16 Şubat 2017 Perşembe

Aslan Ölmeden Postu Kapma Telaşı

Aslan Ölmeden Postu Kapma Telaşı


M.Uysal
Araplarda ve doğal olarak diğer insanlarda bir hırs var ve şuna benzetilmiş: Aslanı öldürmeden postunu paylaşma kavgasına tutuşmak.
Dediğimi anlıyor musun Ankara ve dediğimi çok iyi anlıyor musun Tavşanlı (yerel)?
Eski dönemi hatırlıyorum, STK dediğimiz yapılar etraflarına bile bakacak durumda değildiler...
Şimdi bir sürecin kapısındayız.
Anayasa değişecek.
Sanırım bu bahsi geçen STK'lar arasında ve üyeleri arasında bir tek bir bile hayır tercihi kullanacak yoktur.
İyi, güzel.
STK'lar siyasete de bulaşmadıklarını söylerler genelde.
Bulaşsalar iyi olur bana göre bazı zamanlar.
Aslında çok zaman tam içindedirler ki, "Her neyse." ile geçiyorum burasını.

Ülkemizin geleceği için çok önemli olduğuna inandığımız (Öyle olduğuna inanıyoruz değil mi?) bir gelişme var önümüzde ve hiç kimseden kuvvetli bir ses çıkmıyor. Hayır diyenlerin linç edildiği falan yok, hayır demek çok kolay. Muhalif olmak emin olun suça bulaşmadıktan sonra çok gözde bu ülkede. Evet demek ise çok riskli. Bir taraftan hayırcıların lincine ve baskısına maruz kalırsınız bir yandan dostlarınızın sessizliğine.
Evet, gelelim STK'lara...
Parti kanadı umurumda değil, parti işini bilir, nasıl yürüteceğine karışmak benim haddime değil.
STK'ların sessiz kalması asıl beni ilgilendiren.
Niye sessizlik var?
Bu değişikliği olumlu bulmuyor da kerhen mi destekliyorsunuz?
İçinize sinmeyen bir şey mi var?
Böyle bir değişiklik olmazsa ve eski dönemler gelirse daha mı rahat hareket edeceksiniz?
Allah'ın rızasında ve vaadinde mi bir cayma var?
Yoksa amaçlarınız kapsamına giren şeylerde mi bir sapma oldu?
Çok ağır ithamlar olarak düşünmeyin lütfen, hiç öyle değil.
Benzetme belki olmayacak ama Tebük seferi için kayıtsızca hazırlık yapıp sefere katılmayan üç kişiyi de hatırlıyorum bu arada. Bir de bu var. Bu kadar kayıtsız kalacaksınız da ya peki sizin aylarca dökecek göz yaşınız var mı? Ya, Endülüs için sonradan ağlayan prensin göz yaşları... Hangisi?
Lütfen, artık önce kafanızda, kalbinizde bir hareketlenme ardından dilinizde ve elinizde bir etki meydana gelsin.
Ha, baştaki aslana dönelim...
Allah ve tarih şahit ki, aslanı öldürmeden postunu paylaşmaya kalkışanların akıbetleri hep kötü olmuştur.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Fwd: ÇOBAN ÇEŞMESİ


