18 Ekim 2018 Perşembe

EV GÜVENLİK SİSTEMLERİ

EV GÜVENLİK SİSTEMLERİ
M.Uysal
-Güvenlik kameraları çok kaliteli, gece görüş var. 
-Çelik kapılar, 300 tona kadar dayanıklı, 5 ayrı kilit sistemi var.
-Bahçe koruma duvarları, üstünde dikenli teller.
-Site güvenliği, 24 saat, kimliksiz girilmez...
Evimizi yani ailemizi ve eşyalarımızı korumak için elimizden geleni hatta daha fazlasını yapıyoruz. 
Peki, evimiz yine de güvende mi?
Eşimiz ve çocuklarımız hatta biz... Evimizde güvende miyiz? 
Örneğin evimizde bir güvenlik eğitimi veriyor muyuz? 
Tehlike tanımı yaptık mı her şeyden önce? 
Tehlike tanımı şöyle galiba: Hırsıza karşı, tecavüzcü veya dolandırıcılara karşı, yangın, sel, deprem vs. 
Evimize isabet edecek başka tehlike yok mu? 
Huzursuzluk, kavga, sürtüşme, tartışma, küskünlük, şımarıklık, küstahlık, lüks özentisi, fikirden ve bilgiden yoksun kalma, terbiyesizlik, vahiysizlik... Bunlar mesela tehlike tanımımız içinde var mı? 
Bu tehlikelere karşı Kur'an eğitimi ve Resul örnekliği ne kadar var evimizde? 
Evimizin içinde internet ve televizyon her daim kafasına göre eğitim öğretim yapıyor. 
Ya siz ne yapıyorsunuz sorumlu olduğunuz aileniz için?


16 Ekim 2018 Salı

Hamidimiz Bir Rüya ve Sorular

Hamidimiz Bir Rüya ve Sorular
M.Uysal 
(Ekim 2018)
Olay: Aldülhamid'e bir tüccar gelir, bana borcunuz var, der. Sebebi sorulur. Rüyasında Peygamberi gördüğünü ve borcunun Padişah Abdülhamid'in ödeyeceğini sebep olarak da önceki gece salavat getirmeyi unuttuğunu söyler. Abdülhamid de unutmuştur sahiden ve gelen tüccara altın verir bolca ve borcu ödenir. (Olay bazen farklı anlatılıyor. Aşağıda alıntıladım. TRT yapımı Abdülhamid dizisinde yayınlandı sahne. Benzer şeyleri Diriliş Ertuğrul dizisinde de İbn Arabi için yapmışlardı. Videosu şurada: https://www.youtube.com/watch?v=ph_1dlrQx3g Olay videoda milyonlarca kişiye böyle anlatıldığı için sorular da videoya göre sorulmuştur.)
Sonradan not: Olayın tasavvuf büyüklerinden (!) birisine ait olduğunu ve oradan araklandığını da öğrendim. Onu da aşağıda alıntı olarak bulabilirsiniz. Evet olay geldi tasavvuf hikayelerine dayandı :))
TRT ve dizi yapımcılarının Müslüman millete bir özür borcu var. Hem de tevbe etmeliler.
***
Sorular?
1- Bu olayın kaynağı nedir? (Hangi kaynakta geçiyor?) (Epey araştırdım bir şey bulamadım, benim kusurum.)
2- Bahsi geçen tüccar kimdir ve hangi sebeple borca girmiştir, borç miktarı nedir? (Olayın başka versiyonunda gelen kişi meczuptur.)
3- Bu tüccar uyarılmasa kaç kese altın alacaktır?
4- Bütün saltanatını bile istese vereceğini söyleyen padişah hangi delile dayanarak bunu yapacaktır?
5- Bu hikaye duygulara mı yoksa akla mı hitap ediyor? Faydası nedir örneğin bu hikayenin?
6- Bu hikayenin olası sonuçları ve beklentileri ne olacaktır?
7- Borçlu ve sahiden salih amel sahibi tüccarlar ne düşünmelidir?
8- Hz. Peygamber yaşıyor mu şu an?
9- Peygamber gündeme dair her şeyi bilir mi? (Ölümünden sonrası ve şu an için.)
10- İbadetler kim için yapılır, kime arz edilir ve karşılığında hesabını kim sorar?
11- Rüya ile amel edilir mi? (Kişisel veya toplumsal delil olur mu rüya?)
12- Hz. Aişe ve Hz. Ali şavaşı öncesi bir rüya olayı gelişti mi veya sahabe döneminde bu tür rüya ile gelişen emir komuta olayı oldu mu?
13- Rüya ile arttırılan twitlere inanıyor musunuz? (FETÖ daha bir sürü peygamber rüyası ile faaliyet gösterdi ve Diyanet FETÖ raporunda bunlar yalanlandı ve bu raporla doğrusu izah edildi.)
14- Siyasi bir lider olan padişah her an Peygamber kontrolünde mi yaşıyor? Örneğin bir salavatı unuttuğu için bu denli uyarıldıysa 33 yıl boyunca her yaptığı Peygamber kontrolünden geçmiş olmalıdır ve asla eleştirelemez olmaz mı?
15- Kulların halini her an görüp gözetme ve haberdar olma işi tanrı özelliği mi yoksa elçi özelliği midir?
16- FETÖ aynı usulü kullandığında niçin itiraz edildi?
17- Salavatın ihmali cezayı mı gerektirir veya elçi ve padişah çok sıkı iki dost olduğu için mi böyle bir kırgınlık oluştu? Başka hiçbir hata yapmadı mı, yaptıysa bu durumlarda elçi onu nasıl uyardı?
18- Bu hikaye için Kur'an ve sünnet ne diyor?
19- Rüya yoluyla hadis doğrulatan eski adamlar haklı mıydı?
20- Bugün tarikat liderleri de aynı usulle kendilerine binlerce hatta milyonlarca insanı bağlıyor ve emirler veriyorlar bunu şimdi veya daha sonra bir siyasi lider daha yapsa nasıl itiraz edeceğiz, ne diyeceğiz?
21- Olay sarayda geçiyor, kaynağı neyse başka şahitleri de var mı? 
22- Diğer rivayette cuma namazı sonrası şikayetler sonucu olay gelişiyor... Şahitler ve bize ulaştıranlar kimlerdir? 

