29 Temmuz 2010 Perşembe

CAMİLER VE SIKINTILARDAN BAZILARI

 CAMİLER VE SIKINTILARDAN BAZILARI
Geçenlerde ikindi namazında camide yaşadığım menfi (Başka bir kelime bulamadım.) olayla ilgili olara olarak sosyal paylaşım sitesinde öfkeli bir yazı paylaşmıştım arkadaşlarımla. Genele hitap eden bir yazı değildi bu sadece arkadaşlar arasında kalan bir samimi bir dert paylaşımı idi. Sonra,  sandalye bulunan bir camimizle ilgili gazetede haber çıktı. Bunun üzerine konuşmaları buraya almaya karar verdim. Üslubumdan dolayı özür dilerim zira dediğim gibi dostlar arasında kalacak bir konuşmaydı. Arkadaşlarımın isimlerini de buraya almadım, sadece baş harflerini aldım. Kendilerinin anlayışına sığınıyorum. Sonrasında pişmanlık duyduğum bir konu oldu “Atın sandalyeleri!” dememeliydim.
Benim yorumum:
“M.U.: Arkadaş! Madem özürlülerin, kadınların ve çocukların gelmemesi için her türlü tedbirin alındığı camiye yürüyerek gelebildin ne diye sandalye ile kılıyorsun haydi öyle kılıyorsun ne diye son cemaat yerinin ta dibine girdin, ben geç kalınca nerede kılacağım? İnsaf be adam! Yuh! Atın şu sandalyeleri be kardeşim! Tekerlekli sandalye ile gelmiyorsun iki kat merdiven çıkp da camiye giren adam nasıl olur... Tövbe tövbe...

Özürlüler girmesin diye camilerimizin tamamına yakını yüksek merdivenlerden çıkılarak girilebiliyor.
Kadınlar gelmesin diye kadınlar tuvaleti ve abdest alma yeri yapılmıyor, kadınlara ayrılan yerler küçücük ve mezbelelik şeklinde. Erkek egemen bir cami anlayışı var.
Çocuklar gelmesin diye sürekli azarlıyoruz. Adı üstünde be adam: ÇOCUK! Niye azarlıyorsun, sen kimsin ki çocukları azarlama hakkını elde ediyorsun. Ters bile bakamazsın ki camiye kadar gelmiş çocuk daha ne istiyorsun. Sanırsın adam namaz kılarken uçuyor da çocuk kanatlarından çekip yere düşürüyor. Ulan hayal kuruyorsun namaz boyunca zaten ne diye çocuk azarlarsın bir de?
Yahu hocam siz de mi rahatsız olmuyorsunuz Allah aşkına?”
Bu yorumum üzerine arkadaşlarımdan gelen cevaplar. Kimisi hak vermiş, kimi karşı görüş açıklamış, kimi başka konulardan bahsetmiş. İsimlerinin baş harflerini kullanarak yorumlarını aşağıya alıyorum:
M.T. :Bir de camiye çorapsız, kirli çorap ve ter kokusuyla gelen vatandaşlarımız, biraz daha duyarlı olsalar bu konulara, şu sıcak yaz günlerinde bize buğzetmekten, günaha girmekten alıkoysalar!!!
M.S.: Mustafacım ne bu hararet bu öfke , sıkıntı aslında hepimizin .En çok da hocaların .Cemaatten destek göremiyorsun ki! Eve söz geçiremeyenler maalesef hocalara ve çocuklara söz geçirmeye çalışıyorlar. Bence KÜLTÜR EKSİKLİĞİ.
S.G.: Biraz da imamların eksikliği olarak görüyorum ben naçizane. İmam kendi cemaatine caminin nasıl bir yer olduğunu anlatmalı. Her camide özellikle devamlı gelen ihtiyarlar arasında var bu düşüncesizlik. Güya caminin izzetini koruyoruz zannediyorlar. Benim oğlum da küçükken hem de benim gözlerimin önünde maruz kaldı bu harekete. Çocuk sadece caminin kubbesindeki bir şekli gösterip "Baba bu ne diyebildi". Hemen üç dört kafa geri çevrildi, sus işareti, sustur şunu imaları falan filan. Sonrasında kaç kere çocuk camiye gitmeyeceğini ima etti bana.
F.T.: Çocuk için camide en ilgi çekici yerlerden birisi de müezzinler için ayrılan yer ve caminin mikrofon sistemidir. Çocuk. Adı üstünde değil mi? Merak edecek ki öğrenecek. Sırf mikrofon sistemini merak ettiğim için o uçan amcalardan! bir güzel fırça yemiştim. He bir de birazcık da kulağım kızarmıştı ama uzunca bir süre o amca!dan nefret ettim. Elimde değil ki. Tabi ister istemez, o olay camide olduğu için, camiye de bir soğukluk yaşadım.

