26 Ekim 2017 Perşembe

VAHİY ALAN KOYUN

VAHİY ALAN KOYUN
(Muhammed İkbal)

Bir otlakta mutlu biçimde beslenip üreyen bir koyun sürüsü vardır. Fakat bir gün sürüye aslanlar üşüşür ve ortalığı kana bular. Aslanları durdurmak isteyen zeki bir koyun hileye başvurur ve aslanlara giderek kendisine ilham (vahiy) geldiğini, üstelik Allah tarafından kendilerine elçi olarak gönderildiğini söyler. Buna inanan aslanlar için artık zeki koyunun onlara verdiği va'zlar da inanılır şeylerdir. Koyun sürekli zayıflığın, acizliğin, yoksulluğun erdemlerinden bahseder onlara. Bu erdeme ulaşmanın yolunun da et yemeyi bırakıp ot yemekten geçtiğine onları inandırır. Buna kana aslanlar ot yemeye başlarlar ve yedikçe aslanlıklarını yitirirler.

(Muhammed İkbal, Esrar ve Rumuz, Çev. A.N.Tarlan, sh 35-37. Türkiye-Pakistan Kültür Cemiyeti Nşr. 1964 İst.)
https://tr.scribd.com/document/196974016/Muhammed-Ikbal-Esrar-Ve-Rumuz#download

21 Ekim 2017 Cumartesi

VAAZ ve DUA

VAAZ ve DUA
M.Uysal
Misafir vaiz gelmiş bu cuma... 
Vaazın sonunda şöyle dua etti: "Allah'ım, zorda olan kardeşlerimize yardım et, zulme uğrayan kardeşlerimizi kurtar, savaşlarda ezilen Müslüman kardeşlerimize yardım et. Bize sağlık ve afiyet ver." (Cümle tam böyle değildi belki ama bundan daha havalıydı ve tam bu anlamdaydı.) Herkes amin dedi, ben güldüm.
Bu vaiz Kur'an okumuştur muhakkak ama unutmuş olmalı. Zira Kur'an bize mazlum kardeşlerinize yardım edin, diyor. Zalimlere karşı durun diyor ve afiyette olma garantisi de vermiyor. Şehadet, zorluk vb. şeylere de katlanmamızı istiyor. Vaiz ise bütün işleri Allah'a yükledi sonra bize de sağlık, afiyet istedi ve bitirdi.
Bunu bilerek yaptığını düşünmek istemiyorum. Lakin bu bir alt bilinç ve artık bundan kurtulmamız lazım. Allah'ın bize yap dediği ne kadar şey varsa biz tekrar Allah'a havale ediyoruz sürekli. Allah'ım olmayanlara da ver, derken biz Allah, size verdiğim rızıktan olmayanlara verin, diyor.
Ne demek lazım? Şöylesi daha uygun sanki: Allah'ım bizi güçlü bir ümmet eyle. Zulüm gören kardeşlerimize yardım edecek kuvvet ve cesareti bize bahşet. Biz azmettik onlara yardım etmeye kalplerimize güven ver. Bizi alan el değil veren el yap. Bizi yük olanlardan değil yük alanlardan eyle...
Hayır, bir gün sesli güleceğim camide başıma iş gelecek bir an evvel düzeltmek lazım.

Mehmet Akif'in şu şiiri de tam bu konuyu anlatıyor aslında.
VAİZ KÜRSÜDE

( Salât ü selâmdan sonra )

...................

O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da, 
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında? 
"Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru: 
Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu. 
Talep nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar, 
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var? 
"Çalış!" dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun, 
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun! 
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya, 
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya! 
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden, 
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken! 
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini, 
Birer birer oku tekmîl edince defterini; 
Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir... 
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir! 
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak... 
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak! 
Onun hazîne-i in'âmı kendi veznendir! 
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir! 
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O; 
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O! 
Çekip kumandası altında ordu ordu melek, 
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek! 
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin: 
"Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızr'ı göndersin! 
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak; 
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak. 
Demek ki: her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın o; 
Çoluk çocuk O'na âid; lalan, bacın, dadın O; 
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O; 
Alış seninse de, mesûl olan verişten O; 
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O; 
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O; 
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O; 
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı o. 
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! 
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu! 
Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; 
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha? 

.......... 

Mehmet Akif Ersoy
(1873 - 1936)

Bir Hatıra ve Dehşet Senaryosu


Bir Hatıra ve Dehşet Senaryosu
M.Uysal
1996 yılında yazılarımı bilgisayara geçirmeye başladım. Daha önceki yazdıklarımın çoğu defterlerdeydi. İlk bilgisayarımı kömür parasını vererek almıştım ve kömürü de taksitle almıştım galiba, öyle bir şeydi. Bir tırcı Almanya çöplüğünden falan bulmuş getirmiş işte. 386 türü bir şeydi. 7 disketle windows 3.1 kuruluyordu. Her neyse. Bilgisayarda yazmadan önceki kayıtlarımın büyük bölümü kayboldu. Defterlerdeydi ve defterlerimin kimi kayboldu kimi de çeşitli sebeplerle kullanılamaz hale geldi. Üstelik defterlere yazdıklarım pek kullanışlı da değillerdi. Aradığımı kolay bulamıyordum.

Dediğim gibi, bilgisayarı aldıktan sonra aylarca uğraşıp elimde kalanları tek tek bilgisayara geçirdim. Aylarca... Askerlikte 10 parmak klavye öğrenmiştim mecburi. Sonra yeni yazdıklarımı artık bilgisayarla yazıyordum. Bir gün o çöpten gelen bilgisayar çöktü, öldü, geberdi... Nasıl denilirse işte. Hepsi gitti yazdıklarımın.

Şimdi başka bir yere geçelim...
Nüfus bilgilerini araştırmaya çalıştım bir dönem. Emet'tekiler kurtuluş savaşı döneminde yakılmıştı. Sonra öğrendim ki, yurdun çeşitli bölgelerinde tapu kayıtları, nüfus kayıtları falan hep gitmiş, yanmış falan işte.
Yenilerde bilgisayarlı sisteme geçildi. Bütün bu işlemleri devlet çok hızlı yapıyor. Aradığınızı buluyorsunuz, işleriniz hızlı yürüyor.
Düşünüyorum da, bir gün birileri bilgisayar sistemlerini de kolaylıkla yok edebilir. Yine dımdızlak ortada kalabiliriz. Bu işleri bilmeyen birisi değilim. Yani yedekli çalışma, koruma sistemleri, özel odalar falan filan... Şunu da biliyorum ki, dijital olarak aldığınız tedbirlerin tamamı yine dijital olarak yok edilebilirliğe açıktır.
Şimdi yazılarımı yine bilgisayarla yazıyorum. Kimilerini bulutta kimilerini yedek disklerde falan tutuyorum. Çok da önemli değil nihayetin kaybolurlarsa çok da değerli şeyler değiller. En azından sizin için.
Bazen diyorum ki, dijital sistemlere fazla güveniyoruz ve bütün işlerimizi artık oradan yürütüyoruz. Bir gün bu oyuncağın elimizden kayıp kırılmasından çekiniyorum açıkçası. Umarım öyle olmaz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...