***
Alıntı: 
Tam kaynağını bulamadım olayın yalnız bir gazete şunları anlatmış farklı olarak...
"Cuma namazı sonrasında huzurda en sadık paşası Tahsin Paşa ile halkın arzuhalini dinleyen Sultan Abdülhamid Han, bir şikâyetin okumadan atlaması atlanması üzerine Paşa’yı durdurdu. Tahsin Paşa’nın yüz ekşitmesi sonrası Sultan Abdülhamid özellikle o notu okumasını istedi.
"BANA BORCUNUZ VAR HÜNKARIM"
Veysel Efendi adında bir meczubun Sultan’ın kendisine borcu olduğunu okuyan Tahsin Paşa’ya Abdülhamid, söz konusu kişiyi huzura kabul etmesini söyledi. Bunun üzerine Veysel Efendi Hünkar’ın karşısına çıktı. Müsaade alan Veysel Efendi, Sultan Abdülhamid Han’ın kendisine bir borcu olduğunu söyledi.
Borcu olduğunu dile getiren Veysel Efendi dün gece gördüğü rüyayı anlattı. Rüyasında Peygamber Efendimiz’i (sav) gördüğünü anlatan efendi, Sultan’ın kendisine borcu olduğunu da belirttiğini dile getirdi.
Rüyanın ciddiyetini kavrayan Sultan Abdülhamid ile Tahsin Paşa duygulandı. Veysel Efendi ise Peygamber Efendimiz’in (sav) Sultan’ın dün gece kendisine salâvat getirmediğini bu sebepten ötürü Veysel Efendi’ye borçlu olduğunu söyledi. Bu yüzden Veysel Efendi’nin Sultan’ın huzuruna borçlu olduğunu belirterek çıkması gerektiğini söylemişti.
HAMİDİMİZ...
Rüyada Peygamber Efendimiz’in (sav) “Hamidimiz dün gece bana salavat getirmedi ve sana borcunu ödemesi için ona git” sözlerini dile getiren Veysel Efendi’yi Sultan Abdülhamid, her “hamidimiz” telaffuzunda bulunduğunda durdurarak ona borcunu maddi olarak ödedi.
"SALTANATIMI VEREBİLİRDİM"
Tahsin Paşa araya girerek Veysel Efendi’yi para almaktan durdurması sonrasında Sultan Abdülhamid, istemeye devam etseydi tüm malını mülkünü hatta saltanatını dahi verebileceğini belirtti. Sultan daha sonra gece yaptığı işe daldığını dile getirerek salâvat getirmeyi unuttuğunu belirtti." Diriliş Postası

