26 Aralık 2011 Pazartesi

DEĞİRMENİN TAŞI

DEĞİRMENİN TAŞI

Halil Oral

Köyler sıra sıra dizili gözlerimde. Dizildikçe kopuşlar daha da hızlanıyor. Her kopuş yüreğimde yepyeni yangınlar peydahlıyor. Yangınlar çoğaldıkça kuşlardan medet umar oluyorum. Kartal olsam güç varken sağır ve dilsizlik sığmaz yüreğime, bülbül olsam işitmek ve dilden çekmek var. Velhasıl zor iş duyarlı olmak. Hele duyarsızlık içinde duyarlı oluyorsa yüreğiniz, uykular bölünüyor gecelerde. Acılar yüreğinize saplanıp kalıyor. Sen uykuları bölsen de kim farkında bilmem ki! İşsizlik, aşsızlık feveranları yükseliyor gün gün. Yükseliyor da kendi terk ettiği üretim sahalarının hiç kimse farkına varmıyor. Burunlar kıvrılıyor, yönler iş yapmaktan ötelere çevriliyor. Kısacası rahatlıktan medet umuluyor. Vay ki vay! Ah ki ah! Hangi lokma yorulmadan yutulur bilmem ki. Bilen varsa söylesin. Boşa bekleyişler boşluğa düşmektir her daim.

Köyleri dolaştıkça geçmişin zenginliği içime doluşur. Hele Balıköy yöresindeki köylerin her birinde gördüğüm ve dimdik ayakta duran geçme devasa ambarlar neleri hatırlatmaz ki bana. Olmayan ürünün

22 Aralık 2011 Perşembe

Tavşanlı Mevlevihanesi

Tavşanlı Mevlevihanesi Mesut Kocaman Ö.Faruk Dinçel

Kitabı Tavşanlı'da bulunan kitapçılardan ve kırtasiyelerden temin edebilirsiniz. Röportaj: Mustafa Uysal, Alternatif Radyo, alternatifradyo.com

Kitap-Röportaj
Tavşanlı Mevlevihanesi Mesut Kocaman Ö... ile Mustafa_Uysal

 

SAATİNİZE VE DONUNUZA DİKKAT

SAATİNİZE VE DONUNUZA DİKKAT
Mustafa Uysal

Fıkrayı bilirsiniz…

Çocuğun biri babasına sormuş: Baba bir şeyin yerini bilirsen kaybolmuş sayılır mı?

Baba, hayır, cevabını verince rahatlamış ufaklık. İyi o zaman, telefonun yoldaki bir mazgalın içinde.

Bunu boş verin…

Hırsızlar çalmasın diye –ki hırsızlardan başkası da çalar- bir şeyi saklamak ve var oluş amacından uzaklaştırmak ile aynı şeyin çalınması arasındaki farklar bizi ikna etmeye yeter mi? Beni ikna etmeye yetmez.

Ulu Camideki ahşap saat Vakıflar tarafından uzaklardaki bir depoya kaldırılmış. Saati yerinde göremeyince sordum, öğrendim. Sebebi de camimizin güvenliğinin olmayışı ve bu günlerde hırsızların fazla mesai yapıyor olmasıymış. Tavşanlı’nın en büyük ve merkezi camisi güvenlikten yoksun ey halkım! Donumuzu çalsalar haberimiz olmayacak, bu yüzden yüce

21 Kasım 2011 Pazartesi

TAKIM VE OTOPARK SORUNU

TAKIM VE OTOPARK SORUNU
Mustafa Uysal
İstasyon Caddesi ve PTT önünde bulunan yerler araç parkı için kullanılıyordu. Zaten Tavşanlı’da otopark sorunu vardı ve geçici olarak böyle çözümler üretiliyordu. Yollar tek yönlü falan yapılıyordu. Şimdi bu sayılan yerler ücretli hale getirildi.
İstasyon Caddesinde örneğin insanlar evlerinin önüne araçlarını bırakabilmek için park ücreti ödüyorlar.
Kim için?
Bir futbol takımı için.
Halkın olanı nasıl olur da başka bir kuruma tahsis edebilirsiniz? Vicdan denen şeye ne oldu?
Tavşanlı’nın KOCAMAN bir OTOPARK sorunu var!
VAR!
Hepimiz biliyoruz.
Peki, niçin buradan para alınacaksa bu sorunun çözümü için kullanılmıyor da halkın doğrudan çıkarları olmayan, kumar sektörünün zaten yürüttüğü bir futbol takımı için kullanılıyor?
Ahrete kesin olarak inanıyorum ve inanıyoruz. Hesabını iyi yapmış olmalısınız. Ben bana ait bir haktan bir futbol takımına ödeme yapılsın istemiyorum. Takım için canını verecek seyirci, fanatik, yetkili, yetkisiz, hayran, takımdan faydalanan falan gibi kitle var ya… O kitle samimi olsaydı zaten bu otopark ücretlerine gerek kalmazdı. Daha stadı bile dolduramayan takım için halkın hakkını kullanmamalısınız. Kendi adıma hakkımın kullandırılmasını istemiyorum. Başka projeler geliştirmek bu kadar mı zor? Niçin hep kolay yola başvuruyorsunuz?
Her yerde söylediğim gibi: Saçma, sinir bozucu ve haksız…

Bu hafta da cumaya gidemediler

Bu hafta da cumaya gidemediler.
TOSB’de bulunan fabrika yine çalışanlarının önemli bir kısmını Cuma namazına göndermedi. Demiştim, kendi araçlarıyla cumaya köye götürmek zorunda değiller. TOSB yönetiminde bulunanlar ve Tavşanlı halkı orada bulunan işçilerin Cuma namazına gidememelerinden sorumludurlar.
Oraya asıl mescit yapılana kadar geçici bir mescit inşa etmek ne kadar zor olabilir?
Lütfen, oraya geçici bir mescit inşa edilmesinin maliyetinin ve prosedürünün ne olduğunu açıkça söyleyin.
Hiçbir sebep Allah’ın kullarını alçaltılmasından daha keskin değildir. Hepsinin sorumluğu sizin ve bizim üzerimize.
Koca Tavşanlı’nın düştüğü ve ileride düşeceği haller iyi görünmüyor.

15 Kasım 2011 Salı

İLHAMİ AYDIN RÖPÖRTAJI

İLHAMİ AYDIN RÖPÖRTAJI
Mustafa Uysal
Mustafa Uysal: İlhami Aydın kimdir?

İlhami Aydın: 1959 Harmancık doğumluyum. İlk orta ve lise tahsilimi Tunçbilek’te yaptım. Şimdi ticaretle uğraşıyorum. İki çocuk babasıyım.

M.Uysal: Ne kadar zamandır ticaretle meşgulsünüz ve ne tür işler yaptınız?

İ.Aydın: 1978 yılında liseyi bitirdikten sonra üniversite için İstanbul’da bulundum. Ondan sonraki süreçte ticaret fikri hep aklımdaydı, 1980 yılında ticarete başladım ve bugüne kadar devam ettirdim. Ticaretimin ilk yıllarında Tunçbilek’teydim, tuhafiye ve hazır giyim üzerine işe başladım. Benim hedefim kendi işimin patronu olmaktı. Babam GLİ’de çalışıyordu ve Tunçbilek’te oturuyorduk. Dolayısıyla ticari hayatım orada başladı. 1993 yılında Tavşanlı’da ilk mağazamızı açtık. Ticarette hep şunları gözlerim, hedefiniz olmalı, projeleriniz olmalı, projelerinizi hayata geçirmek için doğru zamanda doğru hedefe atılımlarınız olmalı. 1990’da beyaz eşya ve dayanıklı tüketim grubuna geçiş yaptım. Zaten bu işte benim hedeflerim arasında vardı. 1992 yılında

10 Kasım 2011 Perşembe

NUR TOPU GİBİ FABRİKA VE SORUNLAR

NUR TOPU GİBİ FABRİKA VE SORUNLAR
Mustafa Uysal

Nur topu gibi bir sorunumuz var artık.

Tavşanlı Organize Sanayi bölgesi için başta Tavşanlı Belediyesini, TTSO’nı ve Kaymakamlığı tebrik ediyorum. Güzel çalışma. Giderek büyüyor ve yerel ekonomimiz için de genel ekonomimiz için de bir kazanç.

Yine aynı kurumları kınıyorum ve sizin de esefle kınamanızı istiyorum.

