27 Eylül 2009 Pazar

KİBRİTİ OLAN YOK MU?

KİBRİTİ OLAN YOK MU?


Tarih her şeyi açıklamıyor bazen.

Niçin sever Ahmet Ayşe’yi ve niçin Mehmet, Ahmet’le Ayşe’nin oğlu olarak dünyaya gönderilmiştir? Tam da o gün, niçin buzağılamıştır topçu yüzbaşının ineği? Niçin Eylül isimli çocukları görürüz de aklımıza gelmez eylülde harpsizlik.



Eylülde zihinleri damgalı insanlardık ve yine eylülde elleri damgalı insanlardık. Evi pranga, mahallesi pranga, yolu-izi pranga, memleketi baştanbaşa pranga… Sarı saç mavi göz… Kara kaş, kara göz… Hep mi aynı yerden geldik? Hep mi esiriz? Hep mi böyle kalacak?
Ve haramilerin işgalcilerden farkı olduğunu söyleyecek dillerini keserler adamların, bulurlarsa adam. Kimse konuşmasın, Trikopis çok yaşa! Konuşmadan tezahürat yapın. Hürsünüz bu konularda ki, yakında hürriyet paçanızdan akacaktır. Açıkça ilan edilsin yenildiğimiz ve biz artık o günlerin hüznünü bari duyalım. Çıkarılacak dersleri bari çıkaralım.

Biri çıksa dese ki, siz yoktunuz buralarda dedeniz vardı. Biz dedenizi severdik sizi pek çok sevdik. Biz de sizi sevdik, biz de sizi. Hatta siz demekten utanırcasına, Leyla Mecnun’un kapısında “Ben” derken düştüğü hataya düşerek sizi sevdik. Biz sizde biz olduk. Sizden daha çok biz olduk. Sizi biz çok sevdik o gün bile sizi gönderirken içi sızlayanları gömdük, üzerilerine türbeler koyup tepelerinde piknik yaptık. Biz sizi bizden gayrı görmedik.

Zihnimin bir kenarında Kocasu akıyor, bulanık. Zihnimin tam ortasından lağımlar akıyor. Şehrimin lağımları bile arıtılacakken zihnimin lağımlarına lağım bağlamaya devam eden kimdir? Kimdir zihnimi yenik bırakan? Kimdir eylülde kovduklarımızı zihnimde tekrar bir araya toplayan? Kimdir dedelerimizin harpsiz şehir teslimlerinden sonra harpsiz zaferlerini anlatan?

Yalan oldu zaferler.

Yalanlar var oldukça yalan oldu zaferler.

Kurtuluşlar yalan oldu kitaba göre.

Yalanlar, yılanları deliklerine gömdü, zehirsiz de kaldık panzehirsiz de.

Yol bilmez miydiniz, iz bilmez miydiniz?

Dil bilmez miydiniz, hal bilmez miydiniz?

Niçin susuyordunuz, susuyorsunuz, sustunuz?

Zamanları niçin birbirine kattınız?

Bin küsur yıl önce yapılırdı düyu, yap onu sen ama bugün yeni şeyler görüyorsun bende buna ne diyeceksin? Senin eserin değil mi? Küçük şeyleri bana sakladın büyük şeyleri Kocasuya mı döktün? Suya döktüğün neler var daha tarih kitaplarından söküldüğü aşikâr.

Zihnimi esir edip gittin Elena!

Zihnimde şenlik olmayacak, zihnimde resmi geçitler…

Zihnimde tüyleri ürperen bir muharip gazi yaşamıyor.

Madalyalı bir tören yok zihnimin hiçbir yerinde. Zihnimde havai fişekler çakmıyor. Çakıyorsa da Trikopis’in 4. kuşaktan torunu eğlensin diyedir ülkemin koylarında.

Her yıl aynı zamanlarda kurtuluyoruz hikmete binaen. Her yıl aynı zamanlarda kurtulduğumuz gibi bırakıyoruz her şeyi, yelekli adamlar gelip temizliyorlar. Her yıl kurtulduğumuz yerde oluyoruz. Meydanı dolduran soru işaretleri alkışlar mıydı sizi? Meydanı dolduran ünlemler alkışlar mıydı sizi? Meydanı dolduran birçok virgül hangi cümlelerin müntesibidir? Kim çıkar huzura huzursuzluktan başka?

Ve kurtulduğum günü bayram ilan etmek lazımdır bu dünyadan. O kadar çok kurtulduk ki kurtulacak yanımız kalmadı. Kurtarılacak bir dirhem et kalmadı. İte versen yemez, hale geldim. Yangında ilk kurtarılacak yalanlarımıza inat gelin bu yangına verelim yalanları, insanları kurtaralım. Bir Prometyus gerekmez aydınlanmak için, kibriti olan yok mu?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...