Alıntı 2:
(Tam bir hurafe ve Allah'a iftira. Salavat getirmedi diye Allah kimseyi domuz başlı haşretmez.)
Süfyân-ı Sevrî (k.s)den:
Kâbe-i Muazzamayı tavaf ediyordum. O esnâda bir kimseyi gördüm. Her adımda salavât-ı şerîfe getiriyordu. Merakla kendisine sordum:
Niçin sâdece salavât-ı şerife okuyorsun? Her makâmın bir duâsı vardır. Başka duâ bilmiyor musun?
O kimse bana dönerek şunları anlattı:
Babamla beraber, Hac niyetiyle yola çıkmıştık. Gelirken, babam yolda vefât etti. Yüzü siyah, gözleri gök, başı hınzır başına dönmüş, kendisini çok korkunç bir hâl almıştı. Ben, mahcup olmaktan korktuğum için, durumu kimseye söyleyemedim. Mahzun ve mükedder olarak babamım yüzünü örttüm. Bir müddet sonra gecenin sessizliği ortalığı kaplamıştı.
Üzerimdeki hayret ve dehşet hiç geçmemişti. Bir taraftan yolculuğun verdiği yorgunluk, bir taraftan başıma gelen bu sıkıntı, beni iyice yormuştu. Gayr-i ihtiyârî uykunun kollarına bırakmıştım kendimi.
Çok geçmemişti ki, rüyâ mıydı gerçek miydi, bilemedim. Çadırı beyaz elbiseleri içerisinde nûrânî bir zat şereflendirdi.
Birden etrâfı çok güzel bir koku kapladı. O güne kadar ondan daha güzelini koklamamıştım. İzzet ve vakarla gelip, babamın başı ucuna oturdu. Yüzünden perdeyi kaldırarak, mübârek elini babamın yüzüne sürdü. İçerideki matemin yerini sürûr, zulmetin yerini ise nûr almıştı.
Gözlerimi, o zâtın mübârek yüzünden başka bir tarafa çeviremiyordum. Bir ara gözüm babamın yüzüne ilişti. Gördüklerim hayretimi daha da artırdı. Babamın yüzü eskisinden daha güzel görünüyordu.
O mübârek zât, babamın yanından aynı vakârla kalkıp ayrılacakken; hemen minnet ve şükran ifâdeleriyle:
Siz kimsiniz, beni ve babamı bu gurbet elinde, bu büyük belâdan kurtardınız" diyerek eteğine sarıldım.
Ben Sâhib-i Kurân Muhammed Mustafâyım. Senin baban günahkâr biriydi. Ama, benim üzerime salavât-ı şerîfe getirmeyi de hiç ihmâl etmezdi. Babanın bu hâlini, her gün okuduğu salavât-ı şerîfeyi bana getiren melek haber verdi, dedi ve gözden kayboldu.
Uykudan uyandım. Rüyâda hissettiğim güzel koku çadırın içindeydi. İlk işim korku ve merakla babamın yüzünü açmak oldu. Perdeyi kaldırdığımda gözleri sürmelenmiş, yüzü nurlanmış, içindeki sürûr yüzüne aksetmiş olduğu hâlde babamı görünce, göz yaşlarıma hâkim olamadım. Ve o günden sonra ahdettim. Devamlı olarak salavâtı şerîfe ile meşgul oldum. (Mecmaul-Âdâb, 38)
Alıntı 3:
(Senarist bu olayı çalıp bir siyasi lidere yamamış.)Geçmiş tarihte, salavât-ı şerîfe okumaya devam eden bir kimse, beş yüz dirhem borçlanır. Bunun sıkıntısından kurtulma için, salavât-ı şerîfe okumaya başlar. Sonunda bir gece rüyasında Resûlüllah (s.a.v.) efendimizle müşerref olur. Resûlüllah (s.a.v.):Ümmetimden Ebu’l-Hasen Kisâî’ye git. Benim gönderdiğimi söyle, senin borcunu ödesin. Eğer söylediklerine inanmazsa, ona: “Her gece yatmadan önce Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz üzerine 100 defâ salâtü selâm okurdun. Bu gece okumayı unuttun.” dersin, buyururlar.
Adam sevinçle Ebul-Hasen’in yanına gidip, rüyasını anlatır. Ebul-Hasen anlatılanlara îtibâr etmez. Bunun üzerine adam:
“Her gece okuduğunuz salavât-ı şerîfeyi bu gece okumayı unuttunuz, öyle değil mi?” deyince, Ebul-Hasen secde-i şükre kapanır: Sonra adama: ‘Bunu sana Resûlüllah mı söyledi?’ diye sorar. Evet cevabını alınca, sevinç gözyaşlarıyla: “Sana şükürler olsun Rabbim. Benim gibi günahkâr bir kulunun getirdiği salavâtı, bütün cihanın serveri peygamber Efendimiz (s.a.v.) kabul etmiş. Bundan daha büyük müjde ne olabilir ki” dedikten sonra adama dönerek: “Sana, bu sevinçli haberi verdiğin için bin, gidiş dönüş masrafların için bin ve borcun için de beş yüz dirhem veriyorum”, der.

