20 Mart 2019 Çarşamba

Cennetin Var mı?

-Efendim.
-Daha önce de konuşmuştuk, gel sen de şefaate nail ol, bize katıl.
-Kendisi bu konuda söz veriyor mu?
-Elbette söz veriyor. Kendisine bağlanıp saygı duyanlar, sevenler için tabi.
-Peki, kendisinin bir cenneti veya cehennemi var mı?
-Hayır, yok tabi. Ne münasebet, kendisi tanrı değildir.
-O zaman, kendisine söyleyin başkasının cenneti veya cehennemi için kimseye söz vermesin. Kendisi o cennete girmek için gayret etsin.


Neyi Soralım?

Dikkat ettiniz mi?
Hocalara milyonlarca soru sorduğumuz konular var...
Abdest nasıl alınır, nasıl bozulur, hangi şeyler ne yapar?
Oruç nasıl, ne bozar, ne bozmaz?
İbadetlerle ilgili bütün bu sorduğumuz sahiden milyonlarca soru...
Allah, Kur'an'da bu konularda bazen bir kısa cümle (Ayet) bazen iki kısa cümle ile konuyu bitirmiştir. O kadardır zaten. Allah Resulü de çok detaya girmemiştir. Yapmıştır ve bitirmiştir.
Şimdi iyi dinleyin!
Hakkında hiç soru sormadığımız, merak etmediğimiz ŞİRK veTEVHİD konuları var ya... İşte o konular Kur'an'nın neredeyse üçte birini oluşturur. Neredeyse her surede şirk ve tevhid anlatılır. Sürekli bunlara vurgu yapılır Allah tarafından.
Neden biliyor musunuz?
Tevhid yoksa ve şirke düşmüşseniz artık geri kalan diğer bütün şeylerde ne yaptığınızın bir önemi yoktur da ondan.
(Tevhid/Şirk - Ahiret - Risalet)

16 Şubat 2019 Cumartesi

CUMA NOTLARI 1

CUMA NOTLARI 1
M.Uysal
Camiye yakın okullar için:

1- Çocuklara cami adabını lütfen kuvvetle ve etkili şekilde öğretmeye devam edin. Biliyorum öğretiyorsunuz ama yetmiyor. Fedakarlık yapın aralarında kılın namazı mümkün olursa. 
2- Cami görevlilerinden ve cemaatten bilgi alın okulunuzun öğrencilerinin cami içi durumları ile ilgili. 
3- Camiye çok fazla öğrenciniz geliyor can-ı gönülden tebrik ediyorum. 

Cemaat için:


1-
Her cuma aynı şeyi duymaktan bıktım usandım. Camiye erken geliyorsanız safları doldurarak oturun. Ön saflardaysanız boşluk bırakmamaya çalışın.Görevli, safları sıklaştıralım deyince toptan sağır numarası yapmayın.
2- Sonradan gelenler, mümkünse ön saflara göz dikmeyin bulduğunuz yere oturun. Geç geliyorsanız bir bedeli olacak.
3- Geç geldiniz ve cami doluysa ısrar etmeyin diğer camilerde de cuma kılınıyor. Her seferinde sizin için fazladan yer açmak zorunda değil cami dolusu insan. Başka camiye gidin lütfen oralarda da boş yer var.


Bütün cami cemaatine:


1-
Allah rızası için ayakkabılarınızı o ayakkabı için ayrılan yere koyun. Böyle bir rezaleti nasıl içinize sindiriyorsunuz? Ayakkabı çıkarmak ve giymek için olan o boşlukta ayakkabılarınız pislik içinde ve yüzlerce insana engel olacak şekilde kalıyor. Siz hiç çekinmeden bizi rahatsız ediyorsunuz. Böyle bir rezaleti temizlik dinine nasıl yakıştırıyorsunuz? Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz?
2- Çıkışlarda niçin 5 saniyenin hesabını yaparak öndekini ite kaka çıkmaya çalışıyorsunuz? Ayıp değil mi, bir Müslümana yakışır mı?
3- Hutbe okunurken dinlemek zorunda değilsiniz ama yani gürültü de yapmayın lütfen. Yani itiraz edecekseniz, Allah şahit hakkınızı almanızda yardımcı olayım fakat gürültü yapmayın.
4- Kendi aleminde oyun oynayan ve gürültü yapan çocukları azarlamak yerine hemen aralarına girip oturun ve onların gruplaşmasının önüne geçin. Böylece daha az dikkatleri dağılır.
5- Sizi seviyorum çünkü cumaya gelerek kendimi güçlü hissettiriyorsunuz.




