4 Mayıs 2011 Çarşamba

MARKA ŞEHİR TATAGONYA

MARKA ŞEHİR TATAGONYA*
040511 Mustafa Uysal
Geçen gün “Marka Şehir Tavşanlı” adlı bir konferans vardı. Ticaret ve Sanayi Odası düzenlemişti ve bu türden konferansların üçüncüsüydü. Hiç uğraşmayalım kıvıracağız diye bir avuç insandan başka kimse gelmedi. Binlerce el ilanı, afiş, radyo tv. duyuruları, gazete ilanları… Ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıldı. Ne protokolden bu işi önemseyen oldu ne de halktan. Marka şehir olmanın planlarını yapan ve bilimsel temellerini atan Yrd. Doç. Dr. Niyazi Kurnaz Bey de onlarca sayfalık anlatımının başında, gelmeyen duyarlı insanlara teşekkür (!) etti ve kısacık bir sunum yaptı. Ben olsam açıkça söylerdim derdim ki: Bu şehrin marka şehir olmak derdini bırakın bu yönde kılını bile kıpırdatmaya niyeti yok üstelik bu konuyu bilecek kadar merakı bile yok. Uzatmayalım bi nane olmaz! Moral bozucu güruh ile uğraşmaya değmeyecek, belli.
Marka şehir olabiliriz aslında benim aklımda şahane marka tanımları var. Bakalım neler olabilir?

Uykunun şehri Tavşanlı.
Keyfin ve keyiflinin şehri Tavşanlı.
Vurdumduymazlığın şehri Tavşanlı.
Kömürün karasının şehri Tavşanlı.
Futbola umut bağlamanın şehri Tavşanlı.
Kültürün ve mantarın başşehri Tavşanlı.
Markanın da markası anasının da gözünün şehri Tavşanlı.
Hocam gelmeyenlere bile teşekkür etti. Bilirim ki bazen teşekkür bile sağlam bir imadır. Konuşmasının bir yerinde avuç açan bir Tavşanlı görüntüsü oluşturduğumuz mealinde bir şey söylemişti. Hükümetten falandan filandan bekliyor, istiyor, dileniyoruz… Dilenci şehir de bir markadır aslında. Üretenin ve üretimin düşmanı da iyi bir marka olabilir. Şansın ve şanslının peşindeki şehir de iyidir. Adamlık şehri de iyidir. Adamlık göreceklerse aha burası var. Kararsızların şehri de denebilir.
Etkinlik düzenlemedikleri için birilerine kızacağım ama yapıyorlar bu kez de insanlar gelmiyor. Kurtlu baklanın bile kör alıcısı var ama ama… Yahu lanetli miyiz neyiz?
Yetenekli insanların kaçtığı yani yetenek ihraç edilen bir şehir burası. Hocam sonunda, Tavşanlı kaybederse sen kaybedersin, dedi ben merak ettim. Kaybetmeye, kaybedecek bir şey gerek. En son neyimizi kaybedeceğiz ki? Restoranlarda memleket kurtarmaya devam edersek sanki olur gibi ne dersiniz? Sahi haydi gidin hep birlikte restoranlarda memleket meselesi halledin.
ÇOK ÖNEMLİ NOT:
Ahmet Uluçay Sinema Salonunun koltuklarının epey bir bölümü kırılmış. Yerlerine sandalye ve plastik tabureler konulmuş. Bir tanesine oturdum yavaşça, kırıldı. Milletin içinde kendimi yerde buldum. Saray vasfına uymuyor. Ceylan derisi olmasa da iyi bir şeyler olabilir. Slayt makinesi bozuktu o ayrı bir sıkıntı oluşturdu sonra mikrofon pili de sıkıntı. Bunlar için komple bir tedbir alınabilir.
Daha da önemlisi bu bina ile ilgili kesin bir karar verilmeli. Kimi, Belediye Kültür Sarayı diyor kimisi, Hüsnü Ordu Kültür Sarayı diyor. Yaşayan birisinin adının verilmiş olması ayrı bir mevzu, cereyan eden bu mesele ayrı bir konu. Pratikte hangisi daha çok kullanılıyor, ne olmalı? Bir kesinlik olmalı mı yoksa Kıbrıs meselesi gibi çözümsüzlük çözüm müdür?
*Evet, Tatagonya
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...