7 Ocak 2010 Perşembe

SARUHANLAR KÖYÜ (TAHTA KAŞIKTAN EKMEK)

SARUHANLAR KÖYÜ
TAHTA KAŞIKTAN EKMEK
(Gediz/Saruhanlar Köyü Mustafa Uysal)
Köyün tamamının geçim kaynağı kaşık olan bir köye gider de nasıl heyecanlanmaz insan? İşte o gün (18.12.2009) heyecan içinde sabah yola çıktık. Alibey Aydın, Halil Oral ve ben artık köyleri her Cuma dolaşıyor sorunlarını, güzelliklerini, geçmişini, geleceğini velhasıl her şeyini kaleme almaya çalışıyoruz. Alibey Aydın aynı zamanda TRT televizyonunun Kütahya bölge muhabiri kamera ile kaydediyor TRT’de haber olabilecek şeyleri. Halil Oral köyün bütün ayrıntılarını not ediyor ve zaten okuyorsunuz hatta köyün türkülerini bile derliyor. Bu yönüyle tam arşivlik, ansiklopedik bir bilgi topluyor diyebilirim. Böyle bir ekiple köyleri dolaşmak ve samimi bir niyetle etrafımızı tanımak ve tanıtmak hoş bir duygu benim için.  

Yağmurlu bir sabahtı. Tavşanlı’da yağmur olmasına rağmen gayet güzel bir hava vardı. Gediz’e Çavdarhisar yönünden gittik. Yağmur ve rüzgârın arttığını görebiliyorduk ama havanın soğuyabileceğini pek düşünmemiştim açıkçası. Eski Gediz yakınlarında, Hisarcık Yolu üzerinde Saruhanlar Köyü. Google Maps’ten baktım rakımı 1200 metre. Epey tırmanarak çıktık köye bundan belliydi zaten. Köye yaklaştıkça sis arttı. Köyün girişindeki tepede durduk köyden genel görüntü almak için. Araçtan indiğimiz gibi hemen paltolarımızı giydik. Rüzgar o kadar sert esiyordu ki yağmurla birlikte, çekim yapabilmek için epey didindik. Bu sırada çok da üşüdük, en azından ben üşüdüm. Döndükten sonra da iki gün yattım soğuk algınlığından. Neyse görüntüleri aldık. Hemen köyün girişindeki evin önünde durduk. Arkadaşlar araçtan inip evin önündeki küçücük bir yere girdiler gözden kayboldular. Ben bir şey bakıp çıkacaklar diye bekliyorum. Sonra beni de çağırdılar. İçeriye girdiğimde gördüm ki aslında burası kaşık yapımında kullanılan bir atölye yani onların deyimiyle güme. (Güme aslında sözlük anlamıyla avcı kulübesi yahut bostanda yapılan bekçi kulübesi gibi anlamlarda kullanılıyor.) Saruhanlılar kaşık yapımında kullandıkları yere güme diyorlar. İçeride Bircan ailesi kaşık yapmakla meşguldü. Girişte baba Halil İbrahim Bircan hemen yanında büyük oğlu Mehmet, ortada küçük bir soba, sobanın diğer yanında kıymetli eşi, onun yanında da küçük oğul Ramazan. Baba kayın ağaçlarının kütüklerini ikiye bölüyor, ondan kaşıkların temel iki parçasını elde ediyor biraz daha uğraştıktan sonra Mehmet’e gönderiyor, Mehmet kaşık şeklini biraz daha belirginleştirip kardeşi Ramazan’a gönderiyor Ramazan ise yine elindeki keserle kaşığa benzemeye başlayan ağacın içini biraz oyuyor, dışını belirgin hale getiriyor ve sapının hatlarını belli ediyor o da annesine gönderiyordu. Anne son aşamada elindeki özel aletlerle kaşığın içini güzelce oyuyor, sapını, içini, dışını en ince ayrıntısına kadar ovalliğini ayarlıyor ve son haline getirip bırakıyordu. O kadar düzenli ve uyumlu çalışıyorlardı ki insan saatlerce oturup seyredebilir.