Biz, bilmem ne alışveriş merkezinde falan yerde bir tek mescit bile yok, diye birilerini eleştirelim duralım. Burnumuzun dibinde olanı görmüyoruz. Kocaman OSB alanında bir tek seccade alanı bile yok bırakın mescit alanını. Planlara bakın ve utanın lütfen. Sadece bir tek fabrikanın 1.000 kişi çalıştıracağını hesaplarsanız orada en az 3-5 bin kişinin çalışacağı hesaplandı değil mi? Bu kadar insan hangi dinden olacak diye sormadınız mı hesaplamadınız mı hiç? Planlar arasında sosyal hizmet alanı var ama ne zaman ne yapılacak belli değil. Orada hangi tarihte işçi çalışmaya başlayacağı belliydi ki artık o bölgede 450’ye yakın işçi çalışıyor. Namaz yüzünden sorun yaşamaları size sıkıntı

21 Ekim 2011 Cuma

ŞEHİTLER ÖLÜR

ŞEHİTLER ÖLÜR, HEM DE ŞAHİTLERİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLÜR
Mustafa Uysal

Bir kere de susup kendimize bakalım…

Terör canımızı alıyor ve biz saldıracak yer arıyoruz. Kimimiz hükümeti, kimimiz medyayı, kimimiz siyasi rakiplerini, kimimiz dış güçleri, kimimiz kendi evini bile koruyamayan askerimizi, kimimiz terör örgütünü suçluyor. Suçu yükleyecek bir yerleri hemen buluyoruz. Lanet okuyoruz, istifa istiyoruz, yürüyoruz, hatta daha ileri gidip birbirimize giriyoruz.

Şimdi bizim bireysel olarak hiç mi suçumuz yok?

Kim sordu şimdiki saldırılar benim suçum olabilir mi acaba, diye?

Bugün sabah namazına kalkamadım, dua edemedim diye olabilir mi? Evet, olabilir. Sadece kendime çalıştığım ve hiçbir sosyal meselede katkım olmadığı için olabilir mi? Evet, bilhassa olabilir. Zamanımı sadece kendime ve aileme has kılıp boş kaldıkça zevkimin ve nefsimin planlarını yaptığım için olabilir mi bu başımıza gelen belalar? Evet, hem de tam ondan olabilir.

Niçin suçu hep başkasında arıyoruz? Kolay da ondan, suçlu tam da bizzat biziz de ondan.

Peki, başkasını suçlayınca ne tür sonuçlar çıkıyor?

3 Eylül 2011 Cumartesi

40 Ayette Mutluluk mu acaba?

40 Ayette Mutluluk mu acaba?
Kasıt mı hata mı?
Mustafa Uysal
Lütfen 40 ayette mutluluk gibi şeyleri paylaşmadan önce lütfen oradaki yorumlarla ayetleri karşılıklı okuyunuz. Allah acaba bilinmeyen yorumcunun dediği gibi mi demek istedi de siz de bunu arkadaşlarınıza tavsiye ediyorsunuz? Tamamını okuyunca zorlama ve kişisel gelişim saçmalıklarıyla harmanlama şeyler olduklarını ve Kur’anın aslına zorlama yorumlar getirdiğini siz de göreceksiniz. Başka meallerle de karşılaştırma yapabilirsiz.

Yıldızlardan sonraki mealler Türkiye Diyanet Vakfı Mealinden alınmıştır.
http://www.diyanetvakfi.org.tr/meal/mealindex.htm

24 Ağustos 2011 Çarşamba

MOTOSİKLETLİYE ÖLÜM CEZASI

MOTOSİKLETLİYE ÖLÜM CEZASI!
Mustafa Uysal
Ölmeli miyiz?
Cezası bu mu olmalı basit hatalarımızın?
Son günlerde peş peşe yaşanan ölümler yüreğimizi dağlıyor. Bir yanda şehitlerimiz bir yanda kamyon ve motosikletlerin kapışması…
İnsanlar motosikletlerin basitçe hatalı olduğunu düşünüp rahatlamalı mı?
Elbette değil.

Motosiklet artık bir fazlalık değil hayatımızda. Benim için tutku gibi bir şeydi, ara verdim ekonomik sebeplerden. Çoğunluğumuz için vazgeçilmez araçlar artık. Bunu fark etmek için daha kaç ölüm gelmeli? Gençlerimiz heyula gibi kamyonların altında ölmeye devam etmemeli ve bunun için ne yapmalıyız sorusunun cevaplarını hep birlikte bulmalıyız.

Suçlu bulmak kolay geliyor insanlara. Öyle ya serserice motosiklet

8 Ağustos 2011 Pazartesi

DUA TÜRKİYE, DOĞU AFRİKA’YI DOYURMAZ

DUA TÜRKİYE, DOĞU AFRİKA’YI DOYURMAZ
Mustafa Uysal
Açlığın ne olduğunu bilmeden yazdığım için Allah’a sığınırım.
Açlığın ne olduğunu bilmeyen insanlar okuyacağı için de Allah’a sığınırım.
Doğu Afrika’da bir yaşam savaşı var. İnsanlar sadece sürünebilecek kadar dermanla son günlerini yaşıyorlar.
Biz buradan seyrediyoruz.
Dua etmemiz gerektiğini söyleyenlerin tamamını Oruç Baba türbesine havale ediyorum. Gidin orada dua edin. Dua ede ede bu hale getirdiniz dünyayı.

Bir şey olur, dua edin!
Her naneye dua iyi gelir bugünün Müslüman’ına.
Dua Mümin’in silahıdır da en son silahtır be kuzum. Sen harbe bile niyetli değilsin silahı ne edeceksin?

4 Ağustos 2011 Perşembe

YONCALI TERMAL OTEL

YONCALI TERMAL OTEL
200611
Halkla İlişkiler Sorumlusu Emel Dağdelen Çötok ile oteli, turizmi ve Yoncalı’yı konuştuk

Mustafa Uysal: Kısaca sizi tanıyalım ve görevinizi sorarak başlayalım.
Emel Dağdelen Çötok: İsmim Emel Dağdelen Çötok, tesisin halkla ilişkiler sorumlusuyum.
M.U.: Tesisi Tütav’dan ne zaman devraldınız ve ne zaman faaliyete başladınız?
E.D.Ç.: Bildiğiniz gibi tesisin eski adı Tütav Termal Otel ve 1995 yılında açılmış. 2010 yılının Aralık ayında Tütav Termal Otel kapandı ve 26 Ocak 2011 tarihinden itibaren de yeni işletmecileri tarafından yoncalı Termal Otel olarak turizmin hizmetine açıldı.
M.U.: Yeni işletmecinin devralmasından sonra elbette bazı değişiklikler yapıldı, neler yaptınız ve Yoncalı Termal Otel olarak hedefleriniz nelerdir?

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu Hayırlı Hizmetler Çok Oluyor!

Bu Hayırlı Hizmetler Çok Oluyor!

Mustafa Uysal
Tavşanlı’da Hayırlı Hizmetler Vakfı adı altında hizmetlerini 1981 yılından beri sürdüren bir vakıf var. Şehrimizde pek çok bina yaptılar içini Kuran’la doldurdular, öğrenciyle doldurdular, yurt yaptılar, okul yaptılar, hizmet binaları yaptılar. Daha da önemlisi o yıllardan bu yana binlerce kişiye binlerce kez hayrı ulaştırdılar.

Tavşanlı’nın en köklü vakıflarından birisi… Yapılmış bütün hayırlı hizmetlerin altında onların da imzası var neredeyse. Birçok yöneticisini hatırlıyorum okuduğum dönemden. Tavşanlı İmam Hatip Lisesinde okumaya başladığım zamanlarda

22 Temmuz 2011 Cuma

Zannederim, zannetmemeliyim

Zannediyorlar ve GÜÇLÜ olduklarını söylüyoruz. Gece yarısı 20 kişiyi ÇOBAN gündüz iki çocuğu TERÖRİST zannediyorlar... Ama yine de güçlüler değil mi? Yine de biz onları seviyor başkalarını suçluyoruz değil mi? Başka çaremiz var mı? O zaman özeleştirini yapacaksın. Kahrolsun terör dedirtmekle olmuyor. İhmal ve ihanetin farkını en iyi bilen ihmalini canıyla ödeyendir.
M.Uysal

Aşkını çıkarmak

Allah’ı ve Rasulünü sevdiğini ispat etmeyenin SEVGİsinden ve AŞKından korkun, uzak durun, uzaklaşın! O sadece kendi tutkularının peşinde. Sevdiğini söyleyerek Allah’ı kandıran size ne yapmaz? Sahi Allah ve Rasulü nasıl sevilir?
Mustafa Uysal

Nurlu Kablo


NURSAN kablo bilmem ne şirketi... Orada çalışabilmek için başörtülü olmamanız gerekiyor. Başörtülü eleman almıyorlar. Çalışırken başörtüsü yasak! Rızkımızı veren artık Allah değil! Sahi ne olacak bu Fenerin hali? Değil mi yüreğimiz eziliyor.
Mustafa Uysal

11 Temmuz 2011 Pazartesi

TRAFİK TEK YÖN, BİZ SEMAZEN

TRAFİK TEK YÖN, BİZ SEMAZEN
Mustafa Uysal


Şehir içi yollarda yeni düzenlemeler yapıldı.


