24 Kasım 2008 Pazartesi

KABAKÇI SALİH EFE

KABAKÇI SALİH EFE

Kendisinin adını çokça duymuşluğum vardı. Nedir, kimdir ve neden bolca adı geçer böyle bir çetecinin diye hep merak etmişimdir. Ancak konu, gündemime hiç araştırma boyutu ile girmedi.

Şimdi biliyorum hem de bütün detaylarıyla. Böyle bir yazıya yazarı tebrik etmeden başlamak istemiyorum. Ömer Faruk Dinçel hocamı can-ı gönülden tebrik ederim. Yakın tarihimize ulaşmak ve onun hakkında konuşmak, yazmak o kadar zor ki. Bu zorluğuna rağmen bir yazarın bunu başardığını kitabında görmek beni sevindirdi.

Ömer Faruk Dinçel hocam son kitabı, Kabakçı Salih Efe (Milli Mücadeleye Adanan Bir Ömür) ismiyle çıkardı. Kitabı bir solukta sadece bir akşamda okudum. Sıkıcı bir tarih kitabı işte diye düşünmüştüm ilk başta. Sonra birkaç sayfa okuyunca yaşadığım yerde geçen olaylar ve ayrıntılar çok ilgimi çekti. Kabakçı Salih Efe ve etrafında gelişen olaylar detaylı bir şekilde anlatılmıştı. Biraz da roman okuduğum hissine kapıldım. Yanlış anlaşılmasın sevdiğim bir tarza benzetiyorum sadece. Biyografi kitabı olduğu da söylenebilir.

Kitapta o dönem yaşanan olaylarda (1918-1923) tanıdığım bildiğim yani ismini yakından duyduğum hatta akrabası olduğum insanlar vardı. Dedemin babasının da ismi geçiyordu o kitapa. Hatta dedemin babasının Cevizdere Savaşına katıldığını yine o kitapta okudum. Kendi köyümün adı da sık sık geçiyordu kitapta. Köyümden birkaç kişi daha vardı isim olarak. Köyümde yaşananlar… Daha neler neler.

Biliyorum ki siz de bir yakınınızı ya da yaşadığınız yerle ilgili bir ayrıntıyı bulacaksınız o kitapta. Ömer Bey on yıl emek verdiği bu eserini titizlikle hazırlamış. Tarihi şahsiyetleri tanımak, yakın tarihe göz atmak kolay değildir. Hele bu konuyu sıkıcı yazmayan kaç kişi var? Bir solukta okunabilir olan bu kitap hakkında daha çok şey söylenebilir ancak uzun tutmayacağım. Orada verilen bilgiler üzerinde bir kez daha durup düşünmemiz gerekiyor. Gündemimize yeniden almamız gerekiyor. Yeni nesillere tekrar tanıtmamız gerekiyor. Bırakın yeni nesilleri eskiler bile masal gibi bölük pörçük bilgilere sahipler. Çoğu da kulaktan dolma yanlış bilgiler. Anlatırken de yanlış anlatılıyor tabi. Kahramanlar eşkıya, eşkıyalar kahraman oluveriyor halk ağzında. Bu kitapla birlikte bazı şeyler değişecektir.

Bu kitapla birlikte yine bekliyorum ki Tavşanlı'da birçok insan şaşırarak öğrenecektir gerçekleri. Mustafa Armağan, tarih okumak şaşırmaya hazır olmaktır, demişti. İnanın bu kitap beni çok şaşırttı. Yunan işgali sırasında yaşananları daha iyi anlamaya başladım.

Ömer Faruk Dinçel hocama bir kez daha teşekkürü borç bilirim. Yakında çıkacak olan Tavşanlı ile ilgili kitabını da heyecanla bekliyorum. İlk ben almak isterim yine bu haberi.




17 Kasım 2008 Pazartesi

SAAT ON, ŞİMDİ CENAZE İLANLARI!

SAAT ON, ŞİMDİ CENAZE İLANLARI!

Daha önce de tartışıldı, biliyorum.

Konuşulması gereken daha bir çok yeri olduğu için yazmak zorundayım.

