25 Nisan 2011 Pazartesi

AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK

AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK

ESRARNAME

Yasak İlmin Kitabı, TİMAŞ, 2011

Son günlerde yazdığı romanla adından sıkça bahsettiren başarılı yazar Sayın Ayfer Kafkas ile “Esrarname”yi konuştuk. Hatta ilk röportajı biz yaptığımız için daha da mutluyuz. Daha çıktığı ilk günlerden itibaren kulaktan kulağa yayılan bir tılsım gibi okurlarına ulaşan kitap çok sevildi. Çetrefilli bir alan olan fantastik kurguya ustalıkla yaklaşan yazar alnının akıyla giriştiği işten çıkmış görünüyor zira okurları gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Çok satanlar listesinde Kütahyalı bir yazarın, üstelik olayların Kütahya’da geçtiği bir romanla yer alması fazlasıyla ilgimizi çekti. Siz okurlarımızın da ilgisini çekeceğini düşündük ve yazarla konuştuk. Sorularımızı cevaplandırdığı için teşekkür ediyoruz kendisine. Kitapla ilgili merakınızı daha da artıracak bu röportajı hemen okumaya başlayın diye biz susalım…



Mustafa UYSAL: Ayfer Kafkas kimdir?

Ayfer KAFKAS: En zor soru bu olmalı. Genellikle konuşkan bir insanım ama iş, kendimi anlatmaya gelince çok beceriksiz oluyorum. Zaten bu eksiğimi yazmakla kapatmaya çalıştığımı düşünüyorum. İçsel dünyama ait meseleleri paylaşan bir insan değilim. Sanırım bu eksiklik insanda ‘yazmak’ şeklinde tezahür ediyor. Fakat çok derine inmezsek, Ayfer Kafkas hayat gailesi içerisinde koşturan, çalışan bir anne
ve eştir diye bir tanım yapabilirim.

M.U.: Esrarname ilk kitabınız mı ve başka projeleriniz de var mı?

A.KAFKAS: Evet, Esrarname ilk kitabım. Fakat ilk romanım değil. Bir kitabın ortaya çıkması için öncesinde uzun bir süreçten geçilmesi gerektiğine inanıyorum ben. Yazmaya ilgi duyan birinin öncelikle kendini, daha doğrusu yazarken dönüştüğü kişiliği iyi tanıması gerekiyor. Kişi, yazarken nasıl bir ruha haline büründüğünü, nasıl bir ortamda daha verimli yazabildiğini, neyi anlatmakta zorlandığını, neyi anlatmakta acele ettiğini, kısacası yeni kimliğini iyi tanımalı ki yazdıkları eğreti durmasın. Bu sebeple benim sayısız öykümün yanında iki de romanım bu işe hizmet etti.  Esrarname’yi yazmaya karar verdiğimde yazar kimliğimin huylarını daha iyi tanıyordum.

Başka projelerim de var. Mesela çizgi roman senaryosu yazmayı çok istiyorum. Bunu bir gün gerçekleştireceğim. Fakat öncesinde Esrarname’nin devam kitabı var sırada. Şu anda onu yazıyorum.

M.U.: İlk romanınız yayınlandı ve pek çok okuyucu tarafından sevilerek okunuyor, neler hissediyorsunuz?