İki ters bir düz…


Daha önceki belediye yönetimine çok kızardım park sorunu ve yol darlığı yüzünden yoları tek yön yapıvermek kolaycılığına düşüyorlar diye. Şimdi yeni başkan birçok yerde hiç beklemediğimiz kadar yol genişletme çalışması yaptı ve gayet iyi oldu. Şaşırdık açıkçası kimse böylesine bir genişletme yapılabileceğini sanmıyordu.


Buraya kadar tamam…


Bundan sonra yine eski usule dönüldü ve yollar iki ters bir düz havasına girdi. İlçe trafik komisyonu içinde hangi kuruluşlar var kesin bilmiyorum ama daha önce hatırlıyorum medya yoluyla bilgilendirme yapılıyordu. Bu kez yapıldıysa bile ben görmedim.


Şehir içi yollardan bazıları yine tek yön oldu. İyi oldu yahut kötü oldu yapan

1 Temmuz 2011 Cuma

Yazdıkları, yazacaklarının teminatı olan yazarlar…

Yazdıkları, yazacaklarının teminatı olan yazarlar…
Sefer Göltekin


Bir yazarın yazdıkları, yazacaklarının habercisidir. Geleneksel siyaset argümanıyla örtüşür gibi görünen; “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” gibi söylemlerden kesinlikle ayrışan bir haberdir bu. Yaptıklarını teminat olarak gösteren siyaset erbabının yapacaklarını tahmin etmek/edebilmek için bilgi birikim ve donanıma ihtiyaç yoktur. Aynı toplumda yaşıyor olmanın getirdiği tanışıklıkla, destekçisi olduğu veya olmadığı politikacının siyasal ve toplumsal öğretilerine hakim, onun ve temsil ettiği oluşumun politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dini, moral ve estetik düşüncelerine vakıf olanlar, bir siyasetçinin yapacaklarını tahminde zorlanamazlar. Çünkü hiçbir siyasi hareket, gerçekleşmesi imkansız tasarı ve düşüncelerle kendisine hak verilmesini bekleyemez. Dolayısıyla, siyaset erbabının yaptıklarını teminat olarak göstermesi, “ben buyum, bunları yaptım, yeteneğim bu, kapasitem bu, fazlasını beklemeyin, neyi nasıl yaptığımı biliyorsunuz…” demekten başka bir şey değildir. Seçmen dilerse böyle söylemlerle oy isteyen siyasetçilere defalarca iktidar imkânı vermekte bir beis görmeyebilir.

Yazdıklarını yazacaklarına teminat olarak gösterebilmek ise her

15 Haziran 2011 Çarşamba

KISA AMA ACI BİR HİKAYE

KISA AMA ACI BİR HİKAYE
Mustafa Uysal
Zamanın birinde hekimin biri hastaya çok mühim bir hastalığı olduğunu söylemiş. Tam teşhis için numune alınmış. Çok acele etmesini söylemişler. Numune sonuçlarının iki hatta üç hafta içinde alınabileceği söylenmiş. Diğer hekim daha da acele etmesini söylemiş. Hastanın yakınları çaresiz beklemişler. Sonra başka yerlere sormuşlar, gitmişler. Aradan dört koca gün geçmiş ve ölüp ölüp dirilmişler. Başka bir hekim numunenin hemen incelenebilmesi için ısrar edince numune sonuçları için tekrar aynı yere gidilmiş. Numune olması gereken yerde yokmuş. Aramışlar bulamamışlar. Hekime sorulmuş tekrar, hekim aynı gün orada olması gerekir, demiş. İlk numune verilen yere gitmiş hastanın yakınları. Bir de ne görsünler. Numune hala ilk alındığı yerde duruyor. Bir binadan diğer binaya üç adım gidememiş.
Bunun üzerine numuneyi almış ve hiç ses çıkarmadan kahır içinde başka bir yere gitmişler. Numune sonucu aynı gün belli olmuş.
Sonra adil hükümdara sormuşlar: Ey adil hükümdar, kulların sadece kahr ile perişan mı olsunlar, dertlerini kime arz etsinler?

9 Haziran 2011 Perşembe

İNCE SIZI

İNCE SIZI
Şeyma Yılmaz
Elleri ıslak olduğu için bir an tuzu kaşıkla koymayı düşündü, ama vazgeçti. Bir türlü ölçüyle yapamazdı yemeği. Eliyle dokunmalı, hissetmeliydi. Mutfağa girdiğinde zamanın içinde ona özel bir alan açılıyordu sanki. Son zamanlarda kendini en iyi hissettiği yer mutfak olmuştu. Hayat ne garip! Kendini hiç böyle hayal etmezdi. Hangi dönemeçte değişmişti öncelikleri? Memnuniyetsizlikten değildi düşünceleri, Allah’a şikâyetten sakınırdı hem. Beyninin en kuytu köşelerinden bile geçirmezdi şikâyeti. Ama düşünmeden de edemiyordu işte. Bu kendini hesaba çekmeydi daha çok. Doğru muydu acaba tercihleri? Ya da her şeyi gerçekten kendisi mi tercih ediyordu? Fark etti ki hayatın getirdiklerini yaşıyor herkes. Önemli olan nasıl karşıladığı payına düşeni. Memnundu o payına düşenden.
Sadece ince bir sızı vardı kalbinde. Tuzu bile yemeğe hissederek koymayı isteyen bu kadın, çok eskiden okuduğu kitaptaki gibi olsun isterdi eşiyle arasındaki ilişki. O hikaye de kız, dibi görünmeyen bir mağaraya doğru bırakıyordu kendini gözü kapalı… Çünkü güveniyordu sevdiğine ve mağaranın sonuna kadar gidiyorlardı böylece. Aşk, macera, tutku… hiç biri önemli değildi artık

LÜTUF

LÜTUF
Şeyma Yılmaz
Bir an durdum. Ne kadardır konuşuyorum diye düşündüm. Kelimeler içimden çıkmak için birbirini itip kakıyorlardı sanki. Konudan konuya atlıyordum, bu arbede içinde artık önce kurtulan dökülüyordu dudaklarımdan. Aslında ne söylediğimin çok da önemi yok şu anda. Biliyorum ki anlayacak beni, içime bakacak, sözlerimin anlamsızlığı hislerimi anlamasına engel olmayacak. Peki, beni bunca bunaltan ne? Hayatın derdi tasası bir yana, kendimi insanlara anlatmaya çalışmak yordu galiba en çok son zamanlarda beni. Üzülüyorum çünkü… kızgınım çünkü… sevindim çünkü… sizi tanımayan insanlarla muhatapsanız, cümlelerinizi dikkatli seçmek zorunda kalırsınız. Eğer bir olay karşısındaki duygularınızı anlatmanız gerekirse konuşmanızın üçte ikisi sebepleri anlatmanız için kurduğunuz cümlelerden oluşur. Ve sizi hiç konuşmadan bile anlayan dostlara sahip biriyseniz bu

UFAK SANDIĞIMIZ SORUNLAR

UFAK SANDIĞIMIZ SORUNLAR
Şeyma Yılmaz
Gece yarısı olmak üzere en geç onda uyuması gereken kızım hala uyuyamadı. Düğün yapmak çok güzel ve eğlenceli bir olay düğün sahipleri için. Bunu anlayabilirim, ama onları tanımayan benim için eğlenceleri tam anlamıyla işkence. İnsanlar hayatın değiştiği gerçeğini fark edemiyorlar bazen ya da bazı zevklerinden vazgeçmemek uğruna görmezden geliyorlar gerçekleri. Mesela köyden şehre gelip inek, tavuk beslemeye çalışan insanları düşünün; şehir ortamı bu tarz hayvanları beslemeye müsait olmadığı için herkesi zor durumda bırakırlar. Konu komşu perişan olur çünkü zemin toprak değil betondur bu da korkunç bir kokuya sebep olur. Hayvanlar caddelerden geçirilip belediye parklarında otlayarak dolaşır. Ben bu sokak eğlencelerinin durumunu da biraz buna benzetiyorum. Eskiden bu kadar sorun teşkil etmiyordu belki. Tavşanlı küçük bir kasabaydı, araç sayısı azdı, insan sayısı azdı. Şimdilerde ise Kütahya’nın

8 Haziran 2011 Çarşamba

ASRIN TAVRI

ASRIN TAVRI
İSMAİL FAZIL ATABAY

Yaşadığımız devir her geçen gün teknolojik, sosyal ve kültürel alanda hudutsuzlaşıyor. Daha önce sağlam tezlerle öngörülen ve şimdi de tıkır tıkır işleyen sistem, insanların sonsuzluk özlemini sınırsızlıkla teselli ediyor. Bu tarzda bir zihin okşamasına karşı duyarsız kalabilecek bir eğitim sistemi, yurdumda henüz mevcut gözükmüyor. Üstelik her sabah uyandığımızda daha bir şekilsiz hal alıyor. Bu şekilde oldukça pervasızlaşan ömrümüzde; ideallerin yelpazesini genişletmeyi bırakın, düşünmek bile imkânsız bir vuku oluyor. Zaten bu da, tembellik müptelası bünyelerin hep hoşuna gitmiştir.

