21 Ocak 2016 Perşembe

DİN TARTIŞMALARI KAKAFONİK ÖZET

DİN TARTIŞMALARI KAKAFONİK ÖZET
Mustafa Uysal
A- Hadisleri, öncekilerin gözden geçirdiği gibi tekrar gözden geçirmeliyiz.
B- Peygamber düşmanısınız!
C- Peygambersiz bir din kurmaya çalışıyorsunuz!
D- Öyle hadisler üzerine öyle fıkhî hükümler bina edilmiş ki, ne hadisin sıhhati var ne hükmün. İlk muhaddisler nasıl çalıştıysa bizim de tekrar çalışmamız gerekiyor.
B- Peygamberi dışlıyorsunuz, kabul etmiyorsunuz.
C- Zaten hadisleri toptan reddedince Kur'an'ı da tasfiye edeceksiniz. Dini yıkacaksınız.
F- Biz ne zaman dini korumaya çalıştıysak orada çöküş yaşadık. Allah dinini korusun, bize düşen doğru yaşamak.
G- O hocalar hep sapıkmış, diyorlar.
T- Kur'an'ın koruyucusunun Allah olduğu bilgisi yine Kur'an'a atfediliyor ama siz hadislerin gözden geçirilmesi faaliyetini yıkıcılığa bağlıyorsunuz, kafanız iyi mi?
H- Ehl-i Sünnet dışı sapıklar ve zındıklara itibar edilmez.
Ğ- Ben dindar sayılmam ama peygambere laf ettirmem lan, keserim lan hepinizi!
A- Bu işi akademik seviyede tutmak ve böylece yeni bir usul geliştirmek, düşüncemizi yeniden üretmek zorundayız.
T- İnsanları zorla bir sistem içine sokmak bir kategori içine dahil etmek istiyorsunuz. Kendinize benzetmek istiyorsunuz. Faşist bir dindar olabilir mi, oluyor. Bırakın insanlar iradelerini ve akıllarını kullanabilsinler. Din konusunda Allah'tan başka kimse hesap soramasın. Kim nasıl inanıyorsa bunun hesabı Allah'a ait.
M- Vaazlarımda hep söylediğim gibi bunlar sapık, şii, rafizi, mutezili... Yani dünya üzerinde ne tür bir sapıklık varsa bunlardır.
P- Çay oldu mu?
W- Son dönem araştırma namusu bizde bile var. İnananlar dinlerinin sağlamlığına güvenmiyorlar.
Y- Gençleri dinsiz yapacaklar.
F- İslam adına terör üreten ve sonradan olduğu açık olan rivayetler acilen ele alınmalı.
G- Bak kesin sapık ve zındık değil mi, zamanı gelince keseriz falan yazık olmasın?
A- Biz yeni bir şey ortaya koymaya çalışmıyoruz ilk mesajı doğru anlamamızın önündeki sonradan konulan engelleri aşmaya çalışıyoruz.
X- Allah belanızı verecek, yetiş Ya Falan! Mezhepsizler!
U- Ortada yanlış bir şeyler olduğunu düşünüyorum zira aradan zaman geçti ve biz hala dondurulmuş bir anlayışa zorlanıyoruz sonradan toplanan bilgiler üzerinden. 
T- Kur'an üzerinde bile anlama çabasında ihtilaf ederken siz kalkıyorsunuz, rivayet kültürünün her türünü kutsuyorsunuz. Üstelik bunu kendi aranızda ilmi olarak anlaşılır ve çalışılabilir kabul ederken kürsülere çıkıp peygamber düşmanları ilan ediyorsunuz aynı insanları. 
M- Bunlar peygamber düşmanı, din düşmanı İran ajanı. Bu arada terlik ve kefen yaptım çok ucuz. 
F- Bazı insanları kutsayıp aracı yapan bir anlayışın kökeni nereye dayanıyor ki, bazılarını da zındık ilan etme yetkisini elinde tutuyor? 
L- Akıl tutulması yaşıyoruz, aklımızı kullanmamızı emreden Allah'ın emrine rağmen. 
D- Akıl şeytan işidir sakın ha kullanmayın!
Ö- Biri çay dedi az önce!