9 Kasım 2018 Cuma

Canva Kullanımı Online Afiş vb. Tasarım OKUL VAKIF DERNEK SOSYAL MEDYA

Bakın sizin için ne hazırladım  

Okullar, dernekler, vakıflar, sosyal medyada güzel şeyler yapmak isteyenler için...

Photoshop bilmiyorsunuz ama yine de güzel bir grafik hazırlamak istiyorsunuz. 

İşte tam sizin için bir video ders hazırladım. Üstelik ücretsiz programlarla ve sıfır tecrübe ile yapacaksınız. 

Bir izleyin siz de yapabilirsiniz emin olun  Canva Kullanımı Online Afiş vb. Tasarım
CEP TELEFONLARINDA DA VAR!
Photoshop bilmenize gerek yok.
Okul, dernek, vakıf, stk, sosyal medya...
Faaliyetlerinizin, duyurularınızın afişlerini, grafiklerini vb. buradan kolayca yapabilirsiniz.
Cep telefonunuzla işlerinizi yanınızda taşıyabilirsiniz. Evet telefonda da var bu program. Telefonla istediğiniz yerden bunları hazırlayabilirsiniz aynı hesapla.
https://play.google.com/store/apps/de...
Hem Android hem IOS


FOTOGRAF


(Geçici sayfadır) 

YDÜ  İLETİŞİM  FAKÜLTESİ
TEMEL FOTOĞRAFÇILIK
DERSİ NOTLARI
Öğretim Görevlisi: Gazi Yüksel

            İyi, güzel ya da doğru fotoğraf çekme çabası içinde olan fotoğraf dostlarına merhaba.
            Fotoğraf çekerek ve çektiklerini dostlarıyla paylaşarak kaliteli zaman geçiren fotoğraf severlerin çoğunun ortak bir sorunu vardır. Çektikleri fotoğraflarda bir şeylerin hep eksik ya da yanlış olduğu hissine sahiptirler. Bu hissin gerçek sebebi teknik açıdan yeterli bilgiye sahip olunmamasıdır. Bu bilgiye sahip olmak için verilen uğraşlar da çoğu zaman ayrıntıdan yoksun belirli bilgi kaynaklarından öteye gidememektedir. Benim sizlere katkım işte bu noktadan itibaren başlayacaktır.
            Umarım doğru bildiğiniz yanlışlara ya da yanlış bildiğiniz doğrulara dikkatinizi çekerek katkıda bulunabilirim.  
            Başlıyoruz;

18 Ekim 2018 Perşembe

EV GÜVENLİK SİSTEMLERİ

EV GÜVENLİK SİSTEMLERİ
M.Uysal
-Güvenlik kameraları çok kaliteli, gece görüş var. 
-Çelik kapılar, 300 tona kadar dayanıklı, 5 ayrı kilit sistemi var.
-Bahçe koruma duvarları, üstünde dikenli teller.
-Site güvenliği, 24 saat, kimliksiz girilmez...
Evimizi yani ailemizi ve eşyalarımızı korumak için elimizden geleni hatta daha fazlasını yapıyoruz. 
Peki, evimiz yine de güvende mi?
Eşimiz ve çocuklarımız hatta biz... Evimizde güvende miyiz? 
Örneğin evimizde bir güvenlik eğitimi veriyor muyuz? 
Tehlike tanımı yaptık mı her şeyden önce? 
Tehlike tanımı şöyle galiba: Hırsıza karşı, tecavüzcü veya dolandırıcılara karşı, yangın, sel, deprem vs. 
Evimize isabet edecek başka tehlike yok mu? 
Huzursuzluk, kavga, sürtüşme, tartışma, küskünlük, şımarıklık, küstahlık, lüks özentisi, fikirden ve bilgiden yoksun kalma, terbiyesizlik, vahiysizlik... Bunlar mesela tehlike tanımımız içinde var mı? 
Bu tehlikelere karşı Kur'an eğitimi ve Resul örnekliği ne kadar var evimizde? 
Evimizin içinde internet ve televizyon her daim kafasına göre eğitim öğretim yapıyor. 
Ya siz ne yapıyorsunuz sorumlu olduğunuz aileniz için?