29 Eylül 2018 Cumartesi

HER NEYSE

HER NEYSE
Kitapla bağı olmayan birçok adamdan öğüt aldım son 3 ay içinde. O kadar belirgin ve çok ki, şaşırdım. Elbette öğüt herkesten alınır lâkin öğüdün konusu bizatihi kitap olunca...
Her alanda okuma yaparım. Her alanda. Sizin sapıklarınızı da okurum onların sapıklarını da. Burası işin ek yeri.
Onların sapıklarından birisinin kitabını okuyorum...
Kitapla bağı olmayan adam geliyor, okuma onu o sapık, Allah korusun saparsın da farkına varmazsın, diyor. Gülümsüyorum.
Sizin sapıklarınızdan birisinin kitabını okuyorum...
Kitapla bağı olmayan yine kulağından doldurulan aynı adamlardan birisi geliyor, Allah korusun bunları okuma, sapıtırsın, hem öyle saptırırlar ki adamı, kafir olursun farkına bile varmazsın.
Ne büyük tehlike!
Hepsine gülümsüyorum. Allah şahit, sağ olun, tamam, inşallah, diyorum.
Sonra şey yaptım mümkün olanların kapaklarını kapladım ve yine mümkün olmayanların kapaklarını yırtıp attım.
Bu kez daha bir merakla sordular...
(Ciddi anlamda merak edip konuşan "insan"ları tenzih ederim.)
Kitapsız adamlardan en sonuncusu 45 dakika kadar öğüt verdi. Dinledim.
Peki, niye vaktimden yaptığı hırsızlığa, sosyal arsızlığa, saygısızlığa, çocuk muamelesine ses çıkarmıyorum?
Deli misiniz, niye sesimi çıkarayım? İnsan avlanırken sessiz olur, hiç ava gitmediniz mi? Yazdığım, yazacağım onca karakter ve onca insan gözlemi nasıl ayakları yere basar hale gelecek yoksa? Onlar benim heybeme koyduğum insanlar. Onların sözlerini, yüzlerini, seslerini, gözlerini, alaylarını, küçük görmelerini, acımalarını, hezeyanlarını, göz süzmelerini, kibirlerini (evet, en çok kibirleri var o sırada), ukalalıklarını, sevimsizliklerini, tatlı taraflarını, üfürülmüşlüklerini, doldurulmuşluklarını, ezberlerini, kesin inançlarını (kesin inançları olanları hayranlıkla dinlerim, şüpheleri yoktur onların, ne büyük marifet.) , güvendikleri yerleri, masumiyetlerini, sarsılmaz özgüvenlerini, ihtiraslarını, (bazen gıcık sorularla tetiklediğim) öfkelerini, hep heybeme koyuyorum. En çok öfkelerine yatırım yapıyorum, bu öfkeleri lazım bana. Öfkesiz insan mı olurmuş? Beyinsiz olunur ama öfkesiz olunmaz. Sanırım en çok öfkeyi üflüyorlar kulaklarına. Pehlivanların kırılmış, bükülmüş, yamulmuş kulakları gibi bunların da kulakları belirgin bir hal almış artık.
Benim öfkem şöyledir: Her neyse...
Her neyse, şimdi çay edebiyatından ödünç alınacak cümleler var sırada.
Çayın güneşle raksı olmasa ben bunlara nasıl katlanırdım Allah'ım...