17 Ocak 2016 Pazar

RÜŞVET VE ŞİRK BAĞLAMINDA BİR DENEME

RÜŞVET VE ŞİRK BAĞLAMINDA BİR DENEME
Mustafa Uysal
Rüşvet için kabaca, ben seni göreyim sen de beni gör, diye bir tanım yapabiliriz.
Etrafınıza bir bakınız.
Farzların aleni terk edildiği bir toplum var etrafımızda. Üstelik bu terk edişten dolayı insanları uyaracak veya iyiliği emredip kötülüğü engelleyecek bir mekanizma da yok. Kurulması için en ufak bir gayret ve kaygı bile yok.
Herkes sünnetlidir. Gayet güzel. Herkes sünnetlere dikkat eder zira hayatın akışı içinde göze batar dikkat edilmezse.
Cenneti, cehennemi olan bir Allah vardır ve emirleri yasakları gayet rahat çiğnenir. Lakin, elinde sadece şefaati (!) olan bir peygamberin bütün sünnetleri dokunulmaz kabul edilir. Çiğneyeni en azından toplumdan dışlanır. Sosyal bir yaptırımı hala vardır.
Buraya kadar olan gözlem yanlışı var mı? Varsa itirazınızı buraya yapınız.
Mantık kurgusu şu: Koca devletin sizin olması önemli

9 Ocak 2016 Cumartesi

DİYANET ATALAR DİNİNİN KURBANI OLDU

DİYANET ATALAR DİNİNİN KURBANI OLDU

Mustafa Uysal
Bu soruya gerçekten Diyanet cevap verseydi, şöyle demeliydi: Kardeşim, git bir tedavi ol ve Allah ile bağını kontrol et, imanını yenile!
Ama, hayır. Biz atalarımızın kurduğu dini hükümleri dondurduk ve artık aklımızı kullanmayacağız. Allah da bizi böyle pislik içinde rezil bir şekilde bırakacak. Kanun böyle, aklını kullanmayan pislik içinde kalır.
Mehmet Akif gibi,
“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı”
Diyemediğimiz için ve eskileri neredeyse sorgulanamaz rabler ilan ettiğimiz için başımıza daha terörün her türlüsü ile böyle rezaletler gelmeye devam edecek.
Diyanet, korumaya çalıştığım veya beğendiğim bir kurum falan değil. Dini tekeline alan bir yapı. Elbette devleti kurup her şeyi tekel altına alanlar tarafından icat edildi. Diyanet'in halini biraz düzeltmiş olması,

27 Aralık 2015 Pazar

BİR RÜYA VESİLESİ İLE

BİR RÜYA VESİLESİ İLE
Mustafa Uysal
Tayyar-ı Tutî Hazretleri anlatıyor...
Hadis kitaplarını sıkça okur idim. Yine bir gün okumaya başladığım Nevevi'nin bir hadis derlemesi vesilesi ile günlerimi geçiriyor idim. (Riyazüs-Salihin) Hocalarımdan işittiğim bir şey hep aklımı kurcalıyordu. En çok hadis rivayet eden ravilerimizden Ebu Hureyre'nin durumu epey aklıma takılıyordu. Kendisinin rivayet ettiği hadisler hep dikkatimi çekiyor ve üzerlerine haşiyeler yazıyor, işaretler koyuyordum. Rivayet ettiği hadisler genellikle ya hepten büyük vaatler içeriyor yahut tümden büyük cezalar içeriyordu. Üstelik vaat ettiği büyük mükafatlar karşılığı ya minik bir hayır oluyor ve vaat ettiği büyük cezalar da küçük bir günah karşılığı oluyordu. Bu durum diğer ravilerde pek sık görülen bir durum değildi. Ebu Hureyre'nin, Allah'ın rasulü ile az bir müddet kalmış olması, Hz. Ömer'in kendisine rivayet yasağı getirmesi hatta darp ettiği

25 Aralık 2015 Cuma

GRTC Türk Tipi Başkanlık Sistemi Raporu

GRTC Tarafından Kütahya DPÜ ile birlikte yapılan bir çalışma Türk Tipi Başkanlık Sistemi Raporu lansmanı yapıldı ve rapor kitapçığı basına dağıtıldı.
Dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız.


 

22 Aralık 2015 Salı

MUTLU ÖLÜM, KUTLU DOĞUM

MUTLU ÖLÜM(!), KUTLU DOĞUM
Mustafa Uysal

Daha birkaç gün önce bir ölümü andık. (Bazıları kutlama diyor, zira şeb-i arus. Gelin gecesi, düğün gecesi.) Bugünlerde bir doğumu kutluyoruz. (Peygamberimizin doğumu.)

Basit soruyu soralım: Celaleddin-i Rumi’nin ölümünü anıyoruz da Peygamberimizin ölümünü niye anmıyoruz?

Bu soruyu hemen geçiniz, üzerinde durmayınız. Zira mesele bu değil.

