12 Ocak 2010 Salı

SOKAK KOROSU (Değirmencinin Kızı)

SOKAK KOROSU (Değirmencinin Kızı)
Akşam iner
İner perdeler
Akşamüstü ölme sakın!
Öldüğün görmezler.
Ali Semerci
Gürültü...
Yürüyebilmek için cebimde para olmaması lazım geldiğini düşünürdüm. Etrafımda bunca insan varken mutlu olabileceğimi de düşünürdüm. Yüzlerce aracın zihnimin yansımasına kurban gitmeleri de hoş. Buradan bakınca tepeler ne güzel görünüyor. Tepelerden bakılınca “Burayı” görüp görmediğimi bilemem. Bu şehri tam olarak bilmiyorum. Herkes gibiyim kaldırımlar üstünde. Herkes ben gibi değil tabi. Bunu onlar biliyorlar. Dahası hiç kimse hiç kimse gibi değil. Bu kaldırım üstündeyken, yürüyorken ya da bir şeyleri bekliyorken aynıyız aslında. Çınarın üstünden bakan bir kuş nasıl görüyor beni? Beni mi görüyor yoksa bizi mi? Biz bir gürültüden ibaretiz.
Caddeden yüzlerce araba akıyor, seyyar satıcılar bağırıyor, martılar çığlık çığlığa, deniz kımıldanıyor, rüzgar olmadık şeylere sürtünerek geçiyor, topuklarımız takırdıyor, kornalar yolu takip ederek dağılıyor, pantolonlar etekler hışırdıyor, telefonlar çalıyor, ezan okunuyor, insanlar aralarında konuşuyorlar, yerde bir poşet... Sağır olmaya imkan yok bu şehirde.