Küçük bir ilçe sayılırız, diyenleri biliyorum. Büyüdük artık, diyenler de var. Biliyor musunuz bunları söyleyenlerin tamamı hala kasabada yaşadıklarını düşünen insanlar. Bilinç altlarında hala kasaba kültürü var. Tavşanlı hala kasaba mantığı ile yaşıyor.

Cenaze ilanları bir ara belediye tarafından düzene sokulmaya çalışıldı. Amma çetrefilli mesele imiş, olmadı. Sanki cenazeler ortada kalacakmış gibi bir tepki ortaya çıktı. İnsanlar elbette ölülerine sahip çıkacaklar. Dinimizin esasları da bunu gerektiriyor zaten.

Şimdi buraya kadar sorun yok. Sorun şu ki, cenaze haberlerinin belediye hoparlörlerinden verilmesi. Hala bu konu üzerinde anlaşamadık. Yaşadığımız yer neredeyse 70 bin nüfuslu bir şehir. Kim öle kim kala. Hepsinden haberdar olmaya kalkarsak, ki öyle oluyor, işin ucu daha nerelere varacak Allah bilir. Şimdi kendimden bahsedeyim de kimse alınmasın kırılmasın. Öldüm diyelim. Kimin haberi olmalı benim ölümümden? Ailemin elbette, onlara muhakkak haber ulaşır. Akrabalarımın da haberi olmalı. Onlara haberi iletmek de ailemin görevi. (Zorunlu değiller tabi.) Sonra arkadaşlarımın da haberi olmalı. Yine ailem arkadaşlarımdan zaten haberdar, onlar arkadaşlarımı da haberdar edeceklerdir. Beni tanıyanların ya da benimle bir şekilde hukuku olanların cenaze merasimimden haberdar olmaları gerekiyor mu? Hayır. Elbette iş çevrem bu konuyu haber alacaktır. Dolayısıyla alacak verecek meseleleri de bu yolla halledilecektir. Eski arkadaşlarım da haber almak isterler belki ölümümü, hani bari cenazesinde bulunalım diye. Ne gerek var? Sonuçta eskisiniz yani sağlığımda etrafımda yoksunuz. Yani ya bir şekilde siz beni uzaklaştırdınız çevrenizden ya da ben sizi uzaklaştırdım ya da şartlar öyle gerektirdi. Sonraki günlerde duyduğunuzda bir fatiha okuyun yeterli. Diyelim başka şehirlerde de arkadaşlarım var, o zaman ne olacak? Belediyeden oraya da hoparlör koymasını mı isteyeceğim? Saçmalık. Bütün bunlar Birkaç meraklı Melahat'ın başının altından çıkıyor. Kahvede ihtiyarlar oturuyorlar, cenaze ilanı başlıyor. Susun bir, bakalım kim ölmüş? Sana ne, kim öldüyse öldü. Sanki tanıyacak ya da eskilerden biri ise tanıdık çıkacak. Vah vah... diyecek olay bitecek. Bunun mantığı biraz da şu: Cenazemiz kalabalık olsun. Hiç alakası olmadığı halde ayıp olur diye cenazeye gelenler var bu memlekette. Ne olur kalabalık olunca? Hiç, gösteriş olur. Zaten kalantor biri ya da akrabası ölünce Ulu Camiden de sala okunup ilan ediliyor. Laf yahu! Bunu bile gösterişe soktunuz ya helal olsun!

Tamam, bu sorunun üzerine de pek gitmeyelim. Bakın hep taviz verdik şehir mantığından, kasaba mantığına yaklaştık. Bir kez daha tamam, haydi anons ettirin cenazelerinizi. Peki diğer sorun nedir?

Gelelim diğer soruna…

Dinlemek zorunda mıyız? Kimin öldüğünü bilmek zorunda mıyız? Hayır. Kimin öldüğünü belediye hoparlöründen haber almak zorunda değiliz. Asıl sorun bu iken bundan feragat ederek diğer bağlantılı soruna geçelim. Bağlantılı sorun şu: Cenaze ilanın veriliş şekli. Bir yazımda bunun farkına varılması için ironik ve bir o kadar da abartılı deneme yapmıştım. Okuyanlar hatırlarlar. Diğerleri de www.edebya.tk adresli sitemden arayıp bulabilirler. Cenaze ilanları o hale geldi ki, artık cenaze ilanı mı dinliyoruz yoksa aile reklamı mı ayırt edemez olduk.