Ayaklarımız zamanın zemininde kayarken, zevkten vicdanlarımız körelmeye başladı. Bereketli saniyelerimiz varken, global işleyişe çark olduğumuzdan beri günleri günlere eriştiremez olduk. Asrımızın nimetlerinden faydalanmak bu kadar zor olmamalıydı. Birlikte düşünce egzersizi yapalım. Dini ve milli değerlerimizin, pek yaşan(a)masa da, var olduğu aşikâr günlere gidelim. Yüreğimizin, çağ tozundan etkilenmesin diye sumen altı ettiği değerlerimiz… Vatansever duyguların ön plana çıkması gereken yerlerde ve dahi mübarek gün ve bayramlarda değerlerimizi çıkartırdık meydana. Tabi şakacıktan üzerindeki

25 Mayıs 2011 Çarşamba

PABUCUMUN MESELESİ

PABUCUMUN MESELESİ!
(Mustafa Uysal)

Hatırlayan var mı bir zamanlar Tavşanlı’nın en önemli meselesi MOBESE idi.

Dahası da var, bu MOBESE Tavşanlı’nın vazgeçilmeziydi falandı filandı. Her gün restoran toplantıları ile bu işe para toplamaya çalışıyorlardı. İşte şu bu kadar o bu kadar verse şu olsa bu olsa diye devam ediyordu. Yahu nasıl hatırlamazsınız, balık hafızası mı var sizde? Hani Tavşanlı MOBESE olmazsa ölüyordu, bitiyordu, geri kalıyor, güvenliği zaafa da uğruyordu ya işte. O mesele. Hatırlayanlar vardır unutanlar vardır. Önemli adamlar konunun önemine dair açıklamalar yapıyorlardı.

Peki, ne oldu?

7 Mayıs 2011 Cumartesi

TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN

TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN.
Mustafa Uysal
İşin özü şu: Temtaş hisselerinizi elinizden çıkarmayın bir zaman daha.
Neden?
Biraz uzun olacak cevap…
Biz termik santral ihalesini kazanmıştık Temtaş olarak hatırlarsınız. Sonra ne oldu? Devlet bize vermekten vazgeçti. Ne tür sebebi olursa olsun bizi oyaladı ve vazgeçti. Sonra başka bir yeri teklif etti: Seyitömer. Orası da olmadı. Yine oyalandık. O kadar paramız ve ortağımız umudunu bu işlere bağlamışken zarara uğratıldık. Devlet vatandaşının hakkını gasp etti. Haksızlığa uğradık anlayacağınız. Bu durumlarda ne yapılır? Mahkemeye gidilir. Mahkeme karar verir aramızda. Hak edene

BİR DE BURADAN BAKIN

BİR DE BURADAN BAKIN
Şeyma Yılmaz
İngiltere prensi evleniyor haberi Türkiye medyasında geniş yer buldu. Düğünle ilgili her ayrıntı (sanki bizi çok ilgilendiriyormuş gibi ) konuşuldu. Boyalı basın diye tabir edilen ülkemin Batı sevdalısı medya kuruluşları öylesine kaptırdı ki kendilerini bu Batı düğününün cezbesine, savundukları en temel değerlerle tezat görüntüleri ballandıra ballandıra anlattılar günlerce. Aslında tuhaflık bende. Kendi değerlerine yabancı, Batıya kayıtsız şartsız hayran bu insanlara hala şaşırıyorum. Bu onların en klasik tavrıdır. Bunu yaparken de bizi aptal yerine koymaktan hiç çekinmezler. Mesela en bariz örnek olarak idam cezasını verebiliriz. İslam dininin idam cezalarını canilik olarak tanımlayıp idam cezasının ülkemizde olmaması gerektiğini savunan bu zavallılar; Avrupa ülkelerindeki elektrikli sandalye veya iğne ile gerçekleştirilen infaz haberlerini bizzat kendileri verirler, hem de hiç itiraz etmeden.
Gelelim düğüne, peri masalı diye tanımlanan tören kilisede gerçekleşen dini bir ayindi aslında. İlahiler okundu, dualar edildi. Peki, bu bizim ülkemizin başbakanının oğlu olsaydı? Yani bir camide, dualar ve ilahilerle yapılan bir törenle imamın kıydığı nikâhla evlenseydi başbakanımızın oğlu? Yer yerinden oynar, irtica yaygaraları ortalığı doldururdu değil mi? Üstelik zaten imam nikâhı ülkemizde yasal

4 Mayıs 2011 Çarşamba

MARKA ŞEHİR TATAGONYA

MARKA ŞEHİR TATAGONYA*
040511 Mustafa Uysal
Geçen gün “Marka Şehir Tavşanlı” adlı bir konferans vardı. Ticaret ve Sanayi Odası düzenlemişti ve bu türden konferansların üçüncüsüydü. Hiç uğraşmayalım kıvıracağız diye bir avuç insandan başka kimse gelmedi. Binlerce el ilanı, afiş, radyo tv. duyuruları, gazete ilanları… Ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıldı. Ne protokolden bu işi önemseyen oldu ne de halktan. Marka şehir olmanın planlarını yapan ve bilimsel temellerini atan Yrd. Doç. Dr. Niyazi Kurnaz Bey de onlarca sayfalık anlatımının başında, gelmeyen duyarlı insanlara teşekkür (!) etti ve kısacık bir sunum yaptı. Ben olsam açıkça söylerdim derdim ki: Bu şehrin marka şehir olmak derdini bırakın bu yönde kılını bile kıpırdatmaya niyeti yok üstelik bu konuyu bilecek kadar merakı bile yok. Uzatmayalım bi nane olmaz! Moral bozucu güruh ile uğraşmaya değmeyecek, belli.
Marka şehir olabiliriz aslında benim aklımda şahane marka tanımları var. Bakalım neler olabilir?

Uykunun şehri Tavşanlı.
Keyfin ve keyiflinin şehri Tavşanlı.
Vurdumduymazlığın şehri Tavşanlı.
Kömürün karasının şehri Tavşanlı.
Futbola umut bağlamanın şehri Tavşanlı.
Kültürün ve mantarın başşehri Tavşanlı.
Markanın da markası anasının da

26 Nisan 2011 Salı

PİKNİĞE GİDENLER PİS İNSANLARDIR!

PİKNİĞE GİDENLER PİS İNSANLARDIR!
Mustafa Uysal
Yaz geliyor, piknik yerleri belediye tarafından temizleniyormuş…
Geçen gün gazetede haberi vardı. Fotoğrafta belediye işçilerinin piknik alanlarında temizlik yaparken görüntüleri var. Belediye çalışıyor falan diye övündüm kendi kendime! Yazıklar olsun, dedim ardından.

