25 Mayıs 2011 Çarşamba

PABUCUMUN MESELESİ

PABUCUMUN MESELESİ!
(Mustafa Uysal)

Hatırlayan var mı bir zamanlar Tavşanlı’nın en önemli meselesi MOBESE idi.

Dahası da var, bu MOBESE Tavşanlı’nın vazgeçilmeziydi falandı filandı. Her gün restoran toplantıları ile bu işe para toplamaya çalışıyorlardı. İşte şu bu kadar o bu kadar verse şu olsa bu olsa diye devam ediyordu. Yahu nasıl hatırlamazsınız, balık hafızası mı var sizde? Hani Tavşanlı MOBESE olmazsa ölüyordu, bitiyordu, geri kalıyor, güvenliği zaafa da uğruyordu ya işte. O mesele. Hatırlayanlar vardır unutanlar vardır. Önemli adamlar konunun önemine dair açıklamalar yapıyorlardı.

Peki, ne oldu?

24 Mayıs 2011 Salı

KATRELER MENKIBEYE ÜŞÜŞTÜĞÜNDE

KATRELER MENKIBEYE ÜŞÜŞTÜĞÜNDE…
(İSMAİL FAZIL ATABAY)

***

‘Sensizliğin sabrındayım, sensizliğin hürmetinde.
Senden bana gelen bir şeyler, tut diyor yüreğimi.
Buna, bekleyişteki sevdanın yürek taşkını denir.
Ve her çığlıktan sonra zaten, sessizlik gelir.
Sen aldırma;
Sessizliğim, sensizliğimdendir.’
(DEVA-İ KALB’den)

***

‘Yürü!’ demiş adamın biri. ‘Yürümekle yollar aşınmaz.’ Cihan kadar kıymetsiz bir mola mekânında, nereye yürüyebilir ki beşer? Ve nereye ulaşabilir, seyyal zamanların tükenikliğinde aşktan başka? Oysa ‘Aşka yürü!’ demeliydi diğer

10 Mayıs 2011 Salı

SÖYLE N’OLUR, ANNELER GÜNÜM KUTLU OLSUN MU?

‘SÖYLE N’OLUR, ANNELER GÜNÜM KUTLU OLSUN MU?’
(az söylenen şarkılar gibi, az dillenen bir hikâye)
İsmail Fazıl Atabay
Daha önceden kurulmuş çalar saat, vakti geldiğinde odayı gürültüsüyle doldurdu. Yatağında uyumadan öylece uzanmakta olan kadın, çalar saatten beklediğini almış bir halde doğruldu ve bir sonraki sabaha kadar onu susturdu. Sabah namazını kıldıktan sonra, günün heyecanına yenik düşen gözleri uyumasına müsaade etmemişti. Çok önemli bir güne hazırlamalıydı kendini. İlk kez bu sene oğlu, anneler gününde yanına gelmeyecekti. İçi buruk olsa da oğlunu görmek için, anneliğin mütevazı yüceliğini yüreğine koyarak onun ayağına gidecekti. Cennet, bir annenin ayakları altında, uzaktaki bir evlada kapılarını ardına kadar açmak üzere…

Kadın, abdest almadan evden çıkmak istememişti. Havluyu bir kenara bıraktıktan sonra odasına çekildi. Oğlunun iki yıl önce ona hediye ettiği mor ve desenli eşarbını çıkardı. ‘Bak ben sana ne kadar değer veriyorum, ama sen yoksun’ demek istercesine… Bomboş odanın hüzünlü yalnızlığını bozan aynanın karşısına geçti. İki elini duvara yasladı ve gözlerinin içine, duygu belirtisiz suretiyle,