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Görünürlük Üzerinden Sosyoloji Notlarım

Görünürlük Üzerinden Sosyoloji Notlarım
M.Uysal
Şehir hayatından başlayalım...
Yerlerde çöpler görüyorum. Birileri son derece pervasız şekilde ellerindeki çöplerini sağa sola atıyorlar. Hiç kaygıları yok. Bu üzücü bir durum.
Lâkin son derece kalabalık şehirde bu durum çok az. Oran olarak düşündüğümüzde son derece az bu tür davranışları gösterenler. Bu sevindirici. Bunlar eğitilemez olanlar. Bu tipler var olmaya devam edecekler. Ne yaparsanız yapın bu davranışları değişmeyecek. Çözüm olarak kamu işçileri ve bizatihi biz vatandaşlar onların atıklarını ve sorumsuzluklarını kapatıp düzelteceğiz.
Piknik alanlarına inelim...
Buralarda durum çok vahim.
Şehirdeki gibi değil oranlar. Piknik alanlarında ve kuytu yerlerde insanlar daha pervasız davranıyorlar. Çöplerini ortada bırakanların sayısı çok daha yüksek bu mekanlarda. Aslında rezalet durumda. Yani insanların baskın çoğunluğu, kimsenin görmediği ve toplumsal baskının olmadığı yerlerde çöp yığınları oluşturuyorlar.
Sonuç ve çıkarımlar:
1- Toplum içinde eğitilemez durumda olan insanlar vardır.
2- Eğitilemez, görgüsüz, medeniyetten nasipsiz ilkel insan tipi şehir ortamında bulunmasına rağmen şehir kurallarına uyma eğilimi gösterir yüksek oranda.
3- İnsanlar toplum baskısını önemserler.
4- Bazı insanlar vicdani doğruyu takip ederler. Bunların sayısı maalesef azdır.
5- Toplum baskısının azaldığı ortamlar insanların içindeki barbarlığı ortaya çıkarır. Bu yüzden tedbirler düşünülürken bu parametreler göz önüne alınmalıdır.
6- Basitçe çevreyi temiz tutma davranışı bile bize çok şey söyler toplumumuza dair.
7- Toplum eğitilirken sadece toplumsal baskı (İnsanlardan utanma, çekinme, kanunlardan korkma) ilkeleri üzerinden değil vicdan üzerinden de eğitime tabi tutulmalı ve samimi şekilde gönülden bir bağ kurması sağlanmalıdır yaşadığı toplumla.
8- Kuldan utanmayan asla Allah'tan da utanmaz ve çekinmez durumdadır. Bunlar eğitilemez olanlardır. Bunlar için fedakarlık ve yaptırımlar üzerinden çözümler üretilmelidir.
9- Allah ve vicdan bağı olmayanlar için toplumsal yaptırımlar eksiksiz düzenlenmeli ve insanların en azından buna saygı duyması sağlanmalıdır.
10- Her durumda toplumsal barış için toplumun ortak çıkarları dikkate alınmalıdır.
11- Vicdan ve Allah karşısındaki sorumluluk çocukken ancak bu duyarlılığa sahip aile tarafından verilebilir. Okul veya eğitim kurumları bunda zorlanmaktadır. Toplumsal kabuller, yaptırımlar, normlar yine ilk olarak bu duyarlılığa sahip aile tarafından verilebilir. Yine okul ve eğitim kurumları bunda zorlanmaktadır. Öyleyse aile ve eğitim kurumları güçlendirilmelidir. Yoksa toplumu düzenleme ve toplumsal barış için şansımız azalacaktır.