Çok az gidebildiğim piknik alanlarının hali içler acısı ve belediye gidip oraları temizlemek zorunda kalıyor. Yerin dibine girsek azdır. Oraların hali nedir öyle sayın seyirciler! Yahu Yunan işgalinde bile bu kadar kirlenmemiştik biz hatırlar mısınız? Bu kadar pisliği bir araya getirebilmek için özel gayret sarf etseydik yine beceremezdik. Hatta belediye bir yıl boyunca çöplerini oralara dağıtsa yine bu kadar pisletemezdi. En azından aynı yere dökerdi de toplamak kolay olurdu. Tavşanlı’yı tanımak mı istiyorsunuz sevgili Türkiye, gidin piknik yerlerine bakın ve komple pislik içinde bir Tavşanlı görün. Gerçi cennet ülkemin her yeri aynı ama olsun siz yine de görün ve bir kez daha Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz hemcinslerimizin bünyelerinden sadır olan pisliği görün. Geçen yaz Köse Kalfa’da

25 Nisan 2011 Pazartesi

AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK

AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK

ESRARNAME

Yasak İlmin Kitabı, TİMAŞ, 2011

Son günlerde yazdığı romanla adından sıkça bahsettiren başarılı yazar Sayın Ayfer Kafkas ile “Esrarname”yi konuştuk. Hatta ilk röportajı biz yaptığımız için daha da mutluyuz. Daha çıktığı ilk günlerden itibaren kulaktan kulağa yayılan bir tılsım gibi okurlarına ulaşan kitap çok sevildi. Çetrefilli bir alan olan fantastik kurguya ustalıkla yaklaşan yazar alnının akıyla giriştiği işten çıkmış görünüyor zira okurları gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Çok satanlar listesinde Kütahyalı bir yazarın, üstelik olayların Kütahya’da geçtiği bir romanla yer alması fazlasıyla ilgimizi çekti. Siz okurlarımızın da ilgisini çekeceğini düşündük ve yazarla konuştuk. Sorularımızı cevaplandırdığı için teşekkür ediyoruz kendisine. Kitapla ilgili merakınızı daha da artıracak bu röportajı hemen okumaya başlayın diye biz susalım…



Mustafa UYSAL: Ayfer Kafkas kimdir?

Ayfer KAFKAS: En zor soru bu olmalı. Genellikle konuşkan bir insanım ama iş, kendimi anlatmaya gelince çok beceriksiz oluyorum. Zaten bu eksiğimi yazmakla kapatmaya çalıştığımı düşünüyorum. İçsel dünyama ait meseleleri paylaşan bir insan değilim. Sanırım bu eksiklik insanda ‘yazmak’ şeklinde tezahür ediyor. Fakat çok derine inmezsek, Ayfer Kafkas hayat gailesi içerisinde koşturan, çalışan bir anne

İmam Hatip Liseleri Mezunları Derneği Afyon'da Toplandı

İmam Hatip Liseleri Mezunları Derneği Afyon'da Toplandı

Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği Genel Sekreteri Hikmet Şen, imam hatip liselerinde sadece imam yetiştirilmediğini söyleyerek, bu okullarda tüm beşerin yöneticiliğine insan yetiştirildiğini belirtti.

Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği Genel Sekreteri Hikmet Şen, imam hatip liselerinde sadece imam yetiştirilmediğini söyleyerek, bu okullarda tüm beşerin yöneticiliğine insan yetiştirildiğini belirtti.

Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği, Ege Bölge toplantısını Afyonkarahisar'da gerçekleştirdi. Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde yapılan toplantı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cavit Keskin'in okuduğu Kur'an-ı Kerim ile devam etti.

19 Nisan 2011 Salı

ESRARNAME

ESRARNAME

Baştan söylemeliyim ki bir edebiyat eleştirmeni değilim. Daha önce de sevdiğim yahut sevmediğim kitaplarla ilgili yazdım ama kişisel beğeni düzeyinden öte bir şey değildir söylediklerim.

Kitapçıma uğradım, yeni kitaplara baktım sonra bu kitap dikkatimi çekti. Yazarı Kütahyalıydı ve genç birisiydi. Hacimli bir roman ve genç bir Kütahyalı olunca dikkatimi çekti. En azından olayların Kütahya’da (Germiyan) geçiyor olması dolayısıyla kitabı aldım ve öylesine okumaya başladım. Yazar Ayfer Kafkas Doğu Dilleri ve Edebiyatı okumuş acaba kitaba etkileri nedir? Açıkça söylemek gerekirse sadece olaylar Kütahya’da geçiyor diye bir romanı okumak kolay olmaz. Masamda birkaç gün bekledi kitap. Ara sıra bazı sayfalarını rasgele açıp okudum. Bu okumalar sırasında dikkatimi toplayıp devam etme isteği uyanmaya başladı. Nihayet baştan okumaya karar verdim ve hiç ara vermeden çok kısa sürede bitirdim. Bu, genelde Mustafa Kutlu kitaplarında yaptığım bir şeydir. Yani kitaba başlarım ve bitince bırakırım. Bu sefer de böyle oldu. Kitabın etki alanına girmek çok kolay oluyor okumaya başlayacaklar için söylemeliyim. Büyücüler, cinler, olağanüstü güçler derken tarihin sarmalında kayboluyor ve Germiyan Sancağında kendinizi olayların

17 Nisan 2011 Pazar

VER PARAMI

VER PARAMI

“En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, hiç lafı dolandırmaya gerek yok.”
Bu tutumunun neye mal olacağını hesap edemedi. Karşısında kısa boylu, kel, yanık yüzlü, kılığı bozuk biri olması neyi değiştirirdi ki?
“En son söyleyeceğin şeyin bu olacağını nasıl biliyorsun?”
Tabi, mantık adamı doğrular. Mantığın alanını pek iplemeyen iri yarı, düzgün kılıklı, yeni tıraşlı adamın cevabını pek merak ettim doğrusu.
“Neyi en son söyleyeceğimi nereden biliyorum?”
Bana sorarsanız kırmızı yüzlü, kalantor adamımızın sorusunu toparlaması lazım. Aynı zamanda kafasını da zira, kafası karıştı. Gözünden başka parlak yeri olmayan adamımız soruyu anlıyor aslında. Anlaşılmayacak yeri var mı?
“En baştan söylediklerine bakarsak, en son söyleyeceklerini söylemiş bulunuyorsun. Konuşma burada

15 Nisan 2011 Cuma

MAZİNİN SESİNİ DUYMAK

“MAZİNİN SESİNİ DUYMAK”
Muhteşem olan nedir biliyor musunuz?
Meşhur olup zirvelere çıkmak, her gün adından söz ettirmek değildir. Sahici bir iş yapmaktır, işini hakkıyla yapmaktır muhteşem olan.
İşinizi hakkıyla yaparsanız muhteşem şeyler ortaya çıkar.
Diğerleri alınmasınlar ama Ahmet Öztürk hocayı yaptığı muhteşem işten dolayı tebrik edeceğim. Ödevin ne olduğu, ne olması gerektiği, işini yapmanın ne anlama geldiği, öğretimin hangi seviyeye geldiği kendisinin yaptığı işten anlaşılıyor. Şöyle diyebiliriz, buradan bakılınca gayet basit bir iş çıkarmış. Olması gereken hatta herkesin yapabileceği bir iş… Ahmet Hocanın yaptığı iş tam da burada ihtişamını ortaya koyuyor. Edebiyattaki sehl-i mümteni gibi. Herkes basitçe yaparmış gibi görünüyor ama sadece gönül verenler, emek harcayanlar, ter dökenler başarabiliyorlar.

Edebya yeni yerinde

Yeni yerimize taşınıyoruz.
Ülkemiz interneti pek özgür olduğu için böyle dolaşıp duruyoruz, yapacak bir şey yok.
Bir iki güne tamamen taşınmış oluruz inş.
Şimdilik bazı eksiklikler olacaktır sitemizde, anlayışla karşılamanızı istirham ediyoruz.
15,04,2011

12 Nisan 2011 Salı

HAKARET GÜNÜ



HAKARET GÜNÜ
Önemli bir toplantıdayız…
Konuşmacı kürsüde, dinleyiciler itina ile planlayıp katılmışlar, her hallerinden belli.
Aradan beş dakika geçiyor, konuşmacı kendine göre yahut dinleyicilere göre de önemli, konulardan bahsediyor.
Salondaki mikrofon cızırtısı ve konuşmacı sesini yırtarcasına bir telefon çalıyor.
Dülülülülülülülülülül!
Çaktırmadan bütün gözler o tarafa çevriliyor.
Hatta konuşmacı da hafiften o tarafa dikkatini yöneltiyor, kendi dikkati de üzerinden eşek geçmiş gibi dağılıyor af edersiniz.
Telefonu çalan adam utançtan yerin dibine girse yeridir çünkü herkesin huzurunu bozacak bir şeye sebep oldu istemeden.
O da ne?
Adam, çalan telefonu bir güzel bekletiyor, kimin aradığını anlamak için uzun uzun çalmasını izliyor sonra da “Pıt!” diye açıyor ve cevap veriyor.
-Alo, Pislikcan ne haber lan? Ben mi, ne olsun konferans dinliyorum işte.
(Bağır anasını satayım, duymaz o bağır!)