A.KAFKAS: Bu çok güzel bir duygu. İnsana yalnız olmadığını hissettiriyor. Biraz ilginç bir ifade oldu ama gerçekten öyle. Bir yazar çoğu zaman fiziksel gerçeklikle kendi kurmaca dünyasının gerçekliği arasında tuhaf bir şekilde gidip gelir. Yazım sürecinde bazen başka hayatları da yaşadığınızı hissedersiniz. Bu hayatlar, kurguladığınız dünyanın kahramanlarının hayatlarıdır. Bazen kontrolün sizden çıktığını, karakterinizin gerçek hayatınıza sızdığını hissedersiniz. Ben hep “kontrollü şizofren” tanımını yaparım yazarlar için. O sınırı koruyamazsanız bazen kişiliğinizin bölündüğü hissine bile kapılabilirsiniz. İşte bu sebeple yalnız olmadığımı bilmek güzel diyorum romanımdaki karakterlerden bahsedildiğini duyduğumda. Karakterlerimin isimlerini başka ağızlardan duyduğumda tarif edilmez bir rahatlama hissediyorum. O zaman benim için de gerçekten var oluyorlar ve bir imgeden fazlasına dönüşüyorlar. Tabii genel olarak romanın beğenilmesi ayrı bir keyif… Bunu tarif etmek çok zor.

M.U.: Hedefinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz bu kitap için?

A.KAFKAS: Genel olarak hedefime ulaştığımı söyleyemem tabii ama Esrarname için bunu söyleyebilirim.

M.U.: Romanınızın konusu nasıl oluştu ve niçin Kütahya'da geçiyor olaylar? (Çok satması için İstanbul'da geçmesi gerekiyordur sanki.)

A.KAFKAS: Romanın konusu, kendi keyif aldığım konular üzerine yazmak ihtiyacını hissetmem neticesinde oluştu. Sırlar, gizemler, gerçek hayatta bulmak umuduyla arayıp durduğumuz olağanüstü güçler… Bir de ben kelimelerin gücüne fazlasıyla inanıyorum.

Esrarname diye bir kitabın gerçekte de var olabileceği düşüncesi kurguyu oluşturmamı sağladı. Kütahya’da geçmesinin sebebi de aslında çok basit. Burası memleketim, burayı iyi tanıyorum, tarihine ilgi duyuyorum ve burayı seviyorum. Ve evet, çok haklısınız. Konusu İstanbul’da geçen romanlar daha fazla ilgi topluyor. Ama ben ilgi toplamak, satış patlaması yapmak gibi kaygılarla yazmadım romanımı. Anlatmak istediklerim vardı ve bu anlatmak istediklerimin Kütahya’da geçmesi gerekiyordu.

M.U.: Kahramanlarınızı adlandırırken ne hissettiniz, neyi dikkate aldınız?

A.KAFKAS: Yine kelimelerin gücü ile alakalı bir konu bu. Bir kelimenin fonetik özelliği kelimeye anlamından fazlasını yüklüyor bence. Karakterlerimin özelliklerine göre isim koymaya gayret ettim. Tabii ‘Nazenin’ gibi ironi yüklü isimlerim de var.

M.U.: Kitabınızın başındaki kroki kime ait ve niçin koydunuz?

A.KAFKAS: Krokinin çizimi bana ait. Tabii gönül isterdi ki daha kabiliyetli olayım ve daha iyi çizeyim ama elimden o geliyor. Okurun, olayların geçtiği yerleri gözünde daha iyi canlandırması için yapıldı. Eski bir havası olsun, doğal görünsün diye eğri büğrü çizgiler kullanmıştım. Yine de kroki fikri benim değildi, onu itiraf edeyim. Yayınevi’nin ar-ge müdürü İhsan Bey -sağ olsun- bu fikri verdi ve iyi de oldu diye düşünüyorum.

M.U.: Fantastik kurguyu tercih etmenizin sebebi nedir? Kişisel tercih mi yoksa dünyadaki yönelimin de bu yönde olması mı?

