21 Eylül 2019 Cumartesi

Elektrik, İnsan ve Doğa


Elektrik, İnsan ve Doğa
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut, ağaç ve açık hava
M.Uysal
Tunçbilek Termik Santralinin durumunu sanırım artık çoğunuz biliyorsunuz, uzun uzun anlatmaya gerek yok. Özelleştirmeden sonra sıkıntı çok daha fazla büyüdü. Son zamanlarda santral bacalarının filtresiz ve kapasite artırımı ile çalıştığını ve çevresine nasıl zarar verdiğini sosyal medyadan takip edebilirsiniz. Merak edenler uygun kelimelerle arayabilirler sosyal medyada ve internette. Hatta yerinde gözlemlemenizi tavsiye ederim.  Ben iki kez yerinde gözlemledim, bizzat yaşadım.
Tunçbilek ve çevresinde bulunan köyler ve Tavşanlı bu toz ve duman salınımından ilk etkilenen yerleşim birimleri. Bizzat orada yaşayanlar artık işin felaket boyutuna geldiğinin çok iyi farkındalar. Geleceğimizi karartan bu durum için harekete geçilmeliydi ve geçildi.
Santral bacaları için filtre konusunda bir esneklik verilmiş özelleştirmede. Buraya kadar tamam, diyelim ki anladık. Fakat nereye kadar varacağını bilmiyoruz bu işin sonunun. Yani ne olmalı ki ondan sonra tedbir kısmına geçmeliyiz? Deprem yönetmeliği için 1999 yılının Ağustos ayını yaşamamız gerekmiyordu ama yaşadık. Bu çok büyük bir tecrübeydi. Her olayın kendine has felaketleri olmamalı tedbir almak için.
Her neyse, geçen geçti. Şimdi ne yapacağız? 31 Aralık 2019 itibariyle santral için tanınan süre doluyor ve filtre için henüz somut veya soyut bir adım atılmamış olduğunu görüyorum. Bir adım atıldıysa ve benim haberim yoksa bu benim suçum hemen tellallar çıkarıp sevinçle ilan ederiz. İhalede tanınan filtre esnekliğinin sonuna geliyoruz fakat bir belirsizlik var. Bu yılın temmuz ayında çıkarılan torba yasa ile süre artırımı verilmedi fakat orada muğlâk ifadelerin var olduğu konuşuluyor. Eğer bu muğlâk ifadeler bizim aleyhimize yorumlanırsa çok kötü. Tabi santral lehine

20 Eylül 2019 Cuma

Dini Hurafesiz Yaşamak

Dini Hurafesiz Yaşamak / Metin Sevil
(Kitap Tanıtımı)
Fotoğraf açıklaması yok.
M.Uysal
Yeni bir kitap elime ulaştı diyemem ama kitap yeni. (Kitabın içeriğine dair epey konuştuk ve bazı yazıları okumuştum önceden.)

Metin Sevil ile epey zamandır tanışıyorum ve konuşuyoruz bazı meseleleri zaman zaman. Yazılarını ilgiyle okuyorum ve üzerinde kafa yormak zorunda kalıyorum. Beni uğraştırıyor çoğu zaman. Neden böyle? Çünkü çok bilinen konuları bile en detaylı araştırmadan sonra yazıyor ve çetrefilli meselelerde de orijinal sorular soruyor. Kitabın yazarına dair bunlar giriş ipuçları. Yazar, kendisi hakkında kitabında bilgi vermiş fakat ben buraya da alayım… Yazarın din eğitimi yok. Yani din eğitimi veren bir okuldan mezun değil. Fakat araştırması ve merakı sayesinde kendisini çok geliştirmiş. Onun kadar iyi okuyan görmedim açıkçası. Okuduğu kitapların hemen her satırından yazarına soru çıkarabiliyor. Okuduğu kitapları ayrıntılı not alıyor ve yazarına itiraz etmesi veya yazarını tebrik etmesi gerekiyorsa onu detaylıca yapıyor. Zaten kitabını okuduğunuzda

10 Eylül 2019 Salı

TAKVA ELBİSESİ MODA OLACAK MI?