KOL BAĞI ŞEKER-BİTLİ HELVA

Posted: 29 Jan 2017 03:30 AM PST

​Halil Oral​

Yatıp kalktıkça biraz da yaş ilerledikçe, çocukluk günlerim selvi kavaklar gibi gözlerimin önüne dikiliveriyor.  Pekmez savuran analar, bulgur kaynatan bacılar, buğday yıkayan kadınlar film şeridi gibi sıra sıra geçiyor.  Pekmez kazanı da bulgur kazanı da rastgele ateşten indirilmez birbirlerine kıvama gelip gelmediği konusunda danışırdı insanlar. Pekmezin köpüğü, bulgurun pişmişi kazan çevresinde kendilerince oyun kuran çocuklara düşerdi ilk. Hem göz hakkıydı hem ilk sabi çocuklar tattığında bereketinin artacağına inanılırdı. Her evde çamaşır kazanından pekmez ve bulgur kazanına her boyu bulunurdu. Hatta kazan enikleri bile. "Kazan eniği" deyince eni boyu ölçüleri kendiliğinden bilinirdi. Şimdi " kazan eniği" sorsan güler çok kimse. Hatta evlerde kazan kalmadı kazan. Endüstri aldı götürdü çok şeyi. Bahçelerde kütür kütür erikler, asmalarda altın rengi üzümler, kışlara has küp küp turşular. Kış gecelerinin ikramıydı karlı pekmezler. Patlamış mısır, kavrulurken odaya kokusu yayılan nohutlar. Çatı arasına serilmiş muşmulalar, elmalar, ayvalar. Külde gömülerek pişirilmiş ayvalar sıcacık haliyle kış hastalıklarını bile tedavi ederdi. Kokuları evlere sinerdi. Perşembe günleri konu komşuya mutlaka hediye verilirdi. "Küreci Elması"nın yağı kabuğuna vururdu. Kütürt! diye ısırınca kendine has kokusu da tadı da içimize akardı. Cücem eriğinin hoşafı, haşhaşlı böreğin yanında şıra gibiydi şıra. Ye babam ye! Her gıdanın damak şaklatan bir güzelliği vardı velhasıl.
Sonraları güveyiler kayınvalidelerine yörede "kaba şeker" diye bilinen Konya şekeri getirmeye başladı. Çocuklara renk renk türkülere bile konu olan halkalı şekerler. Bizim yörede halkalı şekere kendilerince bir isim takılmıştı, Kolba (kolbağı ) şeker. Bilezik gibi çocukların kollarında gezerdi şekerler. Çocuk dayanamadığı an kolundan çıkarıp yerdi. Yanaklar şeker boyasından görünmezdi. Boyaları kattığımız gün mü değişti çok şey bilmem ki..  Bir de "bitli helvası" çıktı kayınvalidelerin. Helvacı Burhan hala yapıyor bunu ama ne kadar müşterisi var sormak lazım. Çikilota paketleri sanırım daha revaçta şimdi. Velvasıl kaba şekerden, bitli helvaya ordan çikilotaya. Gelişmek diye buna denir herhalde. Meyveler desen boy boy renk renk vakitli vakitsiz yurt dışından ithal. Küreci elmasının kökünü kuruttuk. Nohut Amerikan, makarna İtalyan. Buna can mı dayanır. Dayanmıyor işte. Şekeri ayrı, kolesterolü ayrı, böbreğin taşı, karaciğerin, kalbin ritmi ayrılaştı. Başkalaştı çok şey kardeşim. Sağlık bozuldukça yeni ilim dalları aranıyor. Hastane koridorları tıklım tıklım. Doktorlar yetmiyor sıra almaya. Of of!
Çocukların uçurtma uçurmaya, seksek, dokuz kiremit oynamaya vakti yok vakti. İp atlasa.. I-ıh! İllaki tablet… İçinde türlü oyunlar. Oyunların içinde türlü türlü tuzaklar kim bilir. Vallahi gözleri kadar ruh dünyaları bozulacak çocukların. Hani okulların bahçelerinde oyun alanları. Nerde kaldı kendimize has oyun çeşitlerimiz? Tablet yarışları aldı başını gidiyor.  Obezite çağın hastalığı olma yolunda. Hımbıllık başımızın belası.  Hata kudret çocuğa su istesek duymazlığa vuruyor işi. Tekrarlasak, "kendin alamıyor musun" diyecek. Sübhanallah!..