İki ölümü kıyas edelim şimdi…

Mevlana ölümünü şeb-i arus yani gelin gecesi ilan etmiştir. Kendinden son derece emindir. Rabbi onu güzel karşılayacaktır(!) Ölüm, hayatı boyunca beklediği mutlu son olacaktır. Böyle kocaman bir umut ve iddia vardır ortada. (Havf ve reca sadece biz avam içindir sanki.)

Peygamberimiz son demlerini yaşamaktadır. Son sözleri nedir peki? Şahadet parmağını yukarı kaldırdı; “Yüce Dosta" dedi ve ruhunu teslim etti. Evet, birçok rivayet bu şekilde… Kelime-i tevhit falan yok. Bazıları rivayetlere dahil etmeye çalışmış ama olmamış. Onun hayatının tamamı şahit zaten. Son anında değil bütün hayatında istenen bir şey tevhit ve şahadet. Ki, biz şahidiz onun hayatı Allah içindir. Bazıları son anda şahadet ile ölme garantisi ister dualarında. Oysa Allah bütün hayatınızı şahit tutmanızı ister.

Mevlana bütün insanların (Sadece Müslümanların değil, hemen bütün insanların.) gözünde değerli biridir. Peygamberimiz sadece

ÇOBAN ÇEŞMESİ: SÖZ BENDE

ÇOBAN ÇEŞMESİ: SÖZ BENDE: Toprakla güreştik ķüllük acmadık Açık verip borca kartlar gecmedik Burun büküp türlü aşlar seçmedik Sağlık bende huzur bende öz bende. ...


DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

13 Aralık 2015 Pazar

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HORLAMAYA ISLIK

ÇOBAN ÇEŞMESİ: HORLAMAYA ISLIK: Öyküler geçmişi hatırlamakla başlıyor çok zaman. Hatırlamak, hatırlatmanın da yollarını çoğaltıyor çok vakit. Küresel düşler kurmaya meyl...

11 Aralık 2015 Cuma

YORUM FARKI

YORUM FARKI
Mustafa Uysal
"Mümin mescitte sudaki balık gibidir. Sudaki balık gibi zevk içindedir, camiden çıkmayı istemez. Mesciddeki münafık da kafesin içine sıkışan kuş gibi, kaçmaya çalışır." Hadis
Müftü Bey vaazda bu hadisi okudu ve yorumladı...
Konu nereden oraya geldi hatırlamıyorum ama vaazın sonlarına doğru bu hadisi okudu ve okurken epey yorumladı. Mescitlerde rahatsız olanlar kalplerinde hastalık bulunan ve tedavi olması gereken kişilermiş ve inşallah tedavi olurlarmış. Amin.
Buraya kadar bir şey yok. Yalnız Müftü Bey öyle bir yorumladı ki konuyu neredeyse imamların dokunulmazlığı ve asla eleştirilemezliğine kadar getirdi. Verdiği örnek aynen şöyle: Yok imam uzattıydı yok şunu dedi falan bunun gibi şeylerden rahatsızlık duymayın. Hatırımda kalanlar kelime kelime değil elbet ama bu minvaldeydi. Birden kendimi hastalıklı bir münafık gibi mi hissetmeliydim acaba? Zira bu yorumdan çok rahatsız oldum. Mescitlerde gayet rahatım ve ferahladığımı hissederim. Burada sorun yok. İyi peki, sorun nedir? Sorun şu ki, imamlardan rahatsız olursam münafık ve kalbi hastalıklı mı olacağım bu durumda? Elbette hayır. Keşke bu hadisi yorumlarken araya birçok alakasız koruma kalkanı girmeseydi. 
Medrese eğitimi almadım ama bu hadisin imamın eleştirilmezliğine bağlanamayacağını gayet iyi biliyorum. Zira Hz. Ömer bile, cuma hutbesinde üstelik, eleştirilmiştir.
Müftü Bey bu hadisi yorumlarken, bu hadisin ana konusunun münafıkları ilgilendirdiğini ve mescitten değil de imamdan rahatsız olmanın bu kapsama girmediğini biliyor. Hüsn-ü zan ile biliyorum ki, tamamen alakasız olan bir konuya başka bir şeyi ifade etmek için girmiştir. Ancak sonuç itibariyle rahatsızlık verici bir yorumla sonuçlandı.
Bu vesileyle imamların illa eleştirilmesi gerektiğini söylemiyorum. Gerekirse eleştiri hakkımı saklı tutuyorum ve bu hakkın beni münafık tabiatlı yapmayacağını da gayet iyi biliyorum. Mescitlerde bulunmaktan rahatsızlık başkadır mescitlerde olan şeylerden rahatsızlık duymak başka şeydir. İki konuyu harmanlamak haksızlıklıktır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...