TAKVA ELBİSESİ MODA OLACAK MI?
M.Uysal
Hayvanların giyinmek gibi bir dertleri olamaz zira onların yaratılışlarında utanma duygusu yok, soğuk-sıcak dertleri de yok, psikolojik, sosyal korunma dertleri de yok. İnsanda var. İlk insandan beri bu var. Araf suresinde anlatılan örnek olayın devamı aşağıdaki ayet. Oradaki olay şu: Şeytan Adem’e saygı göstermiyor ve kovuluyor. Sonrasında Adem ve eşini aldatıp ayıp yerlerinin (Korunması gereken yerlerinin) çıplak kalmalarını sağlıyor. Ayıp kelimesinin anlamı içinde “Utanılacak şey” de var. Bundan niçin utanmamız gerektiğini sonra uzun uzadıya konuşuruz, diğer meseleye geçelim.

Şeytan o ikisine, ayıp yerlerini göstermek için vesvese veriyor. Cinsellik dürtüsü, diyebiliriz belki. Bunu yaparken de yemin ederek öğüt verenlerden olduğunu söylüyor. Şeytanın bir gayreti söz konusu. O bunu çok istiyor. (Şeytan konusunu da bir gün uzun uzadıya konuşmak lazım. Aslında insanın içindeki dürtü değil mi bu? Allah’ın ayar çektiği de bu dürtülerimizin kontrolü değil mi?) Onları hile ile

5 Eylül 2019 Perşembe

MUKALLİD ATEİST ve MUKALLİD İMANLI

MUKALLİD ATEİST ve MUKALLİD İMANLI
M.Uysal

Mukallit imanlı ile mukallit ateistin ortak noktaları var...

İman ettiğini söyleyen mukallit imanlı aslında neye iman ettiğini pek bilmez. Kabaca bir şeyler bilir. Kendisine söyleneni dinler ve kabul eder. İçine doğduğu şartlarda kalır, pek değişmez. Hangi imana doğmuşsa orada öylece kalır. Duymuştur, görmüştür, yaşamıştır. Ana kaynaklarla işi olmamıştır hiç.

Mukallit ateistler de aynıdır. Etraflarındaki ateistlerden duymuşlar, dinlemişler, ikna olmuşlardır. Üstelik bir de motive edici unsur olarak yaşadıkları yerdeki din zannettikleri palavraların büyük katkısı olmuştur. Ateizme giriş için burası iyi bir noktadır. Ateizmin fikir babaları da dahil güçlerini hep bu dinlerin saçmalık haline getirdiği iman noktasından almışlardır. Sonrasında gelen bilimsel temellendirme çalışmaları fikir babaları için ve bilim adamlarının bazıları için sahici bir tutanaktır artık!? Yine de mukallit ateistler için bu kaynaklara ulaşmak pek mümkün değildir. Değildir zira o kaynakları anlayıp yorumlayacak ve sonuç çıkaracak akademik birikim için çok fazla emek ve zaman gereklidir. Ateist olduğun anda aydınlandığını zannetme durumu da buradan geliyor.

Yani...
-Arkamızda bilimin devasa birikimi var, hey yavrum!
-Ne diyor peki, ana kaynaklarınızda ne yazıyor bu konularda?
-Okumadım balam.
-İyi peki.

Ateist olma aşamaları sorgulamaktan geçer. Tahkiki iman sahibi olmak da aynı yoldan geçer. Hangisine doğru ilerleyeceğinizi biraz

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Dua, Sosyal Gerçeklik ve Bireysel Umudun Gerçek Karşılığı


Dua, Sosyal Gerçeklik ve Bireysel Umudun Gerçek Karşılığı
M.Uysal
Duanın gücüne değil Allah’ın çağrılara karşılık vermesine inanırım.
Dua tek başına yeterli bir eylem değildir. Zira insan kendisine asla cevap veremeyecek şeylere de dua eder. Bu anlamda duanın gücünden bahsetmek doğru olmaz, bir oyalanmadan söz etmek lazımdır.
Duanın/çağrının kime olması gerektiği dinin özünü oluşturur. Dua ettiğiniz şey sizin dininizi belirler.

Neyi eleştirdim?
Geçenlerde dua ile ilgili bir metin paylaşmıştım.
“Fakire Allah versin, yoksulu Allah doyursun, zalimleri Allah kahretsin, vb. Sorarlar adam sen necisin, dünyaya niye gönderildin, ne işe yarıyorsun?” Güzel bir şey hazırlamışlar. Kur’an’dan çıkan bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Lakin eksik bir şeyler var. O günden beri aklıma takılıyor. Burada elbette insanın Allah’a dua etmesi eleştirilmiyor, eleştirilen şey insanın yapacağı/yapması gereken şeyleri tekrar Allah’a havale etmesi. Burada bahsi geçen şeylerin sorumluluğunu Allah insana yüklemişken insan tekrar Allah’a yükleyip rahatlıyor. Yanlış yapıyor. Bu açıdan doğru bir paylaşım.