16 Ekim 2018 Salı

Hamidimiz Bir Rüya ve Sorular

Hamidimiz Bir Rüya ve Sorular
M.Uysal 
(Ekim 2018)
Olay: Aldülhamid'e bir tüccar gelir, bana borcunuz var, der. Sebebi sorulur. Rüyasında Peygamberi gördüğünü ve borcunun Padişah Abdülhamid'in ödeyeceğini sebep olarak da önceki gece salavat getirmeyi unuttuğunu söyler. Abdülhamid de unutmuştur sahiden ve gelen tüccara altın verir bolca ve borcu ödenir. (Olay bazen farklı anlatılıyor. Aşağıda alıntıladım. TRT yapımı Abdülhamid dizisinde yayınlandı sahne. Benzer şeyleri Diriliş Ertuğrul dizisinde de İbn Arabi için yapmışlardı. Videosu şurada: https://www.youtube.com/watch?v=ph_1dlrQx3g Olay videoda milyonlarca kişiye böyle anlatıldığı için sorular da videoya göre sorulmuştur.)
Sonradan not: Olayın tasavvuf büyüklerinden (!) birisine ait olduğunu ve oradan araklandığını da öğrendim. Onu da aşağıda alıntı olarak bulabilirsiniz. Evet olay geldi tasavvuf hikayelerine dayandı :))
TRT ve dizi yapımcılarının Müslüman millete bir özür borcu var. Hem de tevbe etmeliler.
***
Sorular?
1- Bu olayın kaynağı nedir? (Hangi kaynakta geçiyor?) (Epey araştırdım bir şey bulamadım, benim kusurum.)
2- Bahsi geçen tüccar kimdir ve hangi sebeple borca girmiştir, borç miktarı nedir? (Olayın başka versiyonunda gelen kişi meczuptur.)
3- Bu tüccar uyarılmasa kaç kese altın alacaktır?
4- Bütün saltanatını bile istese vereceğini söyleyen padişah hangi delile dayanarak bunu yapacaktır?
5- Bu hikaye duygulara mı yoksa akla mı hitap ediyor? Faydası nedir örneğin bu hikayenin?
6- Bu hikayenin olası sonuçları ve beklentileri ne olacaktır?
7- Borçlu ve sahiden salih amel sahibi tüccarlar ne düşünmelidir?
8- Hz. Peygamber yaşıyor mu şu an?
9- Peygamber gündeme dair her şeyi bilir mi? (Ölümünden sonrası ve şu an için.)
10- İbadetler kim için yapılır, kime arz edilir ve karşılığında hesabını kim sorar?
11- Rüya ile amel edilir mi? (Kişisel veya toplumsal delil olur mu rüya?)
12- Hz. Aişe ve Hz. Ali şavaşı öncesi bir rüya olayı gelişti mi veya sahabe döneminde bu tür rüya ile gelişen emir komuta olayı oldu mu?
13- Rüya ile arttırılan twitlere inanıyor musunuz? (FETÖ daha bir sürü peygamber rüyası ile faaliyet gösterdi ve Diyanet FETÖ raporunda bunlar yalanlandı ve bu raporla doğrusu izah edildi.)
14- Siyasi bir lider olan padişah her an Peygamber kontrolünde mi yaşıyor? Örneğin bir salavatı unuttuğu için bu denli uyarıldıysa 33 yıl boyunca her yaptığı Peygamber kontrolünden geçmiş olmalıdır ve asla eleştirelemez olmaz mı?
15- Kulların halini her an görüp gözetme ve haberdar olma işi tanrı özelliği mi yoksa elçi özelliği midir?
16- FETÖ aynı usulü kullandığında niçin itiraz edildi?
17- Salavatın ihmali cezayı mı gerektirir veya elçi ve padişah çok sıkı iki dost olduğu için mi böyle bir kırgınlık oluştu? Başka hiçbir hata yapmadı mı, yaptıysa bu durumlarda elçi onu nasıl uyardı?
18- Bu hikaye için Kur'an ve sünnet ne diyor?
19- Rüya yoluyla hadis doğrulatan eski adamlar haklı mıydı?
20- Bugün tarikat liderleri de aynı usulle kendilerine binlerce hatta milyonlarca insanı bağlıyor ve emirler veriyorlar bunu şimdi veya daha sonra bir siyasi lider daha yapsa nasıl itiraz edeceğiz, ne diyeceğiz?
21- Olay sarayda geçiyor, kaynağı neyse başka şahitleri de var mı? 
22- Diğer rivayette cuma namazı sonrası şikayetler sonucu olay gelişiyor... Şahitler ve bize ulaştıranlar kimlerdir? 