Evet, Saruhanlar köylüleri tahta kaşık yapıyorlar ve geçimlerini de bu işle sağlıyorlar. Köydeki her evin önünde bu güme tabir edilen atölyelerden var. Çok az bir kısmı istisna bütün köy hiç durmadan kaşık yapıyor. Düşünün artık on iki yaşına gelmiş çocuktan hasta olamayan seksenindeki ihtiyara kadar herkes kaşık yapıyor. Mehmet’in avuçlarını merak ettim bir ara. Açtı avuçlarını silme nasır kaplıydı. Bana gururla gösterdi. Kendi ekmeğini kazanan bir adam edasıyla işini anlattı biz sordukça. Mehmet liseyi yeni bitirmiş ve üniversiteye hazırlanıyor. Kardeşi bu işleri çok seviyor ve makineleşmek de dâhil bu iş ile geçimin sağlamak ve gelişmek istiyor ama Mehmet okumak istiyor. Sanırım yüzyıllardan beri devam eden bu geleneğin dışına çıkmak istiyor.
Kaşık yapımına döneceğim ama şimdi biraz köyden bahsedelim.
Köy kayıyor. Daha önce Çayır Köyünün de aynı akıbeti maden sebebiyle yaşadığını yazmıştım. Saruhanlılar Köyü maden sebebiyle değil ama yerleşim yeri sebebiyle kayıyor. Başta da belirttiğim gibi 1200 metre yüksekliği var. Köy dağa yaslanmış vaziyette ve hemen alt tarafı ise dere. Yani yağışlar arttıkça köy kayıyor. Ölçüm ve değerlendirmeler sonucunda bu durum resmilik kazanmış fakat sonuç olarak beş senede bir kontrol ederiz gibi bir şey söyleyip gitmişler. Köyün kaldırım döşemeleri falan çok eksik. Yağmur hiç dinmedi köyde bulunduğumuz sürede. Sokak araları o denli çamur oluyordu ki zaman zaman yürümekte zorlandık. Diğer köyler kaldırım taşları ile donatılmışken niçin bu köyde yoktu? Köyün kaymasından dolayı yatırımlardan da geri kaldığını öğrendim. Sanırım köylüde de bu türde bir isteksizlik var. Hangi eve gitsek evin önünde ya da bitişiğinde bir güme var ve herkes kaşık yapmakla meşgul. Öyle ki, insanlar süt için besledikleri ineklerine bile tam olarak vakit ayıramadıklarını ve dolayısıyla ineklerinin istenilen verimi veremediklerini söylüyorlardı. Bu köyde gezerken hep ağzım açık kaldı diyebilirim. Seksenlik iki ihtiyara çekim için rica ettik hemen evlerinin orada samanlığın önünde bizim için örnek kaşık yapar mısınız, dedik. Samanlığın duldasına elindeki malzemelerle gelip yerleştiler. Yarma zaten hazırdı. (Yarma, çamdan yapılma, kaşık yapımında tezgah olarak kullanılan özel biçimlendirilmiş ve yere sabitlenmiş kütük.) Köydeki herkesin özel malzemeleri var. İhtiyarlar bir başladılar durmak yok. Yağmurun altında biz gittikten sonra da kaşık yapmaya devam ettiler. Hatta bazı evlerde komşudan biri geldiğinde çekim için tezgahın başına geçirdiğimizde çekim bittikten sonra da hiç farkında olmadan o kişinin çalışmaya devam ettiğini gördüm. Şöyle ki, bu insanların kaşık yapılan bir yerde boş oturmaları mümkün değil. Tespih çekmek kadar doğal onlar için bu iş.

Köy yoksul mu peki?
