8 Mart 2011 Salı

HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR

HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR
070311
Mustafa Uysal
Dedem röntgen kuyruğunda ağlamıştı…
Yılını hatırlamıyorum ama öleli 11 yıl oldu. Ölmeden biraz evvel olmalı.
Yıl 2011 ve bu sefer 1928 doğumlu ninem azap çekiyor röntgen kuyruğunda.
Sıramızın ne zaman geleceği belli değil. Randevu sistemi tıkır tıkır işliyor ama orada tıkanıyoruz. Bahçeli kadar hesaptan anlıyorsam ninem 83 yaşında ve artık oturmak için bile mecali yok. A Blokta koridorda zaten yürümek için bile yer kalmıyor dikilmek başka bir çile röntgen sırası beklerken. Beklemekle biten bir şey de yok. Tekerlekli sandalyeler karşılıklı geçemiyorlar kalabalıktan. Her gelen kalabalığa bir laf sokup gidiyor. Yolu kapatmayalım, ortalıkta dikilmeyelim, kalabalık yapmayalım! Burada dikilmenin zevkini bilselerdi umarım böyle söylemezlerdi! Zevkten kuduruyoruz farkında değiller! Zevkperest şımarıklarız belki de biz o röntgen koridorunda bekleşen kalabalık ahali. Ne zaman sıramızın geleceğini gösteren ekran olsa değil mi ez azından… Yetmeyen koltukları kapmak için birbiriyle yarış rezaleti de olmazdı. Satış arabası, tekerlekli sandalye, koltuk değnekli amcalar… Koridor savaş alanı gibi. Üstüne üstlük
bir de dar. 1,5 saatimiz orada geçti…

(Şubat’ın son günleri… Yazının tam burasında bebeğimizi acile götürdük ve yüksek ateşi düşürdüler, ardından doktor akciğer röntgeni istedi. Yazının bundan sonraki kısmını günler sonra 7 Martta yazıyorum.)

Yorgunluktan ve stresten bunalmışken şimdi de bebeğin böyle olması moral olarak da insanı bitiriyor. Değil mi ki hastanedeki insanların pek çoğu zaten moral yorgunu olarak orada bulunuyorlar. Öğleden öncenin tamamını bir tek röntgen için A Blokta geçir, ardından B Blokta tekrar röntgen istensin. Allah’ın takdiri. Resmen umudumu yitirmiştim. Allah’tan buradaki röntgen boştu ve dakikalar içinde film işi bitti ve sonucu doktora götürdük. Allah’a ve emeği geçenlere teşekkür ettim.

Hemen ardından yine acele geldik ve günlerden Cuma.
Hastanenin park yerine pazar kurulmuş. Rezalet desem kimler alınır?
Acil girişinden ilerle, yok, yer yok. Geri git, yok, gelenler var. İnin çocuklar siz gidin ben arabayı yakıp geliyorum! Zira bunu bir yere koyamazsam cebime koyup geleceğim! Hayır, asla diğer günler için bir şey diyemem. Çok güzel park alanı var B Bloktaki hastanenin. Ne yapmalı? Bir yere bırakıp çocukların peşinden gittim. Oraya bırakma kardeşim, dediler. Bir yandan çocuğun telaşı bir yandan bu trafik karmaşası, araçlar birbirine giriyor resmen. Ardından, buraya bırakma, diyen birisi. Kendisinden özür dilerim biraz sert söyledim, bırak Allah aşkına, bırak ceza yazsınlar, dedim. İçeri girdim, sıramız gelecek, randevu aldık. Bir ders saati boyunca belim koptu. Sıramız gelecek. Koridor tıklım tıklım. Yanımızdan geçen iki adam şöyle diyor, “La bu ne kalabalık böyle, amma galabalık insanlar yav!” E, be kendini saymayan densiz, siz de bu kalabalığa dahil değil misiniz? Dikilmeyin burada kardeşim! Allah’ım ben burada neden dikiliyorum, değil mi? Birisi de randevulu sistem olmasa ne olacak acaba, dedi. Yok, ben o zamanları da biliyorum. Böyle iyi. Daha iyi olacak eminim. Bu arada şikayet kutuları da boştu, sanırım

Bunu yapmamalıyım. İnsan öfkesine yenilince insan değil çünkü.
Üç ayrı günde yaşadığım üç şey işte. Beni bağışlayın, belki yanlış söyledim, belki eksik belki fazla söyledim ama hasbî söyledim. Belki duyan olur.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...