***
Alıntı: 
Tam kaynağını bulamadım olayın yalnız bir gazete şunları anlatmış farklı olarak...
"Cuma namazı sonrasında huzurda en sadık paşası Tahsin Paşa ile halkın arzuhalini dinleyen Sultan Abdülhamid Han, bir şikâyetin okumadan atlaması atlanması üzerine Paşa’yı durdurdu. Tahsin Paşa’nın yüz ekşitmesi sonrası Sultan Abdülhamid özellikle o notu okumasını istedi.
"BANA BORCUNUZ VAR HÜNKARIM"
Veysel Efendi adında bir meczubun Sultan’ın kendisine borcu olduğunu okuyan Tahsin Paşa’ya Abdülhamid, söz konusu kişiyi huzura kabul etmesini söyledi. Bunun üzerine Veysel Efendi Hünkar’ın karşısına çıktı. Müsaade alan Veysel Efendi, Sultan Abdülhamid Han’ın kendisine bir borcu olduğunu söyledi.
Borcu olduğunu dile getiren Veysel Efendi dün gece gördüğü rüyayı anlattı. Rüyasında Peygamber Efendimiz’i (sav) gördüğünü anlatan efendi, Sultan’ın kendisine borcu olduğunu da belirttiğini dile getirdi.
Rüyanın ciddiyetini kavrayan Sultan Abdülhamid ile Tahsin Paşa duygulandı. Veysel Efendi ise Peygamber Efendimiz’in (sav) Sultan’ın dün gece kendisine salâvat getirmediğini bu sebepten ötürü Veysel Efendi’ye borçlu olduğunu söyledi. Bu yüzden Veysel Efendi’nin Sultan’ın huzuruna borçlu olduğunu belirterek çıkması gerektiğini söylemişti.
HAMİDİMİZ...
Rüyada Peygamber Efendimiz’in (sav) “Hamidimiz dün gece bana salavat getirmedi ve sana borcunu ödemesi için ona git” sözlerini dile getiren Veysel Efendi’yi Sultan Abdülhamid, her “hamidimiz” telaffuzunda bulunduğunda durdurarak ona borcunu maddi olarak ödedi.
"SALTANATIMI VEREBİLİRDİM"
Tahsin Paşa araya girerek Veysel Efendi’yi para almaktan durdurması sonrasında Sultan Abdülhamid, istemeye devam etseydi tüm malını mülkünü hatta saltanatını dahi verebileceğini belirtti. Sultan daha sonra gece yaptığı işe daldığını dile getirerek salâvat getirmeyi unuttuğunu belirtti." Diriliş Postası