Cenaze ilanlarını birkaç bölümde irdeleyebiliriz. Aynı haber mantığı ile incelenebilir. 5 N 1 K. Tam böyle de değil biraz farklı oluyor gerçi. Neden öldüğünü, niçin öldüğünü, nerede, ne zaman, nasıl öldüğünü falan açıklamak tuhaf olur, uzun da olur. Birkaç paragraf sonra denemesini yazacağım zaten. O zaman tuhaflığı daha iyi fark edersiniz.

Merhumun ismi (Ki kadın isimleri verilmiyor o da ayrı bir saçmalık. Neyi saklıyorsunuz hangi mahremiyetten söz ediyorsunuz? Zaten mevta olmuş.) Merhumun köyü, kasabası ya da mahallesi, merhumun kimlerle bağlantılı olduğu (Annesi, babası, kardeşleri falan), işi, defin yeri ve saati, dilek ve temenni.

Örnek cenaze ilanı: Alternatif Radyo çalışanlarından, Kadıköylü, Ali oğlu Mustafa Uysal Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allah'tan rahmet (Bu kısma gerek yok aslında ama nezaket icabı.) ailesine baş sağlığı dileriz. (Bu kısımdaki dilek kime ait bilinmiyor zira, ilanı veren ailesi. Hayır belediye mi bize rahmet ve baş sağlığı diliyor?)

Bakın mesela, bizim sülale köyün epey geniş bir sülalesi. Ben bütün akrabalık bağlarımı hem de nerede nasıl çalıştıkları ve emekli iseler nereden nasıl emekli olduklarını saydırmaya kalksam rahmetin ardından bir de söverler gibi geliyor. Merhumun nerede nasıl çalıştığını bırakın, merhumun akrabalarının hatta dünürlerinin, bacanaklarının, kuzenlerinin bile nerede çalıştıkları, gelir durumlarının ne olduğu, ne zaman emekli oldukları, bunların tek tek nerede hangi mevkide çalıştıkları, idareci olup olmadıkları hepsi sayılıyor cenaze ilanlarında. Yazık, çok yazık! Hem bize yazık hem size. Merhumu saymıyorum bile.

Bir de 5 N 1 K kuralına göre haber verelim cenazeleri bakın nasıl olacak:

Kim?

Alternatif Radyo çalışanlarından, Kadıköylü, Ali oğlu Mustafa Uysal...

Ne?

Öldü.

Nasıl?

Yatakta uzanarak.

Niçin?

Doktor raporu henüz gelmedi.

Neden?

Vadesi doldu.

Nerede?

Tavşanlı, falan mahalle, falan sokak...

Ya! Artık gerisini siz hesaplayın.

Bu işi madem belediye yapıyor ve bütün tartışmaların ardından yayınlamak zorunda kaldı öyleyse düzenlemek zorundadır da. Akıl vermek mevkinde değilim ama söylemeden, yazmadan da geçemeyeceğim. Her işe ait bir form varken ne için cenaze ilanlarına dair bir form olmasın ve bu form sıkı denetlenmesin?

İşte bir form örneği, oluşturmak gayet basit. Denetlemek de öyle.

Örnek cenaze ilan formu:

Merhumun adı:

Merhumun yakınları: (Anne, baba, kardeş gibi 1. derece bu bölüme akrabalarının işi yazılmayacaktır.)

Merhumun işi:

Merhumun memleketi:

Cenaze merasimi yeri ve saati:

Defin yeri ve saati:


Dediğim gibi birkaç meraklının yüzünden bunca şeye katlanmak zorunda kalıyoruz madem bari bir usulü olsun. Ayıptır, komiktir yapmayın tuhaf şeyler. Babası falan dairede memurdu da dedesi ne iş yapardı, eniştesi halen şurada çalışıyordu da emmi oğlu nereden emekli, gibi komik şeyler de aklına getirmeyin insanın. Cenaze işlerini sulandırmayın lütfen. Belediyeden de ricam bu işi denetim altına alması.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...