5 Nisan 2011 Salı

ERE MEKTUP

Foto: M.Uysal, Ovacık Köyü, Tavşanlı

ERE MEKTUP
6 Temmuz 2000
Tarihi geçmiş bir mektuptur…
Tarihi geçse de anlamı taze bir mektup. Yazılmamış satırların kırılmışlığıyla, yazılan satırların diriliği kadar hasret ve özlem kokan…
Hâl hatır sormadan başlanan satırlar kadar berrak anlatamasa da meramını muhatabının zihninde hayal filmini hareketlendirecek kadar saflıkta.
Simiyle müsemma birine ne sorulur ki? İyidir mutlaka. İyi halini hatıramın ücra bir köşesine tablo gibi asmışken “İyi misin?” sorusu da ne oluyor?
“Buralarda…” diye başlayıp bir sürü kelime ve cümlenin rahatının bozacağız. Onlar yerlerinde iyi. Sebepsiz bir transfer hem bir boşa uğraş hem öylesine…
Ben, hücreleri gibi bölünmeden yaşayamayan adam, iyiyim. Öyleyim, bildiğin gibi.
Zaman nasıl da geçici değil mi? Bak, nereden nereye aktı

19 Mart 2011 Cumartesi

Tavihmed Kuruldu

İmam Hatipliler Derneklerini Kurdular
Tavşanlı İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunları ve mensupları, İmam Hatip Liselerine, mezunlarına ve mensuplarına hizmet edecek bir dernek kurdular. Tavşanlılı sivil toplum kuruluşlarına bir yenisi daha böylece eklenmiş oldu. Hayırlı Hizmetler Vakfı binasındaki merkezinde açıklama yapan dernek başkanı ve yönetim kurulu üyeleri, derneğin İmam Hatip camiasına, ilçemize hatta ülkemize güç katacağını belirttiler.
Dernek Başkanı Mehmet Onuk yeni kurulan dernekle ilgili şunları söyledi: “Yıllar önce Kur’an eğitimine, İmam Hatiplere gönül veren mensuplarımız tarafından Tavşanlı İmam Hatip Lisesi yapıldı. Bizler de büyüklerimizin bize emanet ettiği okulda yetiştik. Hepimiz değişik yerlerde halkımıza hizmet vermekteyiz. Büyüklerimi

11 Mart 2011 Cuma

KADIN SORUNLARI DİYE BİR MESELE VAR MI GERÇEKTEN


KADIN SORUNLARI DİYE BİR MESELE VAR MI GERÇEKTEN!
Şeyma YILMAZ
            Dünya küçülüyor artık, tek bir ülkeye dönüşüyor neredeyse. İletişim araçları arttıkça dünya üzerinde olup bitenlerden haberdar olma süremizde kısalıyor. Peki, bütün bunlar insanlar olarak bizim birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlıyor mu? Maalesef sağlamıyor. Çünkü dünyayı kocaman tek bir ülkeye dönüştüren güçler dünya toplumlarını böl, parçala, yut politikası ile yönetiyor. Evet, sınırlar daha kolay aşılıyor, olaylar daha çabuk görülüyor ama aynı zamanda yanı başımızdakiler bile öteki haline getiriliyor gözümüzde. Planın ilk aşaması bölmek. Her şey bunun için bahane sen Türksün o Kürt, sen fakirsin o zengin, sen Alevisin o Sünni,  sen beyazsın o siyah… İkinci kısım kendiliğinden gelişiyor herkesi öteki olarak görmeye başlamak parçalanmayı da beraberinde getiriyor. Sonrası malum kolay yutulur lokmalar haline geliveriyor yalnızlaşmış insanlar dirençsiz desteksiz

10 Mart 2011 Perşembe

Temtaş Sorularına Cevaplar

Temtaş ile ilgili Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın TBMM'ne verdiği soru önergesinin cevapları hemen aşağıdaki görsellerde yer almaktadır. YORUMSUZ.

8 Mart 2011 Salı

TEMTAŞ NEREYE GİDİYOR?


TEMTAŞ NEREYE GİDİYOR?
070311
Mustafa Uysal
4 Mart 2011 günü GLİ Merkez toplantı salonlarından küçüğünde Temtaş’ın genel kurul toplantısı yapıldı. Sanırım salonda 70 kadar insan vardı. Hepsi ortaklar mıydı bilmiyorum ama geldiklerine göre.. Çoğunluğun var olduğu resmi ağızdan ilan edildi. 180.000 pay ile üçte bir çoğunluğun geçildiği belirtildi. 5.600 ortaklı bir şirket nasıl oluyor da o kadar az kişiyle üçte biri buluyor, derseniz temsil yöntemi olduğu cevabını alabilirsiniz. Ben bu kısmı bilmem.
Gli’nin Tavşanlı’daki merkez binasındaki toplantı salonu başka bir yemek organizesi olduğu için kapalıydı o yüzden küçük bir odada yapıldı toplantı. Biraz sıkışıklık yaşandı ama sorun olmadı. Neden sorun olsun ki zaten gelen sayısı azdı. Toplantıda tek itiraz da zaten bu ortakların çağrılma meselesine oldu. İlk toplantı çoğunluk sağlanamadığı için yapılamadı. Bu ikincisinde davetiye

HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR

HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR
070311
Mustafa Uysal
Dedem röntgen kuyruğunda ağlamıştı…
Yılını hatırlamıyorum ama öleli 11 yıl oldu. Ölmeden biraz evvel olmalı.
Yıl 2011 ve bu sefer 1928 doğumlu ninem azap çekiyor röntgen kuyruğunda.
Sıramızın ne zaman geleceği belli değil. Randevu sistemi tıkır tıkır işliyor ama orada tıkanıyoruz. Bahçeli kadar hesaptan anlıyorsam ninem 83 yaşında ve artık oturmak için bile mecali yok. A Blokta koridorda zaten yürümek için bile yer kalmıyor dikilmek başka bir çile röntgen sırası beklerken. Beklemekle biten bir şey de yok. Tekerlekli sandalyeler karşılıklı geçemiyorlar kalabalıktan. Her gelen kalabalığa bir laf sokup gidiyor. Yolu kapatmayalım, ortalıkta dikilmeyelim, kalabalık yapmayalım! Burada dikilmenin zevkini bilselerdi umarım böyle söylemezlerdi! Zevkten kuduruyoruz farkında değiller! Zevkperest şımarıklarız belki de biz o röntgen koridorunda bekleşen kalabalık ahali. Ne zaman sıramızın geleceğini gösteren ekran olsa değil mi ez azından… Yetmeyen koltukları kapmak için birbiriyle yarış rezaleti de olmazdı. Satış arabası, tekerlekli sandalye, koltuk değnekli amcalar… Koridor savaş alanı gibi. Üstüne üstlük

6 Mart 2011 Pazar

TARİHSİZLİK TALİHSİZLİĞİ

TARİHSİZLİK TALİHSİZLİĞİ
Mustafa Uysal
060311
Önce çok bilinenden başlayalım…
Osmanlı’nın yıkılışından hemen sonra ve belki önce vagonlarla belgeyi sattığımız söylenir. Doğruluğundan tam emin değilim ama tarihçi arkadaşlarım hep bahsederler. Ne anlama geldiğini kavrayabildiyseniz geçelim. Kayıtlarımızı sattık, tarihimizi kendi ellerimizle okunmaz hale getirdik demektir bu. Tarihimiz içinde bu küçük bir örnek kalır belki. Daha da vahim olanlarını biliyoruz biraz araştırınca karşımıza ne denli vahşi tarih cinayetleri işlendiği çıkar. Siz deyin dünya tarihi ben diyeyim kişisel tarihimiz. Ne fark eder?
Bugün hangi adımı atsak, karşımıza kanlı gömleğiyle bizi hala eğlendirmeye çalışan bir palyaço gibi çıkıyor tarih. Ne gülebiliyoruz ne ağlayabiliyoruz ne yapacağımızı bilemez halde bakınıyoruz. Belki de hedeflenen buydu? Bu şaşkınlığı hedefledi birileri belki.
Tarih karşısında gurur ve nefret gibi iki duygumuzdan başkası harekete geçmiyorsa bugün aslında bugün diye de bir şeye sahip

4 Mart 2011 Cuma

ERBAKAN’IN ÖLÜMÜ VE BAKİ KALAN RİYA


ERBAKAN’IN ÖLÜMÜ VE BAKİ KALAN RİYA
Mustafa Uysal
040311

Ben öyle düşünüyorum siz nasıl düşünürseniz düşünün…
Kalan körler sağ olsun yahut ikiyüzlüler.
Kör ölür badem gözlü olur derlerdi de ben öyle olur sanırdım meğer kalanlar hep körmüş. Bildiğin kör yahut inatçı yahut bildiğin riyakar.