*

8 Ağustos 2018 Çarşamba

5N1K ve FAZLASI

5N1K ve FAZLASI
M.Uysal
5N1K hep bilindiği gibi sadece haberin temeli değildir.
Pek çok durum için kullanılabilir. Örneğin dil öğreneceksiniz...
***
-Ne öğreneceğim? (Hangi dili?)
Bu soru sizi doğru seçime hazırlar.
-Nasıl öğreneceğim?
Bu soru sizi yönteme götürür.
-Niçin öğreneceğim?
Bu soru size hedef verir.
-Nerede öğreneceğim?
Bu soru size doğru yeri buldurur.
-Ne zaman öğreneceğim?
Bu soru size planlı olmayı gösterir.
-Kimden yahut kiminle öğreneceğim?
Bu soru size iyi bir rehber buldurur.
***
5N1K daha birçok durumda faydalı olur.
Bir iş planlarken, bir konuyu detaylı anlatırken, bir insanı severken, bir yola çıktığınızda, bir davranış veya fiilinizde, işinizi yaparken, ders çalışırken, bir ev inşa ederken, bir araç alırken, bir eşya alırken, bir karar alırken, bir savaşa girerken, bir barış yaparken... Bir hayatı yaşanır kılmaya çalışırken 5N1K...


3 Ağustos 2018 Cuma

SAF, NAMAZ, CAMİ

Bugünkü CUMA HUTBESİ ve Bazı Şeyler...
M.Uysal
Cuma hutbesinin konusu "Cami ve Cemaat Adabı" ama aşağıdaki konuların eksik kaldığını düşündüğüm için ilave yaptım. (02.08.2018)
* * *
İmamların görevini Allah Resulü belirliyor:
"Efendimiz (sas), cemaatle namaz kılarken veya kıldırırken, safların mutlaka ve mutlaka kontrolünü yapar, gerekli uyarılarda bulunur ve deyim yerindeyse tıpkı bir komutanın birliğini hizaya geçirmesi gibi onları hizaya geçirir, saflarında gevşeklik göstermelerine, safların bozuk olmasına kesinlikle müsaade etmezdi. Safları elleriyle tek tek düzeltip öyle namaza başlardı. Siz de öyle yapabilirsiniz, değil yapmalısınız zira bu size kalan bir görev mirası. Demek ki, imam kardeşimizin cami içindeki görevini disiplin içinde sürdürmesi gerekiyor.
* * *
Sosyolojik yönü:
"Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da (yaptığınız bu işten dolayı) Allah kalplerinize ihtilaf atar." (Buhârî, Ezân 71)
Ya toplum olarak sımsıkı durursunuz yahut bireysel takılırsınız ve toplumunuz da dağılır gider. Güçsüz bir toplum olursunuz. Saflarınız nasılsa toplumunuz da öyle olur. Siz namazda bile yan yana sıkı bir şekilde duramıyorsanız nasıl olacak da işleriniz düzen içinde yürüyecek? Basit şekilde sıralarda, trafikte bile kavga edeceksiniz o zaman. Namazda saf tutmak bir toplumsal eğitimdir. Allah sizi birbirinize ısındırmak ve birbirinize olan sevginizi ve güveninizi artırmak istiyor. Böyle yapmazsanız toplumunuzun arasında ayrılık/nifak çıkar. Toplumunuz dağılır ve esir bir toplum haline gelirsiniz.
* * *
Psikolojik yönü:
Adam namazda bile rahat durmak istiyor. Safı genişletiyor ki, terli birisi dokunmasın vücuduna. Oturup kalkarken hiç rahatı bozulmasın. Sıkıntıya girmesin. Bu şu demek: Kendisi için yaşıyor insanımız. Kendisi için yaşayan insanlardan meydana gelen kalabalıklar toplum olamazlar. Bireysel takılan insanlar yüzünden ayrılık çıkar. 5 dakika yan yana duracaksın altı üstü. İşte tam bu vakitte kardeşinle çok yakın olmalısın. Bireysel çıkarlarını namazda bir kenara koymayı öğreneceksin. İşte bu öğrenmeden sonra bütün hayatını kendin için değil başkaları için, geleceğin için düzenlemiş olacaksın. Senin bireysel geleceğin de bunun içinde olacak.
* * *
Camilerde saf düzeni için çizgiler bulunduğu halde insanlar aynı hizada duramıyorlar maalesef. Oysa toplumun çoğu askerlik yaptı ve ip gibi hizaya geçmeyi gayet iyi biliyor. Peki, niçin namazda bunu önemli bulmuyor? Ayakların hizasına bir bakın komik! Ya hu yerde çizgi varken bile 30 cm fark olur mu Allah aşkına? Bu kadar mı duyarsız olunur? Allah işini güzel yapanları sevdiğini söylüyor oysa. Bunu da güzel yapmalıyız. Çok çirkin bir görüntü emin olun yamuk yumuk saflar.
* * *
Saf tutmayı öğrenmeden ve bu işi çok hayati bir konu gibi görmeden güçlü bir toplum olamayız. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Saf tutmakla ilgili belirli kurallar ve adaplar var. Bunları da öğrenmeli bir insan camiye gelmeyi kendine görev bildiyse. Gittiğiniz derneğin, kahvenin, kafenin kurallarına uyuyorsanız buranın kurallarına da uyacaksınız öğrendikten sonra.
* * *
Cemaat kavramının İslami görünümlü bir örgüt tarafından çalındığını belirtmiş hutbede Diyanet. Haklılar. Bu durumda cemaatin anlamını, önemini ve görevlerini ısrarla ve sürekli anlatmalı değil misiniz? Allah'ın bölünmeyin emrini ve tek merkezli toplum olma emrini vurgulamak gerekmez mi? Bunları da bekliyoruz. Madem çalındı geri alalım. Ben sadece bir örgüt tarafından çalınmadığını bütün buna benzer benzemez örgütler tarafından çalındığını düşünüyorum cemaat kavramının. Hepsinden geri alalım. Tek bir cemaat olana kadar.
* * *
Hutbe dinlerken imamın gözlerinin içine bakın...