Alıntı 2:
(Tam bir hurafe ve Allah'a iftira. Salavat getirmedi diye Allah kimseyi domuz başlı haşretmez.)
Süfyân-ı Sevrî (k.s)den:
Kâbe-i Muazzamayı tavaf ediyordum. O esnâda bir kimseyi gördüm. Her adımda salavât-ı şerîfe getiriyordu. Merakla kendisine sordum:
Niçin sâdece salavât-ı şerife okuyorsun? Her makâmın bir duâsı vardır. Başka duâ bilmiyor musun?
O kimse bana dönerek şunları anlattı:
Babamla beraber, Hac niyetiyle yola çıkmıştık. Gelirken, babam yolda vefât etti. Yüzü siyah, gözleri gök, başı hınzır başına dönmüş, kendisini çok korkunç bir hâl almıştı. Ben, mahcup olmaktan korktuğum için, durumu kimseye söyleyemedim. Mahzun ve mükedder olarak babamım yüzünü örttüm. Bir müddet sonra gecenin sessizliği ortalığı kaplamıştı.
Üzerimdeki hayret ve dehşet hiç geçmemişti. Bir taraftan yolculuğun verdiği yorgunluk, bir taraftan başıma gelen bu sıkıntı, beni iyice yormuştu. Gayr-i ihtiyârî uykunun kollarına bırakmıştım kendimi.
Çok geçmemişti ki, rüyâ mıydı gerçek miydi, bilemedim. Çadırı beyaz elbiseleri içerisinde nûrânî bir zat şereflendirdi.
Birden etrâfı çok güzel bir koku kapladı. O güne kadar ondan daha güzelini koklamamıştım. İzzet ve vakarla gelip, babamın başı ucuna oturdu. Yüzünden perdeyi kaldırarak, mübârek elini babamın yüzüne sürdü. İçerideki matemin yerini sürûr, zulmetin yerini ise nûr almıştı.
Gözlerimi, o zâtın mübârek yüzünden başka bir tarafa çeviremiyordum. Bir ara gözüm babamın yüzüne ilişti. Gördüklerim hayretimi daha da artırdı. Babamın yüzü eskisinden daha güzel görünüyordu.
O mübârek zât, babamın yanından aynı vakârla kalkıp ayrılacakken; hemen minnet ve şükran ifâdeleriyle:
Siz kimsiniz, beni ve babamı bu gurbet elinde, bu büyük belâdan kurtardınız" diyerek eteğine sarıldım.
Ben Sâhib-i Kurân Muhammed Mustafâyım. Senin baban günahkâr biriydi. Ama, benim üzerime salavât-ı şerîfe getirmeyi de hiç ihmâl etmezdi. Babanın bu hâlini, her gün okuduğu salavât-ı şerîfeyi bana getiren melek haber verdi, dedi ve gözden kayboldu.
Uykudan uyandım. Rüyâda hissettiğim güzel koku çadırın içindeydi. İlk işim korku ve merakla babamın yüzünü açmak oldu. Perdeyi kaldırdığımda gözleri sürmelenmiş, yüzü nurlanmış, içindeki sürûr yüzüne aksetmiş olduğu hâlde babamı görünce, göz yaşlarıma hâkim olamadım. Ve o günden sonra ahdettim. Devamlı olarak salavâtı şerîfe ile meşgul oldum. (Mecmaul-Âdâb, 38)
Alıntı 3:
(Senarist bu olayı çalıp bir siyasi lidere yamamış.)Geçmiş tarihte, salavât-ı şerîfe okumaya devam eden bir kimse, beş yüz dirhem borçlanır. Bunun sıkıntısından kurtulma için, salavât-ı şerîfe okumaya başlar. Sonunda bir gece rüyasında Resûlüllah (s.a.v.) efendimizle müşerref olur. Resûlüllah (s.a.v.):Ümmetimden Ebu’l-Hasen Kisâî’ye git. Benim gönderdiğimi söyle, senin borcunu ödesin. Eğer söylediklerine inanmazsa, ona: “Her gece yatmadan önce Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz üzerine 100 defâ salâtü selâm okurdun. Bu gece okumayı unuttun.” dersin, buyururlar.
Adam sevinçle Ebul-Hasen’in yanına gidip, rüyasını anlatır. Ebul-Hasen anlatılanlara îtibâr etmez. Bunun üzerine adam:
“Her gece okuduğunuz salavât-ı şerîfeyi bu gece okumayı unuttunuz, öyle değil mi?” deyince, Ebul-Hasen secde-i şükre kapanır: Sonra adama: ‘Bunu sana Resûlüllah mı söyledi?’ diye sorar. Evet cevabını alınca, sevinç gözyaşlarıyla: “Sana şükürler olsun Rabbim. Benim gibi günahkâr bir kulunun getirdiği salavâtı, bütün cihanın serveri peygamber Efendimiz (s.a.v.) kabul etmiş. Bundan daha büyük müjde ne olabilir ki” dedikten sonra adama dönerek: “Sana, bu sevinçli haberi verdiğin için bin, gidiş dönüş masrafların için bin ve borcun için de beş yüz dirhem veriyorum”, der.