Hepsine şahidiz, Erbakan yaşarken hiç aklınızdan geçirmediğiniz övgü cümleleri nasıl oluyor da bugün ağzınızdan dökülüyor? Sahiden borçlu olduğumuzu biliyorum kendisine ama bazılarının bu borcu bile inkar ettiğini bile bile arkasından övgüler düzmesi sahte gözyaşları… Ne çok varsınız aramızda. Çevik Bir bile böyle yapmışken, televizyon kanalları, sendikalar, pislik gazeteler, işkenceci siyasetçiler… Ben aramızdaki ikiyüzlülere

3 Mart 2011 Perşembe

SEVGİNİN BİLE AŞIRISI ZARAR

SEVGİNİN BİLE AŞIRISI ZARAR
Şeyma YILMAZ
“Benim dedemin hiç günahı yoktu!” Cümlesiyle irkiliyorum. Kul dediğin hiç günahsız olur mu? Peygamberler bile günah işler, diyerek izah etmeye çalışıyorum söylediği sözün yanlışlığını nineme. “Doğrudur kızım ” diyor. Tam rahatlayacağım…  Ama dedemin günahı yoktu diye ekliyor ninem. Çok severmiş dedesini, mollaymış, bilgiliymiş, en önemlisi bir o merhametli davranmış nineme. Yaşlıdır, laf anlatamam diye düşünerek değiştiriyorum konuyu… Sonraki günlerde bu hataya ne kadar çok insanın düştüğünü düşünüyorum sık sık.
Erbakan hocamızın vefat haberini aldığımda takıldı en çok da zihnime bu diyalog. Çok sevdiğim siyasi bir lider ve samimi Müslüman olduğuna inandığım bir hocaydı Erbakan. Arkasından bir sürü şey söyleniyor,

26 Şubat 2011 Cumartesi

BÜLBÜLCE


BÜLBÜLCE…
İsmail Fazıl Atabay
Aşk, Allah…
Aşk, Allah’a…
Aşk, Allah’tan…
Aşk, Allah’la…
Âşık değil misin?
Allah Allah!
(‘deva-i kalb’den)
***
Bülbülce bilmeyenler, onun her söylediğini ‘gül’ diye algılarlar. Hâlbuki bülbül, ‘diken’ demeye bile cesaret edemez aşkından. Gül bahçesinin dış duvarının dibinde, bükük kanatlarıyla, gerekeni şakıyamamış diline ağlar durur. Zaten ne ‘gül’, o hayaldeki gibidir; ne de bülbül, tahmin ettiği gibi âşık… Bunu nereden mi biliyorum? Biraz bülbülcem var, şöyle aşkımı anlatacak kadar.
***
Günümüz fırtınalarında; bülbül ve gül kavramları, süslü ve nakışlı bir halde sunuluyor, içinde at koşturulabilecek kadar boş gönüllerimize. Her çiçeği, gül diye yutuyoruz uzun zamandır. Buna ‘eyvallah’ dememiz

24 Şubat 2011 Perşembe

KÜÇÜK GÖZLERİMİN BÜYÜTTÜĞÜ DÜNYA


KÜÇÜK GÖZLERİMİN BÜYÜTTÜĞÜ DÜNYA
Şeyma YILMAZ
Küçük bir kız, çocuğuyken en çok büyümeyi isterdim. Her çocuk büyük olmak ister tabi ama kısa sürelidir birçoğunun bu arzusu. Dalıverirler hemen oyunlara, çocukça hayallere… Oysa ben…
Hep gözüm büyüklerde! Hele o on beş on altısında kızlar yok mu? Ah ben de onlar kadar olsam… Bir araya geldiklerinde selamlaşmaları ayrı, gülüşmeleri ayrı, odalara kapanıp fısır fısır konuşmaları ayrı büyülerdi beni. Bir seferinde sırf onların yanında birazcık kalabilmek için dedemin Almanya’dan getirdiği bebeğimi feda ettim. Kurcalarken bozdular bebeğimi, şarkı söyleyemedi bir daha. Yaşım biraz daha büyüdüğündeyse dünya meseleleri konuşulan sohbetler ilgi alanım oldu. Aralarında özel şifreler olduğunu düşünürdüm büyüklerin. Biz çocuklar da aynı

21 Şubat 2011 Pazartesi

GÖNÜLLÜ AHMAK

GÖNÜLLÜ AHMAK
Mustafa Uysal
Ne kadar yorgun olsam yağmur dinlendirir. Ne kadar tarumar hissetsem kendimi yağmur dinginliğe erdirir. Yağmur yağar, yağar, yağar...

Yağmur yağarken sadece dinlemek gerek belki. Yorgunluğu, alt üst olmuşluğu yenebilmek zor. Hele şehirde, yağmurdan böyle bir şeyi beklemek tuhaf. Yağmur yağıyordu gök, çatlarcasına çalkalanıyordu. Tarlanın üst başındaki yol, alt yanındaki dere coşmuş sele kesmişti. Yoldan tarlaya su gelmesin diye, dedem eline bir kürek aldı yanında ben. Bir çulu başımızın üstüne atıp elde kürek çalıştık. Yağmur, çimenler üstüne yağdı; ağaçlar üstüne, toprağa, taşa, saçlarımıza...

19 Şubat 2011 Cumartesi

EGO… EGOİST…EGOİSTİZ…

EGO… EGOİST…EGOİSTİZ…
İSMAİL FAZIL ATABAY
190211
Edebya… Yolu gösterdiler sadece, bana yürümek kaldı.
***
Şu an okumakta olduğunuz yazı, bu değerli platformdaki ilk emekleyişimdir. Dilerim, bereketli lakırdılar dökeriz her seferinde.
Ben gazeteci değilim. Kendini gazeteci sananlardan da değilim. Keza, tek bir ideolojiyi yarım yamalak öğrenip yumruklayabilirdim etrafımı. Eleştiri adı verilen bir sığınak her zaman var nasıl olsa.
***
Sonu ‘ist’ ile biten kelimelerden bir liste hazırlamaya kalksak, herhalde dönüp dolaşıp başına kendi ismimizi koyardık. Kimse de bize egoist demezdi. Diyeni de zaten ‘kimse’ yerine koymazdık muhtemelen.

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR Mİ?

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR (Mİ?) 190211
Mustafa Uysal
Aslında tekrar yazmayı düşünmüyordum şu futbol meselesini.
Ta ki, ne kadar yalnız olduğumu bir yazı vesilesiyle tekrar görene kadar…
Dünyanın topu yahut topun dünyası.
Yazıyı ikindi vakti okudum ve cevap yazıp yazmama konusunda gece yarısından sonraya kadar düşündüm. Değecek mi duyarlılıklarımı ve önceliklerimi tekrar ifade etmeye? Bu kez anlatabilir miyim derdimi yahut zaten bildikleri şey konusundaki inatlarını bu kez kırabilir miyim? Hayır, yapamam. Yine de belki kendimi temize çıkarmak adına değil ama iman ettiğim şeylerin getirdiği yaşam tarzı adına bir kez daha hatırlatabilirim neden böyle davrandığımı.  
Aynı gazetede yazdığımız yazarlardan birisi yazmış… (18.02.2011)
Yazının akışından anlaşılıyor ki, takımın çok üst seviyelerde olmasından dolayı duyulması gereken sevinci Tavşanlı idrak edemeyecek kadar şey. (Geri kafalı, aptal vs.) Yazının akışına hepsi uyuyor. Ve bu profil tam da bana uyuyormuş. Ben zaten öyleyim bütün halk da bana benziyor. Hiç oldu mu şimdi?

