7 Ekim 2010 Perşembe

YEDEK PARÇA

YEDEK PARÇA
Küçük bir yer. Kâmil bey saat tamir ediyor. Cılız tik takları duyulan bir saat duruyor masasında. O, çekmecelerde telaşla küçük parçaları karıştırıyor. Cam küllükte filtresiz, dolgun bir sigara tütüyor. Gözlüğü burnuna kayıyor Kâmil beyin. Ufak yayları, minnacık çarkları elinde döndürüp yine minicik çekmecelerdeki yerine bırakıyor. Küçük ve yüksek tavanlı dükkanda her nevi tıkırtının arasında masasındaki cılız tik takları dinliyor Kâmil bey. Acele etmezse sanki duruverecek saatin kalbi. Telaşı arttıkça saatin sesine uzatıyor kulağını. Kulağı hep masanın üstünde. Duvardaki cüsseli saatlerin, vitrinler içindeki masa saatlerinin, bir çok kol saatinin tıkırtısı arasında zayıflamış olan saatin sesine ayarlıyor kulaklarını. Masasındaki kol saati durmak üzere. Sanki durursa bir daha çalışmayacak, telaşı artıyor Kâmil beyin.
Dükkanın kapısı açılıyor, içeri soğuk giriyor ve sıcağa karışıyor hemen. Kâmil beyin burnunda ter damlaları birikiyor. Tezgâhın önünde kibar, genç bir hanım dikiliyor.
Kâmil bey müşterisine bakmıyor bile. Kadın fark ediyor Kâmil beyin telaşını, duvardaki saatlere bakıyor. Guguklu saatin o saat faaliyete geçebileceğini düşünüyor. Saat başı. Saatler saat başını vuruyor belli aralıklarla. Hepsi aynı anda vurmuyor. Çeşitli sesler dolduruyor dükkanı. “Ding dong”, “Dan, dan, dan!”, “Dinng!”, “Tırrrg!” kadın guguklu saati gözlüyor. Guguklu saat susuyor. Altından sarkan iki kozalak hareketsiz. Kadın bu fasıldan rahatsız oluyor belli belirsiz. Kâmil beye bakıyor. Kâmil bey aradığını bulamamanın verdiği sıkıntıyla kaldırıyor başını, bir gözü masasındaki cılız tik taklarda. “Buyur kızım” diyor, başından savmak istercesine. Kadın, gözü duvarda yakalanıyor muhatabının sözüne, kolundaki saati çözmeye çalışarak, “Su kaçıyor da bir bakar mısınız , diyecektim.” Kâmil bey, onun saati çıkarmasına fırsat vermeden “Uzat bakalım kolunu!” diyor, şüphelerini doğrulamak istercesine. “Yok kızım, ben onlara bakmıyorum. Başka arkadaşa gösteriver.” Diye ekliyor saati görür görmez. Kadının eli bileğinde kalıyor. Kayan çantasını omzuna yerleştirmeye çalışıyor bir yandan da. “Silikonla dolanıverseniz kapağın altından.” Diyor, aceleyle. “Yok kızım, ben bakmıyorum o tür saatlere.” Diye, kestirip atıyor Kâmil bey. Soğuktan sıcağa düşmüş yanaklarında pembelikler oluşup kayboluyor kadının. Saatinin kordonunu sıkılayıp kapıya yöneliyor. Kâmil bey, çekmecelere dönüyor yine. Kapı açılıp kapanıyor. İçerisinin havası dalgalanıp duruluyor. Tozlu camda buhar kayıyor kıvrım kıvrım.
Kâmil bey, kolunu çevirip saatine bakıyor. Masadaki saate bakıyor. Saat duruyor. Son titreyişini görüyor Kâmil bey saniyenin. Kalan üç çekmeceyi de aceleyle çekip iyice kontrol ediyor. Sessizce elektrik sobasının başında bekleyen müşterisine bakıyor. Tekrar saatine bakıyor. Genç bir adam müşterisi, dizlerinin üstüne eğilmiş sobanın kızıllığına dalmış. Karmakarışık tik takları ayırmaya çalışıyor. Arada bir kafasını kaldırıp arkasındaki duvarda asılı duran büyük saati dinliyor. Sonra, aniden karşı duvardaki saati dinliyor. Hemen yanındaki masanın üstünde dizili masa saatlerine bakıyor. Her seferinde hedefine ulaşamamanın ya da emin olamamanın hafif mimikleri dolanıyor yüzünde. Vakit geçirmeye çalışıyor. Kâmil bey, yüzünün terini kuruluyor mendiliyle. “Delikanlı, saatin güzel lâkin parçasını bulamıyorum. Az daha sabredersen halledeceğim.” Delikanlı, umursamazca bakıyor, “O kadar önemli değil, eski bir saat zaten. Laf olsun diye takıyorum, olmuyorsa uğraşmayın.” Kâmil beyin yüzünde yenilmişlik beliriyor. “Güzel saat!” diyor, Kâmil bey sessizce. Delikanlı, sobaya dönüyor yine. Isınır gibi ellerini uzatıyor. Aniden karar verip kolundaki saatini çıkarıyor Kâmil bey. Okşar gibi siliyor camını, eliyle. İncecik bir bez seriyor camlı tezgaha, şefkatle tuttuğu saatini özenle ters bırakıyor. Kâmil bey, sönmek üzere olan sigarasından bir nefes alıp küllüğe basıyor. Parmaklarını birbirine sürtüp temizlemeye çalışıyor.
Her şey minicik, masasında. Gözlüğünün üzerine büyütecini yerleştiriyor. Saatin yanına küçük bir tornavida, keski aleti, cımbız ve bunun gibi birkaç alet daha koyuyor. Bir delikanlıya bir saatine bakıyor. Delikanlı yine dalmış, tavuğun yem yemesini seyrediyor. Kâmil beyin burnunda ter damlaları çoğalıyor. Tornavidayı alıyor ve “Bismillah.”, başlıyor. Delikanlı Kâmil beyin ne yaptığına bakmıyor. Kâmil bey, saatinin kapağını açıyor. Tamir edeceği saatle kendi saatinin yapısı birbirine benziyor. Diğer saat çoktan durmuş. İçindeki titrek zemberek, ürpererek kımıldayan çarklar hareketsiz. Saatinin kapağının altından küçümen bir kozmos çıkıyor. Ürpererek bakıyor Kâmil bey bu muntazam devinime. Kapağı kenara koyup kulağına götürüyor saati, dengesini bozmamaya çalışarak. Kulağına yaklaştırıp gözlerini kapıyor. Kâmil bey, bir derviş oluyor; öne arkaya, öne arkaya yavaşça salınıyor başı.
(Tablo Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu'na aittir. Sitesi: http://www.diyarbakirlioglu.com/tablolarim.asp)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...