Kur’an'ın bakış açısına dair...
"Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden, hayra sarfediniz" denildiğinde kafirler müminlere şöyle der: "Allah'ın dilediği taktirde doyuracağı kimseleri biz mi

30 Temmuz 2019 Salı

Kitap: Sükut İşçisi


Kitap: Sükut İşçisi - Ahmet Pak
M.Uysal

Önce özrümü beyan edeyim: Kitabı Aralık 2018'de okumuştum. Değerlendirme yazacaktım okuduktan sonra fakat karmakarışık işlerimin/düşlerimin arasında kayboldu gitti.

Her yazı yenidir... Öyleyse yazalım ki okuyan bulunur.

Yazarı liseli bir delikanlıyken tanıdım Ahmet Urfalı hocam sayesinde. Tavşanlı'da okudu liseyi. Gazetede bazı yazıları yayımlandı diye hatırlıyorum. Öyle güzel tanışıklığımız oldu ki, bir daha unutmadım. Güzel şeyler yazıyordu lisedeyken. Sonra işte üniversite falan derken bir ara görüşemedik. Sonra tekrar yazılarını gördüm dergilerde ve derken işte bahsi geçen kitapla tekrar hiç ayrılmamış gibi buluştuk. Dil üzerine okudu ve sanki dil oldu. Gayet latif birisi. Yazarken zarif, konuşurken nazik bir beyefendi. Kitabı okuyunca siz de bileceksiniz zaten.

Sükut İşçisi kitabının adı. İlk elde kafanızda bir imgelem oluşturmuyor bu isim. Fakat kitabı okudukça kafanızda bir eski zaman

22 Temmuz 2019 Pazartesi

TUNÇBİLEK SEYAHATİM VE KUTSAL TOZ

TUNÇBİLEK SEYAHATİM VE KUTSAL TOZ

Mustafa Uysal
19 Zilkade 1440 (21 Tem. 2019) pazar günü bir öğle vakti atımla yola çıktım. Gerekli yol erzakı ve malzemesini heybeme önceden koymuştum. Tavşanlı nahiyesinden çıkışta pek de uzak olmayan yerden önce dumanı göründü Tunçbilek'in. Anladım ki yol uzun olmayacak. Yol gayet düzgündü. 5 dakika sonra beldenin girişine geldim. Gerçi beldenin epey uzağından oraya yaklaştığım anlaşılıyordu zira gökyüzünü takip ederek yol alıyordum. Yanımdan hızla geçen öküzün arabaları olmasa daha güvenli olacaktı gökyüzündeki dumanı takibim, lakin olmadı. Belde girişinde atımın dizginlerini yavaşça çektim ve durdum. Bir kenardan seyre daldım mübarek bacaları. Yavaş ve biteviye toz ve duman salıyorlardı mavi göklere. İnsan böyle bir manzara ile çok defa karşılaşmıyor. İlk anın vecdi ile biraz dikildikten sonra atımı bir kenara bağlayıp resmini çizdim manzaranın. Yetmedi bir defa daha çizdim.

Yola devam ettiğimde boz bulanık bir mayinin üzerine kurulmuş köprüden geçtim. Su desem değil, sel desem değil. Belki cennet ırmaklarından

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Roman değerlendirmesi: KOMA


Roman değerlendirmesi: KOMA
M.Uysal
Önce yazardan bahsedelim…

Yazarımız bir öğretmen, Tavşanlı ile bağı çok sıkı. Dursunbey doğumlu fakat yaşayıp büyüdüğü yer Tavşanlı. Murat Yalçın (Farazi) genç bir arkadaşımız. Yakın çevremizde yetişmiş bu çevrede yetişmeye ve yetiştirmeye devam ediyor. Yazarın bu çevreden olmasını şu yüzden önemli buldum ve buraya aldım, romandaki maceralar da bu çevrede geçiyor. Bildiği ve yaşadığı çevreyi anlatıyor yani yazar.

Kitap çok yeni, henüz piyasaya çıktı. (Haziran 2019) Roman tarzında ve yazarın ikinci kitabı kitabın sunumundan anladığım kadarıyla. Kitap Kulübü Yayınlarında çıkmış Yayınevini de tebrik ediyorum. Egemen Yayınları ile birlikte Tavşanlı’yı geleceğe taşıyorlar. İlk kitabını okumadığım gibi haberim de olmadı maalesef. Roman tarzı çok büyük bir cesaret isteyen bir tarz bana göre. Bana göre, diyorum çünkü bu hani genel geçer bir kanaat olmayabilir de. Yazarımızı bu yönüyle tebrik etmek gerekiyor. Çok tanınmış bir yazar değilseniz roman türü arada kaybolup gidebilir.