Modernlik adı altında o kadar şey yuttuk ki…. O yüzden çocuk kalmak istiyorum belki de. Ben çocuk kalmayı sürdürdükçe gülüyordur kimileri kıskıs. Gülüşleri fark ettikçe gamlanıyorum. Gamlandıkça dertlere karıyorum. Kardıkça türkülere vuruyorum kendimi. Bu bulgur bıldır ki bulgur diye diye kendimi avutuyorum.  Eskilere dalıp dalıp gidiyorum. Daldıkça geri kafalılığımı yüzüme vuruyor kimiler. Hatta öne sürdüğüm en ileri düşlere bile  "hadi ordan" dercesine tepki veriyor masanın başındakiler. Ne yaparsınız ufkumuz bu! Hastane önünde incir agacı/ doktor bulamadı bana ilacı. . Sağlıcakla




23 Ocak 2017 Pazartesi

AŞKIN KÖŞKÜ



Halil Oral

Aklım erdiğinde hatırladığım resimler arasındadır evimizin yarım yamalak hali. Uf uf, ne evdi ama. Dillendirdiğimiz türküler kadar gerçekti her şey. Sevdalar, hasretler, acılar, ağıtlar, yokluklar, ölümler, doğumlar sevinçler umutlar hepsi iç içeydi. Tüten bir bacası vardı evimizin. Pencerenin kurumuş cam macunu çatlağından rüzgâr hücum ederdi içeri. Rüzgârın hışmını kesmek için öteberi gererdik geceleri cama. Saç sobanın kızaran karnı içimizi ısıtırdı içimizi. Sobanın öfkesi geçtikçe kaplardı ortalığı serinlik. Sobanın üstünde her daim var olan güğümün cızırtısı içlerde müziğin ritmi olurdu. Ortaya kotarılmış, tahta kaşıklar saldığımız çorbanın dumanı hep üstünde olurdu. Mis gibi kokardı çorbalar kardeşim.
Anamın beni kenarları yamulmuş galvaniz kaplı leğende yıkadığını hatırlarım bir de. Sabunun gözü nasıl yaktığını taa o günlerden bilirim. Özel mayalanmış toprakla sıvanmış duvara kireci sürdük mü aylarca temizlik kokardı evler.
Yazlık dediğimiz bölümde kirişle pamuk atar yün çırpardı anam. Döşeklere, yer minderlerine doldurdu mu bir de, huzurlu uykular çekerdik. Komşuya boş gidilmez, boş gelinmezdi. Of of!
Evimizin hemen altından Hotanlı deresi akardı. Kimi zaman bu dereye "Kaydırma" denen tuzak kurardık. Balıklar içine girdimi çıkamazdı. Balık, bayramı olurdu sofranın.
Hapmış antibiyotikmiş bilmezdik, tanımazdık. Ihlamuru, adaçayını papatyayı, akbaşlıyı kaynatır içerdik. Giysilerimiz bile ev dokumasıydı. Endüstri ürünü hiçbir şey bulunmazdı evde. Hepsi topraktan kendi ürettiğimizdendi. Huzurluyduk, mutluyduk.
Ya şimdi? Köyde tüketilen yumurta bile endüstri ürünü. Evler sanayi ürünü maddelerle kaplı. İçerdeki ozon gazı dışarı çıkacak delik bulamıyor kardeşim. Özel aşı yaptıranlar bile en basit grip salgınına maruz kalıyor. Hastaneler dolup dolup taşıyor. Operatör doktorların elinden bıçak düşmüyor bıçak. Psikiyatri kliniklerinin önü tıklım tıklım. Doğumlar normal değil. Her ne kadar ömrün uzadığı ifade edilse de çoklar mutlu değil. Mutsuzluk hepimizi kasıp kavuracak bir gün. Birkaç yaşına yeni girmiş çocuk bile sinir küpü sinir. İsteğini yerine getirtmek için hop oturup hop kalkıyor. Vardan da yoktan da anlamıyor, anlatılamıyor.
Beş- altı yaşlarımızda üretimin bir ucundan tutmasını öğrenmiştik biz. Bu yüzden bilirdik varlığı yokluğu belki de.
Şehre göçen üretimi unutuyor son yıllar nedense. Emekli olan Osman amca birkaç aileye bakmak zorunda olduğundan dem vuruyor. Ama geride bıraktığı toprağına el sürmüyor. Çınar altında oturmakla, havuz başında tünemekle olmaz ki bu iş. Ya da her gün dere boylarında olta savurmakla geçiştirilmez ki gerçekler. Vakıfların el uzattığı aileler kendi gerçekleriyle yüzleşip kendi imkânlarını fırsata cevirseler çok şey değişecek çok. Böyle şeyler yazınca sevimsiz de buluyorlar insanı. Sen kendine baksana kardeşim deyip üstüme yürüyecekler bile çıkar içlerinden. Oysa örnek alacakları o kadar çok şey var ki..Çalışmayı ibadet belleyip yapışacakları o kadar çok iş var ki.. I-ıh hazırı beklemek en kolayı. Heres şehirden kaçmak istiyor kimse köye dönmüyor kardeşim. Devletin sunduğu onca imkana, köylerde yaptığı onca yatırma rağmen hem de.