16 Şubat 2011 Çarşamba

ATKI ÖRERKEN


ATKI ÖRERKEN…
ŞEYMA YILMAZ
Oturduğum yerden saati görebiliyorum. Vakit çok ilerledi, farkındayım. Bir türlü bırakamıyorum örgüyü elimden. Sevdiğim şeyleri yaparken, durma konusunda zorlanıyorum gerçekten. Örgü de bunlardan birisi. Başına kadar öreyim sıranın, şu deseni de tamamlayayım, tersinde bırakmayayım… Aklıma gelen her türlü bahaneyi değerlendiriyorum. Entellik takıntısıyla; ben elişi yapmam diyenlerden değilim. Kendi emeğimle bir şeyler üretmekten hoşlanırım. Ayrıca her şeyin bir zamanı var. Mesela akrabalarınız ya da komşularınızla otururken kitap okuyamazsınız. Böyle zamanları değerlendirmek için elişi yapmak iyi bir fikir. Elişleri kadınların hayata kattıkları sanatsal bir incelik, bunu da unutmamak lazım. Sevdiklerimize emeğimizi, enerjimizi kattığımız hediyeler vermenin zevki de cabası. Kitap okumak ne kadar önemliyse, çevremizdeki olayları ve

HIZLI YEDİK AMA ÇOK HIZLI

HIZLI YEDİK AMA ÇOK HIZLI
(HAZIR YİYECEK SEKTÖRÜNÜN İLÇE EKONOMİSİNDEKİ YERİ ARAŞTIRMASI)
150110
Tavşanlı’da son on yıldır çok hızlı bir sektör var: Hazır yiyecek sektörü. Hızlı dediğime bakmayın hızlı olan sektörün irili ufaklı açılıp kapanma hikâyesi belki de. O kadar çok tost/döner dükkanı açılıp kapandı ki artık kim, nerede, niçin, nasıl, ne zaman dükkan açtı da ne zaman, nasıl, neden kapattı takip etmek bile mümkün değil. Elbette kalıcı olanlar ve kökleşme eğiliminde olanlar da var ancak neresinden bakarsanız bakın bu iş çok dikkat çekici olmaya devam ediyor.
Dünya ekonomisinde adından söz ettiren dev hazır yiyecek firmaları var ve bunlar ülkemizde de iyi iş yapıyorlar. İlçemizde bu sektörün baş döndürücü hızı çok düşündürücü. İki yönüyle kaygı verici diyebilirim bu gelişmelere. İlki esnaf açısından düşündürücü. Anladığımız ve izlediğimiz kadarıyla işleri bozulanların ilk tutunduğu sektör maalesef burası. Buradan çıkaracağımız sonuç şu olmalı: Bu kadar çok tost/döner dükkanının açılması esnafımızın işlerinin aslında göründüğü kadar yolunda olmadığını söylüyor bize. Kriz ortamı ülkemizi teğet geçti gibi görünse de bu türden incelemelerde net görünen o değil. Kriz esnafımızı çok etkiledi bu çok açık. Bunun bir de diğer yönü var, insanlar işsiz. İşsizliği ilk çaresi olarak bu sektöre tutunuyorlar. İkinci yönü de şu ki, bu kadar çok tost/döner tüketen bir topluma ne zaman dönüştük biz? Bunun da mı krizle alakası var ya da geleneksel yönlerimizin aşınması mı? Tost/döner türü yiyeceklerin gerekliliğini yadsıyor değilim. Onlar da hayatımızın lezzetleri ve epey de alıştık. Modernizmin getirdikleri arasında kolay gitmeyecek olanlardan birisi de hazır yiyecekler. Hızlı olmak zorunda olan insan hızlı da beslenmek zorunda. Peki ne zamandan beri?
Bu tür işyerlerinin Tavşanlı ekonomisindeki yerini de asla küçümseyemezsiniz. Gözlemlediğim kadarıyla tamamına yakını temel tüketim malzemelerini yerli firmalardan karşılıyorlar. Bu büyük bir sıcak para dolaşımını ifade ediyor. Esnafın, öğrencilerin, memurların ve benzeri tüketicilerin de bu sektöre kattıkları sıcak para da hesaba katıldığında ilçemizdeki ekonomik hareketliliğin bir ayağı bu sektör. Umarım bu araştırma bir başlangıç olur devamında ise sektörün sorunlarına daha yakından bakma fırsatımız olur.

14 Şubat 2011 Pazartesi

BU İNSANLAR GERÇEK HAYATTAN ALINMIŞTIR

BU İNSANLAR GERÇEK HAYATTAN ALINMIŞTIR
ŞEYMA YILMAZ
Tam ortasındayız iki dünyanın. Doğuyla batının ortasında ülkemiz. Güneşin doğduğu topraklarda Batı özlemiyle yanıp tutuşan biçareleriz. Amerikan filmleri izliyoruz, Batılılar nasıl konuşur, ne yer, ne içer, oturması kalkması nasıldır hepsini gözlemliyoruz. Bütün ayrıntıları beynimize nakşedip onlar gibi olmaya adıyoruz ömrümüzü.

Yıllardır milletçe en büyük hayalimiz Avrupa Birliğine girebilmek. Sadece kimliğimizde dini İslam yazdığı için bile almayacaklar bizi Avrupa Birliğine… Ama bunu görmezden gelmeyi tercih ediyoruz. Peki, bu bize ne kazandıracak? Sahip olduklarımızla karşılaştırırsak istediklerimizi yani kar zarar hesabı yaparsak sonuç ne olur?

10 Şubat 2011 Perşembe

KUŞUN ÖLÜMÜ

04.01.03 Elma Kokulu Ev kitabından bir öykü.

KUŞUN ÖLÜMÜ
O gün, ava gitmek üzere önceden sözleşmiştik. Arkadaşım, kardeşim ve ben. Sonbaharın kışa ulandığı bir gündü. Hava ılıktı ve gayet tatlı bir güneş vardı. Hazırlıklarımızı yapıp yola çıktığımızda vakit öğleye doğruydu. Niyetimiz av değildi ve zaten sadece bende bir çifte kırma vardı. Demir köprüden geçip raylar boyunca ilerlemeye başladık. Şehirden uzaklaştıkça bizi sonbaharın son sarıları karşılıyordu. Etraf daha sessizdi, ne kuşların sesi ne de şehrin gürültüsü vardı. Hışırdayan kuru otları saymazsak, üçümüzün konuşmalarından başka bir ses yoktu kırlarda.

Böylece, tren yolu boyunca epey yürüdük. Yanıma ancak yedi fişek almıştım. Biri kardeşimin kullanması için biri arkadaşımın ve kalanlar da benim içindi. Biz ancak kafa dinlemek için buradaydık. Fişeklerle de belki atış talimi yapacaktık. Tepecik Beldesi yakınlarına vardığımızda yorulduğumuzu ve acıktığımızı hissedip bir ağaç dibine oturduk. Ekmeğimizi yiyip suyumuzu içtikten sonra kalkıp atış denemelerine başladık. Hedef olarak su içtiğimiz pet şişe çok uygundu. Pet şişeyi tarlanın ortasına diktik. Önce kardeşim ateş etti. Şişe delik deşik olmuş vaziyette uçup gitti. Sonra pet şişeye toprak doldurduk. Arkadaşım ateş ettiğinde şişeden toprak akıyordu. Ben hakkımı burada kullanmamaya karar verdim. Belki bir kuş ya da başka bir av çıkar diye düşünüyordum.

9 Şubat 2011 Çarşamba

BELEDİYE DEDİĞİNİZ, HER ADAM BEĞENMEZ


BELEDİYE DEDİĞİNİZ, HER ADAM BEĞENMEZ 
(061003 Tarihinde yazılmıştır.)
Eli açık olmalı.
Tabi ya, okumuş adam olmalı. Koca şehre başkası yakışmaz. Çün okudun kendin bilmezsin bu ne biçim okumaktır, olmamalı.
Karısına ve çocuklarına el kaldırmamış ama haklı bir sokak kavgasında vurdu mu deviren biri olmalı.
Tamam psikoloji eğitimi almış olması önemli değil ama insanların genel psikolojisine hakim olmalı. Her adama aynı odunlukta davranmamalı.
Kimliğinde “x” ve “w” harfleri olmamalı.
Bu şehrin her sokağında bir tanıdığı yoksa bile hemen tanışabilecek kabiliyette olmalı.
Partisi ne olursa olsun partizan olmamalı. Partisinin adamlarını diğer adamlardan ayıramayacak kadar unutkan olmalı.

KÜLTÜR ADAMI

KÜLTÜR ADAMI  180902
-Üstat, sence bu kültür işi ne olacak?
-Hangi kültür işi?
-Yahu ben soru soruyorum sen soruyla karşılık veriyorsun. Olmaz ki böyle. Sen ki, üstatsın. Kültür deyince kültür mantarından bahsedecek halimiz yok bundan kelli.
-Boş versene birader, burada kültür mültür hak getire. Burası Tavşanlı kardeşim, kültür dediğin şeyin iklimi buraya elverişli değil.
-Üstat, nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun? Sen de buradan yetişmiş bir tiyatrocumuzsun. Sen ki, yine, imkansızı delip gittin, zoru başarıp yaptın. Burası Tavşanlı, burada olmaz demekle neyi kastettiğini anlayamadım.
-Çok konuşuyorsun, içecek bir şeyler ısmarla da öyle devam edelim.
-Tabi tabi, senin gibi bir üstat da boğazı kuru kalmamalı. Zaten kültür dediğin şey kurak ortamları hiç sevmez. Oğlum, bize iki çay getir!
-Ne çayı be? Oğlum bize iki kahve yap, biri sütlü olsun.
-Benimki sade olsun, şimdi bir de ineklere yük olmayalım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...