A.KAFKAS: Aslında dünyada yönelim fantazyaya ama ne yazık ki ülkemizde fantastik kurgu hala boş işler peşinde koşan insanların harcı olarak görülüyor. Bunu hiç anlamıyorum. Yani insan zaten gerçek hayatta olan bir şeyi neden okumak ister? Bir yazar olarak tek empati kuramadığım karakter modeli bu sanırım; fantazyayı sevmeyen insanlar… Yanlış anlaşılmasın, herkesin zevkine büyük bir saygı duyuyorum. Edebiyat fantastik değilse kıymetli değildir de demiyorum asla. Ama ömründe hiç fantastik kurgu okumamış bir insanı anlamakta zorluk çektiğimi söyleyebilirim. Özet olarak Fantastik kurgu benim tercihimdi. Türkiye’de okuru az, üstelik Esrarname’nin konusu çok hassas. Yani içerisinde cinlerden büyülere pek çok husus var. Malum ikisiyle de uğraşmak helal değil. Yanlış anlaşılmaktan korktum ama tercihimde risk almayı baştan kabullendim. Yayınevleri elbette ticari işletmeler ve hepsinin belirli bir yapısı, görüşü var. Bunlara hiç odaklanmadım. Açıkçası gönlümden geçeni yazdım. Zaten bir yazar, yazdığı zaman kendisi de eğleniyorsa bu enerji mutlaka okura aktarılıyor. Nitekim bu enerjiyi Timaş gördü, önyargısızca dosyamı okudu ve onlar da risk alarak -çünkü Fantastik kurgu dizileri yok. Bu türde bastıkları ilk roman benimki- çalışmamı değerlendirdiler.

M.U.: Kahramanın bir kadın olması alışıldık bir durum değil, neden öyle?

A.KAFKAS: Kahramanım alabildiğine imkânsız… Yani hem bir kadın, hem çelimsiz, hem de aşkı için pek çok şeyi göze alabilecek kadar duygusal… Bir kadın olduğum ve kadın ruhunu anlatma isteği ile kahramanımı bir kadın olarak yazdığımı düşünen çok oldu ama erkek olsaydım da başkarakter olarak yine Nagehan’ı seçerdim. Çünkü yazıda ironiyi seviyorum. Zıtlığın güzel bir anlatım biçimi olduğunu, anlamı kuvvetlendirdiğini düşünüyorum.

M.U.: Romanda cinler, büyücüler, tılsımlar gibi birçok unsur var. İyi bir masal dinleyicisi olmanıza mı yoksa başka bir şeye mi borçlusunuz bu durumu?

A.KAFKAS: Hem iyi bir masal dinleyicisi olmama hem de masal uydurmayı sevmeme borçluyum diyebilirim.

M.U.: Kahramanlarınızın edindikleri olağanüstü yetenekler simgesel bir gönderme mi yoksa sadece kurgunun akışı içinde ortaya çıkan bir şey mi?

A.KAFKAS: Çok ağır felsefi göndermeler yok. İnsanoğlunun elde etmeyi istediği güçleri kahramanlarıma vermeyi istedim sadece.

M.U.: Esrarname çok sahici bir kitap ve tarihi bir eser gibi duruyor, bir benzeri var mı sahiden tarihte? :)

A.KAFKAS: Keşke olsaydı. :)

M.U.: Kütahya'da yaşıyorsunuz ve çok satan bir kitapta Kütahya'yı anlatıyorsunuz... Kütahya'da ne gibi yankıları oldu kitabınızın?



A.KAFKAS: İlk raflarda yer aldığı zaman yerel gazeteler bahsetti, eş dost satın alıp destek oldu, onun dışında fazla bir yankı olmadı maalesef. Belki alıngan davranıyorum ama bu konuda biraz küskünüm doğrusu. Ulusal basın daha fazla ilgi gösterdi. Tanınmış gazetelerin kitap eklerinde eleştirilerim yayınlandı, övgü dolu sözler aldım. Bir dönem güvenilir çok satanlar listelerinde ilk onda yer aldı kitabım. İyi bir okuyucu kitlesine ulaştım. Bunlardan ziyade Kütahya’da ilgi görmesini daha çok isterdim. Ama belki yine Kütahya’da geçecek diğer romanlarımda daha fazla ilgi toplayabilirim.

220411
Kitapla ilgili önceki yazı


Görselleri daha büyük görmek için üzerlerine tıklayınız.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...