25 Nisan 2011 Pazartesi

BEYHUDE BİR MECAZIN GÜVERCİN TAKLALARI

BEYHUDE BİR MECAZIN GÜVERCİN TAKLALARI…
İSMAİL FAZIL ATABAY

Leyla’nı arıyorsan bulma! Onu araman kâfi…

Bir Mecnun vardı zaten. O yolda olman kâfi…

(DEVA-İ KALB’den)

***

Kendini ispat etmeye çalışma çabası, bana göre, içten gelen ve zararsız bir fıtrat dürtüsüdür. Bu çaba neticesinde gerçekleşebilecek herhangi bir hedef, umutların potansiyel gerçekliğinin muhafaza artırımı olacaktır. Kibir çukuruna sarkmadaki sıkıntı, ispat bekleyen ve beklenildiği zannedilen hedefin yanlış tercih olmasıdır. Bu tavırda bir koşuşturma, ancak zihin lügatinden hırs kelimesini çıkarmakla son bulabilir. Israr ile hırs arasındaki zor veya geç fark edilen ince çizgi de, yine bu şekilde zayi olacaktır. Her birimizin ısrar ile kendini ispatlamaya çalışan insanlar olduğumuzu farz ve temenni ederek, ‘aşka aşk’ın gölgesine sığınmaya başlayalım.

***

Aşkını sevgiliye ispatlamak için mücadele eden âşıkların anlatıldığı nice destan, bugüne kadar geldi ve yüreklerimize eridi; yüreklerimizi eritti. Ferhat, Şirin için dağları sabırla deldi. Mecnun, Leyla için çölleri yurt edindi. Ve daha nice yaşanması imkânsız ama yaşanılası aşklar… Onlar, kendilerini ispatladılar. Bir şekilde gönül kelamlarını sevgiliye ulaştırdılar. Bünyelerine aşk işledikçe, sıhhatleri vefasızlaştı. Buna rağmen yok olmadılar. Baksanıza, hala kalemimin tıknefesinden mürekkep çalıyorlar. Efsaneleri emsal görmemin cüretindendir muhakkak.

Bir şairin en büyük silahı, mecaz kullanımıdır. Sırlarını yüklediği yürek kasasının şifresini çevirirken çıkardığı tıkırtıdır mecaz. Şiirin rengi, ahengidir. Okuyanın ilgisini arttırırken, hayal ufkunun çıtasını yükseltir. Şahsen şiirde, ayrıntılara yaslı belirsizlikte bırakışları seviyorum. Çünkü bu şekilde okuyan; şairin duygularını çözmeye çalışmakla beraber, biraz empati ve biraz da lirizm kullanarak zihin yolculuğunda sınıf atlıyor. Şiirin beğenilmeme riski asgariye düşmüş oluyor böylece. Yani okuyan, şiirimdeki mecaza hükmederek kendini ispatlamaya çalışmış oluyor aslında. Sırada şairin kendini ispat etmesi var.

***

Ve ey şair! Kime, neyi ispatlıyorsun be adam? Bu kadar curcuna, yeterince kelime israfı ve siyah-beyaz bir gökkuşağı… Neden? Onlarca şiirin altında açık bıraktığın ocak, sultan-ı gayende cayır cayır sönmedi mi? Mecazının kanatlanıp attığı taklalar, şiirinin son mısrasına beyhude bir nokta olmadı mı? Güvercin, asla emelsiz göğe yükselmez. Şiir de…

***

Kendini aşka, aşkına, aşklığa ispat etmeye çalışan bir şairim. İçten gelen ve zararsız bir fıtrat dürtüsü… Yüreğimin kovalanırken kovaladığı, yalnız bir kalabalık olmalıydı. Ve aynı yüreğin sultan bellediği sevdalık… Şiirimdeki rengârenk karakalem mecaz portresini hak etsin ya da hak etmesin, ben kalemime sadık kalıp yarenlik etmeye devam edeceğim. ‘Yankısına dahi muhtaç olduğum aşk destanları niyetine…’ diyelim. Zaten Mecnun da kendini Leyla’ya değil, çöle ispatlayabilmişti.

Vesselam…

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...