Bugünün kahramanı kendisi için de olsa bir üretimin ucundan tutandır, tutturandır. Aylaklığın esiri olanlar camilerin çehresine bile zarar verebilecek olanlardır. Üretimsiz, kıpırtısız öylesine duranlar yüzünden bıçak gün gelip dine dayanacak korkarım. Elimizde imkânlar varken hilekârların oyununa düşmemek gerek. Elimizdeki topraklar başlı başına üretim sahasıdır. İnsan demek aşk demektir. Aşkı olmayanın köşkü olmazmış. Sağlıcakla.

21 Ocak 2017 Cumartesi

Kur'an ve Ömür

Kur'an ve Ömür
Ali Semerci
 
Örnek olması açısından yazıyorum...
Kur'an ile bağım hiç kopmasın diye her ay bir sure belirliyorum ve her gün okuyorum. 
Okuyorum, kelimesini biraz açalım...
Bir sure belirledikten sonra o sureyi en güzel okuyandan dinliyorum önce. Sonra kendim okuyorum. Sesli halini aracımda ve telefonumda müsait zamanlarda sürekli dinliyorum. Anlamı da yine sesli halde hemen yanıbaşında. 
Daha sonra her gün orijinali ve anlamı ile okumaya devam ediyorum. Bütün mealleri okuyorum. Bu kısmı tamam. 
O ay için seçtiğim surenin piyasada olan bütün tefsirlerinin çıktısını alıyorum ve cebimde gezdiriyorum. Müsait zamanlarda okuyorum. Yani o sureye ait tefsirlerin tamamını bir ay içinde okuma fırsatım oluyor. 
O sure ile ilgili internette yazı ve video aratıp buluyorum ve farklı şeyler söyleyenleri dinliyor, okuyorum. O surede uygulamaya yönelik şeyler varsa (emir, yasak, tavsiye, ibret...) kafama kazıyor, aklımda tutmaya çalışıyorum. 
Peki, bu işi yaparken asıl amacım Kur'an konusunda akademik bir bilgi birikimi sağlamak mı? Bu yan etkiyi yadsıyamam ama asıl amacım Allah şahit ki, bu değil. Kur'an ile bir ömür geçsin istiyorum ve istiyorum ki, geriye dönüp baktığımda "Allah'ım ben ne yaptım, ömrüm Kur'an'sız geçmiş." diyerek pişman olmayayım. 
Pratikte ne oluyor biliyor musunuz? Eskiden dilime, duyduğum (dinlediğim değil zira şarkı dinlemeyi sevmem) şarkılar takılırdı. Şimdi Kur'an'dan hoşuma giden yahut aklıma yer etmiş parçalar takılıyor. Kendimi onları tekrarlarken buluyorum. Bu müthiş bir şey. Kur'an'nın zıddına bir şey yapacağım zaman beni frenliyor bu tekrar tekrar okuyup durduğum vahiy. Gündemim sürekli Allah ile tayin edilmiş oluyor farkında olmadan. 
Peki, zor oluyor mu? 
Bazen. Allah şahit ki, zor olmuyor çoğunlukla. 5-6 sayfalık sureler yahut uzun bir sure ise bölünmüş halde belirliyorum 10 sayfa halinde. Kaç dakikamı alır ki? 15 dakika ile 1 saat arası. Peki, okumadığım gün oluyor mu? Evet, çok kötü geçen bir günse, okuyamadığım oluyor. İşte o gün kendimi affetmiyorum ve mutlaka ertesi gün telafi ediyorum. Bu bir alışkanlık haline geliyor. Hiç acele etmiyorum. 
Bir ay bitip yeni bir aya girerken bir sure seçiyorum ve eski sureyle vedalaşmak çok zor geliyor. Her yerde okuyup durduğum o sureyi geçip gitmeyi istemiyorum. Sonra fark ediyorum ki, okuyup bitirdiğim o sureler her yerde peşimden geliyor. Hiç yokken karşıma çıkıyorlar. Öyle oluyor ki, kırk yıllık dost gibi sıcacık buluyorum onları. Hemen hatırlıyorum. Demek, ben onları bırakmış gibi olsam da onlar beni bırakmayacak. 
Bunları neden yazıyorum?
Bu bir yöntemdir vahiyden uzak kalmamak için. Bu, benim için güzel bir yöntemdir. Siz de, eğer size uygunsa yapabilirsiniz. Değilse, başka bir yöntem bulursunuz. Vahyi kendi usulünüzle okursunuz. 
En çok şunu vurgulamak isterim: Vahiysiz bir hayata razı olmayın. Vahiy bizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan yegane şeydir. Ömrünüzün sonunda bu karanlığı hissederseniz geç olur. Şimdi yapmak lazım. Dün başladım bugün öldüm diyelim. İşte bu vahiy ile geçen bir ömür olur yine de. 
Allah Kur'an'dan ve Rasülünün yolundan ayırmasın.