Sanmıyorum, geçimlerinin iyi olduğunu ve bu işin onları geçindirdiğini söylediler ve insanlar emeklilikleri ve sağlıkları için ödeme de yapıyorlar. Diyeceksiniz ki artık tahta kaşık kullanan mı var ki bu koca köy bu işle geçinsin? Tahta kaşık mutfaklarda kullanılıyor yemek sanayinde kepçe olarak kullanılıyor, oyun kaşığı olarak kullanılıyor, süs kaşığı olarak kullanılıyor. Yani epey kaşık tüketiyormuşuz ben de orada öğrendim. Toptancıları da kendi içlerinden çıkıyor çoğunlukla. Dışarıdan gelen toptancılar da var. Ülkemizin dört bir yanına gidiyor yaptıkları kaşıklar. Yani mutfağınıza girin ve elinize hemen bir tahta kaşık alın, evet Saruhanlılar Köyünün emeğine artık siz de bilerek dokunuyorsunuz. Köyün görünümü, evlerinin genel yapısı zengin bir köyde olmadığınızı haykırarak söylüyor. Yeni evler yok değil ama nispeten az. Çocuklar okul için taşımalı olarak başka yerlere gidiyorlar. Hayvancılık ve tarım başlıca geçim kaynakları değil diyebilirim. Köy büyükçe ve bilinen bir köy civarda. Ama bir şeyler eksik kalıyor içinizde. Bu köyde bu olmamalı diyebileceğiniz çok şey var. Atölyeleri örneğin. Örneğin evlerin bahçeleri. Bahçeler çamurdan kurtarılmalı sokaklar çamurdan kurtarılmalı. Muhtar bu konuda girişimlerde bulunmalı. Elbirliği ile üstesinden gelinmeyecek şey değil ama muhtarın eli diğerlerinin eline ne zaman değer bilmiyorum tabi. Güme dedikleri atölyelerin de gözden geçirilmesi gerekiyor. Bazıları yenilenmiş, bakım yapılmış ama bazıları çok zor şartları barındırıyor. Bu tavsiyemi eleştiri veya yerme olarak algılamamalarını istirham ediyorum. Atölyelerini yenilemeleri onlar için daha da üretken bir ortam oluşturacaktır. Sevgili Mehmet Bircan köyünün ve kaşıkçılığın tanıtımı için basitçe bir site hazırlamış internette. (www.tahtakasikci.com) Bu da gösteriyor ki Mehmet gelişmelere açık biri. Başka birinin gözüyle köyüne bir kez daha bak Mehmet kardeşim yeniden yapabileceğin, düzeltebileceğin, yenilik yapabileceğin çok şey var.
Cuma namazını köyde kıldık. İmamla tanışma fırsatım olmadı ama buradan kendisini tebrik etmek istiyorum. Bu arada yemekleri de çok beğendim. Bunu da belirtmeden geçemem. Hemen hemen her köyde yemek ikram ediyorlar. Vaktimiz kalmazsa bu ikramlarını çevirdiğimiz de oldu. Burada yediğim kavurma bana çocukluğumdaki lezzeti hatırlattı. Evimde de tarhana yerim ama buradaki tarhana daha bir tatlı geldi bana ikinci bir tabak daha getirdiler sağ olsunlar. Tavşanlı’ya uzak bir köy ama bir gün Gediz tarafına yolunuz düşerse yolunuzu azıcık uzatın ve bu köye uğrayın. Dönüşte bizim gibi siz de hatıra kaşık satın alın. Orayı görmenizi isterim. Yaşar Öztürk usta köyde en güzel kaşık yapanlardan biriymiş. Kaşıklar çoğunlukla kayın ağacından yapılıyor ama şimşir ağacından yapılanları da var. Şimşir ağacından yapılma üç adet özel Yaşar Usta kaşığı satın aldım. Ağacın o pürüzsüz yapısına ve onların ağaçla iç içe hallerine bitiyorum. Dönüşte Mehmet kardeşim de eski işlemeli ve boyalı kaşıklardan ve kendi yaptığı yemek kaşıklarından hediye etti. Bir kez daha teşekkür ediyorum bütün köylüye. Saruhanlar Köyü beni çok kez çocukluğuma döndürdü o zamanları tekrar yaşattı. Umarım gelişmiş ve işini daha uzun yıllar devam ettiren bir köy olarak yaşamlarına bağımsızca devam ederler.
Mustafa Uysal
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...