7 Nisan 2011 Perşembe

GÖZYAŞI, HEP GÜLÜCÜKTEN DAHA TAZEYDİ.

GÖZYAŞI, HEP GÜLÜCÜKTEN DAHA TAZEYDİ.
İsmail Fazıl Atabay
(Kısa bir sevdanın esarete sarılmasının kısa hikâyesi)

***

Aşk, asla eceliyle ölmez.
Öldürülür.
Ve bunu âşık olan değil,
Âşık olunan yapar.
Âşık olana ise,
Bu cinayeti üstlenmek kalır.
(‘DEVA-İ KALB’den)

***

    Sabah, kırgınlıkla uyanan bir ilkbahar adamı… Nedeni biraz soğuk algınlığı, biraz da gönül algınlığı… Bir gece önce unutmaya çalıştıkları, kahvaltı masasında onu bekliyor. Yarı aç, yarı biraz daha aç… Zaten kaç adam tıka basa doyurabildi ki gönlünü aşk ile?

***

    Her gece, gülücüğünün çarptığı yıldız yansımalı penceresi; o gece, bulutların desenli dizilişlerine kulak kabarttı. Tırmandığı mutluluk merdiveninde ayağı tökezleyen adam, hüzünlene hüzünlene aşağı düştü. Tökezledi, çünkü aşk yorgunluğunu dinlendirmeyi beceremedi bir kez daha. Unutulmuşluğuna sırt çevirmek isteyerek pencereyi açtı. Serin bir geçiş rüzgârı, gözlerinin kısılmasını sağladı. Tam da ayrılığa derin bir geçiş yaptığı sırada umutsuzluğun kucağına düştü. Titreyişi içine, gözyaşı dışına aktı. Yarım kalmış yüreğiyle efelendiği yıldızsız gecenin rüzgârı, tütün bağışıklı ciğerlerini tek kurşunla soğuttu. Üşüyen gönül yanında, ciğeri beş para etmezdi muhtemelen.

    Savruk parlayan, kara sevda boyalı kunduralarla yürürdü, aşkın tek tebessümlü yollarında. Dört mevsimi yaz, yedi günü de apaydınlık geçerdi. Aşkının tahammül edilebilir muazzamlığını ileriye sürdükçe, sevdiğinin henüz cepheleşmemiş hudutları düşüverirdi. Onun için; yazılamaz denilenleri yazar, yaşanamaz denilenleri yaşardı. Karanlıktan kurtarmadığı tek bir gecesi dahi olmazdı. Sevdiğinin huzmesi, yüreğinin sıvasız duvarlarına yankılanarak şimşekler çalardı. On yedi yaş rüyasını yaşar gibi mutlu olmasına rağmen; suretindeki gülücük sayısı, gözyaşının gönlüne attığı basketler kadar çok olmazdı. Hissedilen fakat dile yazılamayan bir ayrılığın öngörüsü yüzünden ağladığını bilseydi… Bilseydi; sevdadan ölünebilecek günde değil, ölünemez denilen günde ölürdü aşkından belki. Zaten, ne kadar yeni yakalanılsa da mutluluğa; gözyaşı, hep gülücükten daha tazeydi.

    Henüz yaşanmamış bir ihtiyarlıktan kalma ketumluk çöktü adamın dizlerine. Yıldızların bulutlar ardına gizlenmesi, utangaç olduklarını göstermez. Ama ilkbaharda ayrılığa yapışmış adam için, randevusuna gecikmiş yıldızın bahanesi ancak utangaçlık olabilirdi. Yüreğinin yorgunluğu yavaş yavaş zihnine vurunca, böyle düşünmek çok kolayına geldi. Pencereyi kapatırken, bir yandan da rüzgârın odasını boşaltmasını izledi. Yatağına ilerledi, artık iyice üşümeye başladı. Fakat bunu gözyaşına çaktırmadı. Bir zamanlar farkında olmadan vurulduğu iki kahverengi gözün, yanağında ikamet eden damlalarda kırk yıl hatırı vardı ne de olsa. Başını yastığa götürdüğü sırada, adamın kısılmış gözleri açılmamak konusunda haddini aşmaya başladı. Uykusuzluk ve rüzgârın sert dokunuşundan ziyade, o an için elemli bir pınar oluşuydu gözlerin bu hali. Biçare adam; toprağın üstünde şehirsiz, kuyunun dibinde Yusuf’suz kaldı. Hâlbuki kuyu, âşık olmasa bekler miydi Yusuf’u ve göze alır mıydı Yusuf’un atılmasını içine?

    Sevgili, adamın yüreğine geldiği trenle geri döndü. Fakat bu kez bileti alan da, valizi taşıyıp sevgiliyi trene bindiren de adamdı. Ve adam, sorularına cevap bulamamaktan bıkmaktansa, aşkını karartıp yüreğini balyozla yıkmayı tercih etti. Her neticesiz öksürükten sonra minicik gülümsedi. Gözyaşları toparlanıp giderken, zihninin hastalıkla meşgul olmasına izin verdi. Pencereyi hiç açmamalıydı. İlkbaharın sessiz adamı, hastalığına adam gibi sahip çıktı. Tıpkı dün efkâra kelepçelenmiş sevdasına sahip çıktığı gibi… Adam gibi…

***

    Sabah; yatağından kudretsiz bir halde doğrulan adam, gökyüzünde güneşe benzer bir aydınlık arıyor. Nihayetinde güneş, sözünde durup gelen, tek ve en yakın yıldızdır. Bunu düşünerek tebessüm etmek isterken, vefaya niyetsiz sureti bunu reddediyor. Gözünden bir şeyler yağmasa da, kirpiklerinin geceden kalma ıslaklığı hüznün varlığını algılamasını sağlıyor. Zor olsa da hayat, müsait bir zamanda ölene dek devam ediyor. Ve ne olursa olsun gözyaşı, hep gülücükten daha taze oluyor.

Vesselam…

İSMAİL FAZIL ATABAY
facebook.com/fazilatabay
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...