29 Eylül 2018 Cumartesi

HER NEYSE

HER NEYSE
Kitapla bağı olmayan birçok adamdan öğüt aldım son 3 ay içinde. O kadar belirgin ve çok ki, şaşırdım. Elbette öğüt herkesten alınır lâkin öğüdün konusu bizatihi kitap olunca...
Her alanda okuma yaparım. Her alanda. Sizin sapıklarınızı da okurum onların sapıklarını da. Burası işin ek yeri.
Onların sapıklarından birisinin kitabını okuyorum...
Kitapla bağı olmayan adam geliyor, okuma onu o sapık, Allah korusun saparsın da farkına varmazsın, diyor. Gülümsüyorum.
Sizin sapıklarınızdan birisinin kitabını okuyorum...
Kitapla bağı olmayan yine kulağından doldurulan aynı adamlardan birisi geliyor, Allah korusun bunları okuma, sapıtırsın, hem öyle saptırırlar ki adamı, kafir olursun farkına bile varmazsın.
Ne büyük tehlike!
Hepsine gülümsüyorum. Allah şahit, sağ olun, tamam, inşallah, diyorum.
Sonra şey yaptım mümkün olanların kapaklarını kapladım ve yine mümkün olmayanların kapaklarını yırtıp attım.
Bu kez daha bir merakla sordular...
(Ciddi anlamda merak edip konuşan "insan"ları tenzih ederim.)
Kitapsız adamlardan en sonuncusu 45 dakika kadar öğüt verdi. Dinledim.
Peki, niye vaktimden yaptığı hırsızlığa, sosyal arsızlığa, saygısızlığa, çocuk muamelesine ses çıkarmıyorum?
Deli misiniz, niye sesimi çıkarayım? İnsan avlanırken sessiz olur, hiç ava gitmediniz mi? Yazdığım, yazacağım onca karakter ve onca insan gözlemi nasıl ayakları yere basar hale gelecek yoksa? Onlar benim heybeme koyduğum insanlar. Onların sözlerini, yüzlerini, seslerini, gözlerini, alaylarını, küçük görmelerini, acımalarını, hezeyanlarını, göz süzmelerini, kibirlerini (evet, en çok kibirleri var o sırada), ukalalıklarını, sevimsizliklerini, tatlı taraflarını, üfürülmüşlüklerini, doldurulmuşluklarını, ezberlerini, kesin inançlarını (kesin inançları olanları hayranlıkla dinlerim, şüpheleri yoktur onların, ne büyük marifet.) , güvendikleri yerleri, masumiyetlerini, sarsılmaz özgüvenlerini, ihtiraslarını, (bazen gıcık sorularla tetiklediğim) öfkelerini, hep heybeme koyuyorum. En çok öfkelerine yatırım yapıyorum, bu öfkeleri lazım bana. Öfkesiz insan mı olurmuş? Beyinsiz olunur ama öfkesiz olunmaz. Sanırım en çok öfkeyi üflüyorlar kulaklarına. Pehlivanların kırılmış, bükülmüş, yamulmuş kulakları gibi bunların da kulakları belirgin bir hal almış artık.
Benim öfkem şöyledir: Her neyse...
Her neyse, şimdi çay edebiyatından ödünç alınacak cümleler var sırada.
Çayın güneşle raksı olmasa ben bunlara nasıl katlanırdım Allah'ım...