19 Ocak 2017 Perşembe

SÜNNETLER NE İÇİN YAPILIR?



SÜNNETLER NE İÇİN YAPILIR?
M.Uysal
Şu cümleyi hep duyuyoruz: “Şefaate nail olmak istiyorsanız sünnetleri ihmal etmeyiniz.”
Burada bir tuhaflık ve tehlike görüyorum…
Biz sadece Allah için ibadet ederiz. Yukarıdaki durumda ise şefaat için ibadet etmeliyiz şeklinde bir anlam çıkabilir. Oradaki sünnet ile kastedilen özellikle nafile namazlar ki, genellikle bu cümle Cuma namazlarından sonra söyleniyor. Nafile namazı (Sünnet olanı kastediyorum zira Allah Rasulü sünnet diyerek kılmıyordu.) Rasülullah için değil Rasülullah öyle kıldığı için kılarız. Bizim hayatımız, ölümümüz, ibadetlerimiz sadece Allah içindir. Başka birisi için değil. Rasülullah bizim örneğimizdir, uyarıcımız, müjdecimiz, önderimizdir. O’nun için değil O yaptığı için yaparız. Sünnet olan namazı sırf O’nun şefaati için yapmaya kalkışmamız durumunda ortaya bir sorun çıkar. O sorun ibadetlerin kim için olduğu sorunudur.
Belki tevil ediyorsunuz, başka türlü anlıyorsunuz, başka anlamlar yüklüyor hatta çok değişik çağrışımlarla bunu söylüyorsunuz ama cümlenin kim tarafından hangi zamanda nasıl anlaşılacağı ile ilgili bir garantiniz yok. Onlar sizin gibi anlamıyorlar belki.
Sünnetlerin gayesi Allah Rasulü’nün şefaatini hak etmek değil Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Şefaat edilecekse bile bu bir sonuç olacaktır hedef değil. Hedef Allah’ın rızasıdır.

Peki, Allah hangi şeyleri affedecek? Bunun cevabını Kur’an’da arayabiliriz. Aşağıya ilgili ayetleri çıkardım. Bütün bu af ile ilgili detaylı bilgilerden sonra daha da Allah affetmezse Allah Rasulü şefaat edecek, diye mi düşünmeliyim? Yani Allah af ile ilgili bunca şart koymuş ve bazılarını da şartsız (Dileğini affeder) bile affedecekken… Daha da kalırsa… Peki, Allah’tan daha merhametli (Rahman ve Rahim) olan kimdir? Hiç kimse. Allah neyi affetmeyeceğini de net olarak belirtmiştir ve tek şeydir: Şirk (Nisa 48. 116. Ayetler.) Geriye affettirilmesi gereken (şefaat ile affettirilmesi gereken) ne kalıyor?