12 Temmuz 2018 Perşembe

Allah ve Feminizm

Allah ve Feminizm
M.Uysal
Sosyoloji okurken en çok bu konulara kafa yordum ve ulaştığım sonuç şudur: Feminizm şeytanın/kötülüğün en mükemmel ve eksiksiz icadı/silahıdır. Aile hedef alınmıştır ve aile çöktükten sonra asla bir iyilik toplumu inşa edemezsiniz. Allah'ın kaliteli ve iyi toplum inşa projesi karşısında en etkili mekanizma feminizmdir. Feminizm yüzlerce gruba ve alt gruplara bölünmüş durumdadır ve hepsi de çok organize biçimde çalışmaktadır.
Aşağıda çıkardığım basit başlıklara bir göz atın ve araştırmaya devam edin.

Allah: Kadın ve erkek (Havva-Adem) kesin ve açık düşmanınız şeytandır.
Feminist kuram: Erkekler açık ve kesin düşmanınızdır.
*
Allah: Düşmanınıza bile adil davranın.
Feminist kuram: Erkek düşmanınızdır ve kendi hakkınızı aldıktan sonra ona ait olanları da alın.
*
Allah: Kadınların erkekler üzerinde hakları vardır ve erkeklerin de kadınlar üzerinde hakları vardır.
Feminist kuram: Erkekler düşmandır sadece kadının hakları vardır.
*
Allah: Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirinin dostudur.
Feminist kuram: Erkek hükmedicidir ve asla dost olamaz.
*
Allah: Hakları olanın sorumlulukları da vardır. Sorumluluklarınıza sahip çıkın.
Feminist kuram: Kadınların hakları vardır ve erkeklere karşı bir borcumuz, sorumluluğumuz yok.


11 Temmuz 2018 Çarşamba

YASA

YASA
M.Uysal
Gelir adaletsizliği, zengin yoksul uçurumu vb. konularda ahkam kesmeden önce dünya var oldukça duracak ilahi sosyolojik yasaya vurgu yapalım: Zengin yoksul farkı hep olacak. Hiçbir zaman bu fark kapanmayacak. (Ütopik, ideolojik hayaller kurmayın boşuna.) 