7 Mayıs 2011 Cumartesi

TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN

TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN.
Mustafa Uysal
İşin özü şu: Temtaş hisselerinizi elinizden çıkarmayın bir zaman daha.
Neden?
Biraz uzun olacak cevap…
Biz termik santral ihalesini kazanmıştık Temtaş olarak hatırlarsınız. Sonra ne oldu? Devlet bize vermekten vazgeçti. Ne tür sebebi olursa olsun bizi oyaladı ve vazgeçti. Sonra başka bir yeri teklif etti: Seyitömer. Orası da olmadı. Yine oyalandık. O kadar paramız ve ortağımız umudunu bu işlere bağlamışken zarara uğratıldık. Devlet vatandaşının hakkını gasp etti. Haksızlığa uğradık anlayacağınız. Bu durumlarda ne yapılır? Mahkemeye gidilir. Mahkeme karar verir aramızda. Hak edene

BİR DE BURADAN BAKIN

BİR DE BURADAN BAKIN
Şeyma Yılmaz
İngiltere prensi evleniyor haberi Türkiye medyasında geniş yer buldu. Düğünle ilgili her ayrıntı (sanki bizi çok ilgilendiriyormuş gibi ) konuşuldu. Boyalı basın diye tabir edilen ülkemin Batı sevdalısı medya kuruluşları öylesine kaptırdı ki kendilerini bu Batı düğününün cezbesine, savundukları en temel değerlerle tezat görüntüleri ballandıra ballandıra anlattılar günlerce. Aslında tuhaflık bende. Kendi değerlerine yabancı, Batıya kayıtsız şartsız hayran bu insanlara hala şaşırıyorum. Bu onların en klasik tavrıdır. Bunu yaparken de bizi aptal yerine koymaktan hiç çekinmezler. Mesela en bariz örnek olarak idam cezasını verebiliriz. İslam dininin idam cezalarını canilik olarak tanımlayıp idam cezasının ülkemizde olmaması gerektiğini savunan bu zavallılar; Avrupa ülkelerindeki elektrikli sandalye veya iğne ile gerçekleştirilen infaz haberlerini bizzat kendileri verirler, hem de hiç itiraz etmeden.
Gelelim düğüne, peri masalı diye tanımlanan tören kilisede gerçekleşen dini bir ayindi aslında. İlahiler okundu, dualar edildi. Peki, bu bizim ülkemizin başbakanının oğlu olsaydı? Yani bir camide, dualar ve ilahilerle yapılan bir törenle imamın kıydığı nikâhla evlenseydi başbakanımızın oğlu? Yer yerinden oynar, irtica yaygaraları ortalığı doldururdu değil mi? Üstelik zaten imam nikâhı ülkemizde yasal

4 Mayıs 2011 Çarşamba

MARKA ŞEHİR TATAGONYA

MARKA ŞEHİR TATAGONYA*
040511 Mustafa Uysal
Geçen gün “Marka Şehir Tavşanlı” adlı bir konferans vardı. Ticaret ve Sanayi Odası düzenlemişti ve bu türden konferansların üçüncüsüydü. Hiç uğraşmayalım kıvıracağız diye bir avuç insandan başka kimse gelmedi. Binlerce el ilanı, afiş, radyo tv. duyuruları, gazete ilanları… Ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıldı. Ne protokolden bu işi önemseyen oldu ne de halktan. Marka şehir olmanın planlarını yapan ve bilimsel temellerini atan Yrd. Doç. Dr. Niyazi Kurnaz Bey de onlarca sayfalık anlatımının başında, gelmeyen duyarlı insanlara teşekkür (!) etti ve kısacık bir sunum yaptı. Ben olsam açıkça söylerdim derdim ki: Bu şehrin marka şehir olmak derdini bırakın bu yönde kılını bile kıpırdatmaya niyeti yok üstelik bu konuyu bilecek kadar merakı bile yok. Uzatmayalım bi nane olmaz! Moral bozucu güruh ile uğraşmaya değmeyecek, belli.
Marka şehir olabiliriz aslında benim aklımda şahane marka tanımları var. Bakalım neler olabilir?

Uykunun şehri Tavşanlı.
Keyfin ve keyiflinin şehri Tavşanlı.
Vurdumduymazlığın şehri Tavşanlı.
Kömürün karasının şehri Tavşanlı.
Futbola umut bağlamanın şehri Tavşanlı.
Kültürün ve mantarın başşehri Tavşanlı.
Markanın da markası anasının da
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...