Allah Rahman ve Rahim’dir.
  • ·         Bakara / 284 Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.
  • ·         Nisâ / 99 İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.
  • ·         Şûrâ / 30 Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.
  • ·         Saff / 12 İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.
  • ·         Nisâ / 48 Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.
  • ·         Nisâ / 116 Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.
  • ·         Mâide / 118 Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin» dedi.
  • ·         Enfâl / 29 Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
  • ·         Tâ-Hâ / 82 Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.
  • ·         Ahzâb / 71 (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
  • ·         Zümer / 53 De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
  • ·         Şûrâ / 37 Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
  • ·         Teğâbun / 17 Eğer Allah'a (rızası uğruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir.
  • ·         Nisâ / 31 Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.
  • ·         Necm / 32 Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.
  • ·         Ankebût / 7 İman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.

 

HIZIR HAKKINDA SORULAR


HIZIR HAKKINDA SORULAR
M.Uysal


1- Bizi Allah mı yarattı, Hızır mı?
Allah yarattı.

2- Allah'ın yardımcıya ihtiyacı var mı?
Yok.

3- Allah'ın ortağı var mı?
Yok

4- Başımız dara düştüğünde Allah'tan mı yardım isteyeceğiz, Hızır'dan mı?
Allah'tan.

5- Her yerde hazır ve nazır olan yani bizi sürekli görüp gözeten ve her an her yerde olabilen Allah mı Hızır mı?
Elbette Allah.

6- Allah son Rasül olarak Hz. Muhammed'i gönderdi ve O'nun getirdiklerinden sorulacağız. Hızır bize bir şey getirdi mi, bundan hesaba çekilecek miyiz?
Elbette hayır.

7- Hızır'ın bir cenneti veya cehennemi var mı?
Yok.

8- Allah ve Rasulü bize Hızır'la ilgili bir sorumluluk yükledi mi?
Hayır.

9- Vahiy bize Hızır ile ilgili bir bilgi ve sorumluluk verir mi?
Asla.

10- Hızır sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarabilir mi?
Bunu sadece Kur'an yapabilir.

11- Hızır size hidayet verebilir mi?
Bunu sadece Allah yapabilir.

12- Hızır sizin yaşamınız ve ölümünüzle ilgilenir mi?
Hayır.

13- Hızır size bir vaatte bulunabilir mi?
Hayır, sadece Allah vaadine sadıktır.

14- Hızır’ın sizin başınıza gelecek olan şeylerden haberi var mıdır?
Hayır, bunu sadece Allah bilir.

15- Bize örnek olarak Rasülullah mı gönderildi Hızır mı?
Elbette Rasülullah.

16- Kulunu her daim gören ve her daim yardımına hazır olan kimdir?
Allah.

17- Bizim dostumuz (Mevla) ve yardımcımız kimdir?
Al-i İmran suresine göre Allah’tır.

18- Fatiha suresinde “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” Dediğimiz kimdir?
Allah.

19- Allah’a ve Rasulüne itaat emreden ayetlerde Hızır’a itaat var mıdır?
Yok.

20- Hızır’ın kutsal olduğunu Allah mı Rasulü mü söylemiştir?
Kimse söylemedi.

21- Allah, benimle birlikte Hızır’a ve evliyalara da dua edip yalvarın, dedi mi? Hatta Rasülullah’a yalvarıp O’ndan yardım isteyin, dedi mi?
Asla demedi.

22- Allah’ın bize verdiği haberlere mi inanalım yoksa atalarımızın yazdığı kitapların verdiği bilgilere mi?
Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?

Bütün bunlara rağmen sevgili kardeşim sen bu kutsallaştırmayı hangi delile dayanarak yaptın ve neye göre kim olduğu bile belli olmayan muhayyel bir şahsı kutsal ilan ettin?

