23 Ocak 2010 Cumartesi

NEREDESİN UYKU?


NEREDESİN UYKU?
Düşünmek istemiyorum. Kafamda bir boşluk var ve bu boşluğu doldurabilecek bir “şey” aramıyorum. Merak etme duyularımı bile kaybettiğim bir an, içinde bulunduğum an. Merak etmekten bahsedebildiğimi görüyorum. Bu iyiye mi işaret yoksa başka bir duruma mı? Uykumun olduğunu zannediyorum. Zannetmek bile bir umut.
Hafif, çok hafif bir ağrı kafamın bir yanında. Hangi taraf olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Ağırlık da diyebilirim. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Uykum var, belki uykum var. Yatınca uyuyamayacağımı iyi biliyorum. Yok, uyku hali değil bu. Boş boş bakmak, diye bir durumdan bahsedilir bazen. Acıklı bir anı anlatmak için de kullanılır bu, aşağılayıcı bir hali de. Acınacak halde miyim? Etrafımda halimi çözebilecek, yok, yahut halimin ne hal olduğunu merak edecek biri yok sanırım. Kendim bile düşünmek istemediğimi söylerken saçmaladığımın farkına kim varacak?

12 Ocak 2010 Salı

SOKAK KOROSU (Değirmencinin Kızı)

SOKAK KOROSU (Değirmencinin Kızı)
Akşam iner
İner perdeler
Akşamüstü ölme sakın!
Öldüğün görmezler.
Ali Semerci
Gürültü...
Yürüyebilmek için cebimde para olmaması lazım geldiğini düşünürdüm. Etrafımda bunca insan varken mutlu olabileceğimi de düşünürdüm. Yüzlerce aracın zihnimin yansımasına kurban gitmeleri de hoş. Buradan bakınca tepeler ne güzel görünüyor. Tepelerden bakılınca “Burayı” görüp görmediğimi bilemem. Bu şehri tam olarak bilmiyorum. Herkes gibiyim kaldırımlar üstünde. Herkes ben gibi değil tabi. Bunu onlar biliyorlar. Dahası hiç kimse hiç kimse gibi değil. Bu kaldırım üstündeyken, yürüyorken ya da bir şeyleri bekliyorken aynıyız aslında. Çınarın üstünden bakan bir kuş nasıl görüyor beni? Beni mi görüyor yoksa bizi mi? Biz bir gürültüden ibaretiz.
Caddeden yüzlerce araba akıyor, seyyar satıcılar bağırıyor, martılar çığlık çığlığa, deniz kımıldanıyor, rüzgar olmadık şeylere sürtünerek geçiyor, topuklarımız takırdıyor, kornalar yolu takip ederek dağılıyor, pantolonlar etekler hışırdıyor, telefonlar çalıyor, ezan okunuyor, insanlar aralarında konuşuyorlar, yerde bir poşet... Sağır olmaya imkan yok bu şehirde.

11 Ocak 2010 Pazartesi

YAZI-TURA, KÖY-MAHALLE (KUMARI)

YAZI-TURA, KÖY-MAHALLE (KUMARI)
Kütahya Kumarı Köyü (Kumu arı) Mustafa Uysal

Kumarı Köyüne gitmeye karar verdiğimizde köyü internet yoluyla incelemeye çalıştım fakat çok fazla bilgi bulamadım. Öğrendim ki orası aslında Kütahya’nın bir mahallesidir. Bu bilginin ışığında düşündüm ki orası gittiğimiz diğer köylere benzemeyecek yani aslında köye bile gitmiyoruz. Kütahya merkeze bağlı bir mahalle yani, koca Kütahya Belediyesinin mahallesi. Üstelik bir de Kültür Bakanlığınca tescillenmiş 1000 yılını çoktan devirmiş meşhur kestane ağaçları var. Meşhur dediğime bakmayın internette adı çok yerde geçiyor sadece. Yani bütün bu bilgiler ışığında ben aslında gayet iyi şartlarda ve artık dışarıdan gelip gidenlerden bıkmış bir köyle karşılaşacağımızı düşünmüştüm.

7 Ocak 2010 Perşembe

SARUHANLAR KÖYÜ (TAHTA KAŞIKTAN EKMEK)

SARUHANLAR KÖYÜ
TAHTA KAŞIKTAN EKMEK
(Gediz/Saruhanlar Köyü Mustafa Uysal)
Köyün tamamının geçim kaynağı kaşık olan bir köye gider de nasıl heyecanlanmaz insan? İşte o gün (18.12.2009) heyecan içinde sabah yola çıktık. Alibey Aydın, Halil Oral ve ben artık köyleri her Cuma dolaşıyor sorunlarını, güzelliklerini, geçmişini, geleceğini velhasıl her şeyini kaleme almaya çalışıyoruz. Alibey Aydın aynı zamanda TRT televizyonunun Kütahya bölge muhabiri kamera ile kaydediyor TRT’de haber olabilecek şeyleri. Halil Oral köyün bütün ayrıntılarını not ediyor ve zaten okuyorsunuz hatta köyün türkülerini bile derliyor. Bu yönüyle tam arşivlik, ansiklopedik bir bilgi topluyor diyebilirim. Böyle bir ekiple köyleri dolaşmak ve samimi bir niyetle etrafımızı tanımak ve tanıtmak hoş bir duygu benim için.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...