O tarz insanlar bu işin vebalini nasıl öderler bilemiyorum. Kimin yerinden kimi kovuyorsun ki? Sanki yaşlı olunca orası senin. Gençlere de laf edilir. Camilere gelmiyorlar diye.. Ama özünde yine dengesizlik yok mu?
S.K.: Cami, çocuklar ve kadınlar konusunda çok haklısın Mustafa. Fakat sandalye ile ilgili söylediklerine katılmıyorum. Merdiven çıkabilen rahat yürüyebilen insanların diz çöküp, oturmakla ilgili ciddi problemleri olabiliyor, hatta doktorlar diz çökmeyi yasaklıyor. Ben camilerde tabure bulabilen böyle hasta kişilerin, o tabureyi bulunduranlara çok dua ettiklerine bizzat şahit oldum.Atın şu sandalyeleri dersek, o hastalarda mı camiye gelmesin?
M.U.: Tamam samimi olduğunuz konuda haklısınız ama bazılarını iyi tanıyorum, düpedüz uyanıklık onlarınki. Üstelik madem var niçin usulü ve kuralları konulmamış değil mi? Kuralsız her şey dağınıklık ortaya çıkarıyor. İşte bu sebeplerden öfkem birikmişti, affınıza sığınarak söyledim bunları.
S.K.: Camilerdeki dağınıklık, kuralsızlık ve mezbelelik beni de en çok üzen konulardan birisi. Cemaat imamları, imamlar cemaati suçluyor. Üstelik daha da üzücü olan şey, gördüğüm bütün kiliselerin düzen ve temizliği idi. Niye Müslümanlar camilerde böyle titiz değiller diye çok hayıflanmış ve üzülmüştüm.
M.U.: Temizlik konusu sadece imamlara bırakılmayacak kadar önemli ama biz imama yardımcı olmaya yanaşmıyoruz pek. Onu da bir zamana ve nöbete bağlasak hiç de gocunmadan yapardık. Bunları konuşuyor olmamız bile ümidvâr olmamız için bir sebep. Bu konuşmaya katılan bütün dostlarıma teşekkür ediyorum ayrıca.

M.A.: Camileri kilise görünümüne çevirmeye kimsenin hakkı olduğunu düşünmüyorum.
A.N.: Eğer bacağınızda platin varsa yerde oturup nasıl namaz kılarsınız ki? Sandalye olayı şart ama tabi abartmadan. Bütün cemaatte bir kaç tane ancak çıkar bu şekilde rahatsızlık yaşayan?
M.U.: Mahallemdeki camide tek bacağı komple tahtadan olan bir tanıdığım var. Namazları yan yana kılıyoruz. Yani yapabiliyor aslında. Bir bacağını hep önde tutuyor ama secdeye gidiyor. Bu adam sandalyede kılsa daha rahat olmaz mı ama secde etmeyi tercih ediyor. Bu daha güzel bence, elbette Allah kolay olanı yapmamızı ister ama işin suyunu çıkarana kadar uğraşmamak lazım, diye düşünüyorum. Allah bu tür zor durumda olanlara şifa ve kolaylık versin. İnsan öfkesinden dolayı tuhaf şeyler söyleyebiliyor. Bugün biraz daha sakince düşünme imkanı elde ettim.
B.O.: Of of bir dokun bin işit hesabi olmuş. En önemlisi hoşgörü ve alaka.
İlgileneceksin ve hoş görü sahibi olacaksın, hep demeyeceksin ki iste o
yapıyor o hatalı hatayı da biraz kendimizde aramamız lazım. Ne olduğumuzu unutmamız lazım biz MÜSLÜMAN’ız ve bunun anlamı da öyle büyük ki kelimelerle anlatılamaz.
*****************
Alıntı:

SABİT SANDALYE BİDATİ
Camilerimizle ilgili son zamanlarda ortaya çıkan bir bidat da arka saflardaki sabit sandalye uygulamasıdır.
Bilindiği gibi, namazın rukunlarından, yani olmazsa olmaz parçalarından birisi kıyamdır, yani namazı ayakta kılmaktır. Ancak dinde zorluk yoktur; ayakta duramayan oturarak kılar. Ama bu oturuş, namazdaki oturuştur. Yani yapabiliyorsa diz çöker, tahiyyatta oturur gib oturur. Buna gücü yetmezse ayaklarını kıbleye doğru uzatır ve öyle oturur. Onu da yapamazsa, yerde oturmak şartıyla, ayaklarını istediği tarafa çevirir ve oturur. Bunların hiç birine gücü yetmiyorsa elbette artık tabure gibi yüksek bir şey üzerinde oturabilir ve namazını öyle kılar.
Ancak namazın bir imtihan olduğunu unutmamak gerekir. Insan elbette bir miktar zorluk yaşayabilir. Bu kadarcık zorluktan kaçarak, rahat oluyor diye taburede ya da sabit sıralarda oturmak ne hoş olur ne de caiz olur.
Haydi son çare olarak camide bir iki tabure bulundurulsun ama bazı caimlerdeki işgüzarların yaptığı sabit sıralar uygulaması çirkin bir bidatten başka bir şey değildir. Ve bir zamanlar teşebbüs edilip de başarılamayan camileri kiliseye benzetme çabasına hizmettir.
İlahiyatçı Prof. Dr. Faruk BEŞER
(Namazı Dosdoğru Kılmak, Nun Yayınları, s. 43)

****************
Ve Diyanet karar aldı.
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/KurulDetay.aspx?ID=29
http://www.haber7.com//haber/20101214/Diyanetten-sandalyede-namaz-karari.php
''Buna göre, namazı normal şekliyle ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabeye 'Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl' buyurmuştur. Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri imayla yapar. Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar. Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak imayla eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri imayla yerine getirir.
(Metnin devamı da var.)


sandalyeli kilise modeli cami | izlesene.com


tek bacak ama sandalyede değil ayakta namaz | izlesene.com


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...