Sevgili kardeşim Allah seni Hızır ile ilgili asla sorumlu tutmayacak ve bunu imanın da ahlakın da konusu yapmayacak. Yalnız, sen Allah’ın hakkında delil indirmediği bir muhayyel şahsı tanrı seviyesinde kutsallaştırır ve ondan yardım umarsan yahut en azından bu insanüstü güçlerin onda var olduğuna inanırsan sana fena bir hesap sorulur mu? Evet…

6 Ocak 2017 Cuma

Teröre ve terörün sahibine manifesto!

Teröre ve terörün sahibine manifesto!
https://youtu.be/0HQtCJZkzow


Bu program Alternatif Radyo'da hafta içi her gün 10.00 yayınlanmaktadır.
Alternatif Gazete

30 Aralık 2016 Cuma

MEKKE’NİN FETHİNİ NASIL KUTLAMALIYIZ?


MEKKE’NİN FETHİNİ NASIL KUTLAMALIYIZ?
M.Uysal
-Muhterem Hocam, Mekke'nin fethini nasıl kutlamalıyız?
-Değerli evladım, gel beraber yazalım da hem sen müstefid ol hem de kaari istifade etsin.
-Buyurun Hocam.
-Evladım, öncelikle Mekke önemli bir beldedir Müslümanlar için. Bundan dolayı fethi de çok önemlidir.
-Fethedildi Hocam.
-Biliyorum evladım, biliyorum. Her yıl mütemadiyen bu sene-i devriye hatırlanmalıdır.
-Peki, Hocam Mekke’yi fetheden de sene-i devriyesinde kutlama yapmış mı?
-Hım, rivayetlerde böyle bir şeyin vaki olduğuna dair bir malumat olmamasına rağmen biz bunun güzel bir şey olduğunu düşünüyoruz.
-Anladım Hocam.
-Mekke’nin fethinin kutlanması yeni fetihler yapacak insanların olmayışı yüzünden çok önemlidir. Biz fetihlerden başımızı kaldırıp eski fetihleri kutlama fırsatı bulamıyorduk. Şu an yapacak pek bir işimiz olmadığına göre Mekke’nin fethini kutlamalıyız.
-Hocam daha nasıl kutlayacağımız bölümüne gelemedik.
-Geleceğiz evladım, önce bir girişimizi yapalım hele. Ne diyorduk, çok önemlidir bu fetih günü.
-Hangi gündür Hocam?
-Miladi yılbaşıdır evladım.
-Hocam, Vakıdî ve İbn Sad 11 Ocak 630 falan diyorlar.
-Evladım, az sabret. Elbette yılbaşında fethedilmedi Mekke fakat Müslümanlar miladi yılbaşında Hıristiyan ve paganların ortak tarihlerine uymaya başladıklarından beri böyle yapıyoruz bizde.
-İyi de hocam nihayet bir yılın sonu bir yılın başı, bırakın eğlensinler.
-Elbette, dileyen dilediği gibi eğlenebilir. Bu işin bir sorumluluğu var Allah katında. O akşam Mekke’nin fethi anma gecelerine katılmayıp pagan ve Hıristiyanlara benzemek isteyen benzer, bize benzemek isteyen de bize benzer.
-Hocam, Mekke’yi fetheden Müslümanlardan Hıristiyan ve putperest paganlara benzemeye çalışan Müslümanlara nasıl geldik?
-Bunu sonra konuşuruz evladım. Meselemize dönelim, nasıl kutlayalım?
-Nasıl kutlayalım Hocam?
-Evvela akşam namazından sonra Fetih suresini dokuz defa okumalıyız.
-Neden dokuz defa, diye sormayacağım Hocam sadece Fetih suresinin konuyla alakasını soracağım? Mesela biz her kötü olayda geceler boyu Fetih suresi okuyoruz, suresinin içinde ne yazıyor?
-Değişik konular var işte. Buraya takılma, oku işte. Bölme konuyu. Sonra şöyle yapıyoruz: Minik minik kabe maketleri yapıyoruz ve etrafında dönüyoruz.
-Hocam Kabe maketleri, dediniz yani çoğul.