Peki bu sorunu nasıl çözeceğiz? 
Devlet sosyal devlet olacak. Bu en kolay dile getirileni fakat en zor olanı. Yani bu işi devlet yapamaz zira devlet dediğiniz şey tek tek insanlardan oluşuyor. O kadar dine dair şeyler okudum, Allah'ın devletleri yargıladığını duymadım. Kişiler yargılanacak. Size, çok kolay bir yöntemi önereyim vahiyden alarak: Allah'ın size verdiğinden (Bakın sizin kazandıklarınızdan demiyor.) siz de ihtiyaç sahiplerinin hakkını (Bakın sadaka demiyor, hak diyor.) vereceksiniz. Böylece bu fark sevgi ve saygı yolu ile kapanmaya başlayacak, (Asla tam anlamıyla kapanmayacak) toplumsal nefret azalacak ve yoksulluk azaba dönüşmeyecek, felakete ve toplumu çatışmaya, ayrışmaya sürüklemeyecek. Sevgi ve merhamet toplumu olacak. 
Vermiyorsanız, yok yoksulluk, yok zenginlik edebiyatları yapmayacaksınız. 
Yapıyorsunuz... O halde bana sadece hatırlatmak düşer.


23 Haziran 2018 Cumartesi

SOĞAN, PATATES ve İZZET

SOĞAN, PATATES ve İZZET
M.Uysal 
23 Haziran 2018 (Seçim öncesi duam ve temennimdir.)

Rabbim! Özgürlüğün sofrasında içtiğim çorbamın tadını bozma.
Soframda ve kesemde ağırlıklara tercih ediyorum şeref ve izzetimi. Şeref ancak Senin yanındadır.
SOĞAN isteyenlerden değilim. İnsan olmamın ön şartı soframın ve evimin şenlenmesi hiç olmadı.
Bizi ahlakımızın özgürlüğünde yücelt.
Bizi kitap ve hikmetten ayırma. Ayaklarımızı sabit tut.
Biz, daha iyinin soğandan, patatesten geçmediğini biliyoruz; yine de bizi bağışla.
Bizi adil ve güçlü bir toplum eyle. 
Bizi, kim olursa olsun, zalimlere teslim etme. 
Yeşeren minicik umutlarımızı kurutma.

Dünyanın bizim evden, bizim mahalleden, bizim şehirden hatta bizim ülkeden ibaret olduğunu sananlardan değilim; biliyorum Rabbim, yeryüzü bize mescit kılındı. Yeryüzüne onuru, adaleti, merhameti ulaştırmak bizim görevimiz. Lakin, biz henüz kalplerimizde ve elimizin altındakilerde yeni yeni bunu yapmaya çalışıyoruz. 
Allah'ım biraz daha vakit ver bize. 
Rabbim, gayretimizin azlığı seni gazaba getirmesin biz henüz farkına vardık yüzlerce yıllık kuyunun dibinde olduğumuzu. Bu kuyudan çıkıp sultan olma hevesimiz yok. Yusuf'un da böyle bir hedefi yoktu. 
Bize biraz daha fırsat ver Allah'ım. 
Bize biraz daha...

Biz, bizim için neyin hayır neyin şer olduğunu bildirecek Kitap'tan ayrı kaldık, o Kitab'ı kullanım dışı (mehcur) bıraktık. Affına sığınıyoruz ve hatamızı telafi etmeye çalışıyoruz. Başımızda Resulün olsaydı çok sürmezdi ama Rabbim, görüyorsun biz ayakkabısına bile hakim olamayan kullarız, biraz daha mühlet istiyoruz. Hani şu zalimlere bile tanıdığın mühletten Rabbim.

Musa'nın, içimizdeki bir takım beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi de helak edecek misin, sorusundaki tedirginliği yaşıyoruz; bağışlarsan da bağışlamazsan da elbette Sen Rahman, Rahim olansın. Bağışlamanı diliyoruz.

Biz aciz kullarız, şerri de hayrı ister gibi acele isteyebiliriz. Biz kullarız, Rab olan Sensin. Bize hayrı ver. Gücümüzün yetmeğidiğini bize yükleme. Azgınlar topluğuna karşı bize yardım et zira bizim tek DOSTUMUZ Sensin.

* * *

Bakara 61
Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah'ın ayetlerini inkara devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...