11 Ocak 2010 Pazartesi

YAZI-TURA, KÖY-MAHALLE (KUMARI)

YAZI-TURA, KÖY-MAHALLE (KUMARI)
Kütahya Kumarı Köyü (Kumu arı) Mustafa Uysal

Kumarı Köyüne gitmeye karar verdiğimizde köyü internet yoluyla incelemeye çalıştım fakat çok fazla bilgi bulamadım. Öğrendim ki orası aslında Kütahya’nın bir mahallesidir. Bu bilginin ışığında düşündüm ki orası gittiğimiz diğer köylere benzemeyecek yani aslında köye bile gitmiyoruz. Kütahya merkeze bağlı bir mahalle yani, koca Kütahya Belediyesinin mahallesi. Üstelik bir de Kültür Bakanlığınca tescillenmiş 1000 yılını çoktan devirmiş meşhur kestane ağaçları var. Meşhur dediğime bakmayın internette adı çok yerde geçiyor sadece. Yani bütün bu bilgiler ışığında ben aslında gayet iyi şartlarda ve artık dışarıdan gelip gidenlerden bıkmış bir köyle karşılaşacağımızı düşünmüştüm.

Önce yolunu öğrenerek başladık işe. Kütahya’nın içinden geçerek, kaleye çıkan yoldan gidiyorsunuz. Kütahya’dan çıktık, gidiyoruz… Gidiyoruz gidiyoruz ortada mahalle de yok köy de. Sürekli korkunç virajlar ve yokuşlar var. Tırmanıyoruz, dönüyoruz ama varamıyoruz. Nasıl bir mahalledir nasıl bir köydür? Kütahya’ya tam beş km. uzaklıkta Radar’ın hemen yanında. 1400 m. Yüksekliği var. 25 Aralık 2009 cuma günü Kumarı Mahallesine vardığımızda hava pusluydu. Rüzgâr oldukça sert esiyordu ve hava da epey soğuktu. Mahallenin daha yolu bile yoktu diyebilirim ama olmaz. Şöyle diyelim: Uçurumun kenarlarından ilerleyen yolundan kışın birçok araç derelere uçtuğu için kısmi düzenlemeler yapılan yolu var. Köye girişte bir kepçe çalışıyordu. Kütahya Belediyesinin çalışan bu aracı keskin bir virajı genişletiyordu köye girişte. Muhtarı ve arkadaşlarını orada bulduk. Genç bir muhtarı var mahallenin. Bize bahsettiğine göre yolun kısaltılması ve uçurumun kenarından alınması gerekiyormuş. Bunun kısa bir yeni hat açmakla mümkün olacağını ve bunu talep ettiklerini söyledi. Sanırım gereğini yaparlar. Sanırım…

