmail amcaya gülümser. Verdiği cevapta, keskin zekâsı ile dünyanın en hazırcevap insanı olduğunu yeniden ispat eder: ‘Evet kardeşim, burada put bir hayli çok. Takdir edersin ki, bu kadar puta bir de İbrahim lazım.’

Başta Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK olmak üzere; davalarına ruh veren gönül insanlarını, rahmet ve dua ile hatırlayalım.

Vesselam…

İSMAİL FAZIL ATABAY
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...