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Görünürlük Üzerinden Sosyoloji Notlarım

Görünürlük Üzerinden Sosyoloji Notlarım
M.Uysal
Şehir hayatından başlayalım...
Yerlerde çöpler görüyorum. Birileri son derece pervasız şekilde ellerindeki çöplerini sağa sola atıyorlar. Hiç kaygıları yok. Bu üzücü bir durum.
Lâkin son derece kalabalık şehirde bu durum çok az. Oran olarak düşündüğümüzde son derece az bu tür davranışları gösterenler. Bu sevindirici. Bunlar eğitilemez olanlar. Bu tipler var olmaya devam edecekler. Ne yaparsanız yapın bu davranışları değişmeyecek. Çözüm olarak kamu işçileri ve bizatihi biz vatandaşlar onların atıklarını ve sorumsuzluklarını kapatıp düzelteceğiz.
Piknik alanlarına inelim...
Buralarda durum çok vahim.
Şehirdeki gibi değil oranlar. Piknik alanlarında ve kuytu yerlerde insanlar daha pervasız davranıyorlar. Çöplerini ortada bırakanların sayısı çok daha yüksek bu mekanlarda. Aslında rezalet durumda. Yani insanların baskın çoğunluğu, kimsenin görmediği ve toplumsal baskının olmadığı yerlerde çöp yığınları oluşturuyorlar.
Sonuç ve çıkarımlar:
1- Toplum içinde eğitilemez durumda olan insanlar vardır.
2- Eğitilemez, görgüsüz, medeniyetten nasipsiz ilkel insan tipi şehir ortamında bulunmasına rağmen şehir kurallarına uyma eğilimi gösterir yüksek oranda.
3- İnsanlar toplum baskısını önemserler.
4- Bazı insanlar vicdani doğruyu takip ederler. Bunların sayısı maalesef azdır.
5- Toplum baskısının azaldığı ortamlar insanların içindeki barbarlığı ortaya çıkarır. Bu yüzden tedbirler düşünülürken bu parametreler göz önüne alınmalıdır.
6- Basitçe çevreyi temiz tutma davranışı bile bize çok şey söyler toplumumuza dair.
7- Toplum eğitilirken sadece toplumsal baskı (İnsanlardan utanma, çekinme, kanunlardan korkma) ilkeleri üzerinden değil vicdan üzerinden de eğitime tabi tutulmalı ve samimi şekilde gönülden bir bağ kurması sağlanmalıdır yaşadığı toplumla.
8- Kuldan utanmayan asla Allah'tan da utanmaz ve çekinmez durumdadır. Bunlar eğitilemez olanlardır. Bunlar için fedakarlık ve yaptırımlar üzerinden çözümler üretilmelidir.
9- Allah ve vicdan bağı olmayanlar için toplumsal yaptırımlar eksiksiz düzenlenmeli ve insanların en azından buna saygı duyması sağlanmalıdır.
10- Her durumda toplumsal barış için toplumun ortak çıkarları dikkate alınmalıdır.
11- Vicdan ve Allah karşısındaki sorumluluk çocukken ancak bu duyarlılığa sahip aile tarafından verilebilir. Okul veya eğitim kurumları bunda zorlanmaktadır. Toplumsal kabuller, yaptırımlar, normlar yine ilk olarak bu duyarlılığa sahip aile tarafından verilebilir. Yine okul ve eğitim kurumları bunda zorlanmaktadır. Öyleyse aile ve eğitim kurumları güçlendirilmelidir. Yoksa toplumu düzenleme ve toplumsal barış için şansımız azalacaktır.

*

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...