Daha orada önceki yaptığım araştırmalar sonucu edindiğim gayet güzel bir mahalle izlenimi yok oldu. Zira görünen köy kılavuz istemez, demiş atalarımız. Bir de izninizle artık oraya yazım boyunca mahalle deyip durmak istemiyorum. Zira bu tür yerlerin mahalle yapılması orada yaşayanlara eziyet etmekten başka bir yarar getirmiyor. Köylerin bütün hakları ellerinden alındığı gibi şehrin hiçbir imkânına da sahip olamıyorlar. E ne anladık şimdi bu işten? Allah aşkına köy olmanın bütün ayrıcalıklarını elinden aldıktan sonra bir şehre mahalle yaptığınız yere o şehrin bütün imkânlarını götürmeli değil misiniz? Pratikte hiç de öyle olmadığını örnekleriyle birlikte her yerde görüyoruz. Bizzat kendi köyümden biliyorum. Kumarı Köyünde de aynı şeyler yaşanıyor. Belediye, bir otobüs tahsis etmeyi bırakın çöp tenekesi (!) bile koymamış. Bu durumda neden hala mahalle demeye devam etmeliyim? Daha durun köyün girişindeyiz henüz. Daha niçin mahalle yerine köy demeye devam etmek istediğimi anlayacaksınız.
Nihayet araçlar yoldan çekildi ve köye giriş yaptık. Biliyor musunuz bu günlerde hangi köye gitsek köy kayıyor. Bu, kayan üçüncü köy. Köy, bulunduğu yerden dereye doğru akıyor. Çatlayan evler ve cami kaymanın canlı şahitleri olarak orada duruyor. Köyün taşınması için müracaat edilmiş. Yine aynı cevap: Olay olsun, birkaç yer göçsün, ölen ölsün, kalan kalsın devlet elbette yaraları sarar! Şu güzel devletimiz bir gün de yaralanmamıza izin vermese ne güzel olacak değil mi? Evler sürekli kayıyor, bahçeler kayıyor, sürekli tamir görüyor duvarlar. Köyün bulunduğu yer perişan maalesef. Köy mü? O nu hiç sormayın. Kötü ve iyi olarak hemen ikiye ayırıp düşünmeyin lütfen. Kötü ile iyi arasında bir skala varsa o skala içinde kötüye daha yakın köyün hali. Köyün diğer köylerle kıyaslandığında durumu yine iç açıcı değil. Köyün insanları çok cana yakın, samimi ve bir o kadar da misafirperver. Tarım yapılacak arazi yapısı az. Köyün bulunduğu yer hem yüksek hem de engebeli. Bir on yıl kadar önce belki biraz daha öncesi köyün geçim kaynağı hayvancılıkmış. Bir ara güzel ülkemde çıkan keçili orman yasası yüzünden ellerinde ne varsa satmak zorunda kalmışlar. Şimdi de teşvik etmeye çalışıyorlarmış hayvancılık yapın falan diye. Bir ara keçi ormanların en baş düşmanı ilan edildi şimdi teşvik ediliyor. Ormanların düşmanı bence orman kanunları ve bu kanunları nasıl yapacağını kiminle yapacağını bilmeyenler. Orman kanunu yapıp da orman köylüsünü adamdan saymayan bir tavır görülüyor geçmişe ve günümüze bakıldığında. Her neyse Kumarı Köyünün geçim kaynağı hayvancılık olabilir yeniden. Meyvecilik de yapabilirler. Şunu da bunu da yapabilirler. Ne yaparlarsa yapsınlar, demek daha kolay değil mi benim için? Elbette kolay ben o köye bir daha ne zaman giderim? Kestane ağacını özlediğim zaman. İşte bizimkiler de öyle yapıyorlar, aman ne yaparlarsa yapsınlar, devlete yük olmasınlar da. Bürokraside şöyle bir düşünce var, bu köylüler devlete hep yük oluyorlar. O zaman köyleri boşaltalım, bir şekilde patronların asgari ücretli köleleri olsunlar. Kendi kendini milyon yıllar boyunca geçindirmiş hatta koca devletleri, imparatorlukları da sırtına alıp yüklenmiş olan köylerimiz artık yük olarak telakki ediliyor. Acaba bu duruma onları kim düşürdü? Ya da sahiden onlar devlete yük müdür? Bırakılsa, önlerini açılacak düzenlemeler yapılsa şehirlerdeki asgari ücretli köleler köylerine geri dönmezler mi? Patronların kölelerini ellerinden alma fikri kiminse tiz kellesi vurulsun! Bırakın köyler boşalsın, bırakın insanlar şehirlerde asgari ücretle başlarını bile kaldıramadan sermayenin uşaklığını etsinler ve bırakınız köylüler şehirlerdeki sükûnetlerine mahkûm olsunlar. Bunlar köylerde çok ses çıkarıyorlar, kendi başlarına üretmeye başladıklarında!

Komünizm propagandası gibi duran yukarıdaki satırlara bir daha bakınız. Nereden geldiğinize ve çocuklarınızın nereye gideceğine, akrabalarınızın ne yaptığına bakınız. İnsaf ediniz.
Kumarı Köyünde bir kısmı muhtara ait 1000 yılı (Bin yıl) aşkın yaşında olan kestane ağaçları var. Bu ağaçları 90’lı yıllarda Kültür Bakanlığına bildirmişler ve bakanlık gelip 20 santimlik bir tabelayı ağacın gövdesine çivileyip gitmiş. Yanlış okumadınız, ağacın gövdesinde çivili, paslı bir tabela var ve artık o ağaçlara müdahale etmek yassah! Ağaçlar hala kestane veriyor evet hem de 60-150 kilo arası. Ancak müdahale etmek yasak olduğu için ağaçların ömrünün epey kısaldığı aşikâr. Dalları kırılıyor, gelen ziyaretçiler (Daha doğrusu gelebilen ziyaretçiler.) ağaçların dallarına ve meyvelerine zarar veriyor. Kuruyan dallar budanamıyor. Kestane ağacı muhteşem! Nasıl gideceksiniz peki? İşte orası biraz zor! Kesinlikle yağışlı bir havada gitmeyin. O kadar muhteşem ve kayıtlı kuyutlu ağaca gitmek için dar ve çamurlu tarla yolundan gitmek zorundasınız. Oraya yol yapmak kimsenin umurunda değil. Ülke dışından bile ziyaretçileri varmış söylendiğine göre. Kültür Bakanlığının kayıtlarında nasıl geçiyor, bakanlık bu konuda ne tedbirler aldı bilmiyorum ama sorsanız çok bir şey çıkmaz gibi geldi bana.
Kumarı Köyüne yaz günlerinde bir kez daha gelmeyi planlıyorum bakalım o zaman neler değişmiş olacak.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...