Vaktinden önce evde olmamalıyım. Oysa ne çok severim evimi. Yarın daha erken dönmeyi planlıyorum. Bir değişiklik. Mühim bir değişiklik. Erken gelip ben olmadığım zamanlarda ne halde olduğunu göreceğim. Bunu yapmak mümkün mü? Ayakkabılarımı sabah boyamıştım, şimdi bir karış toza belenmiş. İş çıkışı olmasaydı ve ben evime dönüyor olmasaydım, şöyle etrafımı hafiften kolaçan edip diğer paçama silerdim. Yeniden parlardı. Vakit geç oluyor. Bir dondurma yiyip biraz serinlesem, şu bankta denize karşı otursam biraz. Akşamın ilk saatlerinde niçin hüzünlüdür sokak ışıkları? Gün batımından hemen sonra yanan talihsiz ışıklar devasa seleflerine mi üzülmektedirler? Sönük yanarlar bir müddet. Bana ne oluyor da öyle görüyorum? Vaktinden önce evde olmamalıyım. Evet, şu bankta biraz oturayım, dondurmayı boş ver. Bir şişe su yeter. Kravatım dağınık mı, değil. Çantamda toz var mı, yok. Gömleğimde leke, yok canım.
Bu gürültüye kaptırmalı insan kendini. Başka türlü sürekli baş ağrısı olur ki, çekilmez. Pencereleri açıp gürültüyü oturma odama kadar alıyorum son zamanlarda. Ona iyice alışmalıyım, diyorum. Ve aklıma geliyor, insanların zihinlerinde daha çok gürültü var. Bir de onları duysaydım. Çığlıklarını bastırmış bir işçinin söve söve yürüdüğü bu kaldırım... Demin bir görgüsüze dişlerini sıkan taksici, tezgahtakilerin hepsinin fiyatını sorup da almayan müşterilerine kısık gözlerle bakan seyyarlar, simitçinin devam eden oyunları ve zaferleri bazen, bankta gazete okuyan adamın diş gıcırtılarından ziyade itirazları, delikanlıların naraları, kızların kardeşlerine çekişmeleri, annelerin ağıtları, fanatiklerin yeni tezahüratları... Bu kaldırım ne hale gelirdi? Bir de ben katılırdım içlerine. Yo katılmazdım. Söz verdim, katılmazdım. Kendim için başkası olamam. Kendi iç sesimin çığlığını dışarıdan duyamam. Biraz daha oyalanarak yürümeli, ceketi omzuma almalıyım.
Değirmencinin oğlu sağır oldu diyorlar...
Ben de diyorum ki, o babasıydı. Yani sağır olan. Sağırın oğlu şimdi değirmeni idare edendir. İşte onun babasıydı sağır olan. Otuz sene öncekilere cevap verince böyle oluyor işte. Ninem değirmencinin oğlunun sağır olduğunu duymuş komşudan. Yani şimdiki değirmencinin babası. Onun da babası sağmış ki oğlu, demişler onun için. Hem bu kızı ben oğluma alacağım, der ninem durup durup. Elma yanaklı bir kız gelir aklıma, babası sağır olmuş, derim ben de. Değirmencinin sağır oğlu köpüklü sulara baka baka susmaktan başka ne yapsın? Çarkı döndürmek için... Tuz torbası boynunda olan suya girsin.
Kravatı gevşetmeli, terletiyor canım. Akşam yemeğine geç kalmamalı hem vaktinden önce de eve dönmemeliyim. Kahveye takılmalı biraz. Arkadaşları görmeli. Onlar da vaktinden önce evlerine dönmezler. Kendi vakitleri vardır onların. Benim vaktim yok. Önce olmamalı, o kadar. Ne çok severim evimi.
Akşamın gürültüsü ne güzeldir bazen. Hafif bir yel eser, yüzünü okşayan bir nefes gibidir. Coşkunluk verir ama belli etmezsin. El alem görür! Bulutlara bakıp dua edersin geçmişlerine. Bazen, saçmalık işte, bulut aranırsın dua etmek için. Çocukluk. Asker olursun, öldürmeyi –en azından teorik olarak- öğrenirsin çocukluk biter. Biter mi? Ya evlenince? Ciddi bir işe girince yani hafifliğin normal karşılanmadığı bir işe? Çocukların olunca?
Uğultu...
Gürültü, farkına varmadığım zaman aynıyla yerindedir. Her şey seyrinde gider o oldukça. Öyle olduğunu bilirim. Böyle aylak eve dönmek... Gürültü artıyor, seyrek adımlarla eve dönüyorum. Akşam rüzgarı yüzümü okşuyor. Işıklar neşe saçıyor şimdi. Bunun benim iç dünyamla alakası yok. Bakışımla alakası yok. Işıklar şimdi daha parlak yanıyorlar. Hüzün mü bu şimdi? Ee, öyleyse?
Değirmencinin kızı, sen alışıksın gürültüye. Şehre de çabuk alışırsın. Kız yüzün gülsün, ha gürül gürül değirmen ha gürül gürül caddeler... Beyaz köpüklü sular da bulurum ben sana. Rüzgar olunca nasıl köpürür deniz bir bilsen. Gürültü sağır etmez insanı. Baş ağrısı da yapmaz, alışırsın zamanla. Bu kez de onsuz yapamazsın. Baban... Değirmenin sesini duymaz olunca köpüklü sulara bakıp uslanırdı ha! Demek suya bakması ondandı. Sesin resmine bakıyordu demek. Değirmencinin kızı, artık bu değirmeni döndüreceğiz. Döndürecektik, gitmeseydin.
-Telefonunuz çalıyor beyefendi!
-Sağ olun.
Ceketimi giymeliyim. Aklıma ilk o geliyor, ceketimi giymeliyim.
-Evet anne.
-Oğlum, yemeğe bize gel olur mu?
-Bu gün gelmesem anne.
-Gel oğlum, bu gün de gel!
-Gelirim anne.
-Geç gelme!
-Birazdan gelirim.
-Tamam oğlum, bekliyorum.
Annem bekliyor yemeğe. Ne zamandır evime dönmüyorum işimden sonra. Ne zamandır dönmüyorum? Çok sevdiğim evime dönüş saatlerimi geciktiriyorum. Akşam inince evde olmalı insan, derdi babam.
İkimiz ses olurduk birbirimize. Evde çocuk sesi olmadı. Belki o yüzden çocukluğumu hiç kaybetmedim. Belki yanlıştır bu düşüncem. Kendi düşüncelerime güvenemedim, ne zaman düşünsem tedirgin olurum. Annem pencereye çıksa, adımı ünlese sokaklara... Geç kalmanın ayrı bir tadı olurdu o zaman. Oyunlarımı cebime doldurup acele sofraya otururdum. Kırk yaşından sonra insan akşam yemeğine geç kalmamalı. Kalorifer bir yuvayı ne kadar ısıtabilir ki? Hazır yemeklerin konulacağı ve önceden ne olduğu bilinen bir akşam yemeği ev sıcaklığı verir mi? Değirmencinin kızı önceden tahmin edemeyeceğim yemekler yapardı, eve döndüğümde mutfaktan kokuları gelirdi. Tabak çanak sesleri olurdu mutfakta. Mutfak sahipsiz kalınca ev de sessizleşiyor. Bir adam tek başına olduğunu bilmek isterse mutfağına bakmalıdır.
Değirmencinin kızı da duyamaz artık beni. Sokaktan gelen bütün bu sesleri duyamaz. Bomboş bir eve dönüyorum ve her şeyi duyuyorum. Annem beni yemeğe bekliyor. Aç kalmazdım oysa, konserveler, yumurtalar vardı buzdolabında. Bozulmuşlar mıdır?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...