Kitabın ismine takıldım okumaya başlayınca. Arka kapak yazısına ve tanıtım yazılarına bakarsanız çok ilginç bir dünyaya adım atacağınızı zaten bilirsiniz bu romanla birlikte. Çok alışıldık bir kurgu değil. Sürekli bir zaman yolculuğu içinde buluyor okuyucu kendisini. Sadece zaman yolculuğu değil aynı zamanda bir uzay yolculuğu da dahil oluyor bu gidip gelmelere. Kitabın ismi kurguyu çok erken mi açık ediyor acaba, diye düşünmeden edemedim. Çok fazla üzerinde durmak istemiyorum kitabı okuyacaklar için.

Bölümler halinde değişen bir kurgusu var romanın. Şunu söyleyeyim ki, kitabın köy okulunu ve hayatını anlatan kısımlarına bayıldım. Benim hayatımdan bir parça çünkü. Yazar bu kısımlarda gerçekçi ve bir o kadar da masalsı anlatımını bana göre zirveye taşımış. Olayların detaylarını ve duyguları çok iyi yakalamış. O insanların, o dönemlerde nasıl düşündüklerini, neyi düşündüklerini ve nasıl yaptıklarını satırlarda değil sadırlarda hissediyorsunuz. Diğer bölümler için biraz nasıl desem zorlandığını söyleyebilirim. Kitabı okuyacaklar için bu tanıtım yazısının bir referans olmamasını temenni ediyorum. Elbette iyi yönde bir referans olacaktır fakat eleştirdiğim veya kişisel olarak burun kıvırdığım yerleri belki sizin için muhteşem olabilir. Bunu gözden kaçırmadan devam edin. Uzay yolculuğu, yeni bir gezegene adımlar… Detaya girmeden devam edeceğim için kitabı okuduktan sonra bu kısımlar daha anlamlı olacaktır. Bu kısımlarda kurgu biraz daha farklılaşıyor. Sanırım olayın doğasına da uygun olsun istenmiş. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir iki yer vardı. Okuyucuyu yormayacak şeyler belki ama yine de bende bıraktığı izlenim biraz buruk oldu. Sürekli zaman ve mekan değişimi okuyucuyu dinamik tutan etkenlerden birisi diyebiliriz. Kitabın ilerleyen zamanlarında artık düğüm yavaştan çözülüyor. Serim, düğüm kısımları iyi ilerliyor. Burada yine kitabın isminin düğüm kısmında erken sinyal olduğunu belirtmeliyim.

Zevkle okunabilecek bir kitap böyle bir macera diyebilirsiniz fakat o da ne? Birden kendinizi derin bir hüznün ortasında buluyorsunuz. Aslında uzunca bir girişten sonra bu hüznün içine gireceğimiz belli fakat Hasan karakterinin yaşam çizgisi birden hüzne de dahil ediyor insanı. Zaman çizelgesi ileri, geri, ileri ve bazen tam tersi şeklinde ilerliyor. Mekan değişimleri de öyle. Zorlanmayacaksınız, gayet anlaşılır ilerliyor.

Son bölümlerde olayın detaylandırılmasına biraz takıldım. O kadar detaya girilmeyebilirdi de. Yani okuyucunun dikkatine bırakılabilirdi belki. Yazarın hedeflediği başka bir şey de olabilir. Duygusal olmadığımı düşünürüm fakat kitabın atmosferi beni de duygulandırdı. Bu yönüyle başarılı.

Çok fazla detaya girmeyeceğim zira kitabı okuyacaklar için can sıkıcı, oyun bozan ön bilgiler (spoiler) vermek istemem. Yazarı tebrik ediyorum, ilk kitabını da okuyacağım. Yeni çalışmalarında başarılar diliyorum. Güzel bir okuma tavsiyesi olarak buraya bırakıyorum.

17 Haziran 2019 Pazartesi

Muhammed Mursi

Özgür Adam...
Allah'ım, Muhammed Mursi kulundan razı ol, ona rahmet et. Zalimlere karşı mücadelesinde bizim gücümüz yetmedi. Sen bizi ve onu bağışla.
Zindandan aldın, cennetine koy.




















Mohamad Morsi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...