-Evet, sıkıntı yok. Evdekiler de dönmek isterlerse herkese bir tane Kabe maketi olsun ki, rahat edebilsinler. Kabe maketlerinin etrafında döndükten sonra minik askerleri alıyoruz ve onlara bordo sarık takıyoruz.
-Hocam, haydi sarığı anladık da neden bordo?
-Evladım zaman değişti, şimdiki askerler bordo sarıklı olmalı. Her neyse bordo sarıklı minik askerlerle Kabe maketinin olduğu yere doğru ilerliyoruz ve temsili olarak o bölgeyi fethediyoruz.
-O güzelmiş, keşke bunun kutu oyununu falan yapsalar. Herkes bordo sarıklı asker yapamaz neticede.
-Bak bu güzel fikir evladım. Bunun bizim oyuncak sanayine çıtlatalım yapsınlar. Her neyse sonra ailecek fethedilmiş bölgede umre yapıyoruz.
-Hocam çok merak ettim evde İstanbul fethi kutlamasını nasıl yaptıracaksınız?
-Sırası değil, şimdi konumuz başka. Sonra en güzel sesli hafızların youtube üzerindeki videolarını açıp bir de oradan Kur’an dinliyoruz. Alt yazılı meal verenleri var, çocukların kafası karışıyor biraz anlayınca sorup duruyorlar alt yazısız olanlarını açıyoruz ki, tam bir vecd içinde Kur’an dinleyebilelim. Sonra fetih kutlamalarına biraz ara verip çay ve hurma yemek için köşemize çekiliyoruz.
-Hocam, hurma ramazan dışında pek bulunmuyor.
-Yılbaşı kutlamak için hindi buluyorlar ama, bunu da bulsunlar. Her neyse, kurabiye de olur.
-Hocam bunlar çok zahmetli şeyler, ailecek camiye ve salonlara gitsek hem orada her şey hazır kutlar geçeriz.
-Densizler, hiç camide Mekke fethi mi kutlanırmış? Alıştıracaksınız milleti böyle şeylere sonra uğraş dur. Üstelik daha Mekke’nin fethi kutulu oyun yaptıracağız bunu kime satacağız o zaman?
-Hocam, şu bordo sarıklılar meselesi çok kafama takıldı konuyu biraz açsanız.
-Boş ver, önce Mekke’yi tekrar keşfedelim.
-Hocam Muharrem Abi dedi ki, bu İngilizler Kabe’nin yönetimini ne Sünnilere ne Şiilere vermiş. Gitmişler onu da yeni mezheplerden birine vermişler. Böylece kimse Kabe üzerinde söz sahibi olamasın ve aralarında çekişip dursunlar da gavura ilişmesinler… Gibi şeyler söylemişti. Bu nasıl şeydir?
-Bre densiz, Mekke’yi fethettiğimiz bu günlerde o nasıl konuşma öyle. İngilizler kim oluyor da Mekke üzerinde söz sahibi oluyor?
-Hocam, sanki Mekke esir gibi duruyor tekrar fethedilmeyi bekliyor kalplerimiz gibi.
-Evladım, Noel’den uzak dur Mekke’nin fethini kutla gerisine karışma.
-Hocam, ne zaman başkalarını dinlesem kafam karışıyor aslında hep sizi dinlesem kafam hiç ağrımayacak.
-Aferin evladım, işte böyle.

Kıpırdama - Kısa Film

Kıpırdama
Kısa Film
Senaryo ve yönetmen: İsmail Fazıl Atabay
Oyuncular: Samet Dağ
Raşid Kaptan
Burak Tunçbilek
Fatma Demir
Göksu Karagöz
Betül Sağlam
Mehmet Emre Bulun
Mustafa Kızmaz
Ve Macit Çevikalp
Yardımcı yönetmen: Emre Zeyrek
Yapımcı: Mustafa Uysal
Yapım: Edebya-İFAsnt

MANŞET

Lokman Suresi Kısa Film

Lokman Suresi Kısa Film "İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir." (Lokman 2) Kendisine hikmet verilmiş olan Lokm...